|
ADA DEYİP GEÇMEYİN... Dr. Hakkı Açıkalın Ada kelimesi, kısaca ‘Etrafı denizlerle çevrili kara parçası’ olarak tanımlanıyor. Evet, Derya’nın ortasında bir toprak, ruhu ayrı, atmosferi ayrı, psikolojisi ayrı, bitkisi, hayvanı bir başka... Dünya haritasında bakıldığında, gözle görülür veya ismiyle meşhur adalar şunlar: Kuzey Pasifik’te; Queen Charlotte, Aleutlar, Kodiak, Hawaii Güney Pasifik’te; Samoa adaları, Galapagos (Archipelago de Colon-Ekvator üzerinde), Tonga adaları, Marquesas adaları, Polinezya adaları (Yunanca; Poli (Çok)+Nisia (Adalar): Çok Adalar), Palau, Solomon, Tasmanya, Vanuatu, Tuvalu, Kiribati, Marshall adaları Kuzey Atlantik’te; Antiller, New Foundland, Groenland (Kalaallit Nunaat), Açores (Azorlar), Bermuda, Madeira, İslas Canarias (Kanarya Adaları) Arctic Okyanus’da; Queen Elizabeth Adaları, Baffin adaları, Victoria, Bank, Prince of Wales (Gal Prensi), Wrangel, New Siberian Islands, Severnaya Zemlya (Kuzey Toprak), Svalbard Güney Atlantik’te; Sao Tome ve Principe, Falkland (İslas Malvinas) Hint Okyanusu’nda; Socotra, Seychelles, Comoros, Mauritius, Reunion Akdeniz’de; Sardinya, Sicilya, Korsika, Balear, Malta, Girit, Rodos, Lesvos (Midilli), Kıbrıs, Korfu, Zakinthos Bir de, Ada-Ülkeler var; Cuba (Küba), Bahamas, Haiti, Dominik Cumhuriyeti, Puerto Rico (Zengin Liman), İceland (İzlanda-Buz Topraklar), Erie (İrlanda), İngiltere (England-Angl’lar ülkesi), Madagascar, Sri Lanka (Seylan), Filipinler (Philippe’in Adaları), Endonezya (Yunanca; İndos (Hind)+Nisia (Adalar): Hind Adaları mânâsına, İndonisia), (Kısmen) Malezya (Malay: Malay dilinde Malay halkı), New Guinea (Yeni Gine), Taiwan (Formoza-Milliyetçi Çin), Japonya, Doğu Timor, Yeni Zelanda (New Zealand), Fiji. Her ne kadar kıta kabul ediliyorsa da Avustralya’yı da ada sayabiliriz. Bu adaların toplam yüzölçümleri 3 milyon km2 cıvarında ve toplam nüfusları ise, 550 milyon kadar. Yani, kabaca dünya nüfusunun yaklaşık %10’nu ada-ülkelerde (ve adalarda) yaşıyor, ada-ülkelerin kapladıkları alan ise (Groenland hariç) bütün karaların %1-1,5’u kadar. Bu adaların neredeyse tamamı emperyalist güçlerin müstemlekesi konumunda (ABD, İngiltere, Fransa, Avustralya). Özellikle İngiltere ve Fransa bu adalar üzerinden dünyayı kuşatmış durumdalar. Adalar, yalnızlıkları, hüznü, mistisizmi, romantizmi çğrıştırdığı gibi ‘hapishâneler’i ve ‘sürgün yerleri’ni de çağrıştırıyorlar. Meselâ Fransa’da, Cannes / Alpes-Maritimes bölgesindeki Iles de Lérins (Lerin Adaları). İ.S. 400 senesinde keşiş Saint-Honorat ve 7 şakirdi bu adaya yerleşiyorlar. Komşu adaya da kızkardeşi Sainte-Marguerite yerleşiyor. Sainte-Marguerite adada rahibeler için bir manastır inşâ ettiriyor. Bu manastırın ünü tüm Batı âlemine yayılıyor. Sainte-Marguerite adası çamlar ve ökaliptuslarla kaplı bir ada. Adayı meşhur kılan özelliği ise, ‘Le Fort Royal’ (Fort Vauban) diye bilinen kraliyet kalesi ve onun hapishânesi. Kardinal Richelieu tarafından inşâ ettiriliyor. Vauban tarafından 1712’de yenileniyor ve Napolyon tarafından tekrar imâr ettiriliyor. 1737’den itibâren devlet hapishânesi oluyor. Meşhur ‘misâfirleri’ arasında şu isimler var: 1687-1698 arasında, gizemli şahıs ‘Demir Maske’(li Adam). 1685’den ölümlerine kadar, ‘Azab Kardeşleri’ olarak bilinen 7 protestan militan. 1816: 150 kadar Memluk’un bu zindanlara atılması. 1874: Mareşal Bazaine (Bazaine, 60 yaşında, fırtınalı bir gecede bu adadan kaçmayı başarabilmiştir). ‘Masque en Fer’ (Demir Maskeli)nin kim olduğu tartışmalıdır; kral 14. Louis’nin ikiz kardeşi, kral 14. Louis’nin Matmazel de Lavalliere’den olan oğlu veya çok ünlü ve entellektüel bir İtalyan asilzâdesi olduğu söylenmektedir. Saint-Honorat Adası Yukarıda da söylediğimiz gibi, bu ada keşişlere aiddir. Burada, şarab ve 44 değişik bitkiden elde edilen ‘Lerina’ likörü ve ‘Keşişler Hasadı’ olarak da bilinen bir çeşit beyaz şarab üretilir. Bu keşişler, Saint-Bernard’ın kurduğu Cistérienne tarikatına mensubdur. St. Louis adası da bir başka hapishâne ada olarak görev yapmış, askerî hekimler burada mahpuslar üzerinde ‘bilimsel’ çalışmalar yapmışlardır.
St. Louıs zindanı
İf Adası François I’in emriyle 1524’de İf adasındaki kalenin (Şato) yapımına başlandı. Portekiz kralı’nın Papa 10. Leon’a hediye olarak gönderdiği bir gergedan bu adaya bırakılmıştı. Kale 1528’de tamamlandı. 14. Louis döneminden itibâren burası hapishâne işlevi görmeye başladı. Bunların büyük çoğunluğu siyâsî mahkûmlardı. Aralarında, 14. Louis’ye karşı ayaklanma başlatan meşhur direnişçi Glandeves Niozelles, Polonya kralının kardeşi (1638-39), protestan militanlar ve sayısız direnişçi vardı. Yine, ünlü şair Mirabeau, Fransız Devrimi sürecindeki siyâsî şahsiyetler, Monte Cristo Kont’u (Alexandre Dumas’nın meşhur roman kahramanıdır) da bu zindanda ömür tüketmiş veya ölmüşlerdir. Yine St. Helene adası, Elbe adası gibi adalar, Napolyon gibi ünlülere ‘zindanlık’ etmişlerdir. Küba’nın, ABD’ye aid küçücük bir parçası olan Guantanamo, bugün emperyalist zulmün en büyük merkezi hâlinde olup, Müslümanlar’a her türlü işkence ve hakâret burada yapılmaktadır. Makronisos adası, Metaxas döneminden albaylar cuntasının sonuna kadar, Yunan devrimcilere karşı işkence ve katliam merkezi olmuştur. Tarihte daha birçok ünlü adalara sürgün edilmiş veya oralarda hapsedilmişlerdir. Malta, Kıbrıs, Rodos, Cerbe gibi adalar bu anlamda rollerini ileri derecede oynamışlardır. San Fransisco yakınlarındaki Alcatraz Adası’ndaki hapishâne de tarihe ‘Alcatraz Kuşçusu’ filmiyle geçmiştir. Film, hapishânedeki sefâleti ve rezâleti gözler önüne sermektedir. Bugünlerde, Türkiye’de cesâmeti küçük ama ismi büyük bir ada dünya gündeminde: İmralı. Bu ada, bir başbakanın ve iki bakanın cesetlerini yıllarca sakladı, Yılmaz Güney bu adanın kokusunu uzun uzun teneffüs etti ve beğenmemiş olacak ki, ayrılıp gitti. Rıfat Ilgaz da biliyor bu adanın zehirli iklimini. Şimdilerde ‘Tek Kişilik Cezâevi’ rolünü oynuyor. Ben, 4 sene evvel bir Yunan gazetesinde yazmıştım, İmralı ‘Ölüm Adası’dır diye. Hem fizikî hem de mânevî mânâda ölüm adası. İnsanı tüketir. KADEK genel başkanı Abdullah Öcalan Şubat 99’dan bu yana İmralı’da tutuluyor. Yani 4 yıl 8 aydır orada. Öcalan yavaş yavaş ölmeye terkediliyor, ölürse, ‘bizim yapacağımız bir şey yok, hastaydı zâten, doğal bir ölümle hayatını tamamladı’ diyecekler. Eğer, fiziken ölmeyip de, ‘canlı cenâze’ gibi yaşarsa, o zaman ‘ne yapalım, başka çözüm yok’ diyecekler. Fakat, Öcalan ‘hakikaten hiçbir özel nedene bağlı olmadan hayatını kaybetse’ bile buna Kürt halkı inanmayacak, kendini inandırmak istemeyecek. Çünkü, mes’ele sâdece bir ölüm değil, tarihî derinliği olan bir vetirenin de ölümü olacaktır. Tarihte, belki de bir daha tamir edilmemecesine ve çok kanlı, onyıllarca sürebilecek bir Kürt-Türk boğazlaşmasına yol açacaktır. Beğenin, beğenmeyin, kabul edin veya etmeyin, Kürtler bugün Türkiye’nin heryerinde vardır ve bazı yerlerinde mutlak çoğunluk, bazı yerlerinde epeyce, bazı yerlerinde ise azınlık konumundadırlar ancak, Karaağaç’tan Fethiye’ye, Rize’den Antalya’ya, Çorum’dan, Mersin’e heryerdeler ve hatırı sayılır bir nüfusları var. Bir ülkede 20 milyon insanı tasfiye edemezsiniz, Türkiye’nin hapishâne kapasitesi taş çatlasa 100.000’dir, hepsi Kürt olsa en fazla 100.000’ini tutsak edebilirsiniz. 1923’lerden 40’lara kadar her türlü zulme, katliama ve tehcire karşı elde edilen netice Kürtler’in defnedilmesi değil daha da bilinçlendirilmesi olmuştur. Asimile edeyim derken, eskiden hiç bulunmadıkları Aydın, Manisa, İzmir, Bursa, Antalya, Muğla, Kocaeli, Sakarya, Yalova vs. gibi yerlerde Kürt ghettoları gelişmesine yol açılmış ve Kürtler bu kentlerin ekonomik-sosyal ve siyâsî dinamiğini belirleyici hâle gelmişlerdir. Defnettiğini zannettiğin Kürt, üstelik de siyâsî şuur seviyesi kat be kat artarak metropolde yeniden doğmuştur. Bunun sebebi sistemin sersemliği, öngörüsüzlüğü ve sapıklığıdır. Haydi buyurun, DEHAP İstanbul’da 250.000 oy alıyor. Demek ki, sâdece İstanbul’da PKK’ye ve Öcalan’a sempati duyan, bağlı olan, uğrunda eylem yapabilecek en az 10.000 adam var. Amed’de bir miting oluyor, Ecebit 20 kişi toplarken, DEHAP 500.000 kişiyi alanlara taşıyor. Mersin’de 100.000 oy alabiliyor. Edirne’de, Tekirdağ’da, Kırklareli’de, yani şarabın su gibi aktığı, Anadolu’dan, Kürdistan’dan bî-haber, zengin ve kemalist Trakya’da toplam 3-4 bin oy toplayabiliyor. İzmir’de 40.000’e yakın oy elde ediyor, Adana’da, Antalya’da, Anteb’de, Konya’da, Aydın’da hâkezâ. Kürdistan’da zâten tulum çıkarıyor, %55-60’dan az oyu yok. Türkiye genelinde de, bütün engellemelere rağmen %6.22 oy alabiliyor. Gerçek potansiyeli ise, %10’un üzerinde. Adam gibi bir seçim sistemi olsa, Meclis’e 51 vekil gönderebiliyor. Oy oranı % 0,2-0,3 cıvarında olan Perinçek, bu ülkeye temlik koyuyor, Elazığ’dan başka bir yerde nefes alması mümkün olmayan Mehmet Ağar kendini bu ülkede ‘güç’ olarak görebiliyor, %1’lik Allahlık Ecebit devlete ve halka perspektif vermekte bir mahsur görmüyor, yahudi çocuğu Samuil Jim İpekçi aynı oranla akıl dağıtıyor, liberal soytarı Besim ülkeyi nasıl yöneteceğini anlatıp duruyor ama, Amed’i ayağa kaldıran legal Kürt partisi mahkeme üstüne mahkeme yiyor. Kapatalım! Kapat! KADEK’le irtibatı varmış, PKK’nin partisiymiş! He öyle, bunu herkes bilebilir. Sorun bu değil ki, sorun sen PKK’yi kabul etmiyorum, teroristtir bilmemne desen de, Kürt gidip PKK’nin partisine oy veriyor. Onu istiyor. Sana da tavır koyuyor. Demek ki, Türkiye’de en az 2 milyon terorist var. ÖDP’ye, TKP’ye, EMEP’e vs. oy veren insanları da sayarsak bu rakam yaklaşık 2.5 milyona çıkıyor. Demek, Türkiye’de sâdece Kürtler’den ve Sosyalistler’den 2.5 milyon terorist var. Bir o kadar da ‘İslâmcı terorist’ varsa. AKP’nin içinde en az 10 tâne İBDA sempatizanı var. Onlar da bir sürü oy aldılar. Yani Türkiye’de 5 milyon terorist var. Bir de, sen beğenmesen de, adamların bağlılık gösterdiği liderlerini adada tecrid etmişsin. Ya ölürse ne olur, diye düşünmüyorsun. Yapabileceğin hiçbir şey yok. O, ‘teroristler’in hepsi, aklından bile geçiremeyeceklerini senin başına getireceklerdir mutlaka. Köyü yanmış, çocukları ölmüş, tecâvüze uğramış, kıçına giyecek donu kalmamış, çöpten ekmek toplayan, kan, işkence, zulüm ve gözyaşıyla yoğrulmuş bir halkın kaybedecek başka neyi vardır? Canı mı? Öyle yaşayacağına, adam gibi ölmeyi tercih edecektir, ölürken de berâberinde kıçı yağlı olanlardan, inkârcılardan, zâlimlerden birkaçını yanında götürmekten çekinmeyecektir. Olay TC’nin kuruluşuyla başlamıştır ve başlangıçta ‘Halat’ kuvvetindeki ihtimâl şimdilerde artık pamuk ipliğinden de zayıf bir seviyeye gerilemiştir. Hergün de kopma aşamasına biraz daha yaklaşmaktadır. Emperyalizmin istediği budur; TC, bugün Kürt’le ve ‘Mürtecî’yle uğraşıyorum derken yarın, Arab’ı, Çerkes’i, Laz’ı, Pomak’ı, Gürcü’yü, Ermenî’yi, Abhaz’ı vs. sırtına binmiş ve kafasına vurur hâlde bulacaktır. Herkes pusuda, Yunan da, Pers de, Arab da, Rus da, Ermenî de, Gürcü de, Bulgar da, İngiliz de, Fransız da, Alman da senin parça parça olmanı bekliyor. Herkes pozisyonunu almış, ısırmaya amâde. Bu oyunu bozmak mevcud sistemin işine gelmiyor olabilir, maması kesilir diye korkuyor, iktidar gidecek diye korkuyor. Amma, öte tarafta da, sâdece mama değil, can da, mâl da, evlâd-u Iyâl de hepsi birden gidecek. Şimdi, hiç mi değil, canını ve mâlını kurtarabilirsin. Rasyonel düşün, yoksa derilerini herkes bir taraftan yüzecek. Sevenin yok, işte İP+Çek Senet artıkları. Hepi topu 500 kişi, ben diyorum 50.000 kişi. Ne olacak? 50.000 kişiyle mi savunacaksın? Şimdi KADEK, 1 Eylül 98’den bu yana sürdürdüğü ateşkesi sona erdirdi. Aralık 2003’e kadar da, önemli adımlar atman yani, saymıyorum dediğin KADEK’le MASAYA OTURMAN gerektiğini söylüyor. Sen, muhatabım değil martavalını devâm ettir. Müttefikim dediğin ABD nin de, AB nin de eti tatlıdır, yanına bile yaklaşmaz. Tek güvencen olan turizm iki bombayla tuz buz olur. Hoş sen bunları görmekten âcizsin, ‘Summum, Bekmun, Umyun fe hüm la Yarciun’. Allah senin şuurunu kapamış, o nedenle bir şey beklemiyorum. Yine de söyleyeyim; KADEK’le de, İBDA ile de, Türkiye Sosyalist hareketiyle de oturup görüş, akıl al, fikir al, öğrenö azıcık ufkunu genişlet. Hep ‘ben bilirim’ havasında dolaşma, bir bok bildiğin de yok. Yoksa, ipini hazırlıyorlar, bir gecede çekecekler. İP vs. seni değil kendini kurtaramayacak. Adalar dedik, hep sessiz, hep bir şeyleri gizleyen, köpüren, dağlara çıkan deryaların ortsındaki adalar. Adalar çok şeylere gebe, ada deyip geçmeyin... |