DIESIRAE

Dr. Hakkı Açıkalın

DIES IRAE: Öfke günü. Lâtince bir deyim.

Defalarca şiddet üzerine yazılar yazıldı. Bu yazıda önce devrimci şiddetle ilgili birkaç alıntı yapıp daha sonra da görüş beyan etmeğe çalışacağız.

"Ey akıl sahipleri, sizin için KISAS’ta büyük hayat vardır, hayata sebeb olan bu kısas sayesinde nefsinizi katilin cinayetinden korumanız beklenir.”(El-Bakara, 179)

"Aziz dava etrafında saflarını halkayabilmesi için mutlaka iki müessire ihtiyaç vardır: RUH VE ONUN EMRİNDE KOL!” (İdeolocya Ve İhtilâl, S. 142)

"Bu yolda göze alınacak en adi tehlike, ölümü göze almaktır!”(İbda Diyalektiği, s.183)

"Müslümanlara kalan en onurlu miras, özgürlük yolunda savaşmak, hakkıyla yolunda can vermektir. Müslümanların bu mirasa sahip çıkmaları gerekir. İslâmiyet Müslümanların herkesten önce yurt hizmetlerine koşmalarını emrediyor. Müslümanların bu gibi ulusal hareketlerin kuyruğu değil, başı olmalıdır.” (Mevlana, Ebul-Kelâm Ahmed Azad, Hindli Müslüman savaşçı)

Sözlerimi daha önce benim durumumda olan ve benim bulunduğum yerde bulunmuş bir Avrupalının sözleriyle bitireceğim:

-Bana en ağır cezayı verin. Çünkü siz cezayı verirken benim hakkımda belki biraz acıma duyarsınız. Oysa ben sizin cezanızı dinlerken en küçük bir endişe duymayacağım.” (Mevlana, Ebul-Kelâm Ahmed Azad)

"Şiddet doğanın yapısında var. Aynı biçimde şiddet politikada da gereklidir. Bu, şiddetin süregenliğini gerektirmez. Yeni bir doğum her zaman kanla meydana gelmiştir. Bir sezeryan girişiminin gerekirliği gibi anneyi ve bebeği yaşatmanın en üst sınırı kullanılacaktır. Peru halkı yüzyılların öfkesini dölledi suskunluğunda. Evet Sandero öldürüyor, peki işgalcilerden buyana öldürülen kızıl derililerin sayısını kim biliyor... Biz şiddeti yalnızca kullanıyoruz. Peru halkı geleneklerine bağlıdır, öfkesini aynı kesinlikle alır.”(Efraim Morote, Maoist Aydınlık Yol=Sandero Luminoso Savaşçılarının Önderlerinden)

"Ulusal kurtuluşçu ve demokratik nitelikteki en küçük kıpırdanmaların bile ezildiği, ulusal kurtuluşçuların ana caddelerde halkın gözü önünde kahpece şehit edildiği, işkencehanelerde en hunhar işkencelere maruz kaldığı bu ortamda, yasa devletinden, demokrasiden söz etmek gülünçtür. Ülkemizde hukuktan, devletten, anayasadan, yurttaşlık haklarından, hatta insan haklarından söz etmek, art niyet aranmazsa safdillikten başka bir şey değildir.

Emperyalizmin tahakkümüne, karşı devrimin şiddetine karşı, silaha sarılmaktan başka çare yoktur. Partimiz, kurtuluşun yolunu halkın silahlı savaşında görmektedir. Kurtuluş savaşımızın bugünkü biçimi gerilla savaşıdır. Bütün yurtseverlerin ortak çabası sonucu, uzun, yorucu ve kanlı bir halk savaşı ile düşmanın alt edilebileceğini düşünen partimiz halk savaşının bu aşamasında şehir gerilla savaşını temel almaktadır.” (Mahir Çayan, Top lu yazılar, s.365)

"Teşhir boyutunu aşmayan bu eylemlilikler, suçun kaynağına yönelik bir devrimci şiddet hareketi ile beslenmelidir. Halkın öfkesi bu noktaya taşınmalı, halkın kitlesel silahlı şiddetini örgütleyebilmeliyiz. Bütün mücadele biçimlerinin silahlı mücadeleye bağlı ele alınmamasının, ona uygun tarzda örgütlenmemesinin bizi düzen sınırları içinde tutucu etkisi açıktır.

Aksine faşizmden hesap sormak, onu köşeye sıkıştırmanın en önemli yollarından biridir halkın şiddeti. Bu anlamda, bir yandan halkın duyarlılığına seslenip, onları kayıplar konusunda bilgi sahibi ederken, diğer yandan onlara tek çözümün silahlı mücadele ile bu düzenin alaşağı edilmesi olduğunu açıkça ifade edebilmeliyiz.”(Kurtuluş Dergisi, sayı:17, s.10)

"... Düşmanla yeni bir konumda güçlerimizi karşılaştırmıştık ve sınavı başardık... Sayıca bizden üstün bir yürüyüş kolunu darmadağın ettik ve bu tür bir savaşta öncüleri yok etmenin ne denli önemli olduğunu anlamış olduk, çünkü öncüler olmaksızın ordu hareket edemez.” (Erneste Che Guevara, Ocak, 1957)

Yukarıdaki alıntılarda şiddet farklı açılardan –ancak olumlu yanıyla- ele alınmış olup, onun doğru ve yerinde kullanılması halinde çok yararlı bir araç olduğu belirtilmektedir. Bu alıntıların sahiplerinin hiçbiri ne cani, ne sapık ne de dengesiz insanlar olup aksine aklı başında ve son derece kararlı insanlardır. Bir kısmı genç yaşta yaşamını davaları uğruna yitirmiş, bir kısmı ise çok büyük zorluklar içinde mücadelelerini sürdürmektedir. Hiçbir engel bu insanları yolundan döndürememektedir. Hangisi şatafatlı bir yaşam sürmektedir? Dağlarda, mağaralarda, hayvanların bile barınamayacağı evlerde, binbir tehlike ve meşakkati sinelerinde eriterek mücadele mücahedelerini sürdürüyorlar. NEDEN? Herkes bunu merak etmeli ve şapkasını önüne koyup düşünmelidir! Peki egemenler ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar? Hak edilmemiş süflî bir yaşam onlarınki. Büyük sermaye ile, devlet ile, zalimlerle, cühelâ ile, polisle, faşist generallerle, satılık kalemlerle, çökmüş üniversite yarasalarıyla, emperyalist ve siyonist odaklar ve onların işbirlikçileriyle, kontr-gerilla ile bu lümpenlerle içiçe, koyun koyuna, kucak kucağa, dudak dudağa, göt göte, yılışık, rezil, pespaye ve iğrenç kokular yayan yapış yapış bir yaşam. Her şey o kadar karmaşık hale gelmiş (getirilmiş) ki, bu pisliğin hoşgörü ile falan ortadan kalkması mümkün değil, akıldışı bir yaklaşım.

Hele bu tür yapılanmaların çözüm önerisi olarak İslâmî hoşgörüyü sunması affedilir bir şey değildir. Kan zaten oluk oluk akıyor, yargısız infazlar, gözaltında kayıplar, koca bir ulusun gözler önünde soykırıma uğratılması, fuhuşun ve her türlü ahlaksızlığın alıp başını gitmesi hoşgörü kavramının üstünü yıllar önce örtmüş, hatta onu gömmüştür. Her türlü herzeyi ye, ondan sonra hoşgörü ve barış çığırtkanlığı yap. Kana, vahşete, zulme doymayan devlet, dalga geçercesine insanların uslu durmasını beklemektedir. Uslu duralım ki ırzımıza geçerken rahat hareket edebilsin! Artık yeter bu iğrenç yaşama katlanamıyoruz, onursuzca yaşamaktansa, onurluca ölmek çok daha iyidir’i yüksek sesle haykırıp onun gereğini lahza yitirmeden yerine getirme zamanıdır!

Gelecek bizim, gelecek hakkı ve halkı savunanların, onların yanında mücadele edenlerin, haydi Türkiyeliler, haydi devrimci Müslümanlar, haydi tüm duyarlı insanlar, büyük uyanışın vakti geldi, devrimci şiddetin fırtınaları kendini dayatıyor, kapınızı siz açmazsanız o zorla kıracak ve sizi teslim alacak!

YAŞASIN ANTİ-EMPERYALİST, ANTİ-FAŞİST, ANTİ-BASİST, ANTİ-KEMALİST İSLÂMCI-DEVRİMCİ MÜCADELEMİZ, YAŞASIN ÖNDERİMİZ SALİH MİRZABEYOĞLU!

(Coyotte)

[Yeni Tahkim, Yıl:1, Sayı: 8, 15 Eylül 1995, Sayfa: 10]

www.drhakkiacikalin.up.to

 

Hosted by www.Geocities.ws

1