SİCCİYL-1423

Dr. Hakkı Açıkalın

Sicciyl kelimesini Arabca yazarken sin’in ve cim’in esresini, cim’in şeddesini ve lam’ın çift esresini yazamadım ve bu benden kaynaklanmıyor, evvela bu notu düşmüş olalım.

Bir evvelki makalemizin baslığı da, hatırlanacak olursa, Sicciyl idi. Bu adam niye Sicciyl’e taktı kafayı diye aklından geçirenler olabilir. Geçen yazıdaki Sicciyl, ”Fil Suresi”nin 4. ayetinde geçen ’Termihim bi hicaratim min sicciyl’ yani mealen ’Onların üzerlerine Sicciyl’den taşlar atıyorlardı’ Sicciyl’di. Bir de Hud Suresi’nin 82. ayet’inde geçen Sicciyl var; mealen:

«Ne zaman ki, emrimiz geldi; o al’in (ülkenin) altını üstüne getirdik ve üzerlerine sicciyl (balçıktan pişirilmiş çamur) ve taş yağdırdık.»

IFTA’nın İngilizce mealinde şöyle deniyor:

When Our decree issued, We turned (the cities) Upside down, and rained down On them brimstones Hard as baked clay, Spread, layer on layer.

Yunanca mealde de şöyle yazıyor:

Απηγγείλαμεν την διαταγήν, ανετρέψαμεν την χώραν από άκρου εις άκρον, καταπέμψαντες άνωθεν βροχήν αδιάκοπον εκ πλίνθων σεσημειωμένων παρά του Θεού. Αύται δε ευρίσκοντο εγγύς των επικαταράτων.

(Apigilamen tin diatagin, anetrepsamen tin horan apo akru is akron, katapempsandes anothen vrohin adiakopon ek plinthon sesimiomenon para tu Theu. Afte de evriskondo egis ton epikataraton).

Mealler aşağı yukarı aynı… Gökten bir ülkenin (şehirlerin) üzerine kızgın taşlar yağıyor. Değdikleri yeri kül ediyorlar. Sodom ve Gomorrah kül oluyor, aynı Pompei gibi, aynı Sodomi’nin çok yoğun yaşandığı Rio çevresinde yakın geçmişte iki kez yaşandığı gibi, aynı Sudan’ın orta yerindeki dağlık bölgede özellikle anadan üryan yaşayan kabilenin başına gelenler gibi, aynı geçtiğimiz günlerde Paraguay’da yaşananlar gibi, aynı dünyanın birçok yerinde insanların başına gelenler gibi…

Bir sonraki ayette (83) ise bu kızgın taşların ‘Rabb’in katında damgalandıklarını’ (Musevvemeten inde Rabbik) [Marked from thy Lord] öğreniyoruz. İngilizce meal bir de izahat veriyor:

…the showers of brimstones were marked with the destiny of the wicked as decreed by Allah!

Bir de, bir evvelki ayet var; mealen:

«...Haberin olsun, helak olacakları vakit, sabah vaktidir. Zaten sabah yakın değil mi»

İngilizce mealden okuyan Bush’un ve Blair’in akıl hocaları da onlara bunu aynen böyle tercüme ediyorlar:

Morning is their time appointed: Is not the morning nigh?!

Tekrar soralım;

"IS NOT THE MORNING NIGH?!"

"(ZATEN) SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?!“

Ayetten de tekrarlayalım:

"…LEYSES SUBHU BI QARI(Y)B »

Demek ki SABAH yakın!

Ayet 93’e bakıyoruz :

« ...Perişan edecek azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu ileride anlayacaksınız. Bekleyiniz, ben de sizinle bekleyeceğim »

Condeleezza Rice’a, Ari Fletcher’a, Donald Rumsfeld’e, Richard Pearl’e, Paul Wolfowitz’e, Dick Cheney isimli köpeğe, Tony’e, G.W. Bush’a ve diğer zihni özürlü zevata, musavirleri bu ayeti şöyle çeviriyorlar:

 

-Soon will ye know Who it is on whom Descends the Chastisement Of ignominy, and who Is a liar ! For I too am watching With you!

 

Ve 121:

 

«Habibim, inanmayanlara de ki: ‘Elinizden geleni yapın. Biz de gerekeni yapacağız»!!!

 

White House ve Downing Street sakinleri şunları dinliyorlar geceleri ve Colin Powell’in gece her saat başı kabuslarla uyanması gibi uyanıyorlar:

 

-Say to those who do not Believe: ‘Do whatever ye can: We shall do our part!!!

 

Mustafa Saka usta bir makale yazıyor ve ismini de ‘Tebbet Yeda’ koyuyor, Al-Lahab diğer ismiyle Al-Masad suresinin birinci ayetinin başlangıç kısmı yani, ‘Ellerin kurusun’. ‘Gavur!’ bunu, ‘Perish the hands…’ şeklinde tercüme ediyor. Abdurrahman Dilipak birkaç gün sonra tutup aynı başlıkla bir makale yayınlıyor. Neyse...

Masad deyince aklıma meşhur veciz söz geliyor: ‘Hesabını bilmeyen kasap kıçına kaçar masat!’ TBMM (Türkiye Büyük Melanet Meclisi) isimli Devlet İslami fideliğinde yetiştirilen Müslümanımsılar’a sesleniyorum, New York Times’ın Bush için ilk başkan olduğu dönemde kullandığı bir tanımla:

-Başkan Bush, ormandaki bir yolda karşıdan karşıya geçerken bir arabanın farlarına muhatab olan bir geyiğe benziyor.

Bir insan-geyik veya geyik-insan bu kadar iyi tanımlanabilir herhalde. Bush Jr.’in suratına daha dikkatli bakarsanız orada muhteşem bir geyik portresi göreceksiniz. Şimdi Masat’tan geyiğe atladı bu herif, ne iştir diyenler olacaktır, bağlayalım; bizim yerli geyiklerin ABD’li geyikten farkı, kıçlarında bir de IMF, Dünya Bankası, NATO, AB, AGSP vs. gibi muhtelif masatlar taşımaları. Hal böyle olunca onlara belki de ‘Masatli Geyikler’ adı verilebilir.

 

Tam bu cümleleri yazarken Sinan Bala ve Tuğrul İbrahim Aydın’ın doyumsuz makalatını büyük bir keyfle okudum, Allah her ikisinden de razı olsun. Bütün hislerime tercüman olmuşlar ve ABD’nin de emperyalizmin diğer istasyonlarının da gerçek yüzlerini teşhir etmişler. Bu arada bir gönüldaşımız bana telefonla ulaştı ve, ‘Biz savaşa karşıyız diyoruz, iyi de 10 yıldır Müslüman evlatları, Arab’ıyla, Kürdü’yle, Türkmen’iyle, Çerkes’iyle biçare bir vaziyette oluyorlar, üzerlerinde akıllara seza bir ambargo belası var, İsrail Filistinli bebeleri, ihtiyarları, kadınları ‘terorist’ diye katletmeye devam ediyor, Yahudi bile kendisi Armaggedon’dan ve onun kapıda olduğundan bahsediyor, biz ise savaşa karşıyız diyoruz ama nasıl karşıyız veya kime karşı savaşa karşıyız ve kime karşı savaşa evet diyoruz’ diye sordu. Aslında bu sualin cevabı muhterem Tuğrul İbrahim Aydın’ın makalesinin başlığında var. Hülasasi bu. Biz biraz daha genişletebiliriz belki.

 

İmdi, ‘İç İhanet’ diye bir mefhum vardır yani suret-i Hak’tan görünüp, senin kucağında yaşayıp da seni sırtından vuran, seni düşmana satan aşağılığın aşağılığı mahlukatın eylem ve şiarı. Bizim açımızdan iç ihanetçi sayılmamakla beraber-zira bizim içimizden değildirler onlar- umumi manada Müslüman kabul edildiklerinden, genelleştirilmiş bir iç ihanet definisyonunun dahilinde ele alınabilecek mahlukat genelde yüzyıllardır, özelde ise son 15-20 yıldır bir ‘Yeni İslam’, ‘İslam’da Yenilenme’, ‘İslam’da Reform ve Revizyon’, ‘İslam’da bir rönesans’, ‘İbrahimi Dinler’, ‘Dinlerarası diyalog’ vs. nev’inden -efendi ama öfkeli bir insanın ifadesiyle- zirvalar, -sokaktaki adamın ifadesiyle- kafa karışıklığına yol açan tartışmalar,-yunan’ın ifadesiyle- ‘Tis putanas’ yani ‘Orospununki’ (mealen ‘Orospu işi, orospu davranışı, orospu ortamı) veya Malakies, -Ciganlar’ın deyimiyle- lolo, -Rus kulagikesinin ifadesiyle- Blena Huy (Bunu cevirmiyorum, cok ağır!), -James Joyce’un ifadesiyle- Femme à barbe et Homme-nourrice (Sakallı kadın ve emziren (besleyen) Erkek), -Fransız’ın deyimiyle- Conneries (mealen salaklıklar) ve benim şahsi ifademle ‘EN İLERİ DERECEDE OROSPUDİNLİLİK!’ isimli zehirli ve mel’un tohumu halkımızın zihnine ekmeye çalışıyor. Ali Bulaç isimli ‘golampare’nin başını çektiği ve çoklarının da yeni gelin misali üzerine zıpladığı bu ‘peos’ bizim için Yahudi’den de, ABD’den de, Protestan’dan da, Evangelicum’dan da, Anglican’dan da, Scientologist’den de, Yehova şahidinden de, Moonist’ten de, Clon’cu’dan da, Kemalist’ten de ve bilumum melanetten de beter bir durum arzediyor zira diğerleri açık düşmanlar, bu ise ‘İÇERİDE’, evlerimizde, mukaddes değerlerimizin yanıbaşında, burnumuzun dibinde, haremimizde, ruhumuzun etrafında yaşıyor, kucağımızda besleniyor, camiye gidip namaz kılıyor, oruç tutuyor, zekat ve fitre veriyor, kurban kesiyor, Hacc’a gidiyor, ihrama giriyor, rakı içmiyor, uyuşturucu kullanmıyor, sarık falan da takıyor… Hiçbir yılanın hafsalasından geçmeyen hilelerle boynumuza sarılıp, içimize süzülüyor, akıyor. O halde evvela bu deccal soyuna karşı ve mutlaka savaş vermemiz gerekiyor. Ona acıyıp hayat hakkı tanıdığımız nisbette İslam’ı ‘YENİLEMEYE!!!’ devam edecek ve birgün ‘Yepyeni bir İslam!!!’la karşılaşacağız; camilerinde, ‘Gotik tarzın şaheserlerinden Anglikan St. Paul katedralininkilere benzer, maundan veya cevizden mucella sıralar ve duvarlarında rengareng ve muhtelif surelerin tasvir edildigi, Ezan yerine YNÖ’un çıplak hutbelerinin okunduğu, Kadınlarla erkeklerin yanyana hatta elele saf tutarak namaz kıldığı, türban yerine perukların takıldığı, sakalların maviye boyandığı, cami avlularında -kilise avlularında olduğu gibi- gençlerin birbirlerine fransız öpücüğü vererek hidayet arayışına girdiği, miladi ve hicri yılbaşlarında elde şaraplarla yeni yılın karşılandığı, ibnelerin, lezbiyenlerin, pederastların, nekrofillerin ve bilumum ‘personality disorder’sahibi zevatın -demokratikleşme ve insan hakları adına- kendi camilerini tesis ettiği, ayakkabılarımızla rahatlıkla girebileceğimiz, vaftiz kurumunun ihdas edileceği, cünub olarak huzur icinde namaz kılacağımız ve bunun hiç önemli olmayacağı, içinde keyfle yellenebileceğimiz mabedlerin bulunduğu, imamların cübbe ve sarık yerine kippa ve frak giydikleri, sokak ortasında alenen çiftleşmeye cevaz veren yepyeni bir ‘REFORME VE REVİZE BİR İSLAM’la uyanacağız ve bu söylediklerim -eğer bu yolda hızla ilerlersek- hiç de hayal değil, merak edenler Hristiyanlık tarihine kısa bir göz gezdirsinler. Benim ‘İÇ’im böyleyken düşmana ne hacet!

Angeloloji’de (mealen Melekbilim) güzel rüyalardan mes’ul olan Arş Melekleri’ne Siddiqun, Al-Ruha’il ve Al-Nuria’il gibi isimler verilir. Yukarıda kısaca kurgulamaya çalıştığım kabus tablosunda ise muhtemelen mezkur Melaike’nin hiçbir dahli yok ve yine korkarım çok uzun bir süredir Müslümanlar’ın rüyalarına uğramıyorlar ve onların yerine -maalesef ve mateessüf- Şeytan rüyalarımızı örgütlemeye devam ediyor. Bu durumdan kurtuluşun tek yolunun ‘Fırka-i Naciye’ olduğu bizce malumken bazıları (Reform ve Revizyon tellalları) ‘Cihad-ı Ekber’in Nefs’le mücadele olduğundan, diğerinin yani ‘düşmana karşı İslam’ı muhafaza cihadının’ ise ‘KÜÇÜK’ bir cihad olduğundan (Cihad-ı Asgar) dem urub, esas yapılması gerekenin ‘BÜYÜK’ cihad olduğundan diğerinin ise pek önemli olmadığından, İslam’da devlet, siyaset, ideoloji, savaş olmadığından, İslam’ın barış dini (liberal-protestan) olduğundan bahsediyorlar. Önüne gelen ‘Mutasavvıf’, ‘Müfessir’, ‘Muallim’, ‘Müctehid’, ‘Terakkiperver’, ‘Islahatçı’, ‘Alim’ ve ‘Arif’ rolüne soyunup sağda solda fetva-perspektif-reçete verip ahkam kesiyor hatta tahakkümde bulunuyor. Bunların hepsi ‘Büyük Cihad’ uzman ve taraftarları. Yani ‘küçük’ünü beceremeden, üstünden atlayıp, onu ABD-Yahudi’nin inisiyatifine teslim edip ‘Büyük’üne koşuyorlar. Hal böyle olunca ortaya bir mürşid enflasyonu çıkıyor, meyhanede tebligat yapanlar, -haşa huzurdan- Peygamber’in önünde imamlık ifa edenler, homoseksualiteyi meşrulaştıranlar, Mehdilik’lerini ilan edenler, cinlerin sigara dumanını çok sevdiğini vurgulayanlar, geyik penisinin faidelerini saymakla bitiremeyenler ve daha neler neler. İşte bunlar ‘Büyük’cihadın muhtelif kollarını teşkil ediyorlar. Maşallah herkes mutmain, herkes bu ‘Cennet emlakçılar’ından güçleri nisbetinde birer küçük köşk veya konak sahibi oluyorlar. Bunun için, dünya malından, mülkünden, metresten, ferrarilerden, Masaratilerden, faizli-faizsiz banka hesablarından, malikhanelerden falan da vazgeçmeye gerek yok, onlarla beraber ‘ermek’ mümkün hatta paranıza göre muhtelif Nefs mertebelerine dahi ulaşabilirsiniz, parası çok olan mesela Nefs-i Safiyye mertebesini kolaylıkla kapatabilir, Zat makamına oturabilir!

Bu yazının başlığını Sicciyl-1423 koyduk, Hicri 1423 yılı birkaç gün sonra hitam buluyor, Kumandan 1423’ün ehemmiyetine defalarca vurgu yaptı, 1423 dünyada kazaların, felaketlerin, katliamların zirveye çıktığı bir sene oldu. Bunlar ihtarlardı ama biz eğlenmeye, yatay planda yaşamaya, arlanmamaya, yüzsüzce sırıtmaya, soytarılık yapmaya, fuhuş ve kumara, yetim malını yemeye, talan ve yağmaya, zulüm ve katliama devam ediyoruz. Demek ki çıkarılan hiçbir ders yok bilakis protestanlaşma -yahudiliğe öykünme- Allah’la boy ölçüşmeye kalkışma gemi azıya almış. O halde ben de bir ‘kehanet’te bulunayım; 1423 bir sürecin ifadesidir ve bu süreç yürümektedir, bundan sonraki devreye ben ‘Sicciyl Devresi’adını veriyorum ve belki Tony ile geyik Bush Jr. da okur diye onların diliyle de ve biraz uzunca yazıyorum: ‘The game is exactly over, now the GREAT CLAYS PERIOD ON PROGRESS, believe it or not!’

Ben nereden mi biliyorum? Buyurun yegane Referans’ımıza:

Mealen;

«Ve bir ülkeyi helaq etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşlarına iyilikleri emrederiz. Buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. Böylece o ülke, helaqa müstehak olur. Biz de orayı darmadağın ederiz» (İsra Suresi, 16. Ayet)

Haydi, Bush Jr. ve gitarist Tony’ye son bir kıyak daha yapalım;

’When We decide to destroy A town, We command those Among them who are given The good things of this life (to be obedient) But they continued to transgress; so that The word is proved true Against them; then We destroy them utterly’

 

SABAH QARIYB DEĞİL Mİ?!

www.drhakkiacikalin.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1