ÖMER SEYFETTİN

omer.jpg (5342 bytes)
Hayatı
Ömer Seyfettin, yazı ve öyküleriyle dilde sadeleşme hareketinin öncülüğünü yaparak yeni bir edebiyat akımının oluşumunu sağlayıp, Türk öykücülüğünde kısa öykü türünün dil, anlatım tekniği ile tematik yönden ilk özgün örneklerini vermiştir. Aynı zamanda ulusal edebiyat akımını başlatan yazarlardan olan Ömer Seyfettin 28 Şubat 1884'te Gönen'de doğdu. Babası, Kafkasya Türklerinden yüzbaşı Ömer Şevki Beydir. Öğrenimine, dört yaşında iken, Gönen Mahalle Mektebi'nde başladı. Ailesiyle birlikte İstanbul'a gelince (1892), ilköğrenimini özel bir okul olan Aksaray'daki Mekteb-i Osmani'da sürdürdü. Babasının isteği üzerine, Eyüp baytar Rüştiyesi'nin subay çocuklarına özgü bölümüne yatılı olarak yazıldı (1893). Buradaki eğitiminden sonra (1896), Edirne Askeri İdadisi'ni (1900) ve İstanbul Mekteb-i Harbiye'yi bitirdi. 22 Ağustos 1903'te piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu. Merkezi Selanik'te bulunan 3. Ordu'nun İzmir Redif Tümeni'ne, daha sonra da Kuşadası Redif Taburu'na atandı (1903-1906). İzmir Zabitan Efret Mektebi'nde öğretmenlik yaptı (1906-198). Üsteğmenliğe yükseldi. II. Meşrutiyet'in ilanı üzerine (23 Temmuz 1908), 3. Ordu'nun selanik'teki merkezinde görevlendirildi. Bir süre sonra da (1909) Makedonya sınırındaki Yakorit köyü sınır bölüğünde bölük komutanlığı yaptı. 1911'de öğrenim ücretini ödeyerek, isteğiyle ordudan ayrıldı, Selanik'e yerleşti. Ziya Gökalp ve arkadaşlarının çıkardıkları "Genç Kalemler" dergisinin kadrosuna katıldı. Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine, yeniden orduya çağrıldı (14 Eylül 1914). Sırp ve Yunan cephelerinde savaştı. Yanya kalesinin savunmasında Yunanlılara tutsak düştü. Naflion kasabasında bir yıl süren tutsaklığı sona erince (Kasım 1913), 4 Aralık 1913'te İstanbul'a döndü. Kısa bir süre "Türk Sözü" dergisinin başyazarlığını yaptı. Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmenliğine başladı (1914). Ölünceye dek bu görevini sürdürdü. Bir doktorun kızı olan Calibe Hanım'la evlendi (1915). Bu evlilikten Güner adında bir kızı oldu (1916). Darülfünun'da (İstanbul Üniversitesi'nde) kurulan Tedkikat-ı Lisaniyye Encümeni üyeliğinde bulundu (1917-1918). Eylül 1918'de eşinden ayrıldı. 6 mart 1920'de kaldırıldığı Haydarpaşa Hastanesi'nde şeker hastalığından öldü. Kadıköy Kuşdili'ndeki Mahmut Baba Türbesi mezarlığına gömüldü. 1939'da, kemikleri Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki Asri Mezarlık'a taşındı.

 

Edebî Hayatı

Edebiyatla ilgisi, Edirne Askeri İdadisi'nde öğrenciyken başladı. İlk şiiri "Hisss-i Müncemid", "Ömer" "imzasıyla "Mecmua-i Edebiyye" de (7 Aralık 1316, "1900", Sayı: 9); "Gizli Kağıt" adlı ilk yazısı yine aynı derginin 20 Mart 1902 tarihli sayısında; ilk öyküsü "İhtiyarın Tenezzühü" ise "Sabah" gazetesinde yayımlandı (1902). İzmir'de ve Makedonya'da görevli bulunduğu yıllarda "Sebat", "Hizmet", "Serbest İzmir" (1903), "Aşiyan", "Musavver Hale", "Düşünüyorum", "Kadın", "Rumeli", "Teşvik", "Piyano", "Zeka", "Çocuk Bahçesi", "Genç Kalemler" (1908-1912) gibi dergi ve gazetelerde şiir ve makaleleri çıktı. Askerlikten ayrılıp Selanik'e yerleştikten sonra, başyazarlığını Yunus Nadi'nin yaptığı "Rumeli" gazetesinde, "Kadın" ve "Bahçe" dergilerinde yazdı. Ziya Gökalp ve Ali Canip'le (Yöntem) birlikte yeni biçimde çıkarmaya başladıkları "Genç kalemler2 (11 Nisan 1911) dergisindeki yazılarıyla asıl ününü yaptı. Derginin ilk sayısında imzasız olarak yayımladığı "Yeni Lisan" makalesinde ileri sürdüğü görüşler ve savunduğu düşüncelerle ilgiyi çekti. Bu görüşleri Milli Edebiyat akımının başlangıç bildirisi olarak nitelendirildi. Tutsaklığı sonrasında İstanbul'a dönünce, "Türk Sözü" dergisinin başyazarlığına getirildi (12 Nisan 1330, 1914) Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ziya Gökalp'ın çıkardığı "Yeni Mecmua"da (Temmuz 1917) yayımladığı öyküleriyle ünü yaygınlaştı. "Tanin", "Vakit", "Türk Dünyası", "Zaman", "İfham" gazetelerinde (1918-20); "Türk Yurdu" (1913), "Yeni Mecmua" (1917) "İnci", "Diken", "Şair" (1918); "Donanma", "Büyük Mecmua" (1919) gibi dergilerde öykü ve romanlarının yanı sıra şiir ve makaleler yayımladı. Yarım kalan iki çevirisi; İlyada 1918'de "Yeni Mecmua"da, Kalavela ise "Türk Yurdu"nda tefrika edildi. Sağlığında kitap olarak üç yapıtı yayımlandı: Ashab-ı Kehfimiz, (roman, 1918); Harem, (uzun öykü, 1918); Efruz Bey, (roman, 1919). Bazı öyküleri, ölümünden sonra iki ciltte toplandı: Yüksek Ökçeler, 1923; Gizli Mabet, 1923. yapıtları toplu olarak 1938'de yayınlanmaya başladı (9 cilt). Birkaç kez basılan bu ciltlerin 1950'den sonraki yeni basımlarını hazırlayan Şerif Hulusi; notlar ve varyantlar ekleyerek yapıtları 10 cilt olarak yeniden düzenledi. Bunu, 1962'de, Tahir Alangu tarafından, külliyatına girmemiş 30 öyküsü eklenerek "Toplu Eserleri" adı altında 11 ciltlik yeni basımı izledi. 1970'de yayınlanmaya başlayan "Bütün Eserleri" temalarına göre 11 ciltte toplandı. Şiirleri Fevziye Abdullah Tansel tarafından derlenerek, Ömer Seyfettin'in Şiirleri adı altında yayınlandı (1972).

 

Edebî Kişiliği

Ömer Seyfeddin'in eserlerinin ağırlık noktası Türk milliyetçiliğidir. Yaşadığı devrin karışık olayları, ideolojik durumu dikkate alınınca, Ömer Seyfeddin'in milliyetçilik ve Türkçülük üzerinde ısrarla durması ve bunları savunması önemlidir. Sınır boylarında süren askerliği sırasında Osmanlı unsurlarının bağımsızlık hareketlerine şahit olmuş, Osmanlıcılığı savunmanın manasız olduğu görüşüne varmıştır.

Ömer Seyfeddin edebiyata şiirle başladı. İlk şiiri henüz 16 yaşında iken, Mecmua-i Edebiye'de yayınlandı. Aynı dergide başka şiirleri de çıkan Ömer Seyfeddin, bu şiirlerinde aruz veznini ve Sone şeklini kullanmıştır.

Türk edebiyatında hikaye türünü yerleştiren Ömer Seyfeddin'dir. Hikayelerinin konusunu kendi hayatından ve yaşanılan gerçek hayattan almıştır. And, Falaka, İlk Cinayet, Kaşağı da çocukluk hatıralarını; Primo Türk çocuğu: Nasıl doğdu?, Primo Türk çocuğu: Nasıl Öldü?, Bomba, Beyaz Lale, Fon Sadriştayn'ın Karısı, Fon Sadriştayn'ın Oğlu, Kızıl Elma Neresi?, Hürriyet Bayrakları, Bahar ve Kelebekler, Çanakkale'den Sonra Bir Çocuk: Aleko, Forsa, Müjde gibi hikayelerinde Osmanlı İmparatorluğu içindeki Türk unsurların millî şuurlarını uyandırmak istemiştir.

Ömer Seyfeddin Batı medeniyetine özenmeyi şuursuzluk olarak görmüştür. Efruz Bey ve Yüksek Ökçeler'de bu temaya ağırlık vermiş; Boykotaj Düşmanı, Mehdi, Piç, Bir İttihadçının Hatıra Defterinden isimli hikayelerinde ise çağın siyasi ve sosyal düzenini hicvetmiştir.

Ömer Seyfeddin, takma ad, rumuz veya imzasını atarak yazdığı makalelerinde, Yeni Lisan, Gökçe Türkçe, Güzel Türkçe, Sade Türkçe, gibi adlar verdiği dilimiz ile ilgili görüşlerini ortaya koyar. Dilin kendi kanunları ve ihtiyaçları içinde gelişebileceği ve ancak dilin tabiatına uygun bir müdahale yoluna gidilebileceği fikrini taşır. Milli edebiyatın temelini meydana getirecek olan dil hakkındaki görüşleri Yeni Lisan adı altında yayınlamıştır.

 

Yaşadığı dönem ve düşünce dünyası

Fransız devrimiyle gelen özgürlük yanlısı düşünceler, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan azınlıkları "ulusal bilince" yönelme mücadelelerini geliştirir. Balkan Savaşı öncesi, İmparatorluk içinde başlayan bu çözülüşe karşı devletin birliğini korumak, yıkılışını önlemek ülküsünden hareket eden siyasi akımlara (İslamcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık) 1911'den sonra ortaya çıkan Türkçülük akımı da katılır. İmparatorluk içindeki ulusların bağımsızlık mücadeleleri ve imparatorluğun çöküşünü hazırlayan etkenler karşısında devletin birliğini ayakta tutabilecek ülkü olarak benimsenen Türkçülük akımının siyasi alanda "halka doğru" yönelişi; edebiyat alanında da "ulusal kaynaklara dönme" düşüncesini oluşturur. Halka ulaşabilmenin tek yolu olarak da ulusal bir dil, tarih ve kültür birliğine sahip çıkılmasıyla olabileceği düşüncesini yaygınlaştırır. Özünde halka yönelikliği amaç edinen bu eğilim, ulusal bir edebiyatın oluşmasında da ulusal bir dilin benimsenmesini ilke edinir. Bu görüşlerden yola çıkan Ziya Gökalp ve arkadaşlarının, İkinci Meşrutiyet'in getirdiği özgürlük ortamında, "Genç Kalemler" dergisi çevresinde başlattıkları hareket; bu akımın ulusal bilinçlenme yolundaki yönlendirici çabası sayılır. Tanzimat'tan beri süregelen dilde sadeleşme eğilimi, bu düşünceden hareketle benimsenir, geliştirilip sistemleştirilir.

 

"Yeni Lisan" hareketi

Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip tarafından Selanik'te çıkarılan "Genç Kalemler" dergisinde yayımladığı "Yeni Lisan" adlı makalesinde; "milli bir edebiyat vücuda getirmek için evvela milli bir lisan ister", düşüncesini savunarak, bu akımın ideolojisini oluşturan öncüleri arasında yer alır. Dilin sade, yalın ve anlaşılır olmasından yanadır. Türkçenin kurallarına göre hareket edilmesini, dilin Arapça ve Farsça sözcüklerden arındırılmasını savunur. Halkın anlayacağı bir dille yazmayı, halka gitmenin ilk koşulu olarak benimser. Ürünleriyle, bu yönelimin Türk edebiyatının ilk örneklerini verir. Milli edebiyat akımının oluşmasında önemli katkılarda bulunur. Birinci Dünya Savaşı'nın ilk yıllarında, Ziya Gökalp ile İttihat ve terakki' Merkez Umumisi'nden belli bir kadronun belirlediği yeni kültür politikasına bağlanır. Bu dönemde (1914-1916) edebiyat dışı çalışmaları, polemik yazarlığı ve kadro adamlığı yanı ön plana çıkar. İttihat ve Terakki Fırkası'nın görüşlerini savunduğu görülür. Bu amaçla, 1914'te, "Panislamist ve Pantürkist" görüşleri savunan "Yarınki Turan Devleti" ve "Tarhan" takma adıyla "Ameli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset" adlı kitapçıkları yayımlar.

 

Hikâyeciliğinin Aşamaları

Yazın yaşamının ilk evresi sayılan İzmir döneminde (1903-1908) Baha Tevfik, Hemmet Necip (Türkçü), Yakup kadri, Şehabettin Süleyman gibi yazarlarla ilişki kurması; ona, düşün dünyasını zenginleştiren bir ortam hazırladı. Fransız edebiyatını yakından izlemesi, özellikle de Guy de Maupassant ve Emile Zola'yı tanıması, M. Necip Türkçü'nün dil üstüne görüşlerinden etkilenmesi bu dönemine rastlar.
Yazın yaşamına girişi şiirle oldu. Bu evrede yazdığı şiirlerinde Servet-i Fünun şairlerinin etkileri görülür. Aruz ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde ağdalı bir dil hakimdir. "Yeni Lisan" akımı sonrası hece ölçüsüyle yazar.Dilini daha yalın ve anlaşılır kılar. Şiiri, düşüncelerini ve ülküsünü anlatabilmede bir araç olarak görür.

Öykücülüğünün birinci evresini oluşturan 1909-1913 yılları, Makedonya'da bulunduğu süreyi kapsar. Balkan uluslarının ulusal kurtuluş mücadeleleri onun "ulusal" bilince ulaşma düşüncesini etkilerken, bu dönem öykülerinin de başlıca temasını oluşturur. Buradan hareketle, yaşadığı devrin siyasal hareketlerini eleştiren, Türkçülük anlayışını destekleyen öyküler yazdı. Bu öyküleriyle bir yandan da sade dil anlayışının savunuculuğunu yaptı. Öykücülüğünün ikinci evresinde (1917-1920) toplumsal eleştiri ve taşlama yanı ağır basan öyküler yazdı. İmparatorluğun savaştan yenik çıkmasıyla iyice belirginleşin yıkılış günlerinin sorunlarına yönelir. Son dönem öykülerinde mizah yanı ağır basar. Yaşanılan koşullar, onun bu tür öyküye yönelişini hazırlar.

 

Sanatı
Guy de Maupassant'ın öykü anlayışından etkilenerek geliştirdiği öykücülüğüyle, çağdaş Türk edebiyatında bu türün (kısa öykünün) öncüsü sayılmıştır. Çoğunlukla bir tez ekseninde işlediği öykülerinin başlıca temasını yaşadığı dönemin toplumsal ve siyasal olayları oluşturur. Tematik yönden çağdaş Türk öykücülüğüne yeni açılımlar kazandıran nitelikte konuları ele alıp işlediği gözlendi. Öykülerinde dönemin siyasal akımlarını, balkan uluslarının bağımsızlık mücadeleleri karşısındaki Türklerin yaşantılarını ve onlarla ilişkilerini, çocukluk anılarını, birinci Dünya Savaşı'nın toplum yaşamına yansıyan olumsuzluklarını, halkın yanlış inançlarını, toplumsal yaşamın bozuk ve kötü yanlarını, tarihsel olayları konu edinmiştir. Yaşadığı dönemin olaylarından edindiği gözlem ve anılarının yanı sıra halk fıkralarından, folklor ve destanlardan da yararlanarak öykülerinin konularını zenginleştirmiştir.
Toplumsal yergi ve gülmece öğelerinin belirgin olduğu kısa mizahi (magazin) öykülerinde ise güncel yaşamın sıradan olaylarını eleştirel bir biçimde yansıttığı gözlenir. Öykülerinde konuşma dilini etkin kılarak, çağının toplumsal sorunlarına yönelmiş, bunları toplumsal eleştiri ve yer yer de humour yüklü bir anlatımla yansıtmıştır. Öykülerinde süssüz, yalın bir anlatım hakimdir. Konuşma dilini yazı diliyle birleştirmesi, "Hakikati, görüldüğü gibi, edebiyat yapmadan yazmak" amacı anlatımcılığının en belirgin yanını oluşturur. Kişi, yer betimlemeleri ve ruhsal çözümlemelerden ise; 'olay'dır ön planda olan. Bu bağlamda, 'olay' öyküsünün biçimsel özelliklerini başarılı bir biçimde kullandığı görülür. Öyküsünü kişi-çevre-olay kurgusu üzerine kurar, serim-düğüm-çözüm/sonuç bölümlerine uyarak geliştirir. Öykülerinde 'olay'a önem verişi, tip ve karakter çizmesini engeller görünse de; epik öykülerinde yansıttığı olaylar içinde belirgin kişilikler çizdiği görülmektedir.

Toplumsal olaylara yaklaşımındaki bakış açısı ve döneminin sorunlarını yansıtmada beliren düşünsel eğilimleri öyküsünün ana tezini oluşturur. Ona göre; söyleyişten çok, söylenen düşüncedir önemli olan. Öykü bir araçtır; düşünceleri iletmeye, toplumsal yapıdaki bozuklukları göstermeye. "Cehaletin, nasuti duyguların alçalttığı beşeriyyet için onu bir kurtarıcı olarak görür. Özellikle konularını tarihten alarak yazdığı öykülerinde; ülkenin savaş sonrası umutsuz, karamsar havası içindeki insanlarına "iyimserlik ve umut vermek" amacı güttüğü belirgindir.

 

Eserleri

 

Hikayelerinin yanında değişik mahlaslarla şiirler de yazan Ömer Seyfeddîn'in esas edebî faaliyeti, Genç Kalemler mecmuasının ilk sayısında neşrettiği Yeni Lisan adli makalesinde görülür. Bu makalede; edebiyatımızın Garba yönelmeden önce Sark edebiyatını, Garba yöneldikten sonra da Fransız edebiyatını taklide yöneldiğini anlattıktan sonra, kendi anlayışına göre, edebiyatımızın takip etmesi icap eden esaslar hakkında bilgi verir. Bu anlayış, edebiyatımız hakkında, bilhassa sadeleşme mevzuunda söyledikleri, günümüze kadar söylenmişlerin en doğruları olarak kabul edilmektedir. Milliyetçilik hakkındaki görüşlerini de bu yazısında bulmak mümkündür. Diğer yazılarından da anlaşılacağı gibi, milliyetçilik anlayışını ırktan çok, dil, din, terbiye ve örf esaslarına bağlayan yazar; inançları, terbiyeleri, kültürleri, gelenekleri bir olan insanların meydana getirdikleri birliğin daha kalıcı, sağlam ve uzun ömürlü olacağını kabul eder.

Yirminci yüzyıl Türk realist hikayecilerinin önemli sîmâlarından olan ve çok güzel hikâyeler kaleme alan Ömer Seyfeddîn'in hikâyelerini, kaynaklarına göre, altı sınıfta mütâlâa etmek mümkündür:

1. Çocukluk hâtıralarından alinmiş hikâyeler: Bunlar, çocuk edebiyatımızın en güzel örnekleridir. Baba ocağının şefkat ve muhabbet dolu hâtıralarının, ilkokul günlerinin dile getirildiği eserlerdir. Bâzıları hafif bir mîzah karıştırılarak anlatılmıştır. Ant, Falaka ve Kaşağı bu devrenin mahsûlü hikâyelerdir.

2. Yokorit sınır bölüğünün ilham ettiği hikâyeler: Balkan kavimlerinin, özellikle Bulgar eşkıyasının Müslüman Türk halkına ve Osmanlı tebaası olan kendi soylarından insanlara karsı isledikleri çirkin ve pek adî cinayetler, tecâvüz ve tasallutlar dile getirilmiştir. Bu gün insanlığın gözleri önünde cereyan eden, Türklere karsı islenen insanlık suçu, o devirde de aynen devam ediyordu. Ömer Seyfeddîn, Balkan kavimlerindeki bu insanlık dişi Türk-İslâm düşmanlığını, Beyaz Lâle ve Tuhaf Bir Zulüm gibi hikâyelerinde ele aldı.

3. Türk savaş târihinden çıkarılan hikâyeler: Ömer Seyfeddîn, Türk'ün kahramanlığına, vatan sevgisine, îmânına hayrandı. Son zamanlarda Türk münevverinin Garba karsı hayranlığı, Türk aydınında korkunç bir aşağılık duygusunun doğmasına sebep olmuştu. Ömer Seyfeddîn, mazideki muhteşem devirleri, Türk'ün yenilmez, aşılmaz îmân gücünün sembolü, yiğitlikleri dile getirmek suretiyle yeni kahramanların yetişmesine yardımcı olmak istiyordu. Bu maksatla yarısı târih, yarısı destan havası taşıyan hikâyelerini yazıp neşretti. Çok sevilen bu hikâyeler, Birinci Dünyâ harbinin muhtelif cephelerinde çarpışan insanlarımıza moral kaynağı oldu.

4. Folklörden ve Anadolu efsânelerinden çıkarılan hikâyeler: Bunlar, Anadolu ve Rumeli Türkleri arasında dolasan hikmetli kıssalardır. Yazar, bu efsâneleri modern hikâye tekniği ile ifâde etmiştir. Yâni tahriş-tehzib kaidesine göre değerlendirmek suretiyle meydana getirilmiştir.Yüz Akı, Üç Nasihat, Kurumuş Ağaçlar gibi. Yine bitirilememiş Yalnız Efe adli bir roman tasarısı da, mevzuunu bir Anadolu efsânesinden almıştır.

5. Bir fikri yermek veya övmek için yazılmış hikâyeler: Hikâye tekniği itibariyle zayıftırlar. Bu hikâyelerde Türklüğü inkâr eden kozmopolit kişiler ve zümrelere ateş püskürür, onlara karşı isyan eder. Efrûz Bey, Fon Sadristayn'in Oğlu, Kızıl Elma Neresi, Primo Türk Çocuğu gibi.

6. Günlük hayattan alinmiş hikâyeler: Onun en realist olduğu hikâyelerdir. Çoğunda açık bir mîzâh göze çarpar. Bâzıları ise fikir ağırlıklıdır. Mahcupluk, imtihan, Perili Köşk, Gizli Mabet, Bahar ve Kelebekler bunlardandır. Hikâyelerinde görülen millîlik vasfı; Balkan savaşı öncesinde ve sonrasında bizzat gördüğü vahşet ve dehşete karşı kendisinde uyanan reaksiyondan doğmuştur.

7. Eserlerinin birçoklarının konularını; yüzyıllardır halk arasında anlatıla anlatıla, yoğrula yoğrula gelen halk hikâyelerinden seçmesi, yalnız İstanbul’da değil yurdun değişik bölgelerinde geçen hâdiselere yer vermesi, kahramanların; yiğitlik, dürüstlük, cömertlik gibi ahlâkî meziyetlerle yüceltilmiş, kötü ahlâklıların yerilmiş ve cezalandırılmış olması; bir destandan, bir atasözünden, bir vecizeden modern bir hikâyenin çıkarılması; Ömer Seyfeddîn'in en çok sevilen hikayecilerimizden biri olmasına sebep olmuştur.

 

 

Romanları
Yaşadığı yıllarda yayınlanan üç romanı ( Ashab-ı Kehfimiz, Efruz Bey, Yalnız Efe, 1919) onun bu alanda yarım kalmış denemeleri olarak sayılır.
"Fantezi roman" olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908'den Mütareke yıllarına kadarki süreci, aydın kişilerin eleştirisi ekseninde yansıtır. Dönemin aydın hastalıklarını, siyasi akımların yanlış yönsemelerini toplumsal eleştiri bağlamında, yeni bir roman tekniğiyle verir.
Yarın kalan romanı Yalnız Efe, destansı bir nitelik taşır. Konusunu bir halk menkıbesinden almıştır. Dönemin toplumsal ortamında, yapılan haksızlıklara başkaldırarak silahlanıp dağa çıkan -kız kahraman- Yalnız Efe'nin kişiliğinde Türk halkanın direnme gücünü göstermeye çalışmıştır.

 

İncelemeleri:

Millî Tecrübelerden Çıkarılmış Amelî Siyaset (Tarhan takma adıyla, 1912),

Yarınki Turan Devleti (1914),

Türk Mefkuresi (Ayın Sin rumuzuyla, 1914).

İncelemelerin hepsini Sakin Öner bir araya getirerek yayınladı (1975).

 

Şiir Kitabı:

Doğduğum Yer (1986)


Hikâye:

Harem, (u.ö.), 1918;

Yüksek Ökçeler, (ö.s.), 1923;

Gizli Mabet, (ö.s.), 1923;

Bahar ve Kelebekler, (ö.s.), 1927.

 
Bütün Eserleri, temalarına göre bir araya getirilen basım:

Efruz Bey, 1970;

kahramanlar, 1970;

bomba, 1970;

Harem, 1970;

Yüksek Ökçeler, 1970;

Yüzakı, 1970;

Yalnız Efe, 1970;

Falaka, 1970;

Aşk Dalgası, 1970;

Beyaz Lale, 1970;

Gizli Mabet, 1970.

Kurumuş Ağaçlar.


Roman:

Ashab-ı Kehfimiz, 1928;

Efruz Bey, 1919.

 

Yapıtları Bütün Eserleri başlığında Bilgi Yayınevi tarafından yeniden yayınlandı:

1.Efruz Bey, 1999. 10 Basım, 224 s.;

2. Eski Kahramanlar, 1998, 9. Basım, 144 s.;

3. Bomba, 1998, 11. Basım, 152 s.;

4. Harem, 1998, 4. Basım, 184 s.;

5. Yüksek Ökçeler, 1998, 5. Basım, 176 s.;

6. Yüzakı, 1997, 152 s.;

7. Yalnız Efe, 1999, 176 s.;

8. Falaka, 1999, 144 s.;

9. Aşk Dalgası, 1999, 176 s.;

10. Beyaz Lale, 1998, 6. Basım, 192 s.;

11. Gizli Mabet, 1996, 144 s.;

12. Doğduğum Yer, (şiir), 1989, 2. Basım, 176 s.;

13. Dil Konusunda Yazılar,(deneme), 1999, 2. Basım, 200 s.;

14. Sanat ve Edebiyat Yazıları, (deneme), 1998, 2. Basım, 240 s.;

15. Olup Bitenler, Toplumsal yazılar, (deneme), 1999, 2. Basım, 240 s.;

16. Türklük Üzerine Yazılar, (deneme), 1993, 176 s.


Ayrıca Dergah Yayınları Bütün Eserleri adıyla başlattığı diziyi Hülya Argunşah yayına hazırladı. Dizide yayınlanan kitapla ise şunlar:

Hikayeler: I, 1999;

Hikayeler:II, 1999;

Hikayeler:III, 1999;

Hikayeler: IV, 1999.



Kaynaklar:

Tahir Alangu, Ömer Seyfettin/Bir Ülkücünün Romanı, 1968;

Pertev Naili Boratav, Folklor ve Edebiyat, Cilt: 2, 1982;

Hikmet Dizdaroğlu, Ömer Seyfettin, 1964;

Selim İleri, Çağdaşlık Sorunları, 1978;

Cevdet Kudret, Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman, Cilt:2, 1967;

Şükran Kurdakul, Çağdaş Türk Edebiyatı/Meşrutiyet dönemi, 1976;

Rauf mutluay, Çağdaş Türk Edebiyatı (1908-1972), 1973;

Yaşar Nabi Nayır, Ömer Seyfettin, 1952,1976;

Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin, 1935, 1943;

Hilmi Yücebaş, Ömer Seyfettin, 1960;

Ölümünün 50. yılı Münasebetiyle Ömer Seyfettin Bibliyografyası, 1970;

Doğumunun 110. Yılında Ömer Seyfettin, (Marmara Üniversitesi Yay.)1984;

Muzaffer Uyguner, Ömer Seyfettin: Yaşamı, sanatı, seçmeler, 1991




 

 

Hosted by www.Geocities.ws
GridHoster Web Hosting
1