KELEBEK
Bir haziran gününde Hereke'deki evimizin önünden
denize açilmistim. Hava son derece güzeldi rüzgar ve dalga
yoktu. Küçük sandalim, kürekleri her çekisimde
suyun üzerine çizgiler çizerek önemli mesafeler
katediyordu. Belki de bu hiza güvendigimden , sahilden gelen sesler
kesilinceye kadar açilip demir attim. Ve çaparimi çözerek
asagi yukari sallamaya basladim. Kendi ellerimle yaptigim oltama bazen
üç dört istavrit birden geliyor, bazen de iri hamsiler
takiliyordu
Yarim saat kadar sonra hafif rüzgar çikti, aldirmadim. Biraz
sonra siddetlendi, "fazla sürmez, simdi kesilir" dedim. Ama kisa sürede
firtinaya dönüsünce ne yapacagimi bilmez vaziyette sandalin
bir kösesinde büzülüp kaldim. Demiri çekmeye
korkuyordum.Çünkü o sirada bas tarafin fazlaca gömüldügünü
gördüm.Dalgalari tam karsidan alan teknenin bir anda suyla dolabilecegini
duymustum.Demiri çeksemde , günesten kavrulup lades kemigine
dönen küreklerimle bu dalgalari asacagimi zannetmiyordum. Bütün
bunlara ilaveten rüzgardan uçusan damlaciklarin içime
islemesinden ötürü titreyip duruyordum ve herhalde en önemlisi
de , bes-on kulaçtan fazla yüzemiyordum.Gelen giden varmi diye
etrafima bosuna bakinirken;
-Yârabbi sen kurtar, diye yalvariyordum. Benim durumumda olanlara
da yardim eyle.
O sekilde ne kadar dua ettigimi bilemiyorum.Ama yüzüme degercesine
bir seyle irkildigimi iyi hatirliyorum. Rüzgarin dehsetinden bir yaprak
gibi saga sola savrulan ve bütün güçsüzlügüne
ragmen benimde gidecegim yöne dogru korkusuzca kanat çirpan
beyaz bir kelebekle.
Bir anda büyük bir moral bulmus ve Cenâb-i Hakk'in bu
küçük rehber ile bana yol gösterdigine inanmistim.
O kahramani gözden kaçirmamaya çalisarak aceleyle demiri
aldim ve avuçlarim patlarcasina kürek çekerek yarim
saatlik bir bogusmayla sahile çiktim.
Evdekiler meraklanip beni dürbünle izlemisler ve ne kadar
"cesaretli" oldugumu görerek babalari ile iftihar etmisler.Her neyse...
Sandali birlikte çekerek bahçedeki kahvalti masasinin basina
çöreklendim ve dünyaya yeniden gelmis gibi olmanin sevinciyle
etrafima bakinmaya basladim.Zeytin agacinin dibindeki ipek çiçeklerinin
üzerinde beyaz bir kelebek günesleniyor ve küçük
kizim onu yakalamak için yavasca arkasindan sokuluyordu. Korkudan
bir saattir kisik olan sesimi eski haline
bir gürlemeyle kendisini ikaz ederken, o yaramaz hiç bozuntuya
vermeden:
-Baba, diye gülümsedi. Kelebeklerden güçsüz
canlilar varmi sence?
-Hiç süphen olmasin evlâdim, dedim. hemde pek çok
var. Bir tanesi tam karsinda duruyor.