PARAPSİKOLOJİ
A.B.D ve birçok ülkede araşırmacıların yoğun olarak gelişmeler kaydettiği bilimler olmuştur. Gelen yüzyılın tıp psikoloji ve diğer bir çok bilim dalında devrim niteliğinde bir takım değişimlerin doğumunu yapacak olan bu bilimlerin ülkemizde de bir çok dürüst ve saygınlığı olan araştırmacı ve bilim adamının ilgi alanına girmiştir. Dr. Bedri Ruhselman, Dr.Hüsnü Öztürk, Dr.Recep Doksat, Dr.Tahir Özakkas ve zamanlarının bilinmeyen ve anlaşılırlığı olmayan büyücülük ve doğa üstücülük kavramlarıyla tanımlamaları ile karşılaşmışlar deneyimlerini ve bilgilerini kendileri ile paylaşabilmişlerdir. Parapsikoloji nedir? 1930’ lı yılların başında A.B.D de Duke Üniversitesinde J.B.Rhine ve eşi L. Rhine tarafından yürütülen çalışmalarda psisik çalışmaları belirtmek için almanca parapsychologie terimini kullanmışlardır.Alışılagelmişin dışı,farklı psikoloji anlamına gelmektedir.Bu yıllarda telepati, telekinezi ve durugörü çalışmalarının yoğun olduğu ve isimlendirmelerde özellikle durugörüdeki hadiselerin Extrasensory perception adlandırdıklar (duyu dışı algılamalar) görülmektedir. Duyu dışı algılamaların geçmişi,şimdiki zamanı ve geleceği algılama diye önce üçe ayırmışlardır.Duke Üniversitesi labaratuarlarında zihnin madde üzerindeki fiziksel etkileri araştırıldığında bulunan sonuçlar zihinsel devinim anlamında yeni bir terimin kullanıldığını görmekteyiz.Psikokinesis kısaca PK yani zihnin maddeye hakimiyeti yine bu dönemlerde spirit çalışmalarda hassas deneklerin meydana getirdiği fenomenleri inceleyen bilim adamları medyom kelimesinin yerine PSI yetenekleri adını vermişlerdir. Fransa’da 1900'lü yılların başında Alan Cardec'in ve ABD de EDGAR CAYCE isimlerinin Trans altında çeşitli algı ve kehanetlerini işte bu PSI yetenekleri ile izah etmeye çalışmışlardı.Parapsikoloji araştırmacıları bu isimlerin yanında yine aynı dönemlere rastlayan bir dönem Sovyetler Birliği ve Doğu bloku araştırmacılarının ESP yerine psikotronik veya biyoiletişim PSI yerine bioenerji /bioplazma kelimelerini kullanmışlardır. Sovyet ideolojisi bu fenomenleri biokimyasal hadiseler olarak ele almıştır.Psikotronik, Yunanca psise ve elektron sözcüklerinden gelmektedir.İlk kez 1968’de Dr. Z. Reydak başkanlığında bir grup Çek bilim adamı tarafından Moskova Uluslararasi Parapsikoloji konferansında parapsikoloji sözcüğü yerine kullanıldı.Bu bilimadamları parapsisik olaylarda sözü edilen enerjinin yapısını keşfetmek amacında olduklarını belirtmişlerdi. Psikotronik enerji paranormal olayların temelini oluşturabilir.Bu enerji birimi ise psikotron olarak adlandırılmaktadır.Dr. Rejdak, psikotronik ile ilgili olarak özde insanla ilgili olan bir biyonik bilimdir.Biz, PSI olayını öncelikle insanda ikincil olarak ta tek başına bir enerji şeklinde tanımlamaya çalışıyoruz. Amaç ya ara bağlantı olarak insanı ya da insanı saf dışı bırakarak yapay bir sentezi kullanarak (elektromanyetik,çekimsel ya da diğerleri gibi bilinen enerji biçimlerinden hiçbirinin bu olguda geçerli olmadığı bir kez kanıtlandığında ,insanın telepatik nakil sırasında kullandığı enerjinin bir üretecini meydana getirmek yoluyla), bu konuyla ilgili sorunların uygulamalı sonuçlarını arayıp bulmaktır der. Psikotronik enerji ile ilgili çalışmalar parapsikolojinin en dinamik alanlarından biridir. Eski dönem Mısırda bu enerjilerin kullanıldığına dair savlar vardır.Yine tarih içinde parapsikoloji gezimizde 1939 yılında, Sovyet mühendis Semyon Davidoviç Kirlian’ın geliştirdiği yüksek frekans alanlı bir fotoğraf tekniğini görürüz. Bu yöntemle canlı ve cansız nesnelerin çekilen fotoğraflarında cisimlerin etrafında gözle görünmeyen renkli bir alanın varlığının ispatlandığını görüyoruz. Teşhis ve tedavide araç olarak kullanılan bu teknik günümüzde kullanılmaktadır. Sovyet bilimadamları enerji beden üzerindeki çalışmalarını ilk kez 1968 de Kazakistan devlet üniversitesince basılan Kirian etkisinin biyolojik etkinliği başlığını taşıyan ve ayrıntılı bir rapor halinde bilim dünyasına sunmuşlardır. Buna göre bu fotoğraflarda görülen biyo-ışıldama organizmanın elektriksel bir hali olmayıp biyoplazma tarafından oluşturulmaktadır. Halografik evren ve paranormal olaylar Stanford Üniversitesi beyin cerrahı Karl Pribram ve fizikçi David Bohm (Kuantum teorisyeni) insan beyninin halografik bir evrende,bir halogram gibi çalıştığını bilirdiler. Halogram; cisim tarafından dağılan ışık dalgasının,eş titreşimde tepeler ve yarıklardan oluşan anlamsız,bulanık bir girişim deseni olarak bir plaka üstüne kaydedildiği merceksiz bir fotoğrafik işlemdir.Bu fotoğrafik kayıt lazer gibi birleşik (aynı frekans ve aynı faza sahip iki veya daha fazla dalgadan oluşan) bir ışık altına yerleştirildiğinde üç boyutlu imgeler ortaya çıkar.Halogramın herhangi bir parçası imgenin tamamını yeniden kurar.Bu buluş metafizik ile fiziği birleştirme noktasına getirmiştir.Eşyanın olayların,zaman ve mekanın farklı ve ayrı anlaşılan oluşum gerçeğinin altında tüm şeylerin ve olayların mekansız,zamansız ve bölünmemiş olduğu tezahür etmemiş, örtülü bir titreşimsel frekans düzeni vardır. Bizdeki halogram enerji zamansız ve mekansızdır. Doğa üstü,doğanın bir parçasıdır. Tüm doğa ötesi fenomenler fizikteki nükleer fenomen gibi sadece o anda başka boyutları okuduğumuz anlamına gelmektedir.Telepati önceden bilebilme şifa gibi olaylar zaman ve mekanı aşan boyutta oluşmaktadır. Enerjinin buradan oraya gitmesine hiç gerek yoktur; zaten orası diye bir şey yoktur. Bohm, algıladığımız dünyayı vitrin olarak adlandırır.Tüm şuurumuz; geçmis bilgimiz ile şu anki algısal verilerin kaynaştığı bir vitrindir demektedir.Fakat egomuzun altında evrensel,mekansız ve zamansız hafıza yaşamaktadır.Bunu hipnotik translarda devamlı görmekteyiz zamanın rölatif ve göreceli olduğu trans altındaki bireyde farklı algılandığını net bir biçimde kanıtlayabiliriz. Her birimiz halografik evrene doğar ve ilk ayları tüm hayatla uyumlu bir birlik ile geçiririz. Halogram kendinin farkında değildir.Bu halogramıi taşıyan insanda kendi farkında değildir. Farkındalık gelişir fakat halogramdan çıkmış oluruz.Beyin yapısındaki delta, teta, alfa, beta frekanslarında deneyimlediğimiz bilinç durumları ve bu durumlara denk gelen algılamalar arasındaki benzerlikler çok ilginçtir. Teta frekansı C.G.jung un kolektif bilinçaltı diye adlandırdığı kavrama denktir. Burada hayatın ve halogramın arsetepik niteliklerini deneyimleriz. Teta ve Paranormal olaylar Gurdjieff teta frakansın yaşamın plağına benzetir.Evrende yaşanmış edinilmiş bilginin kayıtlı olduğu plak bizlerde zaman zaman direkt olarak açığa çıktığına işaret eder. Beyinde teta frekansına ulaştığımızda kendi farkındalığımızın büyük bir bölümü kaybolur. Kısaca trans diye adlandırılan durum hipnozda geçmiş ve geleceğin olaylarının hatırlatılmasında yaşanan pozisyondur. Araştırmacı Joan Healy teta frekansı ve psi arasındaki bağlantıyı şöyle açıklamaktadır: Kişilerde çoğu zaman esrime duygusuyla gelen sinirsel bir uyaran 4-7hzlik bir devirle hipokamp uyarılarak oluşan teta frekansi bilinç dışına C.G.Jung arsetepik bilincine ve diğer farkli bilinç durumlarına geçiştir. Ezoterik öğretilerde ve mistik çalışmalarda nefes çalışmaları ve ritmik soluma gerçeği anlamada nirvana ya vuslata ermede çok önemlidir.Öğreticiler adaya ilk önce doğru nefes almayı öğrenin derler.Yapılan ritmik soluma 4-7 hz lik devirde teta frekansını oluşturmakta ve aday burada farklı bir farkındalıkla meditatif bir deneyim yaşamaktadır. Buna sayısız örnekler verebiliriz. Amerikalı psisik Ellen Garret kendisinde oluşan duyu dışı algılamaları sanki kokluyormuşçasına yaptığını bildirmektedir.Nefes ve ritimle oluşturulan bu medyomsal paranormal olayların fizyolojik ve medikal çalışmaları günlük yaşamda bir çoğumuzun karşılaştığı çevremizdeki kahve falı bakan insanlarda ki esrime duygusuyla aynıdır. Garret üzerinde yapılan sayısız çalışmalar sıradan bir psikanalitik çalışmayla başlayıp farklı yöne dönmesiyle teta frekansı büyük bir önem kazanmıştır.Kadının anamnezinde annesinin epileptik nöbet sırasında boğularak öldüğü ve kendi EEG sinin epilepsi belirtisi göstermediği ağır basan ritmin teta olduğu görülmüştür. Rockefeller Üniversitesi nörofizyologlarından Winson farelerin yeni bir çevreye bırakıldıklarında bir yandan yürüdüklerini bir yandan da burunlarını çekerek etrafı kokladıklarını ve burun kıllarını ileri ve geri oynatıp çevrelerine baktıklarını ve bu ritmik soluma ve oynatma frakansının teta frekansıyla aynı olduğunu görmüştür. Farelerde duyusal bilgilerin soluma ve koku ile tespit edildiğini yani hipokamp ve tetanın duyusal bilgilerin koordineli kısa devirli patlamalar halinde işlediği bir sinirsel mekanizma olarak açıklamalarını sağlamıştır. Rex Stanford ve reenkarnasyon araştırmacısı Ian Stevenson'ın teta frekansına ulaşan kişilerin paranormal olaylar sergileyen kişilerin büyük çoğunluğunda gözlemlemeleri ayrı bir olgudur. Yine bayan Garret te oluşturulan fiziksel nesnelerin hareketinde teta ve PK ile ilgili çağrışımlar yapılmıştır. Uri Geller,Rus Kuligievna,Sevgi Çağıl oluşturdukları zihin madde etkileşimleri teta ve psikokinezi arasındaki bağı güçlendirmektedir. Psisik Deneyimler Sağlıklı sıradan basit bir insanın rüyasında veya zamanın herhangi bir vaktinde biranda kendini olanaksız bir deneyimin içinde bulur.Deneyim sahibi genellikle sarsılır. Şaşkınlık içerisinde kalır ve kısa sürede normale döner.Olay daha sonra toplumsal inançta ebeveynler tarafından benzer olay yaşamış kişilerin anlatımlarıyla benzerlikleri belirtilerek bir gerçekliğe bağlanır. Ve olay unutulur. Kültürlerde hassas kişiler diye anılan ve saygı gösterilen kişiler bu deneyimlerini çok sık yaşadıkları için bu özellikleri ile birlikte yaşam sürmeye ya alışırlar yada bastırmaya çalışırlar. Bu konu da otorite boşluğu ve bilimsel alt yapının oluşmayışı çoğu zaman hassas kişiyi derin psikolojik sorunlar veya çıkar sağlayabilmek için ekonomik kaygılara sürükler. Ülkemizde bir çok örneği vardır. Sevgi Çağıl;18 Aralık 1927 doğumlu.Yaşamının tamami spirütüel çalışmalarla geçmiş şu an yorgun ve kırgın bir dost.Türk metafiziğinin büyük üstadı Dr.Bedri Ruhselman'ın doğus medyumu tanımlaması yaptığı bir kişi."-Medyomlar genellikle bilinmeyenleri haber veren kişiler olarak düşünülürler. Bu doğru değildir. Medyomda sıradan bir insan oda öfkelenir sevinir kızar yani insandır ancak ruhsal irtibata geçtiği an bilgi noktasını bulabilen ve o bilgi kanalından iletişim yapabilen bir kimsedir sadece o an farklıdır." Kendisindeki bu özelliğin onu gururlandırmaya hakkı yoktur. 5-6 yaşımdan beri sevdiğim insanların etrafında renkli ışıklar görüyorum,fakat benim gördüklerimi başka insanlar görmüyordu.Önceleri buna çok üzülüyordum.Bana birisinin sevgi duyduğunu renklerinden anlıyordum.Hasta bir insanda renkleri göremiyor ve anneanneme bu ölecek dediğimde ölüyordu.O zamanlar bu kız cinlere karıştı deyip çeşitli hocalara götürdüler ve bir yığın muska taktılar.Olaylar birbirini izledi olacak olayları önceden bilebiliyordum. Daha sonraları bayılmalar başladı. Doktorlar kalbi arızalı dediler.Ama bu bayılmalar bende zevk halini almaya başladı. Önce bedenimi tatlı bir uyuşukluk sarıyor daha sonra ruhsal enerjimle istediğim yere gidebiliyordum. Bunu oyun haline getirmiştim. Bir Ankara kışında annem geceliğimi ve ayaklarımı çamur içinde buldu halbuki sokağa çıkmamıştım.Babamın öleceğini gördüm.O dönemler Abdülbaki Gökpınarlının evine giderdik. Oraya Ahmet Kutsi Tecer, Burhan Toprak Adnan Saygun beyler gelirdi.O sırada, Abdülbaki Bey Yunus Emre Divanını yazıyordu.Hepsi otururlar,tartışırlar konuşurlardı. Ben bazen lafa karışır o şiir onun değil ,bu Yunus' un değil gibi laflar ederdim. Söylediklerimde her zaman doğru çıkardı. Ankara metafizik cemiyetini biz kurduk bu cemiyette Baha Soysal,İzzet Akçal, Zahit Çandarlı, Erol Sayan,İsmail Hakkı Ketenoğlu gibi tanınmış insanlar vardı. Sene 1951 bu 30 yıl süresince Esrar-ı Sır adlı 3 ciltlik kitap yazdık . Sevgi Çağıl bu trans celseleri sırasında Parapsikoloji apor denen yoktan maddeler var edebildiğini anlatıyor.Kendisinin trans sırasında ellerinde su,kül,heykelcikler oluştuğunu biliyorum.Hindistan’da Sai Babanın oluşturduğu tezahürleri oluşturabilecek PK enerjisinin yoğunlu bedeninde bir takım radyooaktif yanık benzeri açıklanamayan izlerin oluşmasına sebep olmuş.Kendisini yakın tanıma fırsatı bulduğum ve benimle görüştüğü için ona teşekkürlerimi sunuyorum. Mütevazi bir yaşam tarzı ve yanlış anlaşılmaların kendisini üzdüğünü gördüm. Bu fenomenlerin suistimal edildiğini televizyon ve basında gördükçe susmayı tercih etmesi ülkemiz parapsikoloji bilimi için büyük bir kayıptır. Dr. Ferhan ERKEY Türk spiritüel çalışmalarının,Dr.Bedri Ruhselman gibi Akademik platforma taşınması için zamanının tüm dinamizmini bu alanda harcamıştır.1921 Afyon doğumlu olan araştırmacı çocukluğundan itibaren bir çok paranormal fenomen yaşamıştır.Yaşamının geçtigi Ankara da İzmir Caddesi Kocabeyoglu Apt. da her Salı ve Cuma, halka açık konferanslarla ve ruhsal celselerle başlayan çalışmalar 1960 li yıllardan bahsediyoruz dönemin devlet ilgililerinin ilgi odağı olmuştur.Celselerinde o dönemin devlet bakanı Kemal Satir Nüvit Yetkin, içişleri bakanı Orhan Öztrak çok kez bulunmuşlardır.İsmet Inönü ile 27 mayıs ihtilali ile trans sırasında alınan gelecek ile ilgili olayların görüştüğünü bildirmektedir. Erdal İnönü ve kızı Özden'in seanslardan korktuğunu da bildirmiştir. Bütün bu yakın ilişkiler ve Türk psikiatri tıbbının önde gelen isimlerinden rahmetli Prof.Dr Recep Doksat ve Prof Dr.Serif Sankal’ın beraberce bakanlığa sundukları bilimsel araştırma projeleri Dr.Ruhselmandan sonra bir kez daha kabul görmemiştir. Yaşamı yüzlerce paranormal olayla geçen sayın Erkeyin ruhsal bir celsesinde trans halindeki sujenin çizdiği ve ruhsal bir varlık tarafından çizildiği belirtilen Meryem Ana resmi İzmir Efesteki Meryem Ana kilisesinde bulunmaktadır.Hristiyan yetkililerce çok beğenilen bu resim ilgilenenlerin dikkatine sunulur. Dr. Bedri RUHSELMAN Türk metapsisik ve metafizik cemiyetinin babası ve çalışmalarını kendi yılmaz gayretleri içerisinde bilimsel eserler halinde toparlayan ve dünyadaki klasik spirutüalizm çalışmalarını neo-spirütüalizme getiren ve her türlü bilimsel çalışmaya açık olan bir anadolu misyoneridir. Çalışmaları RUH ve KAİNATI adlı eserde bugünkü Parapsikoloji biliminin ilk tohumlarıdır. İnsana ve bilinmeyen kapıya cesurca ve bilimsellikteki şüphe fenomeninden hiç şaşmadan yürüyen Ruhselman ülkemizde bu konularla ilgilenen insanların çalışma rehberi olmuştur. Ve onun oluşturduğu ekol hep şüpheden ve bilimsellikten yana olacaktır.Çalışmalarını açık yüreklilikle savunan Ruhselmandan sayfalarca bahsetmek mümkündür. İstanbul metapsisik cemiyetinin kurucusu olan Ruhselman her aydın gibi akademik çalışmalara ihtiyaçtan bahseder.1950'li yıllarda aramızdan ayrılan bu değerli insanı saygılarımızla anıyoruz.