HALUK GİRAY
Özellikle 20 yüzyılın ikinci yarısında gelişenve giderek
kitleleri peşinden koşturtan çevrecilik düşüncesi bizim ülkemizde de geç
de olsa yüzyılın sonlarına doğru artarak yoğun bir ivme kazanmaya başlamış
ve demokratik kitle örgütleri şekline bürünerek yapmış olduğu
faaliyetlerde arkasında kitle bulmuş bununla
paralel yerel ve merkezi yönetimler
karşısında da caydırıcı bir güç olarak durmayı başarmıştır..
Ancak toplumların tarihsel gelişim süreçlerine uygun olarak az gelişmişliğin
bir bedeli olarak çevre ,sorumsuz yönetimlerin elinde toplumsal yaşamın
bir parçası olmaktan çıkarılmış ve bunu önemsemenin bile çok
önemli olmadığını “yönettikleri”
Kitlelere benimsetmeye çalışmışlardır.Tabii
ki bu tür ülkelerde (AGÜ) ekonomik baskı cenderesinde sıkılan ve siyasi
arenada adeta mahkum edilen kitlelerin kendiliğinden bir “çevre “ sorunu
olduğunu kabullenmemiz söz konusu olamaz.Yani kendi iç dinamiği ile
insanların eğitilerek bu konuda tavır almaları
bu koşullarda hiç mümkün olamaz.Ancak gelişen iletişim
teknolojisi ,görsel ve yazılı medya insanların ufuklarını açmaya başlamış
ve kendi iç dinamiklerini geliştiremeyen “yönetimlere”inat
toplumun dinamik unsurları bu dinamizmi yakalamıştır.
Tam da bu noktada “yönetimlerin” tavrı ne olmalıdır sorusu en
can alıcı noktayı oluşturmaktadır.Herşeyden önce “idare edenlerin”
kendi kendilerine sormaları gereken şu sorular olmalı ve yanıtını da
bulmaları gerekmektedir.
1-çevre ile benim ilgim ne
olmalıdır.
2-çevre ile gerçekten
ilgileneceksem görevlerim ne olmalıdır.
3-çevre ile insan arasındaki
bağıntıyı nasıl oluşturabilirim.
“Çevre” insanın içinde yaşadığı herşeydir.Yani havası
,suyu , toprağı ,bitkisi,denizi,ağacı yolu ,parkı,ve diğer herşey bu çevreyi
oluşturmaktadır.Yani “yönetenlerin”
bir anlamda ülkemizde hiç bir sorumluluk almadıkları ya da almak
istemedikleri her şey bu tanımın içerisine rahatlıkla
girebilmektedir.Dolayısıyla yönetimlerin
anayasal bir görev olarak da karşılarında duran en temel faaliyet alanlarından
birisini ve en önemlisini oluşturmaktadır.Çünkü ülkede yaşayan tüm
herkesin yaşanabilir bir çevrede yaşaması devletin görevidir.Dolayısı
ile devletin 1. Elden çevre ile direk ilgisi vardır ve bu görevlerini
yerine getirmek zorundadır.
Çevre ile ilgilenmeye
karar veren bir devletin görevleri ne olmalıdır.Herşeyden önce elbette ki
çevrenin yaşanabilir bir duruma getirilmesi öncelikli bir çalışmadır
ancak bu yaşanabilir çevrenin idame ettirilmesi insana dayandığı için
insan konusunda yatırım uzun vadeli bir çalışmay gerektirmektedir.İnsana
yatırım nasıl yapılacaktır.Herşeyden önce “eğitim”
her alanda olduğu gibi insanları bu konuda kalifiye insan yapacaktır.
Çevre konusunda bilinçli bir şekilde eğitilen insan o yaşanabilir çevrenin
en önemli unsuru olacak ve çevrenin olmazsa olmaz koşuluna da denk düşecektir.Yani
“çevresiz”insan olamayacağı gibi “insansız da bir çevre oluşturulamayacağı
gerçeğine denk düşecektir.Dolayısı ile 3 soruda sormuş olduğumuz insan
ve çevre arasındaki bağıntı bu noktadan hareketle yanıtlanmış
olbilecektir.
İnsan “çevrenin” en önemli öğesidir.Bu unsurun bilinçli bir
şekilde eğitilmesi belki çok uzun soluklu bir yoldur.Ancak bundan kaçmanın
ya da idare edip de (şu anda ilkokullarda çevre ve sağlık dersinde verildiği
gibi; bir yanda çevre ve sağlık dersi verilir öte yanda son derece sağlıksızortamlarda
pis tuvaletler tozdan topraktan kurtulamayan sınıflarda ,bir tek ağacın
veya çıçeğin ekilmediği çevrelerde verilen derslerin pratik yaşama ne
kadar uygun olduğunu takdirinize bırakıyorum) günü kurtarma politikaları
insanlarımızı ve geleceğimizi büyük bir açmazın da içine sokmaktadır.Çünkü
verilen eğitim ile toplumsal yaşamdan kopartılan insanlar bireysel yaşamın
“nemlazımcılık “ felsefesi içerisinde
gelen felaketi görmekten çok uzaktırlar.
“Çevre” bizim hepimizin sağlıklı
olarak yaşayabilmemizi sağlayacak herşeydir. Bu nedenle toplumu oluşturan
birey ,aile, okul ,dernek,yerel ve merkezi yönetimler demokratik kitle örgütleri
ve diğerleri ..hepimiz ama hepimiz “çevre” konusunda elimizden gelen herşeyi
yapmak zorundayız.Bugün bunu yapmaktan kaçınırsak yarın “bir porsiyon
temiz hava “ya da “bir avuç temiz toprak “için avuç dolusu para
versek bile bulamamız mümkün olmayacaktır.