|
BİLİM FELSEFESİ NEDİR?
Bilim ve Bilim Felsefesi deyince,
nedense işi bilim yapmak özel uzmanlık alanları olan
bazı insanların meselesini anlıyoruz. Bu yüzden bilim meselesi söz konusu
olduğunda, kendimizi bir kenara çekiyor, mesele birden
"Başkalarının meselesi oluveriyor. Oysa, bilimin konusu olan kâinat hiç
uzağımızda değil; bilim felsefesinin mânâ
landırmaya çalıştığı mevcudatla biz de içiçe
yaşıyoruz.
O halde, ilim meselesi bize bir
çakıl taşı kadar yakın, bir yaprak kadar
tanıdık. Bilimsel
bakış açısı, dilimizin altına
sakladığımız kelimelerimiz kadar derdimiz; tâ gözümüzün
ucunda, kalbimizin mahfi inkılâblarında gün yüzüne çıkabilen
sürekli bir problemimizdir.
Sözgelimi içimizde mektep görmüş
olanlara bilimsel metodun nasıl bir şey olduğu şöyle bir
deneyle anlatılmıştır:
İki tane küçük saksı
çiçeği alırsınız.
İkisini yan yana koyar, birini düzenli olarak sular,
diğerine hiç su koymazsınız. Derken çok geçmeden deneyinizin sonucu ayân olur:
Suladığınız çiçek dipdiri dururken sudan mahrum
bıraktığınız çiçek solmaya yüz tutmuş hatta
ölmüştür. Eğer bilimsel
metoda sadık kalacaksanız, bu deneyi yapmış biri olarak
sizden şunu demeniz istenir.
Bir bitkinin hayatta
kalmasının sebebi (veya sebeplerinden biri sudur. Çünkü su olmasaydı çiçek hayatta
kalmayacaktı.
Sanırım bu son cümleyi hiç de
yadırgamayacaksınız.
Bu cümle, hernekadar, özel bir bilimsel yöntemin sonucu olsada
gündelik hayatımızın tâ ortasında tekrarlanır
durur. Meselâ, çocuğunu kendi
maddi imkanları ile büyütmüş, okullara göndermiş ve bir
ölçüde fedakârlık etmiş bir baba bir gün gelip, "Oğlum
ben olmasam sen bugünlere gelemezdin" derken, hükmünü hangi gözleme
göre veriyor acaba? Ya da tam
ölümün eşiğinde olduğunu sandığı bir gün
kendini "başarılı bir ameliyatla hayata döndüren"
doktoruna minnettarlığını ifade eden hasta hangi
yöntemle bu sonuca varmıştır dersiniz?
Meselâ, kendini denizde
boğulmaktan kurtaran arkadaşına yıllar boyu
"hayatımı sana borçluyum" diyen bir köylü
delikanlı modern bilimin dilini konuşuyor olmasın?
Şimdi dilerseniz yukarıdaki
küçük deneyden çıkardığımız sonucu bir
inceleyelim: "Çiçeğe hayat veren sudur." Bu hüküm olumlu bir
hükümdür. Yâni, suyun
varlığında, çiçeğinde hayatının
olacağı varsayılır.
Oysa, bu sonuca delil olarak kullandığımız
gözlemimiz daha farklı bir yapıdadır: Su verilmeyince çiçek
öldü. Bu gözlem ise olumsuz bir
gözlemdir. Yâni, suyun
yokluğunda, çiçeğin de hayatının olmadığı
gözlenmiştir. Peki, her iki
tarafı da olumsuz olan hükümden, her iki tarafı da olumlu olan
bir başka hükme varılabilir mi?
Yâni, "su çiçeğe hayat verir"
sonucuna götürür mü?
Bir şeyin yokluğu, tek
başına bir başka şeyin yokluğuna yeter sebep
olabilir, doğru. Nitekim,
çiçeğin hayatını kaybetmesi için, suyun yokluğu tek
başına yetmektedir.
Deneyimizde gözlemlediğimiz de buydu. Ama, bu gözlemimizden yola çıkarak
vardığımız sonuç daha farklı bir şeydir:
"Su çiçeğe hayat verir."
Diğer deyişle, suyun
varlığı, tek başına, bitkinin hayatının
varlığı için yeter sebeptir. Peki öyle mi?
Su gibi bir şeyden hayat vermek
gibi biz akıllı insanların bile yapamadığı,
yapmak bir tarafa anlayamadığı bir işi,
akılsız, kör, nereye istersen oraya akan iradesiz bir
şeyden, sudan bekleyebilir miyiz?
Ne dersiniz, ben olamasam bu
yazıyı okuyamayacaktınız diye, şimdi size bu
yazıyı ben mi okutuyorum?
Şimdi gözlerinize fer veren kim? Şimdi hâfızanızı, aklınızı
işleten kim? Nasıl hatırlıyorsunuz
harfleri? Şimdi kalbiniz kimin
elinde bir yumulup bir açılıyor?
Ama bir "ben olmasaydım ..." bir "o
olmasaydı...", bir şunlar şunlar
olmasaydı..." sözü, bu soruların hepsini unutturmaya yetiyor
bile.
Galiba, kimi cevapları, sorusunu
sormasını unuttuğumuz için bilmiyoruz.
Gerçeğe Doğru-3
|