ÇANDARLI CENGİZ NE DİYOR? YUSUF KAPLAN İÇİN NE DİYORUZ?

Dr. Hakkı Açıkalın

Argoda bir söz vardır, müstehcendir: Kuyumcunun düzdüğü .öt mahşere yaralı gider! Kuyumculuğun ne ‘sevimli’ bir meslek olduğunu da çıkarabilirsiniz bu sözden, kuyumcunun ‘ne kadar etkili ve güçlü biri’ olduğunu da. İşin esprisi bir yana bu ülkede ister siyâsî alanda isterse de basın alanında epey kuyumcu var. Bunlar halkda bayağı yara açıyorlar/açtılar. Basın âleminin büyük kuyumcularından biri de Cengiz Çandar. Sabbatay çocuğu Çandarlı Cengiz, her fırsatta ‘Ortadoğu uzmanı’ olarak piyasaya çıkıp fikir beyân ediyor ve ABD’nin kucağından başka sıcak bir yer bulamayız deyip büyük kuyumcunun reklamını yapıyor. Amerikanofiller arasında bir dolu isim var amma Çandarlı çok istikrarlı ve siyâsete de akıl hocalığı yapıyor. Fakat, Allah söyletti derler ya, kaliteli bir gazeteci olan Neşe Düzel ile yaptığı röportajda bilerek veya bilmeyerek herşeyi itiraf etmiş. Şimdi, hususiyetle de ‘Müslüman’lara Çandarlı’nın söylediklerini hatırlatalım ve Cengizseverler’e de bir daha düşünmeyi tavsiye edelim:

"Şu anda biz Irak'ta nereye gidersek gidelim her halükârda bir risk var. Askerlerimizin can kaybı söz konusu. Çünkü Irak'a, Kosova ve Bosna'da olduğu gibi sükûnet sağlandıktan sonra gidilmiyor. Yani Irak'a bir barış gücü olarak 'barışı korumak' için gidilmiyor. Gidilecek yerle ilgili iki tercih var. Bir, Kürtlerin yoğun olduğu ve Türkmenler’in de bulunduğu Bağdat'ın kuzeyindeki bölge. İki, Bağdat'ın batısındaki Kürt'süz 'Sünni Arap üçgeni' denilen bölge. Bu en riskli bölge. Amerika'ya karşı silahlı direniş burada var… Türk askerinin Kürt bölgesine gitmesi, Türk-Kürt çatışmasına davetiye göndermektir. Bu bölgeye gitmek, Kürt kaynaklı provokatif saldırıları besler… Ülkede Amerikan işgal yönetimi var. Irak' ta güvenlikten o yetkili. Irak'ı Amerika yönetiyor ama, Iraklı partnerlerle (alçaklar ve işbirlikçilerle, y.n) birlikte yönetiyor. Çünkü bunların temsili nitelikleri var… Irak’ın iç dengeleri, Türkiyenin iç dengelerini birebir etkileyecek durumda… Tüm Irak'ta Amerikaya karşı büyük bir tepki yok. Iraklı Arap Sünniler’de Amerika'ya karşı müthiş tepki var. Şiiler arasında en büyük güce sahip olan ve Irak'ta din ve devlet işlerinin ayrılması (laik-kemalist, y.n) taraftarı olan Ayetullah Sistani, Amerikan karşıtı hareketlere yeşil ışık yakmıyor. IRAK YÖNETİM KONSEYİ’NDE AMERİKALILAR’LA İŞBİRLİĞİ YAPIYOR… Amerikalılar da sürekli yanlış yapıyor. ABD herkesin sandığı gibi ince planlar, hesaplar yapan bir süper devlet değil. Tersine pragmatik bir ülke. Kervan yolda düzülür diyor. Tek süper devlet olduğu için de onun yaptığı hatanın bedelini başkaları ödüyor (Meselâ Müslümanlar, y.n)... İç savaş şu anda zaten yapılıyor. Irak'ta bir Şii-Sünni iç savaşı var. ŞİİLER’İN SİLAHLI GÜCÜ OLARAK AMERİKALILAR O SAVAŞI YÜRÜTÜYOR. Paradoksal ama Şiiler’in Irak'taki silahlı gücü ABD ordusu. Amerikan askerine karşı direnenler de Sünni Araplar ve Irak'a sızan Cihadiler, El Kaideciler ve Vahabiler gibi köktendinci Sünni unsurlar. Şiiler’in yapması gereken iktidar savaşını Irak'ta Amerikalılar yapıyor. Vekâlet yoluyla bir savaş var Irak'ta… Sünni Arap sistemi tıkandı. Eğer Irak'ta demokrasi olacaksa, bu Sünni Arap sisteminin tabutuna ilk çivinin çakılmasıdır. Sünni Arap sisteminin defin töreni başlıyor demektir. Filistin de Sünni Arap sisteminin bir parçasıdırFiliistin Ulusal Hareketi en büyük enerjisini köktendinci Hamas'ın ve İslami Cihat'ın eylemlerinde buluyor… Amerika, Irak'ta Türkiye'nin askerle görünmesini istiyor. Bunu sırf güvenlik nedeniyle değil, daha da önemlisi Türk askerinin ifade ettiği sembolizm nedeniyle istiyor. Amerika, Türk askerinin Irak'taki varlığının sembolizmine çok muhtaç. Eğer Türkiye akıllıca kullanırsa, Amerika bu sembolizm için Türkiye'ye dünyaları verebilir. Türkiye Müslüman bir ülke. Amerika medeniyetler çatışması doktrinini (Hıristiyan-İslam çatışmasını) Irak'ta doğrulatmak istemiyor. Bir Müslüman ülkenin Amerika ile beraber olduğunu Irak'ta göstermesi, Amerika'nın kendi tezini doğrulatacak… Asker kaybıyla, AKP'nin dayandığı kesimlerde sarsıntılar olur ve AKP'de çözülür. Hükümet, Amerika'ya karşı tavır almayı kendi bekası için zorunlu hissedebilir. Bu başka sorunlar getirir, Türkiye istikrarsızlaşır… Mesela, Türkiye'de askeri bir idare de, şeriat rejimi de olamaz. Türkiye laik ve demokratik bir devlet olmak zorunda, çünkü Amerika, 'Eğer Türkiye'de demokrasi olabiliyorsa, pekâlâ Irak'ta da olabilir' argümanını öne sürüyor. İktisaden yere yapışan bir ülke ise askeri darbeye de dinci yönetime de müsait hale gelir”.

Aslında Çandarlı Cengiz’in söylediği herşey apaçık ama ‘bold’ladığımız yerler üzerinde biraz daha durmak lâzım:

1- Askerimiz ölecekmiş ve bunu minimize etmek gerekiyormuş. Minimize etmenin yolu da ABD yani emperyalizmin işbirlikçisi Iraq Kukla Yönetimi’yle işbirliği yapmamızdan geçiyormuş; yani işbirlikçiyle işbirliği. Çandarlı, ölümleri doğruluyor…

2- ABD’ye direniş sâdece Sünnî Üçgen’de varmış. Öyle değil a, öyle diyelim. Demek ki, vatanını, dînini, halkını sevenler Sünnîler. O nedenle de, işgâlci-emperyalistlere, İslâm düşmanlarına, yahudîye karşı direnenler ve aman vermeyenler onlar.

3- ABD Iraq’da işgâlciymiş. İşgâlci olan bir gücün, adı üzerinde, meşru bir tarafı var mıdır, olabilir mi? İşgâlci, kan akıtan, zâlim, imânsız ve hukuksuzdur. Ve ABD’nin dersini veriyorlar, Iraq’da, Filipinler’de, Endonezya’da, Cezayir’de, Çeçenistan’da, Afganistan’da, Filistin’de, Somali’de, Yemen’de, Ürdün’de, Suudî Arabistan’da…

4- Iraq’ın iç dengeleri Türkiye’nin iç dengelerini etkileyecekmiş; tabiî ki etkileyecek. ABD ile işbirliği yapan ve Müslüman’ın üzerine asker gönderen ‘Müslüman müsveddeleri’nin arkasında %35 değil, %95 destek olsa ne olur, en nihâyetinde aksiyonerler ortaya çıkıp bir gecede tasfiye ederler olup biter. Ayrıca, bu ülkede sâdece Müslümanlar değil, sosyalistler de, Kürtler de, milliyetçiler de bu ihâneti görüyorlar. Bu dinamiğe 10 tane RTE, 50 tane Güllü ve 1000 tane hamam oğlanı dayanabilir mi? Davar tüccarı mantığıyla, ABD’nin altına yatalım, dollarımızı alalım, gerisinden bize ne diyenlere bir argo deyim daha hatırlatmamız gerekiyor: Adımız orospu amma yediğimiz kuru ekmek! Mânâsını vermemize gerek yok zira sahih!

5- Laik-Kemalist Şiî lider Ayetullah Sistanî, ABD’lilerle işbirliği yapıyor. Bunu ben desem, taraflı bakıyor, Şiî düşmanlığı yapıyor falan denirdi ama, ABD ajanı, sabbataist Çandarlı Cengiz söylüyor, hem de âlenen: Laik ayetullah ABD İLE İŞBİRLİĞİ YAPIYOR. Peki kime karşı? Yahudî’ye mi, emperyaliste mi, işgâlci düşmana mı, Haçlılar’a mı, Allahsızlar’a mı? Hayır, onların hiçbiriyle reelmânâda çelişkisi yok, eeee?! Sünnîler’e karşı! Onun tek derdi Sünnîler. Bir Şiî içun, Şaron, Sünnî’den evlâdır. Hep dedik ya, ‘Şiîler siyâset falan yapmıyor çünkü yok, lafını ediyorlar, gevezeliğini yapıyorlar ve oportünizm peşindeler, lafazanlık konusunda 1 nımara: Büyük Şeytan, Küçük Şeytan vs. İyi ya, Küçük Şeytan götünün dibinde, şimdi Büyüğü de geldi, haydi göster numaranı, yap SİYÂSETİ’ni! Almanya’ya kızanlar, anti-semit ilân edip, ‘yahudî soykırımı!’ hikâyelerinden ödül üstüne ödül alan İranlılar, İzrael’in adını duyunca kuyruğunu dolayıp kaçıyor. İşte orada İzrael; 20.700 km2 toprağı, 5.5 milyon nüfusu ve 500’e yakın nükleer başlığı ile senin dibinde. Ne o? Nükleer saldırıdan mı korkuyorsun, demek ki kıyâmete kadar lafazanlıktan ileri gidemeyeceksin. İzrael’in burnunun dibindeki HAMAS, CİHAD kök söktürüyor, şehâdet üzerine şehâdet yaşıyor ve kahramanlaşıyor. Şimdi Iraq’da KAİDE, CİHAD ve diğerleri ABD’ye kök söktürüyor, analarını ağlatıyor. Sen de İŞGÂLCİ’YLE İŞBİRLİĞİ yapıyorsun. Kim işbirlikçi? YAHUDÎ-ABD-BRİTANYA-AKP dörtlüsü. Gerisi laf-I güzaf. Ben Çandarlı’nın yalancısıyım…

6- Şiîler’in silahlı gücü ABD’dir diyor ABD’li Çandar. ABD askerine karşı ise, Sünnîler ve köktendinciler savaşıyormuş. Köktendinciler, köktendinsizlerle savaşma haklarını kullanıyorlar, dahası işgâlciyle, dahası yahudîyle, dahası globalistle, dahası hainle, bunlara bir de Şiî eklenmiş oluyor. Değişen bir şey yok, ha bir eksik ha bir fazla.

7- Cengiz’e göre, Şiîler ABD’ye vekâlet vermiş. Ne adına? Sünnîler’le savaş adına. Peki o vekâleti vereni camisiyle, tekkesiyle, dergâhıyla ve ‘Ayetullah’ıyla berâber lime lime doğramazlar mı? Doğrarlar ve doğruyarlar. Camilerini de, dergâhlarını da başlarına geçiriyorlar. Eğer Şiîler, Sünnîler’le adam gibi savaşmış olsalardı hiçbir itirazım olmayacaktı, ideolojik bir çatışma olarak bakacaktım ama yahudî-ABD-Britanya işgâlci gücüyle birlikte ‘siyâset’ yapmanın, gâvurca tâbirle ‘excuse’ü yoktur, olamaz. Buna siyâset değil, kahpelik diyorlar. Hoş, kahpelik yapıp da ‘kuru ekmek’ten fazlasını mı alıyorlar? Hayır! Kuru ekmeğe kahpelik; buna da ucuz kahpelik deniyor.

8- Çandarlı, Sünnîliğin tabutuna çivi çakıyor kendince ve defin törenini başlatıyor. Ben Çandarlı mazur görüyorum; nasıl ki, ben her yahudînin ve ABD’linin ve her işgâlcinin tabutunu gördüğümde güllerim açılıp secdeye koşuyorsam, yahudî birinin de, itikadı ve ideolojisi gereği inandığı tanrıya şükretmesi ve düşmanından nefret etmesi doğaldır. O nedenle, bir yahudî çocuğu olan Çandarlı Cengiz’in Sünnîler’e tabut hazırlayıp çivi çakmasını ve ‘funérailles’lar düzenlemesini ve dahi hezeyanlara kapılıp orgazm olmasını normal karşılarım amma velâkin ‘MÜSLÜMAN’ım diyen Şiîler’in yahudî-ABD gücüyle ‘İŞBİRLİĞİ’ yapmasını normal karşılamam. Eğer bir çelişkin varsa ve onu çözmek istiyorsan ‘SAVAŞ’ da bir siyâsettir. Âmenna, onu da anlarım…

9- ABD, Türk askerinin Iraq’da bulunmasını bir sembolizm olarak mühimsiyormuş. Bir Müslüman ülkenin Iraq’da Amerika’yla berâber olduğunu göstermek istiyormuş. İslâm-Hristiyan çatışması doktrinin Iraq’da doğrulatmak istemiyormuş. İslâm-Hristiyan çatışmasından ziyâde bir İslâm-Emperyalizm, İslâm-Yahudî ve Ezilen-Ezen savaşı vardı ortada, Hristiyanlar da bu savaşta bir saf tutabilirler ayrı mes’ele. Bu çatoşma zâten başlamış durumdadır ve geri dönüşü yoktur. Türkiye Müslüman bir ülkedir ve halkı bu savaşta Müslümanlar’ın yanındadır. İşgâlciyle işbirliği yapmak gibi bir iğrençiliği asla kabul edemez, ideolojisi ne olursa olsun bunu kendine yakıştıramaz çünkü bu davranış alçaklara, namussuzlara ve şerefsizlere has bir davranış ve tutumdur. Yunanistan’da 300.000 kişi yürüyüp ABD’yi lânetlerken Türkiye’de ABD’yi protesto eden insanların üzerlerine gaz bombaları atanlar, onları joplayanlar bu hüqümetin ve bu genelkurmayın emrinde olanlardır. Bunlar (hüqümet ve genelkurmay) bu ülkenin ve bu halkın yüz karaları ve utançlarıdır. Bu hüqümet ve bu genelkurmay, bir şekilde aşılacaktır, kanlı, kansız, seve seve veya sisi. Bu ülkeyi ve halkımızı bir ahtapot gibi saran yahudî-emperyalist global tağut düzenine karşı şahlanmaktan ve belâ olup yağmaktan başka namusumuzu temizlemenin mümkünâtı mevcud değildir. Er veya geç olacaktır. O askeri oraya gönderen irâde(sizlik) ‘MÜSLÜMAN’ ve ‘İNSAN’ olamaz. Sünnî olamaz, Hristiyan olamaz, Sosyalist olamaz, Demokrat olamaz, Vatansever olamaz! Olsa olsa işbirlikçi, komprador ve ‘YAHUDÎ’ olabilir. ABD’nin sembolizmi hayâlîdir, oraya ABD’nin prezervatifi olarak gidecek olan gücün ‘Başkomutanı’ Ahmet Necdet Sezer (Seres) yahudîdir, onun başbakanı ‘Yahudî beslemesi, yahudî soytarısı ve yahudî yalakasıdır’, onun genelkurmay başkanı da aynı yolun yolcusudur. Bu troika Anadolu Halkı’nın irâdesi olamaz! Olsa olsa ABD-Yahudî irâdesinin lejyoneri olabilir. Demek ki, ABD ile işbirliği yapıp orada mazlum ve mâsum Müslümanlar’ın üzerine namlu çeviren adamın da kanından şübhe ederiz, o namlular doğru adrese (İzrael) çevirilene kadar da şübhemiz sâbit kalacaktır…

Yeri geldiğinde vurguluyoruz; bu ülkede hangi ideolojiden olursa olsun, değerli ve güzel işler yapan, emek ve alınterini esirgemeyen, yürekli, haysiyetli ve yüksek seviyeli insanlar var ve onlar selâmlamak da bizim borcumuz, ister sosyalist olsun, ister milliyetçi, ister Kürt ulusalcısı, ister liberal-demokrat ister Hristiyan, ister Müslüman… Unuttuğumuz (daha doğrusu benim unuttuğum) bir isim var: Yusuf Kaplan! Gecikmeli de olsa Yusuf Kaplan’ın adını bu satırlarda geçirmek şart olmuştu, yapıyoruz. Gerçi, Çandarlı’yla aynı makâlede anılmaktan belki rahatsızlık duyacaktır ama ne yapalım, kısmet böyleymiş.

Bilidiğim kadarıyla Yusuf Kaplan devlet memuru, öğretim görevlisi veya öğretim üyesi. Ve, çok az sayıda devlet memuru siyâsî yazı kâleme alabilecek cesâreti gösterir, hele ki profesyonel düzeyde. Müdhiş mütevâzı, sessiz sedâsız, kendi hâlinde ama çok büyük işler yapan bir yazar Yusuf Kaplan. Son yazısı da, bizim yukarıda değindiğimiz temadan çok uzak değil. Bir de, benim Atina’da tanıdığım bazı ‘Selefî’ler var, gerçi onlar Selefî olmadıklarını söylüyorlar amma pratikleri tamâmen Selefî. Bir gün, gönül dostu Rasûlullah’dan bahisle bir hâdise anlatmıştı: Bir Bedevî Allah Rasûl’ünün yanına geliyor ve Müslüman olmak içun ne yapması gerektiğini söylüyor, Rasûl’de Namaz kılıp, Oruç tutup, Zekât vermesini, Hacc etmesini ve Kelime-i Şahâdet getirmesini, bunların yeterli olduğunu söylüyor. Bedevî gidiyor. Ashab, Rasûlullah’a sual ediyor: Ya Rasûlullah, bu kadar mı? Rasûlullah cevâben, ‘O şimdi Bedevî Faqih’dir’ diyor.

Evet, Bedevî Faqih. Atinalı Selefîler’in ağızlarından düşmeyen kelime ‘Bid’a’ yani ‘Bid’at’. Herşeye Bid’a diyorlar neredeyse. Fakat bu insanlar o kadar habis değiller, sempatiyle karşılayabiliyorum. Yusuf Kaplan da bugün Selefîler’den bahsediyor ve yukarıdaki mevzu ile bağlantısız değil.

"...Mecrâ'sızlık'ın / "Evsizlik"in İnsanlara Nasıl Bunaltıcı "Romantizm"ler, savrulmalar, Paradokslar ve "Parodi"ler Yaşattığına Dâir...” diye başlıyor Yusuf Kaplan.

Sahi, akacak bir mecrâı, gidecek bir mâbedi (en geniş mânâda) olmayan insanların muhatab olacağı ‘Romantizmler’ (Mahiyetsiz ve köksüz hissiyat da denebilir), savrulmalar (kırılmalar, yarılmalar ve yabancılaşmalar), Paradokslar (sahte kanaatler, vehimler ve iç çelişkileri) ve Parodiler (Bu kavramı açalım biraz; Parodi kelimesi Yunanca kökenli (Parôdia); Παρα (Para): Yanında, yakınında, merkezde olmayan+Οδέ (Odê): Şarkı, Ir, kelimelerinin biraraya gelmesinden oluşuyor. Mot a mo terceme edersek ‘Yan Şarkı’ mânâsına. 1600’lerde Latince’ye oradan da Fransızca ve İtalyanca’ya geçiyor. Mânâsıda, ‘Ciddî bir eserin abartılı olarak ve komik bir biçimde taklid edilmesi’ne evriliyor. Meselâ, Scarron’un ‘Travesti Virgilius’ adlı eseri ‘Eneide’in bir parodisi. Ayrıca Fransızca’da ‘Parodier’ fiili de var ve ‘Bir eseri taklid ederek parodileştirmek’ ve ‘Bir kişiyi gülünç bir biçimde taklid etmek’ mânâsına geliyor. Parodi’nin sıfatı ise ‘Parodique’). Demek ki, Mecrâ’sız ve Mâbedsiz (Beytsiz) insanlar köksüz, yabancılaşmış, vehim yüklü, yarılmış-kırılmış ve imitasyon varlıklara dönüşüyorlar. ‘Ayaksız Kuşlar’ gibi, bir türlü yere inemiyorlar, sürekli uçmak zorundalar, onları kabul eden bir zemin olmuyor ve helâq olup gidiyorlar. Azâbûn Elîm’in bir vechesi de bu olsa gerek...

Yusuf Kaplan devâmla, ‘Son iki asırdır iliklerimize kadar yaşadığımız medeniyet buhranının yol açtığı savrulmalara, sarsıntılara, yıkıcı sorunlara cevap bulmak, cevap vermek ve bunları aşmak amacıyla geliştirdiğimiz ortak "dil" ve "tavır"ları, selefî anakronizm olarak adlandırıyorum’ diyor.

Demek ki, 200 senedir devâm eden ve iliklerimize kadar işleyen bir ‘Medeniyyet Krizi’ var ve bu buhran savrulmalara, sarsıntılara, yıkıcı (destructif) problemlere yol açmış. Bu sorunları aşmak, onlara cevab oluşturmak (muhatab olmak) içun ‘geliştir(eme)diğimiz müşterek lisân’ ve ‘tavırlar’ın adı ‘Selefî Anakronizm’miş.

Nedir peki Anakronizm?

Yunanca; Anahronismos. Ana+Hronos. Ana: Tepeden tırnağa, baştan aşağı+Hronos: Zaman. Tarihler’in karışması, birbirine girmesi, kargaşası. Başka bir çağa aid olanın, mevcud çağa hamledilmesi, ulanması, yapıştırılması. Bu mânâsıyla sinonim olarak ‘Parakronizm’. Mevcud zamanın (çağın) merkezinden periferine (çeperine, çevresine, cıvarına) kaçma, yönelme. Mevcud zamandan ve onun değerlerinden uzaklaşma. Ayakta kalabilme. Moda tâbiriyle ‘Zamandışılık’.

O hâlde biz (birileri) Selefî’yiz ve daha kötüsü ‘hem Selefî hem de Zamandışı’yız’. Yani ‘gerici’yiz, mürtecîyiz, opistodromikiz. Hattâ sekteriz belki de...

Devâmla;

"Burada henüz fark etmekte bile bir hayli zorlandığımız yakıcı nokta şurası: Selefî anakronizm, bunalım zamanlarının nevzuhûr (yani "modern"!) çocuğu ve zorunlu ilk tepki biçimidir. Zamanını şaşıran, tarih ve zaman duygusunu kaybeden bütün selefî anakronizm biçimleri, yenilgi psikolojilerini kışkırtmakla / hortlatmakla ve hâkim kültürü, farkında olmaksızın tersinden yeniden üretmekle ve meşrûlaştırmakla sonuçlanır”.

Fark edemediğimiz/etmemeyi tercih ettiğimiz şey şu: Selefî zamandışılık, bunalım dönemlerinin (son 200 senedir neredeyse sürekli) nevzuhûr çocuğu (yani piçi) ve ilk tepki şeklidir. Modern! olana, mevcud zamandan muhite kaçarak savunmalı tepki! Zamanını (istikâmetini) şaşıran, sapıtan, tarih ve zaman hissi ibtal olan (şuursuzlaşan) Selefîzmler mağlûbiyyet hâlet-i ruhiyyesini tahrik etmekle ve hortlatmakla ve hâkim kültürü (kemalist ve Batıcı kültür), farkında olmadan yeniden üretmekle ve meşrû hâle getirmekle sonuçlanır.

Yani Selefîler sistemin değirmenine biteviyye su taşımaktadırlar. Bu büyük bir vebâl ve mes’ûliyyettir. Bedeli de vardır. Bedeli tasfiyedir. Tasfiyesi zor olmaz, çünkü yukarıda köksüz ve ayaksız oldukları vurgulandı, ayaklarını kaybetmiş olanın mücâdele edecek zemini de yoktur. Bunlar, Özne (Süje-Aksiyon sahibi) değil ve fakat Nesne (Obje-Reaksiyoner)dirler. Özgüvenleri yoktur çünkü özgüce dayanmamaktadırlar. Kölelerdir ve Global Kullar’dır. Bu Selefî Abd-ul ABD’ler sömürge askeri olarak Iraq’a, Afganistan’a, Kore’ye, Somali’ye giderler. Onlar bunu reddetseler de öyledir. Meselâ Atina Selefîleri, RTE’nin İslâm devrimi yapacağına inanıyorlar, gerçekten inanıyorlar, şaka değil. Aynı Selefîler ABD’de 1 milyon Müslüman yaşadığı içun ABD’nin topyekûn kötülenemeyeceğini, yahudîler arasında iyi insanların da bulunduğunu, Britanya’nın Afrika kültürüne ciddî katkıları olduğunu da iddia ediyorlar. Türkiye’deki bazı Selefîler, kendi isimlerini ‘Kur’an’da’ bulabiliyorlar...

Yusuf Kaplan’a teşekkür borcumuz var, protestanlaşmamızı önlemenin yollarını arayıp öneriyor.

www.drhakkiacikalin.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1