BAZI DEĞERLENDİRMELER VE HATIRALAR...

Dr. Hakkı Açıkalın

Sene 98, Yer Atina, Kürt Basın Ajansı (DEM Ajans) bürosu. Balkonda 3 kişiyiz; ben, N. Ve A. İkisi de Kürt, biri PKK kadrosu, diğeri profesyonel cebhe çalışanı. N, Dr. İsmail Beşikçi’nin PKK’nin üzerinden (sırtından) kariyer yaptığını ve fazla bir meziyeti olduğunu iddia ediyor. A. Buna çok öfkeleniyor ve bilakis PKK’nin, Dr. İsmail Beşikçi’ye çok şey borçlu olduğunu savunuyor ve bence de haklı. A. kendine hâkim olamıyor ve N’e, ‘Sen terbiyesiz ve inkârcı bir adamsın’ diyor ve ortam birden geriliyor. N, A’yi ‘üslûbsuzlukla ve ileri gitmekle’ suçluyor. Araya giriyorum ve yatıştırmaya çalışıyorum.

Dr. İsmail Beşikçi... Türkiye’nin yetiştirdiği çok az sayıdaki ‘hakikî’ aydından biri ve bunu binlerce defâ hak ediyor. Hiçbir yerde ondan bahsedilmiyor. Boyalı Medya’yı geçtim, ciddî işler yapan yayın organlarında bile esâmesi okunmuyor. Sosyoloji ve siyâset bilimi uzmanı Dr. İsmail Beşikçi, Türkiye’de Kürt sorunu ilmî mânâda gündeme getiren ve bunu ilmî eserleriyle taçlandıran büyük ve tam bir aydın. Abdullah Öcalan’ın da diğer Kürt önderlerinin de en mühim esin kaynaklarından biri. Ömrü zindanlarda geçmiş ve birkaç yıl önce ‘şartlı’ olarak salıverilmiş, Türkiye ilminin yüzaklarından biri. Hiç öyle havalarda falan değil, sessiz sâkin, ilmden gayrı hiçbirşeyle, ünle, şanla, para pulla ilgisi olmayan biri, kariyerist hiç değil. Hiç ondan bahsedildiğini görüyor musunuz? Hayır! Neden peki? Çünkü Dr. İsmail Beşikçi-teşbihte hata olmaz-ipini koparanlardandır! Türkiye Cumhuriyeti devletinin ‘adam edemediği!’, ‘kendi arpalığına alamadığı!’ büyük bir aydın, ‘Bilim namusu’ndan bahseden aydın müsveddelerine arzolunur. Ben, Dr. İsmail Beşikçi’yi okudum / okuyorum, zenginleşiyorum, öğreniyorum. ‘Doğu’nun Düzenini’ ilmî bir perspektiften anlamaya çalışıyorum. Bulabilirseniz sizler de okuyunuz ve ‘platform sahibleri’ de okusunlar veya en azından kulağını çınlatsınlar. Selâm sana İsmail Hoca...

Devrimci önderler Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, İbrahim Kaypakkaya, Sinan Kukul, Bedri Yağan, İsmail Hakkı Adalı, Baba Erdoğan ve daha niceleri hayatlarının baharı sayılabilecek bir dönemde ve kahramanca döğüşerek düştüler. İdeolojik imânları bizden farklı da olsa, kahramanca dövüştüler, direndiler ve tarihe geçtiler. ‘Ölüm’ 4 harfli bir kelime ağalar amma ben bir Tıbb adamı olarak ölümün ne mene bir şey olduğunu, nazarî olarak bilen biriyim. Hele ki, işkence altında veya kurşuna dizilerek ya da boynuna ilmik geçerek ölmenin ne ‘azablı’ bir şey olduğunun-en azından-teorisini bilirim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Psikiyatri servisi bir zamanlar ‘aklî melekelerini yitiren’ 12 Eylül sonrası’nın mazlumlarıyla dolmuştu ki, bütün servis ‘siyâsî deli!’ler koğuşu diye adlandırılıyordu. O insanlardan bir iki tanesini tanıma, birçoğunun da bazı konuşmalarını ses kasetlerinden dinleme fırsatım oldu. Yüreğime saplanan tek kavram ‘ısdırab’dı. Hekimlere ‘komutanım’ biçiminde hitâb ediyordu bir tânesi. ‘Komutanım’. Bu vatanın gerçekliğiydi bu, ama soramadan edemiyor insan ‘Böyle mi olmalıydı?’. Cevab: 1000 kere hayır!

Lavrion kampına TC ‘Terörist Kampı’ diyor. Keşke, Türkiye’den randomnize (gelişigüzel) insanlar seçilip de, birkaç günlüğüne Lavrion kampına gelip bir ziyâret etseler. Keşke gelip de, acıları, ısdırabları, ayrılıkları, gözyaşlarını ve ‘terörist realiteyi!’ bir görseler. Ben, Heyva Sora Kurdistan’ın (Kürt Kızılayı) mes’ul hekimliğini yaptığım dönemde 8 tâne aklî melekelerini cidden yitiren insan gördüm. Onlardan ikisi intihar etti ve hayatlarını kaybettiler, biri TKP-Kıvılcım’ın eski mensubu Namık diğeri Iraklı bir Kürt’tü. Öbürleri, tımarhânelerde (Dafni’de) ve başka yerlerde çarkların içinde eriyip gittiler. Güneyliler’in (Suriye ve Irak Kürtleri ve Türkmenleri) bir kısmı aç, bir kısmı ise müdhiş umutsuzdu. Çoğu ise, bu akılalmaz koşullara rağmen namazını kaçırmamaya çalışıyordu. Musa Anter’in (Ape Musa) yeğeni Hasan Anter’le propaganda yapmak içun gittiğimiz Kürtler’den bir tânesi ‘bana hikâye anlatmayın-çamura bulanmış elbisesini işâret ederek-benim gerçekliğim bu’ diyordu ve ekliyordu, ‘Ben elektronik mühendisiyim ve istediğim tek şey adam gibi yaşamak!’. Sükût ettik ve oradan ayrıldık. Teröristler mekânı Lavrion, Sounio, Loutraki, Agios Stefanos kampları buydu, başka bir şey değil! Türkiye bunları çok çok iyi biliyor. Peki, bu kadar acımasızca yürütülen anti-propaganda’nın sebebi ne? Birilerini memnun etmek diye geçiştirmeli miyiz? Haberiniz var mı sayın platform üyeleri, benim soyumu sopumu teşhir edip mahkûm ederken, yediğiniz herzelerden haberiniz var mı? Beni bırakın da, biraz bu mevzuları işleyin, meselâ gelin ben size Lavrion’u gezdireyim, ne dersiniz, yüreğiniz yeter mi?

Ben, evet ben, Yunanistan’daki hayatımın 27 gününü sokaklarda, parklarda, kiliselerde, otogarlarda yatarak geçirdim, şahitleri var. Ama ben şanslı sayılırım zira 11 ayını inşaatlarda yatarak geçirenleri de biliyorum. Yine ben, buradaki hayatımın 9 ayını bir iş hanında-yatma hakkı karşılığı- gece nöbetçisi olarak geçirdim. 2 ayım ahırdan bozma bir evde, bir başka 2 ayım 2,2x2.5 ebadında bir hücrede 13 kişiyle berâber geçti. İsmi önemli olmayan bir kilisede ‘ücretsiz yemek yiyebilen muhtaçlar’ listesinde benim adımı bulabilirsiniz. İşte ‘muhteşem!’ mültecîliğe birkaç misâl. Haberiniz var mı muhterem ‘platformcular’? Unutmayın, ‘Üniformalılar dünyanın heryerinde aşağı yukarı aynıdır’, bunu asla ve kat’a hiç unutmayın. Benden çok daha kötü durumda yaşayıp, tüberküloz, Böbrek Yetmezliği, Ağır Depresyon, Mani, Kortikal Atrofi ve bitkisel hayatla yaşayan bir sürü ‘terörist’ var. Haberin var mı RTE ve Gül Abdullah? Müslüman hükümet? Susurlukçu Cemil? Haberin var mı Türkiye?

F-Tipleri, şimdi de ‘Yeraltında’ yeni hücreler inşâ ediliyormuş, iyi, bir bu eksikti. 100’ün üzerinde fidan ölüme yatıyor ve maddî hayata vedâ ediyor. Ne Türkiye’nin haberi var, ne boyalı medya’nın, ne siyâsî!lerin ne de platformların! Bir ülke düşünün ki-hangi dünya görüşünden olurda olsun-kendi insanlarını, evlâdlarını, bu vatanı çocuklarını ölüme terkediyor. Sonra da, ‘1000 yıllık’ tarihiyle övünüyor, iftihar ediyor! Bu mu, 1000 senelik tarihimiz, bu mu Evlâd-ı Fâtihan olmak, bu mu Türkiye’de siyâset yapmak, bu mu hümanite, bu mu globalizm? Bu nasıl bir hezeyandır, bu nasıl bir ürküntüdür, bu nasıl bir Müslümanlıktır, nasıl bir Türklük’tür? Daha ötesi bu nasıl bir ülkücülüktür, nasıl bir mefkûreciliktir, ideolojisi farklı diye diğer Türkler’e ‘kem’ gözle bakmaktır? Bu nasıl bir vatan sevdâsıdır ki, o vatanın sosyalistleri yine aynı vatanın ‘mefkûrecileri’ tarafından aşağılık birer ‘solucan’ olarak algılanabiliyor’? Bu ‘solucanların!’ bu vatanda hiç mi haqları yok, hiç mi insanca siyâset yapma şansları yok? Hep katledilmek zorundalar mı? Benim suallerim, egemen sabbataistlere değil, bu vatanı, ABD veyâ AB adına yönetenleri değil, kendilerini ‘vatansever’ olarak tanımlayan çevrelere!

Mütefekkir Salih Mirzâbeyoğlu idam hüqmüyle zindanda, bir sürü Müslüman da öyle, ülkücüsüyle, sosyalistiyle ve demokratıyla bunu ‘merâk eden’ birileri var mı? Önemsiyorlar mı acaba, Freedom Project’le öldürülmek istenmelerini? Yoksa kimsenin umurunda değil mi? Ya da ne kadar umurunda? Ben göremiyorum. Pekâla, hâl böyleyken, bu devletin mâlikleri, iyeleri, bu vatanı nasıl ayakta tutmayı düşünüyorlar? ABD ve AB kredileriyle mi? O parayı verenin senin haremine kadar girebileceğini hesab edemiyorlar mı? Meselâ Ali Babacan isimli ‘Babacan!’ delikanlı bunun ne kadar farkında? MHP veyâ ülkücüler, ‘Devlet’in hakikâten ‘Devlet’ olduğunun bilincinde mi? Herhâlde ve umarım öyledir. Kahhar ekseriyetein Müslüman olduğu bu ülkede neden Müslümanlar hakikî mânâda hüqümet edemiyorlar ve ‘Müslüman olmayan vatan hainleri!’ iktidarda? Askeriyle siviliyle bizim insanlarımız neden bu suali kendilerine sormazlar da, gelene ağam gidene paşam derler? Biz, bir kez olsun adam gibi ve yahudi olmayan bir bürokrasi görebilecek miyiz? Bir kez olsun bu ülkeyi hâlis adamlar yönetebilecekler mi? Platformlar bu mevzuu merâk ediyorlar mı? Bilemiyorum...

İnsanlara bok yedirmenin ‘Müslümanlık’la, Türklük’le, insanlık’la, imân’la ve izânla nasıl bir alâkası var? Anadolu geleneğinde, örfünde insanlara ‘dışkı’ yedirin ve onları ‘feçes havuzlarında’ yatırın ki, akıllansınlar diye bir şey mi var? Ben bunları bilmiyorum! Hiç zannetmiyorum. Anadolu temizdir, yiğittir, dürüsttür! Demek ki, bu işleri yapanlar hakikî Anadolu çocuğu olamazlar, olmamalılar! Onların emirerleri mutlakâ sabbataistlerdir, onlardan beklenir. Onlar, insanlarımızı birbirine düşürüp bundan menfaat devşirebilme tıynetindedirler, onlardan her türlü iğrençliği beklerim.

Bir yazı yazdık, cevâben tüm soyumuz sopumuz hakkında olmadık iftiralara maruz kaldık. Eyvallah, isyân içinde olmayız. Herkes istediğini yazıp çizmekte hürdür. Dedik ki, Üstad Necib Fazıl (RA)ı, ilmiyle irdeleyin, apparent (görünen) bazı verilerle değil ki, zâten kendisi öz eleştirisini yapmıştır. Yok, öyle değil, Necib Fazıl kötü, kömür karası!.. Peki, o hâlde iyi bir yanı var mı, görebiliyor musunuz diye soruyoruz, yok, iyi bir yanı yok! Yok efendim, biz neo-pozitivistmişiz, öjenikmişiz, elitist mişiz vs. cevab bu! Sükût-u hayâl! Bekleyebileceğimin çok gerisinde bir ‘contre’ (Briç tâbiriyle). Ben, ‘Sur-Contre’ (Sür-Kontr) çekmiyorum, isteyen istediğini yazabilir. Yalnız ‘mes’ele konuşamıyoruz bir türlü’, bunun bilinmesini isterim. Önümüz kesilmek isteniyor. Bunun kimseye faidesi yok. Ama, minimum bir edeb ve ahlâkî tavır şart. Buna icâbet etmeyenler, en önce kendilerine zarar verirler. Hayalarımızı burup, bizi ‘Eunikoid’ (Hadım) eylemeye çalışıyorsanız, bilin ki, büyük yanılgı içindesiniz, mümkün olmaz bu!

Biz, ‘Vatan Haini!’yiz, vatanı ABD ve AB sermâyesine peşkeş çekenler ‘vatansever!’. Yani, meselâ, Mütefekkir ‘vatan haini!’ olurken RTE ‘vatansever!’. Doğu Perinçek ‘vatansever!’ ancak sosyalistler’in hepsi ‘vatan haini!’, Dr. İsmail Beşikçi ‘vatan haini!’ amma ‘Hülya Süer’ isimli türkücü ‘vatansever!’. Ölçü ne? El-Cevab: ‘Yalakalık Yapmak!’. Anadolu halkı ‘Yalaka mı?’... Onlara taviz mi veriyor? Yala olun, sizi başımızda taşıyalım mı, diyor? Susurlukçu Cemil Çiçek ‘yurtsever!’, F-tiplerindeki mahkûmlar ‘vatan haini!’... Cemil Çiçek ne kadar vatansever? Siyâsî mahkûmları öldürebildiği kadar! Kim onlar? Bu vatanın evlâdları Cemil kime kırıtıp hoş görünüyor? ABD ve AB’ye! Kim adına? Sabbataist efendileri adına! Evet! En büyük vatansever Susurlukçu Cemil! Bravo! F-tiplerinde ölüme yatanlar ise ‘vatan haini!’. Niçun? ‘Çünkü müesses Sabbataist-Yahudi nizâma boyun eğmiyorlar! Çünkü onurluca ölümü, onursuz yaşama yeğliyorlar. Müslümanlar zindanlarda zulüm görüyorlar, aşağılanıyorlar. Niye? Egemen Sabbataist güç öyle buyuruyor. ‘Böyle buyurdu Zerdüst’ gibi!

Kim meselâ vatansever ve bilge adamlar? Ertuğrul Özkök (Sabbataist), Oktay Ekşi, Sedat Ergin, Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, Mim Kemal Öke, Mümtaz Soysal (Sabbataist), Sami Kohen (Yahudi), Sedat Sertoğlu (Sabbataist), Güngör Mengü (Sabbataist), Ruhat Mengü (Sabbataist), Mine Kırıkkanat (Sabbataist), Gila Benmayor (Yahudi), Talat Halman (Sabbataist), Ali Sirmen (Sabbataist), Ayşe Arman (Sabbataist), Cengiz Çandar (Sabbataist) vs... Onlar böyle buyuruyorlar!.. ABD-İsrail bizi idâre etsin! Eyvallah...

Peygamber Ocağı adı verilen Askeran’ın başını ‘Non-Musulman’ Sabbataistler tutmuş. Bak şu işe! Müslüman askeran’ın başında Yahudiler var. Eee, ne olmuş, onlar da bu ülkenin insanları değil mi? He ya! Onlar da, bu ülkenin 73 milyonun insanından 125.000’i... El insaf be usta! 125.000 nüfusun olacak ve 73 milyon insana kök söktüreceksin. Medyasıyla, genelkurmayıyla, san’atıyla, sanayii’yle, entelijansiyasıyla, hülâsa her kurumuyla küçücük bir ‘ekalliyet’ olarak ‘ekseriyet’e hüqmedeceksin. Ben sana kızmıyorum, sana iktidar âletini peşkeş çeken ‘vatanseverler’e kızıyorum. İşte, ben, Rusya’da, Fransa’da, Almanya’da, sisteme önce sinsice ‘enfiltre’ olan ve bilâhare sistemi ele geçiren yahudiliği yazarken bunu anlatmaya çalışıyorum. Bana kızan sosyalist insanlara, biraz daha objektif düşünmelerini salık veriyorum. Seni F-tiplerine tıkan egemenler işte ‘onlar da insandır’ dediğin ‘insanlar’ yani bu ülkeyi gerçek mânâda idâre edenler. Abdülhâmid Hân’a ‘Kızıl Sultan’ diyenler boşuna daralmıyorlardı zira Abdülhâmid Hân Hazretleri, bu ‘sabbataist’e geçit vermemek için direniyordu ve nihâyet 31 Mart’la hâl edildi ve Selânik’e, Yahudiler’in bir başka egemenlik diyarına gönderildi. Heyhât, gelinen aşamada timsah koynumuza girmiştir ve 72,5 milyon insan, 125.000 egemenin kontrolü altında inim inim inlemektedir!

Şimdi, haklı ya da haksız olarak, millet soruyor:

şman dayamış sinemize (kalbimizin tâ derinine) hançerini,

Yok mu kurtaracak baht-ı kara mâderini?

Diye!

Biz de diyoruz:

Bulunur kurtaracak baht-ı kara mâderini,

Yeter ki, farkında ol düşmanının!

www.drhakkiacikalin.up.to

Hosted by www.Geocities.ws

1