|
GÜNDEM-GELİŞMELER... Dr. Hakkı Açıkalın Geçen hafta içinde çok üst seviye (adını veremiyorum) bir bürokrat ve daha da ötesi misyon sahibi şahsiyet, bir kurumu ziyâret etti. Ben de kendisiyle havadan sudan! birkaç şey konuşma fırsatı bulabildim. Bu ziyâret, zannımca, Yunan hükümetine rağmen gerçekleştirildi. Bu sâdece benim fikrim değil, teâtide bulunduğum insanlar da gelişmeyi böyle değerlendirdiler. Ortamda birçok mevzu görüşüldü fakat genel konu Türkiye ve bölgedeki son gelişmelerdi. Bir partili, ‘Tahminimce PKK-KADEK şimdilerde İRA’nın yöntemini benimsemeye hazırlanıyor’ dedi. Bundan şu çıkar mı, bilemiyorum; Bilindiği gibi İRA, 94’te ateşkes ilân etti ve legal-siyâsî faaliyetlerine (özellikle Sinn Fein aracılığıyla) hız verdi, 96’da ateşkesi bozdu fakat legal-siyâsî faaliyetlerini hızlandırmaya devâm etti, yani, hem legal hem de illegal sahada etkinliğini ve kalitesini arttırmayı sürdürdü. Parlamento’ya girmeyi başardı. Bunun yanısıra, İRA, bilindiği meşhur 216 kodunu kullanarak ve gerektiğinde Britanya polisini, yapacağı eylemden bir süre evvel haberdâr ediyor ve insan kayıplarını en aza indirmeye çalışıyor ve daha ziyâde büyük ekonomik hedefleri vuruyor. Bu siyâset aslında PKK içinde, belli mahfillerde 97-98’de modifiye bir biçimde gündeme gelmiş ve eylemler ekonomik hedeflere doğru yönlendirilmeye çalışılmıştı. Meselâ, Kırıkkale-MKE eylemi bu tür bir eylemdi. Fakat PKK-KADEK bu tür eylemlerde, kadro yapısının hususiyetleri dolayısıyla, fazla başarılı olmadı. Aynı dönemde İRA’nın taktikleri üzerinde bayağı kafa yorulmasına rağmen, bazı nedenlerden ötürü bu süreç akîm kaldı. Mezkûr misyon sahibi şahsın ilgili kurumu ziyâreti, kesin olmamakla berâber, Yunanistan devletinin-en azından bir parçasının-ABD’nin de baskısıyla Türkiye’ye dönük yaklaşımında bazı değişikliklere gittiğinin işâreti gibi. Bu tezi doğrular nitelikte olan bir diğer gelişme de, aslında filo-Amerikan bir isim olan ve PASOK’un en mühim simâlarından Stelios Papatemelis’in (Seçimlerde Selânik’ten 99.000 oy alarak PASOK’a en çok oy kazandıran birisidir) bazı isimlerle berâber yeni bir partileşmeye (Yeni PASOK olabilir) gidebileceği kulislerde konuşuluyor. Öte yandan, Nisan 2004’te yapılacak seçimlere dönük yapılan GALLUP’larda iktidar partisi PASOK’un, muhalefette bulunan ND (Yeni Demokrasi Partisi)nin 9 puan gerisinde görünmesi (ND: %37, PASOK: %28), geçtiğimiz hafta Simithis’i de harekete geçirdi ve hükümette bazı tasfiyelere gitti. Hülâsa, ABD, Yunanistan’daki Anti-Amerikanizm geleneğini kırmanın formüllerini arıyor ve ihtimâl ki, istediği verimi PASOK’tan alabilmiş değil. Bu nedenle, daha filo-Amerikan bir parti veya olmazsa, bir koalisyon arıyor. ABD, startı verdi, bundan sonra daha keskin ve net gelişmeler olması beklenebilir. Akademya ve Dost Strateji, gündemi çok iyi tâkib ediyor. Hakikâten de Kemalist-Sol adı verilen çevrelerin ‘şiar’larındaki yetmezlik sâdece Kürtler’in değil tüm dünyanın alâkasını cezbetmekte. Bazı solcuların, turistik yerlerde, saç örgüsü, tatoo (dövme) vs. gibi ‘çok mühim’ siyâsî mes’elelerle uğraşması devleti bile şaşırtıyor olsa gerek. İnternet platformlarında kâlem oynatan âkil Kürtler, bazı öngörüsü yüksek sosyalistler, bazı forumlar, evvelâ Dost Strateji ekibinin tesbit ettiği yakın ve uzak âtî’deki gelişmeleri dile getiriyorlar ve hakkımızı teslim ediyorlar. Tam bu dönemde, Sandal gibi kaliteli işler yapan bir forumun, ortada fol yumurta yokken, Necib Fazıl’ı ve hâliyle İBDA çevresini gündemleştirmesi ise kuşku uyandırıyor. Geçmişte Kürtler’i ve Sosyalistler’i ifsâd etmeye memur olan Yalçın Küçük’ün, evvelâ Müslümanlar’ı ‘keklik’ zannederek kendi kafesine ve keklik ötüşüyle çağırması, bir yönüyle temsil ettiği çevre-görüş’ün içinde bulunduğu açmazı diğer yandan da, Müslümanlar’ın bunca yıldır ‘Keklik’likten kurtulamadığı ve ders çıkaramadıkları zehâbına kapılarak onlara akıl vermeye kalkması ki, bunu ancak ‘performans kaybı’yla izâh edebiliriz. Fakat verdiği bilgileri de değerli buluyoruz, ayrı me’ele. Aynı performans kaybını, ‘Müslüman’ cenâhın bazı kalemlerinde de gözlemek mümkün: Meselâ, Mehmet Şevket Eygi. Bu zât, en civcivli dönemde (bu dönem) Müslümanlar’ın hangi marka arabaya binmesi gerektiğini belirtiyor. Ne kadar mühim ve siyâsî bir perspektif!!! Bunu da, Bay Eygi’nin hem performansına hem de ‘gerçek kapasitesinin bu kadar’ olduğuna yormak doğrudur herhâlde. Şimdi, Kürt eski Kürt değil tabiî, PKK Kandil’deki ‘Edebiyat ve Diplomasi’ okulunu boşuna açmadı. Oraya, en dinamik, genç, en az bir yabancı dili anadili gibi konuşan (bazıları 2-3 lisânı böyle konuşabiliyor) ve en mühimi ‘iddialı’ kadrolarını, babasının hayrına koymadı. Avrupa, ABD, Avustralya, Lübnan ve Rusya gibi alanlarda senelerdir pişti ve profesyonelleşti. Bu Kürtler, eski ümmî Kürt’e benzemiyorlar. Sâdece PKK değil, diğer Kürdistanî çevreler için de aynı ‘Kalite devrimi’ yaşanıyor ve Kürtler’i artık, ‘Ala vere, dalavere, Kürt Mehmed nöbete’ tekerlemesiyle ‘nöbet’e gönderemiyorsun. Yalçın Küçük ya bunun farkında değil ya da boynuz’un kulağı çoktan geçtiğini görüp yapacağı hiçbir şeyin kalmadığını farkedip kendini tekrar ediyor. Kendini tekrar etmeme uğruna, Sabbatay kartını sürüyor piyasaya ve biz de diyoruz ki, ‘Sen gelirken biz gidiyorduk!’ Sosyalist’ten ve Kürt’ten ağzı yandı ya, şimdi Müslüman’ı üfleyerek yemeye çalışıyor. Heyhât, yukarıda Kürt’ün artık kolay kolay mandepsiye gelmeyeceğini söyledik [Bu arada, Mandepsi kelimesinin Yunanca (olduğunu) Μάντεψε (Mândepse), ve Yunanca, ‘kestirmek, ön görmek, tahmin etmek, bilicilik yapmak, kehânette bulunmak, gaibden haber vermek’ mânâlarına gelen ‘Μαντεύω’ (Mandevo) fiilinin geçmiş zaman hâli olduğunu belirtelim. Zaman içinde ve anlam genişlemesiyle Türkçe’deki mânâsını kazanmıştır]. Ne ‘Milliyetçi Kürt’, ne ‘Sosyalist Kürt’, ne ‘Demokrat Kürt’ ve hattâ ne de ‘lümpen Kürt’ kolay lokma değil; ekonomi biliyor, siyâset biliyor, pazarlık yapıyor... Bu Kürt’e, Nuh Nebî’den kalma yöntemlerle (Yalçın Küçük yöntemi, Doğu Perinçek yöntemi, Süleyman Demirel yöntemi vs...) siyâset empoze edilemeyeceği gün gibi açık. Geçti Bor’un pazarı sür ‘kendini’ Niğde’ye... Şimdi, şu hâyasızlığa bakın ALLAH aşkına; 1000 kapıdan kovulan ‘Yorgun şahsiyetler’ kendilerine yeni bir ‘cennet’ kapısı bulmaya çalışıyorlar. Bu kapı, Anadolu’nun Bâb-ı Âlî’si, yani Müslümanlar. Edeb Ya Hu, bundan büyük hakâret olur mu? Sen, her gün küfür ettiğin, giyimiyle kuşamıyla, sofrada oturuşuyla, saçıyla sakalıyla, değerleriyle, gelenekleriyle özcesi herşeyiyle alay ettiğin, tatlı su aydın’ı ilân ettiğin Müslümanlar’ın huzuruna şimdi-ve üstelik de İsmetçi şemsiye altında-ittifak! talebiyle çıkıyorsun. Yani, Yozgat’a, Sivas’a, Kayseri’ye, Konya’ya, Çorum’a, Tokat’a, Niğde’ye, Karaman’a, Osmaniye’ye, Sakarya’ya, Malatya’ya, Bursa’ya, Manisa’ya, Balıkesir’e, Kırıkkale’ye hasılı Anadolu’ya gidip, gelin benimle ‘ittifak’ yapın diyeceksin ve onlarda ‘Buyur gel, biz de zâten seni bekliyorduk’ diyecekler, öyle mi? Argümanın ne? ‘Sabbataylar bizi yiyip bitirdi!’. Hasetinden çatlayarak ve kin kusarak izlediğin Necib Fazıl oralara gittiğinde köyleri bile şaha kaldırdığı için zindanla ve zulümle ödüllendirildi. O zamanlar sen ellerini ovuşturuyordun. Sen hâlâ, o ‘câhil! Müslümanlar’ın’ bu olup biteni hatırlamadığını, bilmediğini ve anlamadığını zannediyorsun, değil mi? Yanına Eygi gibi bir iki paçavurayı alıp ‘birlik’ propagandası yapacaksın ve ‘Bu Sabbataylar ikimizi de mahvetti / ediyor, gel elele verelim, yani, gel benim elimden tut Kırmızı şapkalı kardeşim!’ diyeceksin ve Müslümanlar da, seni ‘Saviour’ kabul edip boynuna sarılacaklar. Ama, Necib Fazılcılar olmasın, onlar kötü-kaka, çünkü onlar senin ve senin gibi sintine sularının maskesini Necib Fazıl sâyesinde çoktan düşürmüşler. Evet, bir ittifak mı istiyorsun Müslümanlar’la. Pekâla kabul, inisiyatifin ekseriyette olması gerektiğini kabul edecek kadar akıllı olmalısın, o hâlde ekseriyeti Müslümanlar oluşturduğuna göre, Müslümanlar’ın inisiyatifinde-İsmet’in değil-seni dinleyelim, var mısın? Yoksa, öyle Necib Fazıl’a çamur atarak falan Müslümanlar’a sempatik görünemezsin, bilâkis nefretlerini kazanırsın. Yok eğer hâlâ, ‘Müslümanlar iyi bir stok, oradan daha çoook keriz devşiririm’ diye düşünüyorsan buyur, dene, bakalım kaç tane ‘keriz’ bulabileceksin? Oyun bitti, Bush bile öyle dedi ya, ‘The Game is Over’, bir sonraki cümleyi de kumarhâne terminolojisiyle söyleyelim: ‘İnsert Coin’ yani ‘Para Atın’. Geniş mânâda ‘para’, ‘güç’tür, ‘hukuk’tur, ‘iktidar’dır. Evet, ‘güç, hukuk ve para’ istiyor Müslümanlar. Çıkarın Mütefekkir’i ve tüm siyâsî mahkûmları dışarı, gelin. Verin siyâsî-hukukî garantileri, gelin. İddianız olan paylaşımcılığınızı gösterin, iktidardaki yerimizi görelim, gelin. Başka türlüsü yok, unutun. Nasıl Mustafa Karasu, Kürt’ün taleblerini açık açık ortaya koyup diğer yolun ‘kanlı’ olduğuna işâret ediyorsa, Müslüman da taleblerini ortaya koyuyor. Beleşe su bile vermiyorlar artık Yalçın Hoca. Eğer, Kürt malı pahalı, Müslüman’ın ki ‘bon marché’ zannediyorsan, git gözlerine bir ‘keratoplasti’ yaptır. Necib Fazıl’a ve O’nun ulu şahsında Müslümanlar’a karşı ‘karagözlük’ yapmak hem çok ayıp, hem çok bayağı hem de çok komik bir siyâset. Senin forum’un (Sandal) filân Necib Fazıl’a çok küçük gelir. Keşke bütün bunları yazmasaydın da, bana iş çıkarmasaydın. Yine de, bu olup bitenler, Kürt’üyle Müslüman’ıyla Anadolu’nun müdhiş bir sıçrama ve atılım içinde olduğunu gösteriyor. Çıfıt’ın, yalakanın, riyâkâr’ın, Müslüman maskesiyle dolaşan orospuların Anadolu’nun en ufak köşesinde bile zerre kadar değeri olmadığı çok belirgin bir biçimde ortaya çıkıyor. Osman Solakbaşı’nın belirttiği gibi, ‘Büyük Anadolu Depremi’ni örgütleyen faylar, Mekr-i İlâhî’nin izniyle tek tek kırılıyor. 99’da başlayan kırılmalar bugün artık Anadolu’nun her tarafını sarmış durumda. Eskiden ‘İngiliz İpi’ meşhurdu, o ip Şeyh Said’in, Seyyid Rıza’nın, Çerkes Edhem’in, İskilipli Âtıf Hoca’nın, Mustafa Sabri Efendi’nin, Said-i Nursî’nin ve daha nicelerinin boyunlarına emperyalizmin kahpeliğinin ve puştluğunun, hatıralardan kazınmamacasına, işâreti oldular. Onlar bu vatanın şeref kürsüsüne oturdular ve gönüllere taht kurdular. 80 sene içinde, değişik siyâsetlerden onbinlerce yiğit bu vatan için toprağa düştü. Şimdi İngiliz İpi’nin yerini Amerikan çuvalı almış durumda. Bu çuval, Anadolu insanının başı için, Pentagon’daki ileri teknolojiyle donatılmış Yahudi-Sabbatay tezgâhlarında dokundu. Amerikan-İsrail tipi sentetik bir liften mamûl. ABD’nin 1000 senelik challenge’ı Anadolu’yu işâret ediyor, diğerleri ara istasyonlar. Şimdi Anadolu’nun da bir challenge’ı olacak, muhatabın kim olduğunu biz iyi biliyoruz. Pentagon çuvalına karşı Anadolu’nun yağlı halatları da itinâyla ve göz nuruyla ince ince dokunuyor. Günler çok kısaldı, Çıfıt’ın Necib Fazıl’a saldırması boşuna değil... |