Döviz kullanılmadan yapılan bir dış ticaret şeklidir. İki ülke bir anlaşma ile aralarındaki ticareti takas esasına göre yürütülebilirler. Diğer bir deyişle, bu ülkeler birbirlerinden mal alıp (ithalat) karşılaştığında mal satarlar (ihracat). İki ülkenin paraları arasında belirlenen değişim oranı sadece alınıp satılan malların değerini ölçmeye yarayan bir "hesap birimi" görevi yapar. Takas yoluyla ticaretin biraz daha geliştirilmiş şekli kliring'tir. Gerek takas gerekse kliring, malları serbest dövizle satamayan ülkelerin başvurdukları yollardır. Dünya ticaretinin büyük ölçüde zedelendiği iki savaş arası dönemde iki-yanlı (bilateral) takas uygulamaları oldukça yaygındı.
Tarife-dışı Araçlar (non-tariff tools)
Devletin dış ticarete müdahalede bulunmak için gümrük tarifeleri dışında kullandığı araçlardır. Bunlar genellikle ithalatın kısıtlanması amacına yöneliktir. Ancak bir kısmı da ihracatın özendirilmesine hizmet edebilir. Tarife-dışı araçlar arasında miktar kısıtlamaları geleneksel olarak önemli bir yer tutar. Bunlar da ithalat kotalarından, ithalat ve ihracat yasaklamaları ile kambiyo denetim önlemlerinden oluşur. Ayrıca tarife benzeri engeller, gönüllü ihracat kısıtlamaları, ihracat teşvikleri ve devletin ticaret yapması öteki tarife dışı araçlar arasında yer alırlar.
Tarifeler bkz. Gümrük Tarifeleri
Teknolojik Bağımlılık (technological dependence)
Bir ülkenin kullandığı teknolojileri kendisinin üretememesi ve bunları sürekli dışardan ithal etmesi durumnad bulunması.
Teknolojik Gelişme (technological progress)
Yeni bir mal veya mevcut olanların daha ucuz ve kaliteli biçimde elde edilmesini sağlayan her türlü buluş, yenilik, yöntem ve süreçler.
Teknoloji Transferi (transfer of technology)
Gelişmiş ülkelerdeki özel veya resmi kuruluşlarca üretilen yeni teknolojilerin öteki ülkeler tarafından satın alınmasıdır. Teknoloji, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin sonucunda üretilmektedir. Teknoloji, ekonomik büyüme ve Kalkınma açısından en etkili faktörlerden birisidir. Teknoloji transferi ya dolaylı ya da dolaysız yollardan gerçekleştirilir. Sözgelimi ülke yabancı makeni ve donatım satın alma ilgili teknolojileri de ithal etmiş olur. Burada dolaylı yoldan transfer sözkonusudur. Bunun aksine ülke, yaptığı patent satınalımı ve lisans anlaşmaları ile teknolojiyi yalın halde de ithal edebilir. Bu da dolaysız transfer yoludur. Bilimsel konferans ve yayınlar, teknik yardım programları da dolaysız yollar arasında yer alır.
Tercihli Tarife (preferential tariff)
İki veya daha fazla ülkenin aralarında bir ticaret anlaşması yaparak karşılıklı olarak birbirlerinden yaptıkları ithalata düşük gümrük tarifesi uygulaması.
Tereyağı Dağları (butter mountains)
Avrupa Topluluğu'nda uygulanan yüksek fiyatlı tarımsal destekleme politikası dolayısıyla, tarımsal ürünlerin arzında ortaya çıkan aşırı artışları ifade için kullanılan bir deyim. Süt için de "süt gölleri" benzetmesi yapılır. Belirlenen yüksek fiyatlardan ortaya çıkan ürün fazlalarını ilgili kamu kuruluşları satın alarak stoklar. Bu stoklar ise daha fazla az gelişmiş ülkelere gıda yardımı şeklinde verilerek ya da başka şekillerde elden çıkartılır. Avrupa Topluluğu'nun ortak tarım politikası, yol açtığı kaynak israfı dolayısıyla önemli eleştirilere konu olmuştur.
TIR Sözleşmesi (contract of transit international route)
1959'da Cenevre'de uluslararası karayolu taşımacılığını düzenlemek üzere imzalanan çok-yanlı bir sözleşmedir. TIR sözleşmesine göre kapalı kamyonlar veya treylerler tarafından çekilen konteynerler içinde taşınan ithal malı eşyadan, ülke sınırları arasında transit geçiş sırasında hiçbir vergi, resim veya harç alınamaz. Bir kaçakçılık ihbari ve şüphesi olmadıkça taşıt aracında bir arama da yapılamaz.
Arapça kökenli bir kelime. Kar amacıyla mal veya öteki değerli şeylerin alım-satım faaliyetleridir. Ticaret işlemlerinin görüldüğü yere de ticarethane denir. Genellikle, tarım ve sanayi gibi üretime dönük faaliyetlerden farklı bir iş koludur. Ticaret, mevcut değerlerin (mal, kıymetli evrak, vs. gibi) el değiştirme ilkesine dayanır. Ticaretten elde edilen kazançlar da ötekifaaliyetler gibi gayri safi milli hasılanın bir bölümüdür. Ticaret, elde edilen kazançlar da öteki faaliyetler gibi gayri safi milli hasılanın bir bölümüdür. Ticaret, malların zaman ve yer faydasını artırarak katma değere katkıda bulunmaktadır. Genellikle iç ve dış ticaret diye ikiye ayrılır. Yurt dışından mal ve hizmet alım-satım işlemleri dış ticareti oluşturur. Ticaret, malların üreticilerden tüketicilere ulaşmasına aracılık etme faaliyetidir. O bakımdan yalnızca alım-satımdan ibaret olmayıp mallayıp, taşınması, depolanması, finansmanı vs. gibi hizmetleri de kapsar.
Ticaret Hadleri bkz. Dış Ticaret Hadleri
Ticarette Ayırım Yapmama İlkesi (non-discrimination principle)
GATT'ın uluslararası ticareti serbestleştirmek veya geliştirmek için benimsediği ilkelerden birisidir. Buna göre üye ülkelerden birisi diğerine gümrük indirimi biçiminde bir ödün verirse bunu diğer bütün ülkelere de uygulanması gerekir. Diğer bir deyişle üye ülkeler birbirine karşı ayrım gözetici uygulamalarda bulunamazlar. Bu, esasında en fazla kayırılmış ülke kuralının GATT tarafından benimsenmiş şeklidir.
Ticari işletmesi tanıtan, onun gerçek veya tüzel kişiliğini temsil eden isim ya da işaret.
Transit Taşımacılık (transit trade)
Bir iş adamının yabancı ülkeden satın aldığı malları yine kendi ülkesinin dışında üçüncü bir ülkeye satarak ana ülkesine döviz kazandırması. Üçüncü ülkeye satılmak üzere ülkeye giren mallar ya transit olarak çıkar, ya da antrepolarda bir süre bekletildikten ve üzerlerinde bazı ufak tefek imalat işlemleri yapıldıktan sonra yollarına devam ederler.
Transit Ticaret (transit trade)
Bir iş adamının yabancı ülkeden satın aldığı malları yine kendi ülkesinin dışında üçüncü bir ülkeye satarak ana ülkesine döviz kazandırması. Döviz geliri sağlayan bir işlem olması bakımından aynen ihracata benzer. Bu tür ticarette kullanılan dövizler, hükümet tarafından tahsis edilmiş olabileceği gibi, ticaret yaban kişinin kendisi tarafından veya mahsup yoluyla sağlanmış olabilir. Ayrıca üçüncü ülkeye satılmak üzere ülkeye giren mallar ya transit olarak çıkar ya da antrepollarda bir süre bekletildikten ve üzerlerine bazı ufak tefek imalat işleri yapıldıktan sonra yollarına devam ederler.
Firmalarin tek bir yönetim altında birleşmeleri durumudur. Birleşen firmaların tüzel kişiliklerinin sona ermesi ve geçici olmamaları, onları kartellerden ayırır.
Tüneldeki Yılan (snake in the tunnel)
Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye ülkelerin 1972-1979 yılları arasında uyguladıkları para sistemi. 18 Aralık 1971 tarihinde Washington'da Smithsonian Enstitüsünde toplanan on büyük sanayileşmiş ülkenin temsilcisi, Amerikan Dolarının başlıca paralar karşısında devalüe edilmesi kararını almışlardır. Toplantıda ayrıca, ulusal paraların dolar etrafındaki sınırlarının da toplam %2'den %4.5'e çıkartılması kabul etilmişti. Bu ise doların dışındaki iki ulusal para arasındaki toplam dalgalanma marjının yüzde 9 olması anlamına geliyordu. Oysa, Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu kuran ülkeler aralarında daha sıkı bağlarla bağlanmış bir iktisadi ve mali birlik kurmayı amaçlıyorlardı. Bu ise her şeyden önce sözkonusu ülkelerin paralarının sabit kurlardan birbirine bağlanmasını gerektiriyordu. Dolayısıyla AET ülkeleri Smithsonian Toplantısında alınan bu karara uymakla birlikte, kendi ulusal paraları arasında özel bir düzenlemeye gittiler ve iki AET ülkesinin parası arasındaki en yüksek dalgalanmayı toplam %2.25 oranıyla sınırlandırdılar. Böylece bu ülkenin paraları "iki bağlı" bir kur sistemine tabi oluyordu. Şöyle ki, üye ülkeler paralarının dolar karşısında toplam dalgalanma sınırlarını %9'a çıkartıyor, fakat kendi paralarının birbirine karşı dalgalanmasını ise toplam %2.25 ile sınırlandırıyordu. Bu uygulama Smithsonian Enstitüsü binasının altındaki tünelin içinde bir yılana benzetilmiştir. Çünkü dolara karşı daha yüksek dalgalanma sınırları, tünelin genişliğine, Avrupa paraları arasındaki da sınırlı dalgalanma yılana benzetiliyordu.
Smithsonian kur düzenlemelerinden sonra uluslararası mali alandaki panik durulmadı, aksine giderek arttı. Bunun sonucunda 1873 Şubat'ında dolar ikinci kez devalüe edildi. 16 Mart 1973'de Avrupa ülkeleri aldıkları kararla ulusal paralarının dolara olan bağımlılıklarını kaldırdıklarını (paralarını dolar karşısında dalgalanmaya bırakmaları) fakat kendi paraları arasındaSmithsonian Anlaşmasında belirledikleri dar dalgalanma sınırlarını sürdüreceklerini dünyaya ilan ediyorlardı. Böylece Bretton Woods Sistemi'nin yıkılmış olmasının yanında "yılan" da "tünel"den kurtulmuş oluyordu. Buna da "tünelsiz yılan" adı verilir.
Tünelsiz Yılan Bkz. Tüneldeki Yılan
Ucuz Emek Ülkeleri (cheap labour countries)
Sanayileşmiş ülkelerde, işgücünün bol, dolayısıyla ücretlerin düşük olduğu az gelişmiş ülkeleri ifade için kullanılan bir deyim. Özellikle, koruyuculuk tartışmalarında kullanılır. ABD'de dokuma, giyim, vs. gibi emek-yoğun endüstrilerinin temsilcileri ucuz-emek ülkelerinin ihraç ettikleri benzer mallarla rekabet edemeyeceklerini, o bakımdan gümrük tarifeleri ve öteki kısıtlayıcı önlemlerle bu endüstrilerin korunmasını isterler. Bu amaçla örneğin "lobicilik" yapar. Kongre üyeleri ve hükümet üzerine baskıda bulunurlar. Ancak bilimsel açıdan gerçek durum şudur ki, sanayileşmiş ülkelerdeki bu tür endüstriler verimliliği nisbeten düşük olan endüstrilerdir. Bunların korunmasından çok, kaynakların daha verimli endüstrilere kaydırılması ülke açısından daha yararlıdır.
Uluslararası ticarette kullanılan bir kavram. Coğrafi ya da nüfus açısından ufak olmaktan çok ekonomik bir kapsam taşır. Şöyle ki, ufak ülke bir alıcı ya da satıcı olarak, sözkonusu malın uluslararası fiyatlarını ve öteki piyasa koşullarını etkileyemez. Bu anlamda, "fiyat-kabullenen" durumundadır. Oysa "büyük" ülkeler büyüklüklerinden dolayı bir tür monopolcü güce sahiptirler. Satın aldıkları veya sattıkları miktarları değiştirerek dünya fiyatlarını etkileyebilirler.
Uluslararası İktisat (International Economics)
Bir ülkenin diğer ülkelerle yaptığı ekonomik ve mali işlemleri inceleyen Ekonomi Bilim Ülke ile dış alem arasındaki mal ve hizmet akımı yanında uluslararası emek, sermaye ve teknoloji akımlarını da kapsar. O bakımdan uluslararası iktisat kavramı yalnız mal ve hizmet ithalat ve ihracatı konu olan dış ticaretten daha geniştir. Uluslararası iktisatın bazı ana konuları şunlardır: Ülkelerin neden dış ticaret yaptıklarını, dış ticaretin yarar ve bileşimini inceleyen uluslararası ticaret teorisi (soyut teori), döviz piyasası ve ödemeler bilançosunu konu alan parasal uluslararası iktisat teorisi, gümrük tarifeleri, kotalar ve öteki dış ticaret kısıtlamalarını içeren dış ticarete devlet müdahaleleri, bölgesel iktisadi birleşmeler ve GATT gibi dünya ticaretinin serbestleştirilmesi yaklaşımları, sanayileşme ve dış ticaret, uluslararası para sorunları.
Gelişmiş ülkelerin sanayi ve teknoloji ürünlerinde, azgelişmiş ülkelerin de hammadde ve yarı mamül ürünlerde uzmanlaşması şeklinde gelişmiş ülkeler lehine işlediği kabul edilen, farklı ülkelerin farklı malların üretiminde uzmanlaşması sistemi.
Uluslararası Likidite (international liquidity)
Uluslararası ödemelerin finansmanı için ülkelerin sahip oldukları resmi dış rezervlerin ya da ödeme araçları stoklarının toplamı. Genellikle ülkelerin resmi dış rezervleri merkez bankaları tarafından tutulur ve bu rezervler altın, döviz, özel çekme hakları (SDR) ve IMF rezerv pozisyonlarından oluşur.
Dünya ticaretinin ve mali akımlarının giderek genişlemesi, uluslararası likiditenin de artırılmasını gerektirir. Ancak, uluslararası likiditenin tam olarak dünya ihtiyaçlarına uygun bir oranda artırılması gerekir. Likiditenin ihtiyaçtan daha yüksek oranda artırılması, uluslararası ekonimiy enflasyona sürükleyebilir. Çünkü bu durumda ülkeler aşırı biçimde harcamalarını genişletici politikalar izlemeye koyulabilirler.
Uluslararası Rezervler (international rezerves)
Uluslararası borç ödemelerinde kabul edilen her türlü aktif. Buna göre ülkelerin para otoritelerinin elinde bulunan altın ve konvertibl dövizler ile IMF'deki çekme kolaylıkları, özel çekme hakları, uluslararası ödemelerde kabul edilebilir niteliğe sahip olan kısa vadeli resmi ve özel alacak senetleri ve tahvilleri ile diğer kredi kolaylıkları uluslararası rezerv olarak kabul edilir. Bu tanım uluslararası gayri safi rezervleri ifade etmektedir. Uluslararası net rezervleri bulabilmek için, bir ülkenin dışarıya olan kısa vadeli borçlarının toplam rezervlerinden çıkartılmaları gerekir.
Uluslararası rezervler ülkenin dış ödemelerindeki dengesizliğin finansmanını sağlayan önemli bir araçtır. Ülkeler uluslararası rezervleri ödemeler dengesi açıklarını kapatmak, yani ayarlama yapmak ve böylece döviz kuru istikrarını sağlamak için ellerinde tutarlar. Ülkelerin ellerinde bulunan uluslararası rezervler ne kadar çok olursa döviz kuruna istikrar kazandırmak o derece mümkün olur.
Uluslararası Sermaye Akımları (international capital flows)
Ulusal sınırları açarak ülkeye giren ya da ülkeden çıkan sermaye, ticari amaçla uluslararası özel sermaye akımı ile kalkınma yardımı niteliğindeki uluslararası resmi sermaye akımlarından oluşur. Resmi sermaye, genellikle uzun-vadelidir. Özel sermaye akımları ise kısa veya uzun vadeli olabilir. Örneğin ihracatçı kredileri, yabancı ülkelerde açtırılan banka mevduat hesapları, mevduat sertifikası alım satımları, kısa vadelidir (süresi 1 yıldan az). Buna karşılık yabancı tahvil ve hisse senedi alım satımlar ile dolaysız yabancı sermaye yatırımları uzun vadeli sermaye akımı kapsamına girerler. Bir ülkeye yabancı mali sermaye girişi o ülkede döviz arzının artması demektir. Dolayısıyla ulusal paranın değerini yükseltici etki yapar. Tersine sermaye çıkışı, ulusal paranın değerini düşürücü etkide bulunur. Ödemeler bilançosu açısından tüm sermaye girişleri dış açıkları giderici (fazlalıkları artırıcı), tüm sermaye çıkışları da bu dış açık doğurucu veya açıkları artırıcı etkide bulunur.
Uluslararası Ticaret (international trade)
Uluslararasında gerçekleşen mal ve hizmet akımları. Uluslararası ticaretin iç ticaretten farklı, birincisinin dövizle yapılması ve gümrük tarifeleri, kotaları, döviz kontrolleri gibi çeşitli uygulamalara konu olmasıdır.
İktisat literatüründe ulusların birbirleriyle niye mal ve hizmet alışverişinde bulunduklarını, diğer bir deyişle ticaret yaptıklarını açıklamaya yönelik birçok teori geliştirilmiştir. Bu teorilerin bazıları uluslararası ticareti ülkeler arasındaki verimlilik farklılıklarına, bazıları faktör yoğunluğu farklılıklarına, bazıları ticarete konu olan malların o ülkelerde bulunmamış olmasına, bazıları ise o malın üretiminde mutlak veya karşılaştırmalı olarak bir üstünlüğe sahip olmasına bağlıyarak açıklamışlardır.
Uluslararası Ticaret Politikası (international trade policy)
Devletin ekonomik kalkınma, döviz gelirlerini artırma, döviz giderlerinden tasarruf, yurtiçi mal arzını ve fiyat istikrarını sağlama gibi nedenlerle, mal ve hizmet ithalat ve ihracatını düzenlemek üzere yaptığı müdahaleler. Bu müdahale genellikle belirli malların ülkeye girişini sınırlandırma veya tamamen yasaklama amacına yönelik olabileceği gibi, bir kısım dış ticaret faaliyetlerinin özendirilmesi amacı da güdülebilir. Örneğin yerli üretimin korunması için ithalatın kısıtlanması, birinci gruba, döviz gelirlerinin arttırılması amacıyla ihracatın özendirilmesi ikinci gruba girer. Kısıtlamaya yönelik müdahale araçları arasında örneğin gümrük tarifeleri, kotalar ve öteki miktar kısıtlamaları yer alır. İhracatı özendirici araçlar arasında da vergi iadesi, ucuz kredi, gümrük vergisi bağışıklıkları vs. bulunmaktadır.
Uluslararası Ticaret Rezervleri (rezerves of international trade)
Bir ülkenin dış ödemelerinde kullanılmak üzere belirli bir anda bulundurduğu uluslararası ödeme araçları stoku. Rezerv olarak tutulan ödeme araçları altın, döviz, özel çekme hakları (SDR) ve ülkenin IMF'deki rezerv pozisyonlarıdır.
Uluslaraşırı Şirket (transnational corporation)
En az iki yabancı ülkede, düzenli ve sürekli faaliyetleri olan, bir ya da birkaç ülke kökenli tüm kuruluşlar olup, birden çok ülkede üretim ve dağıtım faaliyetleri yürüten şirkettir.
Uruguay Görüşmeleri (Uruguay Round)
GATT çerçevesinde yapılan çok-yanlı ticaret görüşmelerinin sekizincisi. 1986 yılında Uruguay'ın başkenti Punta Del Este'de başlamış ve dört yıl sürmüştür. Görüşmeler iki bölüm halinde yürütülmüştür. Birinci bölümde mal, ikinci bölümde ise hizmetler ticareti konuları ele alınmış. Mal ticaretiyle ilgili olarak dünya mal akımlarında daha fazla serbesti sağlanması, çok-yanlı ticaret sisteminin güçlendirilmesi, GATT'ın etkinliğinin arttırılması gibi amaçlardan hareket edilmiştir. Somut olarak ise, gümrük tarifelerinin daha fazla indirilmesi, ancak geçmiş görüşmelerde bu konuda sağlanan başarılar dolayısıyla daha çok tarife dışı engellerin (miktar kısıtlamaları dahil) kaldırılması, tropik ürünler ticaretinin tamamen libere edilmesi, balıkçılık, orman ürünleri, madenler gibi sosyal kaynaklar kökenli ürünlerde daha fazla liberasyona gidilmesi, tekstil, giyim, demir-çelik gibi malların ticaretindeki "gönüllü ihracat kısıtlamaları"nın kaldırılması ve dünya tarım ürünleri ticaretinin serbestleştirilmesi gibi konular ele alınmıştır. Tarım konusu toplantılarda özel bir ağırlık taşımıştır. Uygulamaya bakıldığında, hemen hemen bütün ülkelerde tarım kesimi yoğun bir hükümet desteğine konu olmaktadır. Tarım üzerindeki bu koruyuculuk yalnız az gelişmiş ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de çok yaygındır. ABD'nin ve özellikle AT'nin özel tarımsal destekleme programları vardır. Tarım, ilk kez Uruguay Görüşmelerinde ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Bu toplantılarda dünya tarım ürünleri ticaretinin arttırılması için tarım kesimine verilen sübvansiyonların azalması, uluslararası piyasaya daha rahat geçiş olanağı sağlanarak bu alanda dış rekabetn arttırılması gibi konular tartışılmıştır. Uruguay Görüşmelerinin ikinci bölümü, hizmetler ticaretiyle ilgilidi. Hizmet sektörü ulaştırma, haberleşme, sigortacılık, bankacılık, turizm, inşaat vs. gibi faaliyetleri kapsamaktadır. Son yıllarda hizmet sektörü hızla gelişen ve önemli istihdam yaratan bir sektör durumuna gelmiştir. Gelişmiş ülkelerde bu sektörün milli gelir içindeki payı %50'nin üzerindedir. Oysa, dünya ticaretin hizmet sektörünün payı oldukça düşüktür. Uruguay görüşmelerinde uluslararası hizmet ticaretinin arttırılabilmesi için bu sektör üzerine konan ulusal kısıtlamaların kaldırılması ve uluslararası hizmet alışverişinin kolaylaştırılması tartışılmıştır. Uruguay toplantıları bu nedenle 1990 yılı sonlarında herhangi somut bir sonuç elde edilemeden anlaşmazlıkla sonuçlanmıştır.
Üçüncü Dünya (the third world)
II. Dünya Savaşı sonrası iki kutuplu sistemin ortaya çıkmasıyla NATO ve Varşova Paktı üyeleri dışında kalan Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerini ifade etmekle birlikte iki kutuplu dünya modelini ve bu modellerden herhangi birini kabul etmeyen ülkeler açısından farklı bir sistem arayışını da belirtir.
Üçüncü Sanayi Devrimi (third industrial revolution)
Sanayi devrimi XVIII. asrın ortalarında buhar gücünün sanayiye uygulanması ile İngiltere'de ortaya çıkmıştı. Fakat tarihsel gelişim aşamaları içinde teknolojide ortaya çıkan değişmeleri ifade için bazı çevrelerde, ikinci ve üçüncü sanayi devrimlerinden söz edilir. Birinci Sanayi Devriminden sonra 1870-1913 arasında özellikle çelik üretim yöntemlerinin geliştirildiği, elektrik, içten patlamalı motorlar, Atlantik-ötesi telgraf, radyo vs. gibi buluşların ortaya çıktığı döneme "ikinci sanayi Devrimi" derler. Bunun gibi İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra teknolojide görülen şaşırtıcı buluşlar da "Üçüncü Sanayi Devrimi olarak nitelendirilmektedir. Bu dönemin belli başlı buluşları arasında nükleer enerji, sentetik mallar, bilgisayar teknolojisi, mikroelektronik teknoloji gibi yenilikler sayılabilir.
Üç Yanlı Ticaret Bkz. Switch Ticareti
Yabancı Sermaye (foreign capital)
Bir ülkedeki mevcut sermaye stokuna başka bir ülkenin sahipliğindeki ilave sermaye katkısı. Bir ülkedeki yabancı sermaye özel dolaysız (doğrudan) yabancı sermaye yatırımları ile portöy (portfolyo) yatırımlarından oluşur. Portföy yatırımları, tasarruf sahiplerinin bir faiz veya dividant geliri elde etmek için uluslararası sermaye piyasalarında menkul değerler satın almalarını ifade eder. Özel dolaysız yabancı sermaye yatırımları ise, bir ülkeden diğerine transfer edilen sermayenin, o ülkede yatırıma dönüşmesidir. Bu tür yatırımlar, bir firmanın yabancı ülkede şube açması, mevcut bir yerli firmayı satın alarak veya sermayesini artırarak kendisine bağlı bir şirket kurması şeklinde gerçekleşebilir.
Yabancı sermayenin ülkeye her zaman döviz şeklinde girmesi gerekmez. Bunun yanıda makina ve donatım şeklinde gelebileceği gibi lisans, paten, teknik bilgi (know-how) gibi fikri haklar ve hizmetler şeklinde gelebilir. Ayrıca yabancı sermaye işletmelerinin karları oto-finansman yoluyla yeniden yöneltilmeleri de dolaysız yabancı sermaye yatırımı olarak kabul edilir.
Yayılma Etkisi (spread effect)
Genellikle dış ticaretten kaynaklanan canlandırıcı etkiyi ifade için kullanılır. Buna göre, ihracattaki bir artışın en önemli etkisi, bunun ekonominin diğer sektörlerine yayılması ve oralarda da adam başına geliri yükseltmesidir. Genellikle ekonomik kalkınma düzeyi ile yayılma etkisinin derecesi arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunduğu kabul edilir. Bunun nedeni, ileri ülkelerde ihracat kesimiyle ekonominin geri kalan sektörleri arasında daha sıkı ilişkilerin bulunmasıyla ilgilidir. Az gelişmiş ülkelerde, özellikle ihracat kesiminin hammadde sağlamaya dönük olarak yabancı işletmelerin denetimi altında bulunduğu durumlarda bu kesimin ekonominin geri alan sektörleriyle olan bağlantıları adeta kopuk durumdadır. Böyle olunca, yayılma etkisi de o derece zayıf olacaktır. Hatta bazı iktisatçılar ters yönde, yani dışa dönük yayılmanın yurt içindeki yayılmadan daha etkisi olduğunu, dolayısıyla ülkenin ihracattaki bir artıştan net olarak kayba uğradığını belirtirler.
Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen (new international economic order)
1950'lerin sonları ile 1960'ların başlarında eski sömürgelerin bağımsızlıklarına kavuşması ile azgelişmiş ülkelerin sayısında hızlı artışlar oldu. Ancak, az gelişmiş ülkeler mevcut uluslararası ekonomik ve siyasal düzeni kalkınmalarına yardımcı olmadığı, aksine, gelişmiş ülkelerle aralarındaki farkların daha da büyümesine yol açtığı gerekçesiyle eleştirmeye başladılar. Gelişmiş ülkeler arasında bu konuda yapılan tartışmalar kuzey güney diyaloğu diye bilinmektedir. Az gelişmiş ülkelerin mevcut uluslararası ekonomik düzen konusundaki memnuniyetsizlikleri sanayileşmiş ülkelerle aralarındaki refah farklarının giderek büyümesinde mal ihracat ve ithalatı, mali kaynak temini bakımından gelişmiş ülkelere bağlı olmaları gibi nedenlerden ileri geliyordu. Ayrıca mevcut uluslararası ekonomik ve siyasal düzenin temelini oluşturan uluslararası kuruluşlar da sanayileşmiş ülkelerin etki ve denetimi altında bulunuyordu. Dünya nüfusunun üçte ikisinden fazlasını oluşturmalarına karşın, az gelişmiş ülkeler mevcut düzen içerisinde ağırlıklarını hissettiremiyorlardı. İşte bu düşüncelerle, az gelişmiş ülkelerle aralarındaki eşit ve hakça ilişkilere dayalı, yoksulluğu yeryüzünden kaldırmayı amaçlayan ve az gelişmiş ülkelerin ekonomik yönden kendi kendine yeterli duruma gelmelerine yardımcı bir Yeni Uluslararası Ekonomik Düzen (YUED) kurulmasını savunmaya başladılar. Böyle bir düzen herşeyden önce mevcut ekonomik ve siyasal güç yapısının değiştirilmesini ve az gelişmiş ülkelerin dünya ekonomisinde daha etkin bir rol oynamalarını gerektirecekti. Bu yönden iki girişimlerden birisi, 1961 yılında bağlantısız ülkeler hareketinin ortaya çıkmasıdır. Bu arada, az gelişmiş ülkeler dikkatlerini Birleşmiş Milletler Teşkilatına çevirdiler. BM Genel Kurulunda çoğunluğu sağlamalarının bir sonucu olarak 1960'lı yılları "Birinci Kalkınma On-Yılı" olarak ilan ettiler. Bundan sonraki girişim 1964 yılında Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın Cenevre'de kendi kalkınma ve ticeret sorunlarını görüşmek üzere özel olarak toplanmasını sağlamak olmuştur. Böylece ilk UNCTAD toplantısı yapılmış oluyordu. Yine aynı gelişmelerin sonucu olarak 1970'li yıllar Birleşmiş Milletler tarafından "İkinci Kalkınma On-Yılı" ilan edilmişti. Fakat YUED konusundaki gelişmeler 1974 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 6. özel toplantısının yapılmasıyla zirveye ulaştı. Toplantıda yeni Uluslararası Ekonomik Düzen Kurulması kararı alındı ve bunu gerçekleştirmek için bir de Deklerasyon ve Eylem Planı benimsendi. Kuşkusuz bu kararın alınmasında az gelişmiş ülkelerin BM Genel Kurulunda sayıca çoğunlukta olmalarının büyük etkisi vardır. Toplantı sırasında Sosyalist Blok ülkeleriyle bir kısım İskandinav ülkeleri az gelişmiş ülkelere destek vermişler, fakat başta ABD olmak üzere öteki sanayileşmiş ülkeler buna karşı çıkmışlardı. Sanayileşmiş ülkelerce desteklenmeyen bir uluslararası tasarının uygulanma şansının zayıf olduğu ise bilinen bir gerçekti. 1973 Dünya Petrol Buhranı, petrolü silah olarak kullanmaları dolayısıyla az gelişmiş ülkelere YUED'nin gerçekleştirilmesi konusunda önemli bir güç kazandırdı. Ancak daha sonra OPEC'in içine düştüğü anlaşmazlıklar bu gücü zayıflatmıştır. Gerçek durum şudur ki böyle bir YUED'in kurulması her şeyden önce az gelişmiş ülkelerin kendi aralarında birlik, dayanışma ve uyum içinde bulunmasını gerektirir. Nitekim sanayileşmiş ülkeler arasında böyle bir birlik ve dayanışma vardır. Az gelişmiş ülkeler arasında ise derin anlaşmazlıklar ve zaman zaman ortaya çıkan sıcak savaşlar, bu konudaki girişimlerin başarı şansını zayıflatmaktadır. Nitekim 1974'te YUED kararı alınmasından sonra gelişmiş ülkelerle çok sayıda görüşmeler yapılmışsa da bu konuda önemli bir ilerleme sağlanamamıştır ve YUED konusunda zamanla güncelliğini yitirmiştir.
1958 Temmuz'unda Stresa Konferansında alınan kararlara göre, sanayi ürünlerinde olduğu gibi, tarim ürünleri alanında da üyeler arasındaki tarifeler ve öteki dış ticaret kısıtlamalarının kaldırılmasıyla oluşturulan ortak tarım politikası.
Sert paranın tersidir. Döviz piyasaları üzerindeki hükümet müdahalelerinin derecesi arttıkça, diğer bir deyişle, kambiyo denetimi uygulaması yaygınlaştırıldıkça o ülke parasının "yumuşaklık" derecesi de artar. Bu tanımlamaya göre konvertibl olmayan paralar yumuşak paradır. Ancak konvertibilite tanımakla birlikte dış ticaret açıklarını, sermaye ihracı ve benzeri nedenlerle kambiyo işlemlerinin çeşitli kısıtlamalara tabi olduğu ülkelerin parası da yumuşak para durumundadır. Sürekli değer kaybına uğradığı için, bu tür yumuşak paralara döviz rezervleri arasında yer vermek doğru olmaz. Sert paralı bir ülkenin yumuşak paralı bir ülkeye o ülkenin (alıcı ülkenin) parası cinsinden ihracatta bulunması da güvenli bir yol değildir. Bu gibi ülkelere ya sert bir para cinsinden ihracat yapmak ya da uğranılacak kaybı telafi edecek ölçüde yüksek fiyatlardan mal satmak gerekir. İki yumuşak paraları ülkenin bazı zorunlu ihtiyaçlarını birbirlerinden karşılaşmalarının bir yolu bu ülkelerin takas veya kliringe başvurmalarıdır.
Alman Gümrük Birliği, 1834 yılında Paris'te Alman Prenslikleri arasında yapılan gümrük birliği anlaşmasıdır. Almanya'daki siyasal birliğin sağlanmasında önemli derecede etkili olmuştur.