|
GAZETECİLİK VE TÜRKİYE Dr. Hakkı Açıkalın Gazetecilik mesleğiyle Namussuzluk, sahtekârlık, riyâkârlık, ahlâksızlık, alçaklık mefhumlarının en çok birarada anıldığı ülkelerden biri Türkiye’dir. Hele besleme basın veya düzen basını diye adlandırılan 10 cıvarındaki kârhâne magazinciliği yapan rengâreng tuvalet kağıtları ülkenin her tarafını ifsâd etmeye devâm ediyor. Ciddî veya yarı-ciddî sayılabilecek, ehven-i şer gazeteler arasında cumhuriyet (laik-kemalist), Yeni Şafak (Modernize ve Modifiye Müslüman), Vakit (Ağır Müslüman!) ve Radikal (rölatif liberal-demokrat) sayılabilir. Şimdi, bu yarı-ciddî gazetelerden Yeni Şafak’ın 4 Eylül tarihli sayısından iki köşe yazarına bakalım: Yazar Mösyö Ahmet Taşgetiren. Sağ üst köşede kır sakallarıyla ağır adam imajı veriyor. ‘PKK-KADEK’ başlığıyla bir yazı döktürmüş muhterem. Tabiî ki, belli bir okur kitlesi vardır herhâlde ve bu kitle haklı olarak bu mösyö’yü ciddîye alıyordur, yazdıklarına inanıp, ‘Haklı adam’ filan da diyorlardır. Gelgelelim yanılıyorlar, en azından 4 Eylül tarihli yazısı yanıltıyor hattâ zırvalıyor. Bakalım: ‘…Türkiye o sorunun (KADEK sorununu kasden) hallini istiyor; çünkü o odakla şmayı tehdit olarak algılıyor’.Yalan, 1000 kere yalan. Türkiye bu sorunun hallini (veya çözümünü) falan istemiyor. ‘Aşk derdiyle hoşem, el çek ilâcımdan tabib’ beyti misâli, çözümsüzlüğü aşkının devâmı için tek yol olarak görüyor. TC, KADEK sâyesinde Şamanist milliyetçiliği, Türk-Kürt çelişkisini, MGK’yı, Genelkurmay siyâsetini, hortlak var orada bir yerlerde siyâsetini ayakta tutup besleyebilmek içun KADEK’e ihtiyaç duyuyor. KADEK olduğu oranda MGK-Genelkurmay-Derin (veya Yüzeyel) devlet-Çetecilik-Hırsızlık-Savaş Rantçılığı-Kafatasçılık var ve olacak. Canavar’ın beslenmesi böyle oluyor. Çözüm isteyen adam evvelâ ‘SORUN’ olduğunu ve bunun koskoca bir halkı ilgilendirdiğini kabul eder ve ‘KENDİ HALKIM’ dediği insanların üzerine tonlarla bomba atıp, binlerce köyü yakmak, onlara bok yedirmek yerine, ciddî programlar yapar. Mösyö Taşgetiren ya hiç bir şey bilmeden, işkembe-i Kübrâ’dan sallıyor (bu ihtimâl düşük) ya da hinliğinden, korkusundan, pısırıklığından dolayı yalakalığın bir türünü sergiliyor. Fecaat! Bir Müslüman’a hiç mi hiç yakışmayan şeyler. Bir de üstelik, bu dil eksersizlerinden dolayı devletin yüksek katlarından ‘aferin’ alsan gam yemem, yediğin tek bir damga var: Takiyyeci Mürtecî! Ooooh, ne güzel. Bir kucak sakala, ağır adam rolüne karşılık aldığın mükâfaat bu! Tepe tepe kullan... ‘Kendi topraklar ında olsaydı, sorunun çözüm yükümlülüğü kendisine ait olurdu’ diyor muhterem amma nasıl çözeceğini, ‘yükümlülüğünü’ nasıl yerine getireceğini unutmuşa benziyor. Nasıl çözecek Mösyö Taşgetiren, nasıl?"Amerika PKK-KADEK'i terör örgütü olarak görüyor. Ayr ıca Irak'ta BM'nin tanıdığı tek otorite ABD. Öyleyse ABD'nin bu terör örgütü ile mücadele etmesi gerekiyor."ABD sâdece PKK’yi mi terör örgütü olarak görüyor? Iraq’ta vatanını savunan insanları da, Filistinli mücâhidleri de, Arafat’ı da, İBDA’yı da, DHKP-C’yi de, TKP-ML’yi de, Rızgari’yi de, FARC’ı da, Sandino Luminoso’yu da, MRTA’yı da, Moro gerillalarını da, Çeçenleri de, Korsikalılar’ı da, 17 Kasım’ı da, Afganistan halkını da, Endonezya halkını da, Yunan halkını da, senin gibiler hariç Müslümanlar’ı da, ezcümle dünyanın yarısından fazlasını terörist olarak görüyor. ABD’nin hoşlandıkları kimler? İsrail, Kral Abdullah, Hüsnî Mubaraq, Zeynel Abidin bin Ali, RTE, Abdullah Gül, mafiacı hırsız ve gladio-fil Silvio, Aznar vs. Ama, zât-ı âlî’leri (Mösyö Taşgetiren) de buna teşne. ABD’nin terör örgütüyle mücâdelesini bir orgazm süreci gibi algılıyor. İlginç değil mi? ABD’nin başarısından memnun ve mesud olan bir Müslüman!.. "da ğdaki tehdit odağı" sorun niteliğini koruyor".Kanape entellektüeli Mösyö’müz, kıçını gömdüğü yumuşak koltuğundan kır sakallarını sıvazlayarak ‘dağdaki tehdid odağına’ değiniyor. Yarın öbürgün o dağlara Müslümanlar da çıkacaklar, o zaman da ‘dağdaki tehdid’ diye yazarsın zira senin tek derdin yağlı kıçını biraz daha büyütmek ve Sabbataist devlete yalakalık yapmak. Kemalist ordu bir Müslüman mücâhidi şehid edince ne diyeceksin, ‘Müslüman teröristlere karşı düzenlenen operasyonda 2 terörist öldürüldü...’ diye mi bahsedeceksin. Kesinlikle öyle, başka yolun yok çünkü, yoksa atarlar işinden, koltuğunu çekerler altından, dünya gailesi işte. Sana göre HAMAS da terörist, Al-Qaida da, öyle değil mi, Moro da, İslâmî Cihad da, KADEK de, DHKP-C de, İBDA da, hepsi terörist, bir tek sen, kelli felli ‘efendi’sin, devlet tertemiz, ‘dağdaki odak’ ise büyük sorun... ‘Üstelik, PKK-KADEK ad ına şaşırtıcı bir açıklama yapıldı. Örgüt, Eve Dönüş Yasası'nı bir "savaş ilanı" olarak kabul ettiğini belirterek, Öcalan'ın yakalanmasıyla devreye soktuğu ateş-kes'i kaldırdığını ilan etti. Ne demekti bu? Nedendi? ABD'nin kontrol ettiği bir alanda açıklanan savaş ilanı, ABD'den nasıl bir tavır beklentisini içeriyordu?’Breh, breh, breh... Dokümanter film jenerikleri gibi, heyecan, gerilim, korku, hayret vs... Açıklama hiç de şaşırtıcı değil Mösyö, senin okurlarına ben anlatayım: KADEK şunu söylüyor: PKK sazümankârı (kurucusu) ve genel başkanı, KADEK genel başkanı Abdullah Öcalan Şubat 1999’dan beri İmralı’da tutukludur. Tecrid altındadır, hastadır. Bu örgütü, sempatizanları ve Kürt halkını direkt olarak alâkadar eden bir durumdur. Biz barış istiyoruz, ama savaşa da hazırız. Bu durum ilelebed böyle gidemez, ya onurlu bir barış ya da onurlu bir savaş, biz ikisine de hazırız. Bunun üzerine de, 1 Eylül 2003’den başlayıp 1 Eylül 2004’e kadar sürecek 3 aşamalı bir Yol Haritası sundu. Bunların arasında, Siyâsî Genel Af, Af’tan yararlanan insanların siyâset yapmasına izin, Öcalan’a özgürlük gibi bir çok madde bu haritada yer aldı. Bunlara cevab verilmemesi hâlinde de, gerekenleri yapacağını söyledi. Operasyonları kesin diyor adam, sen bilakis daha da azdırıyorsun, Siyâsî Genel Af diyor, sen Pişmanlık Yasası çıkarıyorsun. Yukarıda mezkûr teklifatla gelen adama, sen ‘Gel pişman Ol, seni ıslah edeyim, rehabilite edeyim, sen psikopatsın’ dediğin zaman hangi cevabı beklersin Mösyö Taşgetiren? Cevab şu: Ulan geyik, ben 5 senedir çekildim, ateşkese başvurdum, Genel Af istiyorum, kardeşçe birarada yaşamaktan yanayım, dilimi ver, kültürümü ver, eğitimimi ver, başka bir şey istemiyorum diyorum, sen bana, hastasın sen, gel rehabilite edeyim, pişman ol, devletin kıllı kollarına gel, affıma sığın, ben İlâh’ım diyorsun. Bu, SAVAŞ İLÂNI DEĞİL DE NEDİR? Gördün mü Mösyö, şaşılacak bir şey yok, Türkiye’ni yaptığı, sâdece ‘dağdaki odağa’ değil, ovadaki, metropoldeki, kentteki, köydeki, mezradaki, Avrupa’daki, Ortadoğu’daki, Asya’daki velhasıl dünyanın heryerinde bulunan Kürt odağına savaş ilân etmektir. Sen ne bekliyorsun, dizlerinin üstünde, elleri başlarında geri dönmelerini mi, senin anan güzel mi? Ulemâ pozlarında, o güzel incecik kadife sesinle ve fâre kadar beyninle âleme perspektif vereceksin, geçen gün de ‘ortada İBDA falan yok’ diye yazmışsın. Okurların bunların hiçbirini bilmiyor değil mi? Yine, hemen ABD’nin ağzına bakıyorsun, ABD ne der, ne yapar... ABD işgâlcidir, emperyalist Siyonizm’in en üst düzeyde temsil gücüdür, katildir, alçaktır ve defolup gitmekten başka bir seçeneği yoktur. O coğrafyanın gerçek sahibleri o ejderin başını kesip atacaktır, hepsi bu, sen kanapende otur gerisine karışma. ‘Acaba "Eve Dönü ş Yasası" genelde kabul edildiği gibi örgüte hiç ulaşmamış, dolayısıyla militanları hiç etkilememiş miydi?’Yani insanı deli ediyorsun, şimdi yanımda olsan o sakallarını tek tek yolardım, Vallahi. 2003 senesinde yaşıyoruz Mösyö. Dağda uydu telefonu var, adam her gün Med-TV’ye canlı bağlantı yapıyor, bir kere bile dinlemedin mi, ne biçim gazetecisin sen ya hu! Herhâlde sen, internet denen nesnenin yalnızca senin evinde olduğunu zannediyorsun. Hergün, her ân, her yerle konuşulup görüşülüyor, şu dediğin laflara bak: Yasa örgüte hiç ulaşmamış mı acaba’ymış! He canım, orada yaşayanlar senin gibi ‘üstün’ insan olmadıkları için, Amazon ormanlarında yaşayan yerlilerden daha geri oldukları için ve dumanla ya da en geri iletişim vasıtalarıyla haberleştikleri içun, KADEK militanları bunu hiç duymadılar, emin ol öyle. Mösyö Taşgetiren, eğer saf, temiz, nurânî ve hüsn-ü niyyet sahibi bir adam olduğuna iknâ olmuş olsam, ‘ya zavallı adam, ne kadar da naif ve cahil, yazık’ diyeceğim amma, heyhât, sen öyle değilsin, sen köylü kurnazlığını İstanbul’un göbeğinde yani en büyük metropolde, bir de Müslümanlar’a karşı yapıyorsun, keşke biraz rafinmandan haberin olsaydı, keşke mesleğinin inceliklerini öğrenebilseydin, neredeeee! Yazıklar olsun, Allah seni ıslah etsin ve birazcık iz’ân versin... ‘Yoksa, her militan örgütte dedikodulara-çözülmelere yol açacak olan uzun eylemsiz bekleme sürecinin üzerine gelen Eve Dönü ş Yasası, bir biçimde kamplara ulaşmış ve çözülme emareleri başlamıştı da, yönetici kadro, dağılmayı önlemek için militanları sıcak eylemlere sevketmeye mi karar vermişti?’Analizlere bakın Allah Aşkına, 5 yaşındaki çocuk bu değerlendirmeleri yapabilir, hoş karşılanır. Örgütte dedikodulara-çözülmelere yol açabilecek eylemsiz uzun süreç çözülmelere yol açmış da, sıcak eylemlere başlanmış. Duyan da, Mösyö’nün ömrünü örgütlü faaliyetler, aksiyonlar, gerilla içinde tükettiğini zanneder. Yumuşacık kanapede, ayaklarını havaya dikip ‘Café au Lait’sini içerek oradan parmak sallıyor: Dedikodu, çözülme, sıcak eylem vs. ‘Yani PKK-KADEK, yolun sonuna gelmi ş olmayı içine sindiremiyor, çok kötü bir liderlik örneği sergileyerek militanları ateşin içine sürüklemeyi mi tercih ediyordu?’Hangi yolun sonuna gelmiş, pardon Mösyö? ABD veya TC veya herhangi bir devlet, dünyanın neresinde gerilla savaşı kazanmış, gerillayı ve tabanını tasfiye etmiş? Hepsi, paşa paşa oturup anlaşmışlar, doğrusu da budur zâten. İnsanları ateşe sürükleyen, Mavi Çarşı’lara sebeb olan devletin tâ kendisidir, çözümsüzlükte ısrarıdır. Bunu artık Müslümanlar da görmeye başladılar. ‘Yoksa daha seyredilecek oyunlar m ı vardı? ‘Mösyö, oyunlar tabiî ki olacak ve sen hiç rahatsız olma, koltuğunda otur, ağrıyan yerlerini boşa al, yan gel yat, savaşı TV’lerden izle. Gerisini boşver. ‘ABD'nin Türkiye'nin önüne koyaca ğı ve PKK – KADEK'e "siyasi misyon tanıma"yı amaçlayan yeni pazarlıklara mı tanık olacaktık?’Türkiye’nin de ABD’nin de, her yanı her duruma müsâit. Her şey olur, şerefli bir siyâsetin yoksa, örneğin sen, aynı lisânı konuştuğun adamlarla çözüm buamıyorsan, kıvırtıp duruyorsan, elin oğlu gelir anlaşır, misyon da biçer, pazarlık ta yapar, bu panayırda herşey mümkün, mâlın varsa satarsın, yoksa mâl muamelesi görürsün. ‘ Şöyle iki bacaklı bir soru var ortada:-Şayet ABD, PKK-KADEK'i terör örgütü olarak görüyor ve artık miadının dolduğuna inanıyorsa, PKK-KADEK'in yolun sonuna geldiği kesindir ’.ABD, KADEK’i 20 senedir terör örgütü olarak görüyor, Kirli savaş’ta Türkiye’yi paraya, silaha ve istihbarata boğan ABD’dir. Ama ABD’de KADEK temsil ediliyor. Buyur buradan yak! Yani ABD, hem açık hem kapalı poker oynuyor. Hem rest diyor, hem blöf yapıyor, hem de ‘restini gördüm’ diyor. Öyle miad dolmaları, yolun sonuna gelmeler yok. Onlar senin koltuk lugâtında mevcud... ‘Amerika Türkiye'yi satarsa...’ ABD, bırak Türkiye’yi anasını bile satar, ne yani ahlâkı mı var?, namusu mu var?, değerleri mi var? İmânı mı var? Bu ABD dilenciliği neyin nesi Mösyö, bu karakter de ona Yahudî’den mirastır. Hiçbir şey vazgeçilmez değildir, İlâh bile mantığının babası olan yahudî kendi peygamberine bile ihânet, ilâhını insanla güreştirebilmiştir. Menfaat herşeyin üzerindedir. Satar, kendini bile satar... ‘Ben PKK-KADEK liderli ğine derim ki, kıymayın Kürt çocuklarına...’Buna da halk dilinde ‘Yâvelik’ deniyor, acıyan adam, yarım ağızla ‘hayıflanıyor’... İşte Mösyö Taşgetiren’in makâlesi bu. Aynı gazetede bir başka yazar var ve bu adamı da alkışlıyorum. Onun ismi Koray Düzgören, tutarlı, kaliteli ve çok iyi bir gazeteci-yazar. Hiç sağa sola sapmadan, karmaşık ve çetrefilli bir lisân kullanmadan merâmını çok iyi ifâde ediyor. O da, aynı gün, KADEK ve Kürt mes’elesi üzerine yazmış: ‘Tam da bu sırada, bu ziyaretten bir gün önce KADEK, 5 yıldır kendisinin ve Türkiye'de yaşayan bazı Kürtler'in dışında kimsenin farkında değilmiş gibi davrandığı 'ateşkes'e son verdiğini açıkladı. Kimse bunun ne anlama geldiğinin farkında bile olmadı. Hatta hükümet, bu ateşkes nedir, hangi ülkeye ait hangi örgüt niçin bu ateşkes ilanından vazgeçmiş bihaber görünüyor. Söylemi, 'Gizli Yönetmelik'le birlikte iyice deşifre olan 'Derin Devlet'in söyleminden farklı değil. "Devlet herşeye kadirdir", "Devletimiz herşeyi bilir" ve "Devlet büyüktür" gibisinden basmakalıp laflar AKP'li bakanların ağzından düşmüyor. Kürt meselesine bakış tarzları da böyle. 'Kürt meselesi'ne dedik ama, hükümet böyle bir meseleyi şimdiye kadar telaffuz etmiş dahi değil. Hükümet programına koymuş değil, sözcüleri aracılığı söze konu etmiş değil. Velhasıl, böyle bir konuyu yok saymaya devam ediyor. Hattâ kendi içinde, Kürt kökenli milletvekilleri bulunduğu halde AKP liderliği, Kürt lafını ağzına dahi almamaya gayret sarfediyor. …Kürt meselesi derken de, Kuzey Irak'ın kuzeyinde, Türkiye sınırı yakınlarında üslenmiş ve 5 yıldır ateşkes ilan etmiş bulunan KADEK (Eski adı PKK) adlı Türkiye kökenli Kürt örgütü akla geliyor. Hükümet, arada sırada askeri yöneticileri taklit edercesine KADEK tehlikesinden, Kuzey Irak'taki KADEK varlığının Türkiye için bir tehdit oluşturduğundan ve Türkiye'nin bu nedenle Kuzey Irak'a ve hatta Irak'a asker göndermesi gerektiğinden söz ediyor. Ayrıntılara girmiyor. Bunun Türkiye açısından neden bir zorunluluk olduğuna değinmiyor. …ABD'nin, Orta ve Güney Irak'taki işgal güçlerine karşı yürütülen direnişe bakarak Kuzey Irak'a bir sorun çıkmasını istemediği de biliniyor. ABD, KADEK konusunda acele etmeye niyetli değil. Üstelik de bu konunun, Türkiye'nin yaklaşımı ile çözülmesini istediği de malum. Tam da bu sırada KADEK ateşkesin sona erdiğini açıklıyor. Ateşkesin sona ermesi, AKP hükümeti anlamaz görünüyor ama, çatışmaların yeniden başlaması anlamını taşıyor. Oysa bölgede çatışmaların başlamasının kimsenin işine gelmemesi lazım. …Öyleyse şu sırada iki şeyden kaçınmak lazım. Birincisi hükümet, Kürt meselesini yok sayan tavrından sürate sıyrılmak zorunda. KADEK'in sadece bir terör örgütü olmadığını Kürt sorunu ile yakından ilgili bulunduğunu anlamak durumunda... İkincisi de, Irak'a asker gönderme meselesini, askerlerin ve 'Devletin Zirvesi' denilen yapının bakış açısına göre ayarlamaktan vazgeçmeli. KADEK meselesini halletmesi için ABD'ye yaranmak uğruna maceraya atılmamalı. Sorunları çözmenin yolu, o sorunları kabul etmekten geçer... "İşte bu, sâde, anlaşılır, totoloji yapmadan,herkesi aydınlatan, objektif ve realist yazı bu! Sakallı-Teyze’ninki gibi, yâve, onun bunun kucağına alışmış, şişle kebab arasında, hünsa karakterli yazarın ‘analiz’iyle Koray Dözgören, olayları çarpık değil ‘düz’ gören değerlendirmesi. Oturun kararınızı verin. Üstelik Koray Düzgören, İslâmî hassasiyetlere de vurgu yapan bir yazar değil, bildiğim kadarıyla, demokrat bir adam. Öbürü, Maaşallah ‘Ağır Müslüman’ ve ‘hassasiyetleri’ var, imaj da sağlam amma, Müslümanca Duruş’tan bî-gâne, uzak mı uzak, Orta’nın Yolcusu, haybeden sakal hamallığı yapıyor, o kadar… Şimdi geliyoruz, aynı tarihli (4 Eylül 2003, Perşembe) ‘en çok satan’ ve en Yahudî, ‘Türkiye Türkler’indir’ gazetesine. Yahudî çocuğu Ertuğrul’un yazısının başlığı ‘ Villa D’Este’de Bir Kasımpaşalı’. Bakın neler yazmış:"Como’da Villa d’Este adl ı bir otel var. İtalya’nın önde gelen halkla ilişkiler kuruluşlarından ‘Ambrosetti’ grubu, her yıl Eylül ayı başında bu otelde bir toplantı düzenliyor.İtalya’nın önde gelen 200 büyük firmasının CEO’ları bu toplantıya dâvet ediliyor. Toplantılara, dünyanın en önemli ülkelerinin başbakanlar siyâsetçileri katılıp konuşmalar yapıyor. Cumartesi günü bizim açımızdan dikkat çekici bir toplantı var. Toplantının konusu ‘Avrupa Birliği/Anayasa ve Kurumlar’. Toplantının başkanlığını, İsrail’in eski başbakanı ve şimdiki İşçi Partisi’nin genel başkanı Şimon Perez yapıyor. Öbürleri ise ‘ağır top’ diye niteleyebileceğimiz 4 kişi. Bunların dördü de hâlen başbakanlık görevini yürüten siyâsetçiler. İspanya başbakanı Jose Marie Aznar, Fransa başbakanı Jean Pierre Raffarin, Avusturya başbakanı Wolfgang Schüssel. Toplantı sonunda ise Paris Başpiskoposu Kardinal Jean Marie Lustiger bir değerlendirme yapacak. Dikkat ediyorsanız, katılımcıların kompozisyonu ilginç. Başkan olarak dünyaca tanınmış saygın bir Yahudî devlet adamı seçilmiş. Konuşmacıların üçü Hristiyan Avrupa ülkelerinin başbakanı. Biri ise Avrupa’nın tek Müslüman ülkesinin başbakanı. Değerlendirmeyi ise Hristiyan bir din adamı yapacak "Şimdi, Yahudî çocuğu Ertuğrul’un yazısının buraya kadar olan bölümünü gelin biz yeniden ve yalanlarını-yanlışlarını düzelterek yazalım: Como, en eski esoterik (içrekci, Masonik de diyebilirsiniz) teşkilâtlardan biri olan ‘Como Kardeşiliği’ isimli Yahudî örgütüne ismini veren yerdir. Bu nedenle, Como’nun seçilmesinin çok mühim bir mânâsı vardır ve bu da, ‘Yahudî-Mason-Siyonist Birlik’e göndermedir. Ayrıca bu otelin ismini de her ne kadar Villa d’Este olarak söyleniyorsa da, siz Villa d’Ester (Ester’in Villa’sı) olarak okuyabilirsiniz. Toplantı’nın başkanlığını aslen bir Athina (daha evvel Çek) yahudisi olan Şimon Persky (Peres) yapıyor. Yani, İsrail-ABD ve İtalya devletleri adına Yahudîliği temsilen bu toplantıya başkanlık ediyor. Y.Ç Ertuğrul yalan söylüyor. 1 Yahudî, 4 Hristiyan değil. Gelin, aşağıda kimin kim olduğunu görelim: Paris Başpiskoposu Kardinal Jean-Marie Lustiger kimdir:Sefarad kökenli bir aileye mensub bir yahudî olub hayatını Yahudî değerlerine adamış bir dönme! Yahudîlik’ten Hristiyanlığa ihtidâ etmiş bir ‘Converso’. Hiçbir Yahudî’nin başka bir dine ihtidâsı ‘şübhe gözlükleri takılmadan’ anlaşılamaz. Hele bir de Paris Başpiskoposu isen, hiç olmaz. O da zâten, “ ben hem Katholik’im, hem Yahudî’yim hem de Budhist’im" diyerek, yahudîliğe bağlılığını bir kerre daha ısbât ediyor.Y.Ç Ertuğrul Jean-Marie’nin gerçek ismini herhâlde unutmuş, hatırlatıyoruz: Aaron. Jean-Marie, Katolisizm’e ihtidâ ettikten sonraki ‘Fransız-Hristiyan’ ismi. Anasından doğduğunda aldığı isim ‘Aaron’! Aaron Jean-Marie Lustiger’in ailesi Polonya’dan Fransa’ya göçmüş bir yahudî ailesi. Aaron, ikinci emperyalist paylaşım savaşı sırasında Katolisizm’e ‘dönüyor’. ‘Dönüş’ yaşı 16, ve bu dönüşle Jean-Marie ismini alıyor. Hiyerarşi’de ışık hızıyla yükseliyor. Yahudîler onu, asıl dinini unutmayan Hristiyan olarak biliyorlar. Kardinal Aaron şöyle diyor: ‘Ben Yahudî’yim, isteyen beğenir, isteyen beğenmez!’. Lunatik Hristiyanlar Aaron’un ‘Anti-Christ’ (Deccâl) olduğuna inanıyorlar. ‘Hristiyanlığını, yahudîliğin hayrına kullanan Deccâl’ diyorlar. 1980’de Paris Sinagogu’nun bombalanmasından sonra, Aaron bir kez daha yahudîliğini ifşâ ediyor: ‘Ben bir yahudî’yim ve her zaman yahudî kalacağım. Mamafih, bu hâdise sizde çok memnuniyetsizlik uyandırabilir’. Aaron, 1981’de Paris Başbiskopos’u oldu ve 1983’de de Kardinal. Evet, kısaca, Jean-Marie’nin profili bu. Kendisine, papalık için aday mısınız? Diye sual edenlere de, Yiddishçe, ‘Meşhugge’ yani ‘çılgın’ diyor. Peki Aaron’un bu toplantıda ne işi var? Söyleyelim: Aaron’un papalığı konuşulacak ve muhtemelen karara bağlanacak. Diğeri de Polonya yahudîsiydi, bu da Polonya kökenli, Fransız yahudî. Ben, şimdiden yeni Papa’yı kutluyorum! Katholikler tepe tepe kullansınlar. İsim olarak da, ‘Paul’ü öneriyorum. Gelelim José-Maria’ya, yani Aznar’a... İspanyol araştırmacı José Pardo Hidalgo (o da bir yahudî), İspanya’nın en mühim Yahudî aileleri arasında şunları sayıyor: Aguilar, Aguilô, Aragôn, AZNAR, Badia, Barraxina, Berenguer, Cortés, Cuenca, Cristian, Dalmau, Daviu, Egea, Esplugas, David, Donlope, Esteban, Farrega, Fernandez, Ferrando, Galiana, Hita, Latorre, Leon, Llores, Lluch, Llevia, Nadal, Narbona, Noguera, Oliber, Ortega, Ortiga, Pardo, Pedralbes, Quintanal, Quart, Riera, Ribas, Salom, Segovia, Soto, Tarrega, Trapero, Ugolon, Urella, Urrea, Valdivia, Valls, Vidal, Xiger, Jimenez, Rueda ve Zaporta (Saporta)’yı sayıyor.Demek ki, José-Maria AZNAR da, adaşı ve arkadaşı Jean-Marie Lustiger gibi bir yahudî! Ve, o toplantıya katılacak olan 6 kişiden (en az) 3’ü yahudî, Fransa’nın orta sağcı başbakanı Jean-Pierre Raffarin ise, her gün ‘Anti-Semitizm’in başının ezilceğinden dem urub, yahudîler’in kıçından ayrılmıyor. Ünlü yahudîler’in cenâzelerine katılıyor, toplantılarına mutlaka gidiyor vs. Demek ki, Jean-Pierre de, yahudî değilse bile filo-yahudî yani Yahudî-sever!‘Muhafazakâr sağcı!’, Avusturya başbakanı Wolfgang ise, Avusturya’da gelişen anti-yahudîliği durdur ihtarına mâruz kalacak ve bir ton tehdid alıp geri dönecek. Şimdi masadaki 5 kişiye yeniden bakalım: Emperyalist Siyonizm’in zirve isimlerinden yahudî Şimon Persky (Perez), müstaqbel Papa yahudî Aaron Jean-Marie Lustiger, İspanya ve Sefaeada yahudîliğinin temsilcisi, İspanya’nın yahudî başbakanı José-Maria Aznar, Fransa’nın judeofil başbakanı Jean-Pierre Raffarin ve Avusturya başbakanı Wolfgang Schüssel.Şimdi yeniden sayalım bakalım, 3 yahudî, bir yahudî-sever Hristiyan (mı?), 1 Hristiyan. Yani masanın ekseriyeti yahudî! Y.Ç Ertuğrul’un dediği gibi 1 yahudî, 4 Hristiyan falan değil. ‘Ağır toplar yahudî’. Şimdi, Ertuğrul’un yazısına geri dönelim: "...Bana göre bu masa, şekillenmekte olan yeni Avrupa’nın çarpıcı kimyâsını yansıtıyor. Ama bu masanın fotoğrafı, biz Türkler açısından da çok dikkat çekici. Çünkü masanın Türk bayraklı koltuğunda oturan kişi, İstanbul’un Kasımpaşa gibi halk mahallesinden çıkmış bir siyâsetçi... Bu platformlarda ‘Biz laik Avrupa’ya girmek istiyoruz... Avrupa Anayasası’nın din hânesini boş bırakın’ diye konuşmalar yapıyor..."Yeniden ve düzelterek yazıyoruz: ‘Bu masa, yahudîlğin Hristiyanlığı yeniden ve Kasımpaşalı Müslüman’ın! nezdinde İslâm’ı teslim alma sürecinin en mühim halkalarından biridir. Yahudî’nın parasıyla ve desteğiyle ve dahi icâzetiyle başbakan olan RTE, şimdi tek tek bedelleri ödüyor. Yahudî Ester’in villasında, yahudîler’in masasında, yahudî kardinalin papalığını onaylayıp tebrik edecek, AB’ne beni alın, ben laik’im, din ile imân ile bir işim yok diyecek. Bu masanın 6. kişisi ise judeo-filik Müslüman! RTE’dir. Yani masada, 3 yahudî’nin yanısıra 2 tâne de yahudî-sever oturuyor. 5/6 ekseriyet değil de nedir, peki? İslâm’a ve İnsanlığa saldırı karargâhında bir Müslüman ne de yakışıyor, değil mi? Y.Ç. Ertuğrul’un yazısı şimdi biraz adama benzedi gibi. Peki, Y.Ç Ertuğrul’un yazısını yukarıdaki süzgeçten geçirmeden okuyan kâhir ekseriyet ne zannediyor? Helâl olsun Kasımpaşalı’ya be, gitti o masaya oturup Türkiye’yi temsil etti. Gerçek ne? Gitti, o masada Müslüman halkı, değerleri, şerefi yahudî’ye peşkeş çekti. Farklı okumalar... Aynı gazetenin 5. sayfası Yener Süsoy’un Renault-Nissan grubunun dünya başkanı, ‘Türk dostu’ Louis Schwitzer’a ayrılmış. Kim bu? Jean-Paul Sartre’ın yeğeni, Nobel Barış ödülü sahibi Albert Schweitzer’in kuzeni, 1963-73 seneleri arasında IMF genel direktörlüğü yapan Pierre-Paul Schweitzer’in oğlu. Fransa eski mâliye bakanı. Türk-Fransız İş Konseyi eşbaşkanı. Evet, o da Yahudî ve sayfanın yarısı ona ayrılmış. Ben elimden geldiğince şu yazarları okuyorum: Koray Düzgören, Ali Bayramoğlu, Yusuf Kaplan, Ahmet Altan, Gülay Göktürk. Bu yazarların çoğu, benim ideolojimle hiçbir ilişkisi olmayan insanlar, hattâ belki de beni ‘terörist’ sayıyorlardır. Fakat, en azından demokrat ve cesur çıkışları var. Varsın, burjuva-demokrat olsunlar, bir yazarlık namusundan söz edilebilecekse Türkiye’de bu yukarıdakiler ‘mekânın namusu’nu kurtarabilecek 3-5 isimden biri... Bir de ‘illegaller ve teröristler’in yayınlarına bakın, ne kadar müeddeb, ne kadar derin, ne kadar bilgilendirici değil mi? ‘Situs İnversus Totalis’...
|