::17
Agostos Gercegi::
|
Bu anlatilanlar ne kadar
gercek bilmiyoruz , belki anlatan sahsin akli bir takim problemleri var ,
bunlar bizim icin tamamen mechul olaylar. Ama bolge insaniyla
konusuldugunda herkesin hem fikir oldugu bir konu var ki , bu depremin
gercekte deprem olmadigi. Peki degildiyse neydi ? Iste insanlarin uzerinde hem
fikir oldugu sey , bilim ne derse desin , Bu
deprem kesinlikle bir deprem degil , kiyametten farksizdi . Evet aciklamalar boyleydi surekli. Dogal afet bir yana , boyle
bir zamanda bile insani afetin o cirkinligini gozler onune seren ,
serefsizligin prim yaptigini sanan insanlar da is basindaydi o gun. Calmayi ,
cirpmayi maharet sanan , boyle bir gunde insanlarin acilarini somuren insani
afetler . Bu depremi yasamayanlar
olaylari o haliyle basindan duydular. Ama gercekten oyle olup olmadigi tartisilir.
Kitaplar yazildi , gorgu
taniklari dinlendi , olayi yasayanlar malzeme olarak kullanildi. Fakat
sirlariyla gecmiste kaldi artik. Unutmak zorunda oldugumuz aci gerceklerdi. Ama unutmayacagimiz bir gercek
var ki , o da Devlet gercegi. Bunu unutturmayacagimiza soz
veriyorum. |
17
Agustos DEPREMININ ( YAPAY Bir DEPREM !!! ) Dehset Verici GERÇEGI ! Emekli Bir Subayin Agzindan ; Saat gecenin üçüydü ve
insanlar can havliyle kendilerini evlerinden disari atarken sanki bir
kiyameti yasiyor gibiydiler. Belkide
insanlarin çogu, ölümün kendilerine ne denli yakin olabilecegini ilk defa bu
denli yakindan gördüler. Donanma
komutanliginin görkemli devir teslim törenine mütakip, deprem hiç beklenmedik
bir zamanda, ansizin çikagelmisti.
Iki firkateyni gece boyunca aydinlattigi orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralik havai fiseklerin
aydinlattigi Gölçük semalari bir kaç saat sonra bilimadamlarinin "deprem
isimasi" dedikleri ancak hala ne oldugu tam olarak anlasilamayan bir
sey"le aydinlandi. Bir kaç saat
sonra, o unutulmaz ugultunun ardindan bütün Türkiye derin uykusundan
uyandi. Binalar birbiri ardina
devrilirken, ölüm binlerce insani ayni anda yakaliyordu. Devlet hazirliksiz yakalanmisti. Binlerce insan, teknik yetersizlikten
ötürü enkazlarin altinda günlerce bir kurtarici beklerken öldüler. Kisa süre sonra kamuoyu hummali bir
tartismanin içinde buldu kendini.
Binalarin depreme dayanikli yapilmayisi, fay hattinin üzerine yerlesim
alanlarinin kurulmasi gibi argümanlar sikça duyulan seylerdi. Televizyon kanallari tartisma
programlarini depreme ayiriyorlardi.
Bu sirada deprem anini yasayan insanlar depremle ilgili enteresan
seyler söylemeye basliyor; kamuoyu tam olarak anlam veremesede iddialari can
kulagiyla dinliyordu. Enkazdan
kurtarilan bir bayan Ali Kirca'nin yönettigi Siyaset Meydaninda sunlari
söylüyordu. "O gece ne oldugunu
bilmiyorum ama bildigim bir sey varki bu depremden farkli bir seydi. " Iddialara yenileri
ekleniyordu. Depremden hemen önce
Gölcük'ten Avcilar'a kadar genis bir alanda görülen "ates topu" ile
ilgili bilimsel bir açiklama yapilamiyordu.
Bazi bilimadamlarinin görülen ates topunun "deprem isimasi"
oldugunu söylemelerine ragmen, neden diger depremlerde de benzeri bir isima
yasanmadigi sorusunun cevabi net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile, bu da sadece bir tezdi ve
geçerliligi de en fazla diger tezler kadardi. Bu arada depremin neredeyse iki hafta önce elime geçen bir
dergide yer alan ifadeler oldukça ilginçti.
Depremin merkez üssünün Gölcük Donanma Komutanligi oldugunun resmen
açiklanmis olmasi, dergide yer alan ifadeleri daha da sasirtici
kiliyordu. Depremin merkez üssünün
Türkiye Cumhuriyeti'nin bagmsizliginin sembolü olan bir askeri üs olmasi
kuskusus ilginçti. Furkan dergisinin
Temmuz sayisinda, yer alan ifadeler aynen söyleydi: "Mesela basina
verilmeyen, ancak istihbarat kapsaminda edindigimiz bilgilere göre, Gölcük
askeri tesislerinde oldukça garip olaylar meydana gelmektedir. Kapilar kendi kandine açilmakta, mühimmat
depolari içinde, siyahi ziyaretçiler görülmekte, arabalar durduk yerde
çalismakta..." Bu dergide yer alan ifadeler, depremden tam bir ay önce
yazilmisti. Gölcükte neler
oluyordu.? Kocaeli depremi dogal bir
afetmiydi.? Yoksa suni yaratilmis
olabilirmiydi.? Bu konuda hemen
deprem sonrasi bir takim teoriler ortaya atilmaya baslandi. Kimine göre Ruslar bomba patlatmisti ve
buda depreme neden olmustu.
Kimileride Yugoslavya'ya atilan bombalarin yerkabugunun dengesini
bozmasi sebebiyle depremin gerçeklestigi söylüyordu. Hatta bazilarina göre bu isi PKK bile
yapmis olabilirdi. Nitekim CNN
televizyonu Basbakan Bülent Ecevit ile yaptigi bir reportaj sirasinda böyle
bir soruyu sormakta herhangi bir beis görmedi. Kimide bunun baska bir terorist örgütün isi oldugunu veya uzay
arastirmalarinin bir parçasi oldugunu söylüyordu. Ancak bu teoriler arasinda en akla yatkin olan Feture Times'da
yayinlana arastirma dizisinde yer alan hikayeydi. Bu seneryoya göre, San Andreas fay hattinda meydana gelebilecek
büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar verecegini bilen ABD,
yer kabugundaki degisimleri izliyerek, daha deprem olusmadan tektonik
katmanlar arasinda artan basinci degisik noktalardan patlatip bosaltarak,
büyük depremi küçük depremler haline dönüstürmenin yolunu bulmustu. Yillar önce Sirp asilli Amerikan
bilimadami mucit Nicola Tesla tarafindan gelistirilen bu "düsük
frekansli elektromanyetik isinimla yüksek enerji nakli" teknigini, hem
Ruslar hemde Amerikalilar uzun zamandir bir silah olarak kullanmanin yolunu
ariyorlardi. Bu yöntemle çok uzaktan,
hatta uzaydan genis alanlarda tahribat yapabileceklerdi. Ancak Pentagon yillardir çok güçlü bir
silah gelistirmek amaciyla üzerinde çalistigi bu projeyi, bir yandan da
barisçi "deprem indirgeme" sistemine uygulamak suretiyle tepkileri
azaltmayi ve fonlama devamliligini saglamayi amaçliyordu. Bu nedenle proje önce Avusturalya'nin
çiplak ve seyrek nüfuslu kirsal bölgelerinde denendi ve gelistirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde
denenmesine geldi sira. Degisik
zamanlarda Kafkaslar'da Okyonus tabaninda ve Güney Amerikadaki Ant daglarinda
tektonik uyarilar verilmek suretiyle endüktif deprem yaratma konusunda büyük
adimlar atildi. Bu arastirmalar Amerika'da
HAARP ve diger askeri tesislerin kumanda merkezlerinden yürütülüyordu. Bu arada Türkiye, Japonya ve benzeri
deprem bölgelerinde sismik ag sebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik
verileri saniyesi saniyesine devasal bilgisayarlarin kayitlarina gönderilmeye
baslandi. Üniversiteler ile ortak
projeler gelistirilerek yüzlerce bilim adamina Amerikada deprem konusunda
arastirma yapma bursu verildi. Ancak
projenin gizliligi esasti. Bu nedenle
tüm iliskiler paravan arastirma kurumlarinca yürütüldü. Ancak zaman zaman bilgi sizintisina da
olanak verilerek halkin bu konuda genel fikri olmasi istendi. Kobe'de ve daha baska yerlerde meydana
gelen depremlerin arkasindaki gariplikler halkasi bu sekilde bazi çikar
gruplarini, töre ve mafya örgütlerinin isi gibi gösterilmek istendi .Bundada
büyük ölçüde basarili olundu. Ve gün
geldi bu sistem Türkiye'de denenmek istendi.
Bölge zaten bu amçla yillardir sismik espiyonaj altindaydi. Nitekim gelismeleri dikkatle takip edenler
depremden hemen sonra milli istihbarat teskilatinin girisimleriyle türk
telekomun Türkiyenin sismik bilgilerini Pentagona ileten nato üssünün
iletisimini nasil kestigini hatirliyacaklardir. ABD'nin asil hedefi kuzey anadolu fay hattindaki deneyden elde
edecegi bulgulari San Andreas fay hattinda uygulamaktir. Bu iside çok yüksek askeri gizlilik
tasidigindan yürütme isi Israilli uzmanlara verilmistir. Gerekli makina ve donanim gizlice
denizaltilarla Gölcük üstüne getirilerek yeralti-denizalti korunaklarina
kuruldu. Türk makamlari durumdan
detay baz''a haberdar degildi. Bunu
Israillilerle yürütülen askeri tatbikatin bir parçasi olarak düsünüyorlardi
belki de. Israil'le Amerikalilar gece
sartlarinda elektro sismik haberlesme tatbikati yapacaklardi. Deney basarili olacagindan sonunda kimse
normaldisi bir seyin oldugunu farketmeyecekti. Bu amaçla Gece Sahini Tatbikati'niin (Operation Night Hawk)
saat 03:00'te baslamasi planlandi.
Gece saat tam 03:00'te dügmeye basilacak ve Gece Sahini devreye
alinacakti. O an uzay filmini andirir
devasal cihaslar çalismaya basliyacak ve 1-2 dakika içinde de olusturduklari
muazzam enerjiyle Marmara'nin altindaki tektonik tabakayi zayif yerlerinden
kirip, aylardir olusan basinci disari atacaklardi. Böylece büyük bir deprem önlenmis olacakti. Ama o gece sabaha karsi bir seyler yanlis
gitti. Ve beklenen
gerçeklesmedi. Hersey bir anda olup
bitmisti. Doga kendini yönetmeye
kalkanlardan bir kez daha intikam almisti.
45 saniye süren deprem, beklenenin 10.000 kat üstünde bir güçle
gelmisti. Heryeri bir anda yerle bir
etmisti. Zayiflayan ve titreyen
elektrikler az sonra geri geldiginde, gece saat 03:05'I gösteriyordu. Daha bir kaç dakika öncesine kadar
korunagin içinde sampanya patlatmayi bekleyenler, simdi korkudan buz gibi
donmus, hareketsiz ayakta duruyorlardi.
Kimsenin agzini biçak açmiyordu.
On binlerce insan, çoluk çocuk, o an enkaz altinda can çekisiyor veya
cansiz yatiyordu. Bu düsünce ile
hepsi ürperdi. Bu tarihin en büyük
felaketiydi; hemde insan eliyle yaratilan...
Sessizligi Israilli komutanin buz gibi emri bozdu: "Lets
pack! We're moving out! Call operation Q! Right now! Immediately! Stop
whinning! Move, move, move!"
(Toplanin! Kaçiyoruz! Q planina geçiyoruz... Simdi..
Hemen! Hadi, hadi!!!) Iste o
andan sonra çantalardan çikan "Q plani çalismaya basladi. Ilk önce bölgedeki tüm haberlesme ve
elektrik enerjisi felç edildi.dakika içinde Israil baskani Barak ve Birlesik
devletler Baskani Clinton ile irtibat kuruldu. O anda Israil'de Ben Gurion'un Lod askeri havaalanindan 4 adet
savas uçagi esliginde 2 nakliye uçagi havalaniyordu. 2 dakika sonra da Israil Deniz Kuvvetleri
ve NATO Güney Deniz Saha Komutanligina bagli tüm birlikler DEFCON-4 acil
durumuna geçirildi. Amerikan 6'nci
filosuna bagli gemiler de rotalarini Istanbul'a çevirmek için Pentagon'dan
emir aldilar. Bu arada ilginç bir sey
daha olmustu. Depremle ilgili
haberler birbiri ardina gelirken, bir haber önce görünüp sonra kayboldu. 20 Agustos Cuma aksami televizyonlar bir
Israil uçaginin Ataköy açiklarinda denize düstügünü duyurdu. Ancak bir süre sonra haber kesildi ve
uçagin akibeti ile ilgili bir daha haber alinamadi. Olaydan bir gün sonra Deniz Kuvvetlerinden bir dostum beni
aradi ve bu olayda bir takim soru isaretleri bulundugunu, bu konunun perde
arkasini arastirmami rica etti. Kisa
süre sonra ulastigim bilgiler, gerçekten ilginçti. Uçak, düstükten kisa süre sonra teknesiyle o sirada Ataköy
açiklarinda olan balikçi Abdullah kaptan tarafindan kurtarilmisti. Abdullah Kaptan olayi su sekilde
anlatmisti: "Uçagin düstügünü görünce derhal yardima gittik. Uçagin kanatlari yara almisti. Hemen uçagi bagladik ve Zeytinburnu
limanina çektik. Tesekkür beklerken
küfür yedik. Ne oldugunu bile
anlamadik." Bu konu o gece o bölgede görev yapan Sahil Güvenlik 4. Botunun sorumluluk alanindaydi. Arastirmalar Sahil Güvenlik'in bu konuyla
ilgilenmedigini ortaya çikardi. Olay
yerine gelen televizyon ekipleri ise sasirtici bir sekilde çekim yapmaktan
vazgeççmislerdi. Daha sonra uçagi
Zeytinburnu'na yanastiran balikçi Abdullah Kaptan olayi Kumkapi'daki Gümrük
muhafazaya iletti. Kisa süre sonra
tutanak tutuldu. Ancak Gümrük
muhafaza da tutanak tuttuguna pisman oldu.
Uçagin sahibi Israil asilli biriydi.
O gece ne oldu ise bir türlü anlasilmadi. Deprem için 1900'lerin basindan beri Nicola Tesla adindaki Sirp
asilli bilimadaminin bulusu olan "elektromanyetik endüksiyon
teknigi" (Tesla makinesi) kullanildi.
Tesla makinesi'nin nasil çalistigi hala bir sir, ama Amerikalilar'in
uzun zamandir bu makine üzerinde çalistiklari biliniyordu. Tesla, ilk olarak ilkel
bir düzenek ile 1908 yilinda Sibirya'da Tsunga bölgesinde bir deney yapmis ve
burada meydana gelen patlama sonrasi olusan çevre tahribati korkunç
boyutlardaydi. Hirosima'nin 40.000
katina yakin enerji açiga çikmisti.
Patlamanin etkisi kilometrelerce kare alana yayilmisti. Ancak ortada en ufak bir krater veya metal
kalintisi yoktu. Bu durumda bir
göktasinin düsmüs olmasi ihtimali ortadan kalkiyordu. Bilimadamlari Tsunga'da ne oldugunu hala
tam olarak çözmüs degillerdi. Ancak
yillardir Avustralya'da karada, açik arazide ve Kaliforniya'da da suüstü ve
sualti askeri tesislerde bu deprem (Tesla) makinesinin denenmekte oldugu da
sir degil. Buradaki garip tabiat
olaylari ve sik sik olan depremler ile bilgiler internetteki sitelerde bile
yer almakta. Ancak baslangiçta askeri
amaçli olarak gelistirilen bu acayip doga silahi daha sonra kaynak sorunuyla
karsilasinca barisçi amaçlarla da kullanilacak sekilde adapte edildi. (Tipki atom bombasi ve TNT gibi.)
Makinenin Kaliforniya'da San Andreas fay hattinda olacak muhtemel bir deprem
öncesi kullanilmasi düsünüldü. Tesla makinesi
sayesinde fay hattindaki enerji birikimi çok yüksek düzeylere çikmadan,
gerilim daha küçükken, suni depremlerle desarj edilerek bosaltilacak ve
böylece büyük deprem önlenecekti.
Ancak teorinin denenmesi ve deneylerle gelistirlmesi gerekliydi. Hata ve kusurlarin asgeriye indirilmesi
sartti. Bunun içinde San Andreas fay
hattina benzeyen fay hattiyla, çatal yapan fay gruplarina ihtiyaç
duyuluyordu. Bu fay grubu ise Türkiye'deki
Kuzey Anadolu fay hattiydi.
Geometrisi ve jeolojik yapisi ayni San Anderas karakterindeydi. Kuzey Anadolu fayi, tipa tip birbirine
benziyordu. Bu fay üzerinde yapilacak
bir ön desarj deneyi Kaliforniya'daki gelecekte olacak depremler için çok sey
ögretebilecekti. Amerika bu amaçla
yillarca deney yapti; bu ve buna benzer deprem bölgelerinde. Pentagon açisindan da bulunmaz bir nimetti
bu. Bu suretle hem projeye masum bir
kilif bulunuyor. hemde finansman için
yeni kaynaklar saglaniyordu. Ancak
yinede toplu imha silahi olma özelligi ile bu makine askeri nitelikteydi ve
onunla ilgili hersey "Çok gizli" damgasini tasiyordu. Iste Amerikali'lar bu nedenle Izmit'teki
fay hattindaki hareketleri ve enerji birikimini büyük bir gizlilik içinde,
herkesten habersiz ama çok yakindan takip ettiler. MTA'nin ve diger jeolojik ölçüm kurumlarinin verilerini
inceleyerek ve uzaydan bölgeyi izleyerek burayi adeta abluka altina
aldilar. Son gerilimi de böylece çok
önceden haber aldilar. Ancak ABD'nin
bölge ile ilgili bu hareketliligi ne kadar gizli olursa olsun bazi kaynaklara
sizmasini engelleyemedi. Kanadali bir
bilimadami her nasilsa bu gizli verilere ulasarak, bölgede bir deprem
olacagini ve bunun için bölgenin takip altina alindigini anladi. Ve bunu kendi amaçlari dogrultusunda
yaklasik 48 gün ve 240 km hata ile yayinladi. Ancak ne bu bilimadamina, ne de yayinina daha sonra nedense
kimse dikkat etmedi. Izlenen bu
enerji birikimi bir süre sonra depreme neden olabilecek büyüklüge erisecek ve
belkide Istanbul'u da tehdit edecek hale gelebilirdi. Bu noktada, Amerikalilar acaba konuyu Türk
makamlarina haber vermislermiydi.?
Ama o gece Gölcük'te askeri tesiste ve Marmara denizinde bu Tesla
makinesi kurulmus ve çalismaya hazir hale getirilmisti bile. Türk makamlarina acaba bilgi
verilmismiydi. Yoksa Türk makamlarina
Istanbul'da olabilecek bir depremin basincini azaltacak bir askeri sistemi
deneyeceklerini mi söylemislerdi.?
Yoksa bunun rutin bir askeri durum oldugunu mu düsünüyorlardi.? Bu sorularin cevaplari hala bir sir. Gölcük Donanma
Komutanligi'nda görevli asker, astsubay ve subaylar, Donanma karargahinda
garip birseyler oldugunu farketmislerdi.
Bu konuyla ilgili bilgiler de nasil olduysa yukarida ismini
zikrettigimiz dergide yer almisti.
Peki Israil askerlerinin bu projedeki yeri neydi.? Israilli askerler ve üst düzey subaylar o
gece Gölcük'te ne ariyorlardi.? Bu
devir teslim töreni her yil yapilan rutin bir ulusal törendi. Uluslararasi bir kimligi yoktu. Ama Israil subaylari ve üst düzey
yetkilileri oradaydilar.! Bunun
nedenini simdi çok daha iyi kavrayabiliyoruz. Onlar oradaki Tesla makinesini kurmak ve çalistirmak ve onun
gizliligini korumak ve her ihtimale karsi bir seyler ters giderse onu imha
etmek için oradaydilar. Bizimkilerin
ise bir seyden haberi yoktu. Bize
güvenende yoktu zaten. Is Israil'e
ihale edilmisti. Ancak o gün nedense
hiç kimse Israillilere, bugüne kadar hiç katilmadiklari bu devir teslim
törenine neden katildiklarini sormadi.
Ya saskinliktan yada telastan, enkaz altinda kaç Israil askerinin
öldügü, kaçinin yaralandiginida soran olmadi. O felakette kaç Israil askerinin öldügünü ne Genelkurmay
yayinladi ne de Israil böyle bir bilgi açiklamak nezaketinde bulundu. Herkeze verdikleri imaj ise oraya bize
yardim için geldikleri seklindeydi.
Hemen bir hastane kurdular.
Yaralarimizi sarmaya yardimci olmak için daha sonra o bölgede bir
yerlesim merkezi kuracaklarini açikladilar.
Neden.? Esas amaçlari enkaz
altindaki askerlerini ve önemli askeri malzemeyi çikararak götürmekti. Gerisi paravan operasyondu. Bizde "Bak su Israil'e, helal olsun,
hemen yardimimiza kostu." diyerek sevindik. Deprem neden gündüz bir saat'te degilde çok ilginç bir sekilde
gece tam 03:02'de oldu.? Sanki 03:00
saati depremin baslamasi için özel olarak seçilen bir saat gibi. Böyle geç bir saatte olacaklari kimsenin
görmesi olasi degil, gözlemci riski ise en az düzeyde. Tipki bir askeri operasyonda oldugu gibi
sanki talimatlara saat tam 03:00 olarak giren
baslangiç saatinde yesil isik yakilmis ve Tesla cehennem makinesi yer
altindaki siginakta ve deniz altinda çalismaya baslamisti. En geç 1-2 dakika içinde de gücü en üst
düzeye ulasmis olacakti. Aynen de
öyle oldu. Makine gürültüyle enerji
toplamaya baslamisti. Bu sirada,
Avusturalya'da ve okyonus'ta bu tür suni depremler öncesinde görülen elektrik
bosalmasi, hava yarilmasindan olusan isiklar ve patlamalar olustu
atmosferde. Ve arkasindanda makinenin
bosalmasi ile birlikte yer yarildi ve olusturulan enerji dogaya
aktarildi. Ancak hesapta doganin
oyunu yoktu. Olusan deprem hem
beklenenden çok uzun süreli, hemde çok daha güçlü çikti. Siddeti 7.4'e ulastiginda Amerika'da
aletler 7.8'I gösteriyordu. Ve büyük
bir patlama ile hersey kontrolden çikti.
Tesla deprem makinesi, depremin enerji gerilimine dayanamayip
parçalandi ve ortaya çikan güç yeraltinda muazzam bir patlamaya neden
oldu. Ve bu yeralti
labaratuvarlarinin tam üstündeki, herseyden habersiz uyuyan yüzlerce askeri
barindiran ve 8 siddetindeki depreme dahi dayanikli olmasi gereken askeri
tesisler un-ufak olarak dagildi. Hesaplarda hata yapilmis,
belkide fay hattinin tepkileri ve enerji dagilim degerleri yanlis
hesaplanmisti. Her ne olduysa oldu ve
doganin beklenmeyen bu tepkisi bütün çevreyi yerle bir etti. Bir önlem olarak tüm bölge ve hatta bütün
Istanbul 4 saat süreyle bir haberlesme ablukasi altina alindi. Elektrikler kesildi ve telefonlar iptal
edildi. Kimsenin birbiriyle
haberlesmesi istenmiyordu.
Cumhurbaskani dahi sabahleyin "benimde telefonlarimda
kesikti" seklinde garip bir açiklama yapacak ve bizde buna bir anlam
veremeyecektik. Demirel tam bir saskinlik
içindeydi. Ne yapacaklarini
bilemedikleri için ne Cumhurbaskani, ne de Basbakan saatlerce birsey
diyemedi, demeç veremediler.
"Üzgünüz" dahi diyemediler.
Ancak sabah saat 09:00 sularinda televizyon ekranlarinin karsisina
geçip halka üstün körü bir açiklama yapabildiler. Durum vahimdi. Hatta
belkide Clinton dahi o anda konuya ilk kez vakif olan yardimcilarindan ve
olaganüstü Milli Güvenlik konseyinden görüs aliyor ve Türkiye'ye nasil yardim
edilecegini hesapliyordu. Hemen
gerekli sihhi yardim ekipleri organize ediliyor ve bölgedeki tüm Amerikan
askeri birlik ve filolarina Türkiye'ye dogru hareket emri veriliyordu. Amerika diyetini Türkiye'ye tam destek
vererek ödemeye çalisiyordu adeta. Bu
arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belkide onlardan da
Türkiye için sözler aliniyordu.
Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye'ye karsi olan hasmane
tutumuna son vermesi saglaniyordu.
Tüm Bati baskentleri hareket halindeydi, panik yoktu. Hersey kontrol ve koordinasyon altindaydi;
bir tek Türkiye disinda. Bizde ise
sanki bir emrivaki felakete karsi nasil tavir almalari gerektigine bir türlü
karar verilemiyor; kararsizlik içinde bocalayarak büyük bir gizlilik
içerisinde ne oldugunu anlamaya çalisiyorlardi. Sabah saat 03:05 ile 06:30
arasinda Bati'da bu hareketlilik yasanirken bölgede de çok hizli ve çok gizli
bir askeri hareketlilik hakimdi.
Ancak herkes kendi derdine düsmüs oldugundan bu olaganüstü gizli
operasyondan kimsenin haberi olmuyordu.
Böylece bu isi planliyanlar, gecenin karanligindan da yararlanip
denizaltindan parçalari yere vuran Tesla makinesinin kalintilarini toplayip,
yeralti ve yerüstündeki tüm delilleri de yok ediyorlar ve hatta belkide
insanlari canli canli gömerek tüm izleri yok etmeye çalisiyorlardi. Ve bölgeye son hizla gelen Rus arastirma
gemisi dahi sabah saat 06:30'da bölgeye vardiginda, havanin aydinlanmasiyla
birlikte etrafa delil olabilecek tek bir cisim bile kalmamisti. Deniz altinda olusan radyasyon anlasilmasin,
dibe çöken kalintilar arastirilmasin ve patlama sonucu meydana gelen
denizalti krateri ve çukur ortaya çikarilmasin diye bu bölge derhal askeri
karantinaya alinarak dalisa yasak bölge ilan ediliyordu. Ancak bütün bu temizlikler yapildiktan
sonra Ecevit ve daha sonra da Demirel'in bölgeye gitmelerine izin
veriliyordu. Onlarin dahi ne bölgeye
uçuslarina, ne de telefon irtibati kurmalarina izin vardi. Sanki koskoca Istanbul ve kocaeli bölgesi
uzaydan gelen yaratiklar tarafindan abluka altina alinmiscasina tam bir
haberlesme karanligina sokulmustu.
Tek bir telefon dahi çalismiyor, elektrikler verilmiyordu. Ancak Ecevit ve Demirel, belki de olan
biteni içlerine sindiremediklerinden olsa gerek, evleri kendilerine mezar
olan binlerce insanimizin da acisiyla bir türlü rahat hareket edip halkla bütünlesemiyorlardi. CNN haber spikerinin
"depremin ardinda PKK mi var?" sorusuna, Ecevit ona "siz ne
saçmaliyorsunuz, deprem ile PKK'nin ne alakasi var?" bile
diyemiyordu. Sadece spikerle gözgöze
gelmemeye dikkat ederek "sanmiyorum" gibi o günlerde bizi epeyce
sasirtan bir ifade kullaniyordu. Peki
Amerika ne yapti sonra.? Hemen tüm
imkanlarini Türkiye için seferber etmedimi.?
Clinton Amerikan halkindan Türkiye'ye yardim etmelerini
istemedimi? Kasim'da Türkiye'ye
gelecegini ilan edip, Ecevit'in de bu arada Amerika'ya kendini ziyarete
gelecegini haber vermedimi.? Ecevit
belki de Amerika'ya bu felaketin ve binlerce sehidin diyetini konusmaya
gidecekti. Nitekim gittide. Ardindan Clinton Türkiye'ye gelerek deprem
bölgesini ziyaret etti. ABD'nin bu asiri
ilgisi sadece müttefik olmasiyla açiklanamazdi. Bu arada, acaba hükümet içinden sizan bazi bilgiler, bazi
bakanlarin yabancilara karsi saldirgan tavir takinmalarina neden olmus
olamazmi.? Ilk anda çok
yadirgadigimiz Saglik Bakani Osman Durmus'un "yabancilara tek hasta bile
vermem ve onlardan kan da almam" demesini simdi
yadirgayabiliyormusunuz.? ABD'nin
saygin gazetelerinden New York Post'un haberine bir de bu gözle bakin:
"Türk hükümeti, ABD'nin Deniz hastanelerini kullanmiyor.. Türkiye'deki siddetli depremde 27.200'den
fazla kisi yaralandi. Ancak
yetkililer tarafindan dün yapilan açiklamada, depremin meydana geldigi
tarihten itibaren geçen iki haftalik süre içinde ABD tarafindan gönderilen
Deniz Kuvvetleri'ne ait üç adet yüzer hastanede henüz tek bir hastanin bile
tedavi edilmedigi bildirildi.
Türkiye'ye gönderilmis olan uluslararasi yardimin çogunun
kullanilmamasi Ankara'daki hükümetin elestrilmesine neden oldu. Türkiye'de yayinlanan Radikal gazetesi
dünkü sayisinda 750 ton yardim malzemesiyle yüklü bir Israil gemisinin üç gün
süreyle gümrükte tutuldugunu yazdi.
ABD gemilerinin Izmit'e varisindan önce Türkiye Saglik Bakani Osman
Durmus'un bu gemilere ihtiyaç olmadigina iliskin sözlerine genis bir sekilde
yer verildi. Ancak ABD Büyükelçiligi,
aralarinda 600'den fazla yatak tasiyan Kearsarge adli geminin de bulundugu üç
adet yüzer hastaneyle ilgili olarak bir uyusmazlik yasanmadigini
bildirdi." Ne ölenlerimiz geri gelir, ne de anilarimiz. Ancak Izmit'te, Gölcük'te, Yalova'da,
Halidere'de, Avcilar'da, Bolu'da, Düzce'de ve daha nice yerlesim
merkezlerinde enkaz altinda yasamlarini yitiren binlerce Mehmet, Hatice, Ayse
ve Ali'ye karsi bir vicdan borcumuzda mi olmayacak.? Onlar geride gözleri yasli onbinlerce
sevenlerini, sicakliklarindan mahrum birakirken, sirf Kaliforniya'da
Jony'ler, Susan'lar ve Alice'ler yasasin diye yasamdan çalindiklarini dünya
bilmesinmi.? Emekli Bir Subay |
Geri:: Depremde canlarini kaybetmislerin anisina hazirlanan Power Point Ve Flash Uygulamalarimizi Cok yakinda burda Bulabileceksiniz.!!! |
Ó2001