|
KUZEY IRAK (GÜNEY KÜRDİSTAN) Dr. Hakkı Açıkalın Binyıllardır destabilize (istikrarsız) bir alan; genelde Mezopotamya (Meso: Yun, orta-Pôtamos: Nehir. Yanı iki nehrin ortası, arası. Fırat ve Dicle’nin ortası). Ne Müselman’ın, ne Yahudi’nin, ne Zerdüştî’nin, ne Hristiyan’ın, ne Emperyalizm’in, ne Milliyetçiliğin, ne Kürt’ün, ne Arap’ın, ne Türk’ün, ne Fars’ın vazgeçmeyeceği arzın merkezi, dünyanın en mümbit, en stratejik, en tarihî, en zengin sahası. Özelde ise son 10 yılın moda deyimiyle 36. paralelin yukarısı. Bu bölgenini siyâsî ve kronolojik tarihine hiç dokunmuyoruz zira kitablık bir uzman çalışmasını gerektiriyor ki, bunu işin ehline bırakmak gerekiyor. Burada kısaca mevcut konjonktüre ve kontekste bir göz atıp mümkün mertebe spekülasyondan berî ve tâbir-i âmiyâne ile, kıçımızdan teori üreterek değil, kaynaklardan aktararak. Son tahlil ise mecburen âfâkî değerlendirmeler içerecektir, bu da öngörü kalitemizi pazara çıkarmak amacını güder. Yıllar önce PKK lideri Abdullah Öcalan, YNK (Yekıtiya Nıştımâne Kurdistan-Kürdistan Yurtseverler Birliği kısaca Yekiti) lideri Celal Talebanî ile ilgili olarak aynen şu ifâdeyi kullandı: Siyâsî fahişe! TC de onu Talebanî olarak değil de Celal Öztürk! isimli sahte kimliğiyle tanıdı. Yerel kaynaklarımıza göre-çok kesin olmamakla birlikte doğruya yakın bir değer olarak- YNK’nin silahlı gücü (peşmergêsi; Soranca bu kelime gönlünü, yüreğini bir işe adayan, yatıran anlamındadır) yaklaşık olarak 25.000 kişi dolayında (bazı objektif kaynaklar bunun üzerine yaklaşık 5000 kişilik bir rezerv güç ekliyorlar). Yani taş çatlasa 30.000. Bu askerler çok uzun zamandan beri ‘peşmergelik ruhu’nu kaybetmiş durumda ve bu ruhun yerini ‘dolar ruhu’ almış durumda yani âdeta paralı askerler gibi haftalık izinleri, aile hayatları, iş-güçleri, bâzılarının hatırı sayılır servetleri var. Rütbelerine göre, ayda 100 Amerikan dolarından 500 ABD dolarına kadar değişen bir maaşları var; fakat esas kazanç kapıları, yurtdışına kaçacak olan insan sirkülasyonundan elde edilen gelir. Bunun yanısıra ağırlıklı olarak İngiltere, kısmen de ABD’den gelen aylık yaklaşık 100.000 ABD dolarlık bir yardım var; fakat bu yardımın neredeyse tamamı üst düzeyde eriyor. Bu arada İran’ın arka bahçesi konumunda ve 500-1000 arasında Pastaran var YNK bölgesinde. Ancak, ne olursa olsun bu alanda ‘profesyonelleşmiş asker’ olmak demek savaşı kaybetmeniz için ciddî bir sebeb demektir. YNK’nin parti yapısı genelde küçük ve orta burjuvaziye yani okumuş-yazmış takımına dayanmaktadır ve parti içi ‘çok rölatif de olsa’ bir demokrasiden bahsedilebilir. Umarım buradaki ‘demokrasi’ kavramı doğru yerine oturmuştur. YNK’nin Avrupa alanındaki en büyük handikapı, İngiltere dışında hemen hemen hiç desteğinin olmamasıdır. Bu eksikliğini özellikle son 2 yıldır ABD’yle ikâme edebiliyor. Fakat Ortadoğu alanında, ‘ezelî’ rakibine göre ciddî bir üstünlüğü var. Apo’nun Ekim 98’de Şam’dan ayrılmasının hemen ardından Suriye Talebanî’yi çağırdı ve desteğini açıkladı. Merkezî hükümetle ise arası her zaman limonî olan YNK’nin son dönemdeki ilişkileri ‘0’ noktasına yakındır. Yani YNK, istikbâlini büyük ölçüde Bağdat’ın düşmesine endekslemiş, ipleri büyük ölçüde koparmıştır. TC’nin, ‘İran da bölgede savaş istemiyor, Kürdistan istemiyor’ tezi doğru değil, İran’ın YNK’yle birlikte istediği kontrollü ve süründürücü bir vetirenin ardından Bağdat’a son darbeyi vurmaktır. Teknik dille ifâde etmek gerekirse, ‘Micro coups’ (küçük darbeler)le örseleyip, bu darbelerin nihâyetinde ‘Coup d’Etat’ (Hükümet darbesi) eşdeyişle ‘Macro Coup’ (Büyük Darbe)yi gerçekleştirmektir. İran’ın güneydeki Şiî kartı da mühimdir fakat bunu itiyatlı ve iktisatlı kullanacağı biliniyor. Bu açıdan bakıldığında, ABD’nin İran’a saldırılarını (Şeytan, şer vs) arttırmasının altında yatan sebeble, TC’nin İran ve Rusya’yla aynı eksendeyiz mesajı aslında tersten birbirini örtmektedir. Rusya burada işin biraz da garnitürüdür. (TC’nin keriz gazeteci ve yazarları hâlâ irticacı İran’a niye yakınlaşıyoruz falan gibi beyin özürlüler makâmından serzenişlerde bulunuyorlar). Böyle bir İran’ın PKK’nin başını-en azından bu dönemde-beklemek gerçekçi olamaz. O hâlde, PKK’nin, İran cebhesinde sırtı açık kalmıştır ve ileride kısmî bir handikap sayılmalıdır. Son günlerde ABD’nin YNK’nin de bir rahatsızlığı olarak dillendirilmeye çalışılan, Al-Qaıda ve Taleban Kuzey Irak’a yerleşiyor iddiası masal olup, kastedilen YNK ve İran’la ilişkisi hiç de kötü olmayan ve yaklaşık 3000 askeri olan Şeyh Osman’dır ki, ABD bunu biraz da provoke edip ortalığı bulandırma temelinde harekete geçirmek istiyor; ama orası İran tarafından bağlıdır, kıpırdayacağını sanmıyorum. Ancak şu gerçeği asla unutmamak gerekiyor; karmakarışık gibi görünen bölgede aslında bir düzen de bahs konusudur. Her ne kadar iki büyük Kürdistanî güç orada statükonun istikbâlini belirleyecek gibi duruyorsa da, her ikisinin de mücâdelesi ideolojik olmaktan ziyâde politik ve bölgesel ve total kuvvetlere bağımlıdır ve oynak-kaygandır. İdeolojisiz savaş kazanılamayacağını, elde edilecek kazanımların geçici olacağını gözönünde bulundurursak, ben her iki güce de, özellikle Talebanî’ye şans veremiyorum. Bunun-ideolojik bağlılık mahrumiyeti dışında-ikinci nedeni örgütü oluşturan küçük burjuva yapının aşırı labil (oynak-değişken) olması ve her ân saf değiştirmeye açık olmasıdır. Böyle bir tabanın kimin düdüğünü çalacağını kimse kestiremez. Son tahlilde YNK, muhtemel bir savaşın en kaypak aktörü konumundadır ve sanırım bu mücâdelenin sonunda Talebanî uygun şartlar oluşur oluşmaz tasfiye olacaktır. KDP (PDK; Partiya Demokratiya Kurdistan-Kürdistan Demokratik Partisi)nin konumu ise YNK’ye göre nisbeten daha az kaygan ve daha istikrarlıdır. Bunun bir nedeni Molla Mustafa Barzanî geleneği diğer mühim nedeni dayandığı fakir ama nisbeten mağrur ‘Köylü’ tabandır. Şübhesiz, burada da hatırı sayılır bir dejenerasyon mevcuttur fakat yine de-YNK’ye nisbetle-taban kaykılmaları çok daha azdır. Aslında köylülük ve feodal gurur bir anlamda PDK’yi kurtaran temel sosyo-kültürel bir unsur durumundadır. Yine yerel kaynaklarımız bize, PDK’nin asker sayısını yaklaşık 50.000 olarak veriyorlar, bu rakam da 55.000’e ulaşabiliyor. YNK’deki ‘profesyonelleşme’ hastalığı aynen burada da var, özellikle de petrol nakliyat hattı’ndan elde edilen gelirler PDK’yi rahatlatıyor. PDK’nin arkasındaki en ciddi güç İsrail’dir ve bu dayanışma tarihîdir, Mêle Mustafa Barzanî’ye kadar iner. İlişki taktik değil stratejiktir, Mossad ve İsrail ordusu bu alanda örgütlüdür ve buraya akan yahudi parasını kimse tam olarak kestiremez. ABD, İngiltere, Suriye ve İran tarafından sevilmeyen PDK’nin AB ile ilişkileri ise çok sempatiktir, özellikle de Almanya, Yunanistan ve Fransa. Son zamanlarda Aznar İspanyası’nın da PDK’ye muhabbetle yaklaştığını biliyoruz. PDK’nin İsveç ayağının kültürel mânâda aktif olduğu da mâlûmumuzdur. PDK, Avrupa alanında narkotik ve insan ticâreti alanında imtiyazlıdır. 1996-97 yıllarında bütün bu ‘şebeke’, devlet ilişkileri ve bütün detaylarıyla PKK tarafından teşhir edilmesine rağmen PDK’nin Avrupa yapısı hiçbir darbe almadı, tersine PKK ciddî sıkıntılar yaşadı. Üstelik PDK’nin Bağdat’la ilişkisi YNK kadar kopuk değildir, hattâ kısmî bir yakınlıktan bile sözedilebilir. İsrail’in Kürtler’in Yahudi soyundan geldiğini ilân etmesinin ilk adresi PDK, ikinci adresi ise ‘çelmeleme’ ve ‘zokalama’ çerçevesinde ise PKK’dir. Son tahlilde ben, PDK’nin bölgede tasfiye olmayacağından adım gibi eminim, Mesut Barzanî de kalacaktır. Fakat ‘ideolojisizlik’ illeti aynı YNK gibi PDK’nin baş çelişkisidir. Bunu aşması da bu saatten sonra mümkün olmadığına göre meydan İsrail’e kalacaktır ki, iş bu noktada çok daha hassaslaşmaya gebedir. İsrail her iki durumda da, savaş veya statükonun devamı, kârlı olmaya kuvvetle muhtemelen adaydır. Yani, İsrail’in ister Saddamlı ister Saddamsız ben yoluma devam ederim şiarını rahatlıkla okuyabiliyorum. Bunu en çok İran ve Suriye görüyor ve hayli rahatsız oluyor zira yukarıdan Kürtler’le (İsrail’le) kuşatılmış bir Arap âlemi vetireye asla lakayd kalamaz. Bu iki Kürdistanî gücü ittifaklarıyla berâber kısaca irdeledikten sonra Kandil dağları alanına gelelim. Evet, Kandil dağları, her iki bölgeyi YNK ve PDK’nin nüfuz alanlarını birbirinden ayıran sarpın sarpı, kuş uçmaz kervan geçmez bu sıradağların yıllardır tek bir hâkimi var: PKK. Ne YNK, ne PDK buralara müdâhale etme cesâretini gösterebilir. Sağlam veriler bize, Behdinan’da 2000, Soran’da da 2500 kişilik bir PKK gerilla gücünün olduğunu söylüyor. Bunun dışında ovalarda ve platolarda da toplam 1000 kişilik bir PKK gücünün varlığı sözkonusu. Ancak son iki yıldır, 36. paralelin hemen altında (Irak alanında) PKK’nin Saddam’ın desteğiyle örgütlendiğini ve yukarıdan aşağı doğru bir harekette PKK’nin öncü güç rolünü oynayacağını biliyoruz. Aynı, 1982’de, PKK’nin Bekâa’daki ilk örgütlenme döneminde Arafat’ın PKK’li gerillaları sıcak alana (ön cebheye) sürüp İsrail’e karşı savaştırması ve bu çatışmalarda 12 PKK gerillasının ölmesi gibi. (Bu çatışmalardan sonra İsrailliler’in, bir iki cebhe vardı ki bunlar Arap değildiler, çok zorlandık dediği Kürtler). Evet sayıca az gibi görünen PKK’nin ideolojik bağlılık ve korkunç disiplinlilikten gelen vuruş gücü bölgedeki yerel-genel bütün güçlerin korkulu rüyâsı. Saddam bunu lehine çevirebilirse Güney Kürdistan’a bir daha hiç çıkmamak üzere PKK’yle birlikte yerleşir ve YNK’nin kaybedeceği alana tamamen PKK hâkim olur. PDK ise mecburen PKK’yle iyi geçinmek durumuna geriler ki, bu kuvvetli bir ihtimaldir. Bu durum da İsrail için ‘kötünün iyisi’ bir durum olacaktır. Son tahlilde bölgede muhtemel bir savaşta PKK belirleyici güçlerden biri belki de birincisi olacaktır. Yukarıdaki değerlendirmelerimizden yola çıkarsak TC devletinin durumunun tam bir ‘sakal-bıyık’ realitesi olduğunu görürüz. Bır taraftan PKK’nin bölgede kalıcı bir biçimde yerleşerek güç kazanması gibi ‘sözde’ de olsa bir sıkıntısı varken diğer yandan bunu resmî ideolojinin bekâsı açısından bir siyâsî malzeme olarak devşirebilmenin hayallerini kuruyor ve ‘kerhen’ olumlu addediyor ve Irak’ın bütünlüğü söylemiyle, YNK-PDK iktidarını def edip alanda süreklileşme ve yerleşip Türkmen argümanı üzerinden meşrulaşma hesapları yapıyor, ama PKK’nin ruhî bağlılık ve direngenlik hususiyetlerini iyi bildiği için kendisi için ideal bir lokasyon arıyor. TC, PKK’nin NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak kendisine karşı nasıl savaştığını bildiği için Güney’de de nelere kadir olabileceğini kestiriyor. Öte yanda ya tutarsa misâli, eğer İran-ABD-İngiltere-Suriye destekli YNK ve Şeyh Osman çizgisi sonuç alırsa ihtimalini de dıştalamayıp İran’la taktik bir ilişki arıyor ve bunu genelkurmaya söyletiyor. İsrail ile müttefik ama Yahudi’nin ne mene birşey olduğunu ve orta-uzun vâdede Güney’e hâkim olmasının kendisi açısından hiç de iyi olmayacağını, bugün kendisini pohpohlayan yahudinin yarın, PKK-TC ilişkisinde (çelişkisinde) ‘objektif!’ davranabileceği ihtimalini de gözardı etmiyor. TC için en ideal istikbâl, bölgede bir savaşın çıkmaması ve mevcut statükonun devam etmesi ve kontrol edilebilir istikrarsızlığın biteviye sürmesidir. Ama işâretler, TC’yi memnun eder bir gelişmenin olmadığı yönünde, yine de bilinmez ama diyalektik de rahat durmuyor. Eğer böyle bir savaş çıkarsa-ki muhtemelen çıkacak-esas kıyâmet ki, bizi asıl bu ilgilendiriyor, savaşın Kuzey Kürdistan alanından başlayarak Anadolu’ya sirâyet etme ihtimali hattâ kesinliğidir. Alan üstünlüğünü ele geçiren Saddam-Arap âlemi destekli bir PKK’nin orta-uzun vâdede ‘Birleşik Kürdistan’ hedefine yönelmeyeceğini kimse idddia edemez. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bölgedeki bir savaşın seyrini PKK’nin performansı belirleyecektir. Ya, YNK gibi o da tasfiye noktasına kadar gerileyip bölgedeki prestijini yitirecek ya da eski prestijini yeniden ve arttırarak kazanacaktır. TC, 92’den beri YNK-PDK ittifakıyla PKK’yi alanda tasfiye etmek için uğraştı, etmediğini koymadı, 97 pratiği bunu en belirgin misâlidir. Kendisi havadan karadan yöneldi, yani 100.000’i aşkın bir kara gücü (TC-PDK-YNK) ve hava desteği, PKK’yi sarsamadı, PDK ve YNK 2000’e yakın kayıp vererek çekildiler, PKK süreci 215 kadar bir kayıpla aştı. TC’nin cıhaz ve asker kaybı da büyük oldu. O dönemde Apo, ‘ejderha başını Güney’e soktu, vücudunu da sokarsa, biz onun başını gövdesinden ayırırız’ diyordu ki, bu bence de doğru bir tahlildir. TC buna, üstelik o zaman, cesâret edemedi, şimdi hiç edemez. O hikâyeler, masallar, Bağdat’a gideriz tripleri tamamen iç politika malzemesidir. Velev ki, gitsin bir daha hangi parçasının döneceğini bu arada anadolu ve Kuzey Kürdistan’daki güçlerle Bağdat arasında bir yerlerde yiyeceği switch’leri TC çok iyi biliyor. Üstelik PKK’nin arkasında Saddam güçleri de var ve YNK, PKK için ‘iyi lokma’ olmaya adaydır. Burada mühim olan PDK’nin taktik manevraları olacaktır ve bana göre, PDK, İsrail’in de vaazıyla en azından başlangıçta ‘tarafsız’ bir tutum gösterecektir. Bu da yine PKK’nin işini kolaylaştırır. PKK’nin yukarıda da belirttiğim üzere, İran alanında yaşayacağı bir zorluk olacaktır ki, PKK bu tehlikeyi görüp İran’daki güçlerini çoktan Güney’e kaydırmıştır. TC bu aşamada İmralı üzerinden baskı yapıp vetireyi kontrol etmek isteyecek ve şimdi görüldüğü gibi ‘idam’ argümanını canlı tutarak PKK’lilerin duygusal yanını sarsmaya ve onları teslim almaya çalışacaktır ancak bunun iki yönlü bir bıçak olduğu da âşikârdır ve Türkiye alanındaki dinamikleri harekete geçirme riskini taşımaktadır. En son tahlilde; Şemdin Sakık’ın dediği gibi tam bir yılan-kirpi pratiği yaşanmakta, özelde Güney Kürdistan genelde Anadolu’yu Mezopotamya’yı ve Ortadoğu’yu hattâ Kafkasya’yı içine alan ‘ölümcül’ bir ‘status’ kapıda beklemektedir. O nedenle, Dick Cheney dört dönüyor. Fakat nafile, bir sonuç alması mümkün değil, boşa kürek çekiyor, ne ABD ne Avrupa Şark’ın dehlizlerini ve hâlet-i ruhiyyesini anlayamaz o nedenle de istikbali öngöremez. Ben savaşın hayırlara vesile olacağını öngörebiliyorum, vallahuâlem! |