İLİM BİLMEK NEDİR?
Dr. Nazım Beratlı
Bilindiği gibi, bizim Lefke adada ilk defa belediyeye sahip olan beldedir. Bu günlerde Lefke Belediyesi, 100. yılını bir takım etkinliklerle kutluyor. Bu meyanda 24.5.200 günkü toplantıda, ben de konuşmacılar arasındaydım. Orada gördüğüm bir tavrın o salonda kalmaması gerektiğini düşünerek, okurla paylaşmaya karar verdim.
Olay şu:
Konuşmalar sürerken, yanımda oturan sevgili hocam Gülgün Serdar, şu anda çalışmakta olduğu Yakın Doğu Üniversitesi'nden bir hocanın yolda olduğunu ve bir sürpriz getireceğini söyledi. Biraz sonra, beklenen konuk geldi ve konuşmalar kesilip, mikrofon bu muhtereme verildi. Adının Bülent Bey olduğunu öğrendiğim bu "hoca", sözü eline alıp, Lefke Piri Paşa Camii avlusundaki Osman Paşa mezarının ve girişteki bir başka mezarın kitabelerini okuduğunu," müjdeledi"! Harid Fedai bunları okuyup yayınlayalı, nerede ise yarım asır oluyor. Mustafa Haşim Altan'ın, Haşmet Gürkan'ın daha pekçok yazarın eserlerinde, bu metinler var. Efendi, demek ki hepsinden habersiz!Amerika'yı keşfetmiş gibi, tafrasından yanına yaklaşılmıyor... İçimden, "boş ver" dedim, "adam misafir, şimdi kalkıp da keyfini kaçırma, bırak o da profesörcülük oynasın"...
Ne var ki o Harid beyin binyıl önce transkripsiyonunu yaptığı metni, çerçevelettiren hazret, bunu belediye başkanına takdim ederken, tuttu, beşyüzyıllık Piri Mehmet Paşa Camii'nin adını, inat ve ısrarla "Pir Osman Paşa Camii" diye telaffuz etti...
Lefke'deki Piri Paşa Camii, fetihten sonra Baf Sancak Beyi olan Ebubekir Bey tarafından restore edilmiş eski bir Bizans kilisesidir. Ebubekir Bey, bu camii'nin yaşaması için, bir vakıf kurmuş ve önemli miktarda malı bu camii'ye vakfederek vakfa da dedesinin adını vermiştir: Piri Paşa Vakfı!
Piri Paşa, Yavuz Sultan Selim'in ve Kanuni'nin ünlü sadrazamıdır. Kendisi Ramazanoğlu olup, Adana'daki ÜÇOK Türkmenleri'nin beyidir. Hani Oğuz Han'ın oğullarından mülhem, Türkler Üçoklar ve Bozoklar diye ikiye ayrılırlardı ya?! Ha işte bu Piri Paşa, Üçokların lideridir... Torunu da Lefke'deki o camii'yi, onun adına vakfetmiştir. Sonradan, camii çevresinde, Piri Paşa Medresesi kurulur. Yıl, 1580 olup, bu okul, Lefkoşa dışındaki ilk okuldur. Bugün Lefke'de o çevredeki herşey o medresenin eski hocalarının torunlarının olup, benim de orada aileden kalma çok küçük bir parça toprağım vardır.
1839'da, adaya vergi toplamaya gönderilen Mir-i Miran Osman Paşa ( bu ünvan sivil bir paşalık olup, paşalığın en alt düzeyidir ) adada hastalanır ve Lefke'de ölür. Paşa'nın neden öldüğü, bugün bile bilinmemektedir. Larnaka limanında, Rum kızlarının zehirli çiçekle kendisini zehirlediklerinden tutun da Lefkoşa Ağalarından Tahir Ağa'nın, karısına göz koyduğundan paşayı zehirlettiğine kadar, bu konuda bin türlü söylenti vardır. Ancak, paşanın ölümünden sonra, padişahın Tahir Ağa'yı idam ettirip, kellesini balmumu içinde İstanbul'a getirttiğine bakılırsa, kendisi karısının güzelliğinin kurbadır demek, mümkündür. İşte bu adamcağız, Lefke'de Piri Paşa Camii'nin avlusuna gömülür. Piri Paşa Vakfının ve camiinin kuruluşundan, üçyüzyıl sonra...
Pek sayın Bülent Hoca, ikisini birbirine karıştırmış, camiinin 420 yıllık adını, Pir Osman Paşa Camii yapıvermiş! Belediye başkanı da " bunun bir bildiği vardır" diye düşünmüş olacak, ayni adı anmaz mı?!
Sıra bana geldiğinde, konuşmaya başlamadan önce çok nazik bir üslupla, işin doğrusunu anlattım ve o hatanın düzeltilmesini rica ettim...
Panelin sonunda, katılımcılara plaketleri verilirken, Bülent Hoca mikrofonu alarak, beni yanıtladı...
Efendi hazretleri, dediler ki; aslında kendisi benim anlattıklarımı bilmekteymişler ama son zamanlarda, Osman Paşa'nın mezarına Lefke'ye Maraş'tan gelip de Karadağ'da oturanlar gidip mum yaktıklarından, orası bir yatır mezarı haline gelmişmiş de böylece Pir Osman Camii denirse, dinimize de gönderme yapılmış olurmuş. Bilmediğinden değil ama böylesi daha uygun olurmuş!
Hayretler içinde kaldım...!
"Bu yanlıştır ve bilimsel tavır değildir" dediğimde de yanıma gelip, "Ben öyle demeye devam edeceğim" dedi... Küçük dilimi yutayazdım...
Nerden başlayayım?
Öncelikle, Bülent Hoca hazretlerinin, gerçeği bildiği konusundaki iddiasına inanmıyorum! Aklınca, öğrenciler önünde zevahiri kurtarmaya kalkmıştır. Konuyu bilseydi, Harid Fedai'nin otuz yıl önce transkripsiyonunu yaptığı metinlerden haberdar olur, tutup her Kıbrıslı aydının anlamını bildiği kokmuş şeyleri çerçeveletip, kasım kasım getirmezdi..
Pir din ulusuymuş da bilmem ne iddiasına gelince: Yahu, orası bir vakıftır vakıf! Allaha vakfedilmiş... Vakfiyenin kurallarını halife bile bozamaz... Fetih kumandanı Ebubekir Bey'in vasiyetini, peygamber bile değiştiremez... Sen kim oluyorsun da adamın kılıç hakkı ile alıp, dedesi adına vakfettiği camii'nin adını beğenmiyorsun? Hangi dine gönderme yapıyorsun? Var mı islamda vakfa dokunmak? Tarihi olduğu gibi mi yazcağız, herbirimizin canının istediği gibi mi?
Ve nihayet, sayın Bülent Bey hoca, tarihimizde, bugün değiştirilmesini, atılmasını ya da eklenmesini istediğin başka şeyler de var mıdır? Örneğin Kanuni'nin adını da Tamburi Süleyman Usta yapsak yakışır mı sizce? Ya da Yavuz'un adını, Ceviz Selim yapmamızı önerir misin? Veya, örneğin Çaldıran Savaşı'nı anlatmanın ne alemi var? Onu silsek mi? Madem elin değdi, Piri Paşa Camii'nin adını Pir Osman olarak değiştirmeyi önerirken, Orta Camii'nin de adının Nazım Paşa Camii olarak değiştilmesini de öner, sana hayat boyu dua edeyim, ha?! Ne de olsa hekim olarak, mücahid olarak, yazar olarak benim Lefke'ye hizmetim, Mir-i Miran Osman Paşa'dan çoktur... Belki aşırıya kaçıyorum ama Aşağı Camii de Ulaş Paşa Camii Şerifi olsun, benim oğlan da sevinsin... Ha hoca, ne olursun öner! Bu arada, "oraya herkes mum yakıyor" diye, gerçek dışı beyanlarda bulunanları da protesto ediyorum... Bunlara yardakçılık ede ede, memleketi batırdınız, yeter ettiğiniz... Yüzünüzden suratınızdan utanın! Beş göbek Lefkeli'yim, ninemin dedesi o medresede müderristi, kasabaya Maraşlılar gelene kadar, oraya mum yaksa yaksa üçbeş uçuk kocakarı yakardı...
Bu Bülent Hoca kimdir, bilmiyorum...
Kendisi, öyle diyecekmiş... Geçmişte işte böyle her aklı erenle ermeyenin karıştırdığı haltlar yüzünden, tarihimizle bağlarımız koparıldı. Ne mezarlık bıraktılar, ne eski kitap, ne de eski ev... Onlara çanak tutanların bugün de neler yaptığı ortadadır. Gelip de benim beşyüzyıllık kasabamda, beşyüzyıllık camiimin adını, canının istediği gibi söylemek, kimsenin haddi değildir... Bu benim kimliğime, doğrudan ve cepheden bir saldırıdır. Yanıtını da her düzeyde alır... Onun Piri Paşa Camii'ne Pir Osman Camii demeye hakkı varsa, benim de ona Profösör Keyfi Çokbilmiş demeye hakkım var mıdır? Elbette ki, yok! Ne onun ne de benim...
Son laf da hocama: Ben Cambulat'ın yedi ceddini çok iyi biliyorum, siz o konuda kaç kitap okudunuz? Herifin dokuz değil, dört oğlu var... Öyle desteksiz sallamayın, ayıp oluyor... Açın Hammer Tarihi'ni de bakın... İzin verin de size olan saygımız zedelenmesin... O konuda size elli kitap önerebilirim... Saygılarımla...