|
KADEK-KADÜK VE 1001 GECE ÇELİŞKİLERİ Dr. Hakkı Açıkalın Mâlümuâlîniz PKK yani Partiye Karkîren Kurdıstan (Kürdistan İşçi Partisi) geçtiğimiz aylarda ismini KADEK’e tahvil etti. Nedir KADEK? El-cevab: Kongreya Azadî û Demokrasiya Kurdistan (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) isme bakıldığında şatafatlı görünüyor, “özgürlük” ve “Demokrasi” kavramları öne çıkıyor. Eski ismi daha ziyâde ‘proletarya’ ve ‘Proletarya Diktatörlüğü’nü çağrıştırıyordu yani- her ne kadar pratiği tartışmalı da olsa- lafzda bir sınıf mücâdelesine soyunuluyordu. Soyunuluyordu soyunulmasına ama Kürt millî burjuvazisinin olmadığı yani ‘Acenta burjuvazi’nin mevcut olduğu yerde bir Kürt proletaryasından nasıl bahsedilebilirdi? Her neyse konumuz bu değil. KADEK ise bir sınıf mücâdelesinden ziyâde sosyo-politik bir teşkilât olarak taayyün ediyor. Stratejik kavram olarak da ‘Demokrasi’ gibi ‘sevecen’, ‘barışperest’, ‘hümanist’ ve ‘global’ bir kavrama sarılıyor. Örgüt amacını şöyle belirliyor: (Büyük harflerle yazacağız.) “OLİGARŞİK, OTOKRATİK VE TEOKRATİK YAPI VE UZANTILARINA KARŞI MÜCÂDELE VERMEK; TÜRKİYE, İRAN, IRAK VE SURİYE’DE DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜ GERÇEKLEŞTİRME TEMELİNDE KÜRT ULUSAL SORUNUNU ÇÖZMEK; KÜRDİSTAN’DA ÇAĞDIŞI FEODAL KALINTILARI TASFİYE EDEREK ULUSAL VE DEMOKRATİK ÖRGÜTLENMEYİ VE YAŞAMI GELİŞTİRMEK; KÜRT ULUSAL SORUNUN BÜTÜN PARÇALARDAKİ ÇÖZÜMÜNÜ VE ULUSAL BİRLİĞİ DEMOKRATİK ORTADOĞU BİRLİĞİ TEMELİNDE YÜRÜTMEK; İLERİCİ İNSANLIĞIN BİR PARÇASI OLARAK DEMOKRATİK SOSYALİZME DOĞRU İLERLEMEKTİR.” Evet, KADEK:
Gelin işi Türkiye alanına ve daha müşahhas kavramlarla indirelim ve amacın garipliğini bulalım.
Sonra; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de ‘demokratik dönüşümü’ gerçekleştirmek. Nüansa dikkat! ‘Devrimci dönüşüm’den bahsediliyor yani ‘Evrimci’, ‘legal’, ‘parlemantarist’ ve ‘Sivil Toplumcu’ bir dönüşüm gerçekleştirilecek. Bu gerçekleştirmenin sonunda da ‘Kürt Ulusal Sorunu’ çözülecek. Daha; Kürdistan’da çağdışı feodal kalıntılar tasfiye edilecek. Kim bunlar? Aşiretler, yani yüzlerce aşiret, yani statükoyu temsil eden sosyo-politik ve kültürel yapı, yani güç, yani devlet. Evet KADEK, Kürdistan’daki TC devletini ‘demokratik metodlarla’ tasfiye edecek! Başka; Ortadoğu Birliği temelinde bütün parçalarda örgütlenme. Yani eski ifâdesiyle Birleşik (Sosyalist) Bağımsız Kürdistan. Nihâyet; “İlerici insanlığın bir parçası olarak ‘Demokratik Sosyalizm’e doğru ilerlemek.” ‘Demokratik Sosyalizm’ kavramını siyâsî literatüre kazandıran KADEK’e medyun-u şükrânız fakat zannediyorum dünya ve Türkiye sosyalistleri bu kavramı sevmeyecekler zirâ bir genel kabul olarak Sosyalizm demokrasiyi zâten kapsar ayrıyeten bir ‘Demokratik’ nitelemesine gerek yoktur. Bu kavram, ‘temel’kavram olarak ‘Sosyalizm’i ‘piçleştirme’ rolünü oynar aynı ‘Demokratik Sol’, ‘Sosyal Demokrasi’, ‘Merkez Sol’, ‘Ortanın Solu’ vs. kavramları gibi. Bunların hepsi tarihe bakıldığında ‘Sosyalizm’e, ‘Devrimciliğe’ ‘ilerletici’ (lokomotif) bir katkı veya etki sunmaktan geçtim aksine çomak sokmuş ve bilerek veya bilmeyerek Karşı Devrim’in değirmenine su taşımışlardır, taşımaktadırlar. (Tabiî ki, bu bizim değil esas olarak Sosyalistlerin mes’elesidir).
KADEK PROGRAMINDAN PASAJLAR “1939-45 yılları arasında yaşanan ve insanlığın tanık olduğu en kapsamlı ve en tahripkâr savaşı olan İkinci Dünya Savaşı, başını Almanya’nın çektiği faşist kampın yenilgisi, Sovyetler Birliği, ABD ve İngiltere’nin oluşturduğu demokrasi cephesinin zaferiyle sonuçlanmıştır.” Evet;
Devam... “Bilimsel-teknik devrimler sınıfı toplum biçiminde yaşamayı ve uygarlaşmayı buna dayandırmayı artık zorunluluk olmaktan çıkarmıştır. Sınıflı topluma dayalı uygarlık sisteminin derinleşen ve süreklileşen bunalımına karşın, sınıfsız topluma dayalı uygarlık sisteminin henüz belirgenleşmediği tarihî ara evrenin yönetim ve yaşam biçimine Çağdaş Demokratik Uygarlık demek uygundur... Hem sınıflı hem de sınıfsız öğeleri barındıran,ama daha çok bunların karma tonlarını sonsuz biçiminde ve özgür olarak belirlemeye ve yaşamsal kılmaya dayanan bir sistemdir. Hayatın özgür gelişmesinin teori ve pratiğidir. Hukuksal tanımı açık olan ve meşru savunma dışında zora başvurmayı yadsıyan bir sistemdir.” Bu metin iskeletini oluşturan kavramlar Kemalizm’in kavramlarıdır ve İmralı kaynaklı talimatlarla programın belirleyici unsurlarıdır. Bunlar arasında en belirgin: ‘Çağdaş Demokratik Uygarlık’ deyimidir. Bu deyim aynı zamanda KADEK programının ismini oluşturmaktadır. TC’nin ve Kemalizm’im şiarı da budur: Muassır Medeniyet! Şimdilerde TC ile PKK aynı hedefte buluşuyor: ‘Çağdaş Uygarlık’, ‘Bilimsel-teknik devrimler’. Bunu, ‘Bilişim Çağı’, Bilgi-iletişim devri, Bilgisayar Çağı gibi de okuyabilirsiniz. Bu da globalizm yani YDD ideolojisinin şiarıdır. Demek ki, KADEK karşı olduğunu iddia ettiği ‘otoleratik’ nizamla birlikte ‘demokrasi cephesi’ni oluşturuyor. “Tarihi Ara Evre”: Evrim’in terminolojisinde ‘Mutasyon Evresi’ yani kalıcı değişikliğe uğrama evresi, âmîyâne tabirle “çarpılma dönemi”, ideolojik siyâsî ifâdesiyle ise ‘Reformizm’. Bakın etrafımıza, AB taraftarlarıyla globalistler, Fettoşçular, TÜSİAD, İKV vs. her türden reformcuyu müşâhede edebilirsiniz. O hâlde KADEK, devrimci veya sosyalist olmaktan ziyâde ‘reformist’ oluyor yani evrimci, mutasyoncu. “Karma tonlar” deyimini de “Hibrid Soylar” yani “Melez Soylar”, “Soyu Kırıklar” olarak okumak mümkün. Reforma devam. “Zora başvurmayı yadsır”. Belki de yüzü olmadığı için “Devrimci Zor” deyimini kullanamıyor, sâdece ‘zor’ diyorlar yani ‘zor’u ideolojik-politik mânâ, ehemmiyet ve zenginliğinden soyup lümpen ve soysuz bir âdî kavrama, magazin ve televole tipi bar-pavyon fedaîliği metâbesine indirgemek değilse nedir bu? Devamla... “Gelişen bilimsel-teknik devrim geçmişin keskin sınıfsal ayrışmasını değiştirmiştir. Demokrasinin kapsamında sınıf, zümre, ulus değil, tüm toplum esastır. Burjuva-proletar gibi keskin toplumsal ayrışmanın yerini şimdi değişik meslek grupları, kadın, gençlik, çocuklar ve yaşlılar gibi sosyal kesimler almıştır. Toplumun demokratikleşmesi tüm bu kesimlerin örgütlenmesi ve özgür irâdeli katılımıyla olacaktır. Dolasıyla demokratik toplumda, resmî devlet ve toplum yanında üçüncü toplumsal alan, yani sivil toplum örgütlülüğü gelişecektir.” Evet ‘Sivil Toplum Örgütleri’ İngilizcesi NGO (Non-Governmental Organizatıons). İngilizceyi çok seviyoruz ve komplekslerimizi aşamıyoruz ya çoğumuz “EnCiO” diyoruz bu STÖ’ne. Biraz bu mevzuya girelim. STÖ Modernite’nin bir müessesesidir aynı diplomasi kurumu, spor federasyonları, sendikalar vs. gibi. Bize Batı’dan geldi. Devrimci (Sosyalizmin) zâviyesinden ele alındığında sivil toplumculuk devrim öncesi (pré-revolution) dönemde mücâdeleyi geliştirmeyi ve zenginleştirmeyi öngörür. İdeolojik mücâdele bu noktada ön plana çıkar. Mevcut devrim (Global vetire) ST örgütlülüğü ise devrimci çizgiyle hiçbir ilgisi olmayan ve tamâmen emperyalist-kapitalizmin kurumlarından biridir. Bunlar tamâmen icâzetli kurumlardır ve hiçbir özgürlükleri veya özerklikleri yoktur. Üstelik ne uluslar arası zulüm düzeni ne de TC, ciddî mânâda ve hele de legal platformda en ufak bir ideolojik pozisyon almaya asla izin vermez. Devlete muhalif-miş gibi görünen bu köksüz müesseselerin devrimci ideolojik ile hiçbir ilişkisi yoktur bilâkis devletin içtimaî murakebe mekanizmalarını kuvvetlendirdiği için oligarşi tarafından da her türlü taltife merkez olmaktadırlar. Yani devletin kolay ulaşamadığı sosyal zeminlerde yeşerip gelişerek devletin fraktürlerini ateller*. Bu sebeble; STÖ’i siyasî iktidar talebinde değildirler ve sâdece ‘reform’ çabalarını sürdürürler ve iktidar sahibi olan YDD’nin payandalığını yaparlar. Tabiri caizse bunlar “hünsa”lardır. KADEK, amaç olarak barışı, çağdaş uygarlığı, demokratikleşmeyi benimsiyor. Konrad Adenauer Vakfı da, barış, özgürlük ve demokrasiyi amaçlıyor. TDV (Türk Demokrasi Vakfı) ile evli! Kim Konrad Adenauer? Alman Hristiyan Demokrat siyâset adamı, 49-63 arası Batı Almanya Şan Şövelyesi (başbakanı). De Gaulle’ün yakın dostu ve Batı Blokunun kurucularından biri. Peki Hristiyan Demokratlar’ın Müslüman(!) Türkiye’de örgütlenmelerinin ve Almancı ANAP’ın sırtında gezmelerinin mânâsı ne? Cevabı KADEK versin! Devam... “Sınıfların veya toplumsal olguların ortadan kaldırılması ya da dönüştürülmesinin zorla değil, ancak teknik ve bilimsel seviyenin değişmesiyle mümkün olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır. Dolasıyla çağdaş demokrasi zor kullanımını reddeder ve meşru savunma çizgisini esas alır.” Peki, Afgan halkı, Çeçen halkı, Filistin halkı, Filipinler halkı, Endonezya halkı, Sri Lanka halkı, Nepal halkı, Kolombiya halkı, Yemen halkı, Somali halkı, Bask halkı, Kuzey İrlanda halkı, Korsika halkı, Keşmir halkı, Cezayir halkı, Türkiye halkları ne yapabilir, zoru kullanmadan işgalciyi nasıl vatan toprağından defeder, sömürgecinin burnunu nasıl sürter, otokratik yapılar nasıl tasfiye edilir ey KADEK? “Çağdaş demokrasi... aydınlanmayı önleyen dinî dogmaların aşılmasını gerektirdiği gibi...” Dinî dogmalar dediği şey Kur’an hükümleri’dir! Ser çawa Ser-seran KADEK, yeter ki Çağdaş Demokrasi buyursun biz dinî dogmaları da aşarız ve TC olur DC! “AB, bütün yetersizliklerine ve günümüzde ortaya çıkan âcil reform ihtiyaçlarına rağmen demokratik uygarlığın sağ kanadı diyebileceğimiz bir sistem konumundadır.” Artık yorum yapmadan veriyoruz, yorumu kendiniz yapın. “İdeolojik alanda gerçek ve kapsamlı bir zihniyet ve vicdan devriminin yaşanması en başta gelir. Bu durum rönesans, reform ve aydınlanmanın birleşik hareketini gerektirir ve zihniyet ile ruhsal alandaki temel dönüşümü ifâde eder. Bunun için ilk darbeyi dinsel dogmalara vurmak...” “Elbette bu kolay değildir, oldukça duyarlı ve yoğun bir mücâdeleyi gerektirir. Binlerce yılın zihinleri dondurmuş olan dogmatizmi, ütopyacılığı ve kederciliği kolay kırılıp aşılamaz. Dinî dogmayı tümüyle çözecek bir reform hamlesinin geliştirilmesi bölgenin geleceği açısından hayatî öneme sahiptir.” İmralı sâkini bir zamanlar İslâm’ı da Hristiyanlığı da baştacı ediyor ve referans gösteriyor, yere göğe sığdıramıyordu. Şimdi ise TC’nin siyâsetini olduğu gibi seslendiriyor. Ama unutmamalı ki tavizin sonu yoktur. “Bugün demokratik uygarlığın sağ kanadını oluşturan Avrupa uygarlığının antitezi olmak, sosyal ve siyâsal alanda demokratik süreci oturtmakla mümkündür.” Tahmin etmek zor değil, KADEK de demokratik çağdaş uygarlığın “Sol Kanat’ını teşkil ediyor. “Esnek bir yapıda İsrail-Filistin demokratik federasyonu biçiminde gelişecek Arap-İsrail federasyonlaşması bu tarihî çatışmayı giderecek tek yol olduğu gibi...” Bu, aynen Bill Clinton’ın, Camp David’de Barak ve Arafat’a teklif ettiği projedir. KADEK de öyle düşünüyor. Son tecritte; Programından ve pratiğinden de anlaşılacağı üzere KADEK’in anti-Oligarşik, anti-Otokratik ve hattâ anti-Teokratik bir eylemlilik gerçekleştirmek değil bilâkis emperyalist kapitalizmle, globalizmle (yani Otokrasiyle), TC’nin militer ve sivili ekalliyet bürokrasisiyle (yani Oligarşiyle) ve Rabbinist-Torahçı Siyonizm’de (yani İsrail ve onun Türkiye’deki acentalarıyla yani Yahudi teokrasisi ile) eklemlenmek temelinde işbirliği yapmaktadır. KADEK’in İslâm düşmanlığı artık apaçık yazılıp söylenir hâle gelmiştir. Bu cümleden olarak, (şahsi düşüncem) KADEK bizim muhalifimiz ve eğer kabul ederse düşmanımızdır vesselâm. * Atellemek: Bir ortepedi terimi olup kırılan kemikleri dışarıdan sabitlemek için kullanılan gerece atel, bu işleme de atellemek denir. |