D�N B�L�MLER�N�N TAR�H�ES�**
Jacques WAARDENBURG** (Prof. Dr.)
�eviren
Ramazan ADIBELL�***
1- Ba�lang�� D�nemi
Daha Antik �a�da iken Yunanl�larda ve Romal�larda, sonra da Orta�a�da Araplarda ve Farslarda ba�ka k�lt�rlerin dinleri merak uyand�rm�� ve o dinlerle ilgili yeni tan�mlamalar�n ortaya ��kmas�na sebep olmu�tur. Bununla birlikte, ger-�ek anlamda dinlerin bilimsel ve ele�tirel olarak incelenmesi, ancak XVIII. as�rda Avrupa'da ba�lam��t�r. O zamandan beri pek �ok �lke ve pek �ok halklar ke�fedil-mi�, uzun zamandan beri kaybolmu� k�lt�rlerle ilgili metinler ve belgeler ele ge�i-rilmi�, k�sacas� hayret verici miktarda yeni bilgiler toplanm��t�r.
Ayd�nlanma �a��, dinin bir yeniden kavramla�t�r�lmas�n�n ana hatlar�n� kabaca �izmi�tir. O d�nemden itibaren, sadece dinin mutlak hakikatini savunmak veya kendi dinini galip k�lma gayesiyle dinle ilgilenilmemekte, ayn� zamanda ba�-lang��ta ba�ka k�lt�rlerin din� olgular�n�n tasviri �zerinde h�l� kavim merkezci bir yakla��mla durulmaktad�r. Objektif h�le getirilerek din, rasyonel ve tecr�b� bir �ekilde kavranmaya �al���lmaktad�r. B�ylece Ayd�nlanma �a�� ilk a�amada teolo-jinin bir yan dal� olarak geli�ecek bir Din Bilimlerinin**** be�i�i h�line gelecektir.
XIX. as�r, Avrupa'da, pozitif bilimlerin genel bir geli�mesine sahne olmu�-tur. Buna paralel olarak o d�nemde, k�lt�rlerin ve milletlerin evrensel tarihinin yan�nda �zel tarihini de ele alan bir tarih� d���ncenin ye�erdi�i g�r�lmektedir. B�ylece, din, daha dak�k tarih� ara�t�rmalar�n konusu h�line gelmektedir. Daha �ok mitolojiye y�nelmi� olan gencecik bir Din Bilimlerinin iki cereyan � romantizm ve yans�ma teorisi� aras�ndaki �at��man�n �alkant�lar�na kap�lm�� oldu�unu o d�nem g�recektir.
Romantizm, din� ilhamlar�n gayri akl� (hatta tabiat �st�) y�n�n� vurgulamaktayd� ve onun k�kenini, insan ruhunun derinliklerinde aramaktayd�. Bunun neticesinde bir �ok ara�t�rmac�, din� ilhamlar�n anahtar�n� bizzat kendi tecr�belerinde bulmay� tasavvur etmi�tir. Bunlar, hangi din olursa olsun, isterse tarih� ve co�rafi bak�mdan �ok uzak olsun, onu �zel bir din� duygu teorisinden hareketle anlayabileceklerini d���nmekteydiler. Bu onlar�, b�t�n din� ifadelerin pozitif ve tek ama�l� oldu�u, mant�kl� olarak da bunlar�n hi� birisinin ara�t�rmac�ya ula��lmaz kalamayaca�� neticesine g�t�rm��t�r.
Bunun tersine, yans�ma teorisi din� ifadelerin, temelde, aldat�c� vasf�n� is-pat etmeye �al��maktayd�. Daha sonralar� bu yans�malar, �zellikle de din� ifadeleri besledi�i d���n�lenler, k�ken ve tabiat�n� kavramaya �al��an kuramc�lara kap� a�maktayd�. Buna delil olarak, zahmetli hayat �artlar�n� ve mutlaka m�kafatland�r�-c� olan din� tav�rlar�n zuhurlar�n� bir birine ba�layan ili�kiler kolayl�kla zikredil-mekteydi.
Bu iki d���nce ak�m� �at��maktayd�. Din� tecr�belerin ve genel olarak dinin ge�erlili�ini bunlardan ilki do�ruluyor, ikincisi reddediyordu. Bu iki t�r yakla��m� kar�� kar��ya getiren farkl�l�klara ra�men, iki tavr�n her birinde benzer faraziyeler g�r�lebilmektedir. Ger�ekten, e�er "romantik" versiyon, dini, sonsuz bir hakikat k�l�yorsa, yans�ma teorisine gelince o, bu sonsuzlu�u insa-n�n ara�t�rmac� kapasitelerine ba�lamaktad�r. A��k olan �u ki, Din Bilimlerinin ilk tart��malardaki temel konusunu olu�turan bizzat dinin tabiat�d�r.
�ki yakla��m�n her birinin savunucular� aras�ndan Alman d���ncesinin iz b�rakan simalar�ndan bir ka�� temay�z etmektedir. Bir taraftan, Friedrich Schleiermacher (1768-1834) ve G.W.F Hegel (1770-1831) din teorilerini teolojik ve metafizik prensiplere dayand�rmaktayd�. Di�er taraftan Ludvig Feuerbach (1804-1872) ve Karl Marx (1818-1883) dinin "hakik�" tabiat�n� if�a etmek i�in sosyo-ekonomik bir antropolojiye ba�vurmaktayd�lar. Schleiermacher, i� ba��ml�-l�k duygusunu dinin �z�nde var olarak kabul ederken, Marx aksine onda [dinde], madd� bir ba��ml�l�k h�linin ifadesini g�rmekteydi. �stelik Schleiermacher bu duygunun derinle�tirilmesinden insanl�k i�in otantik bir m�stakbel yolun ke�fini �mit ederken, Marx, hayat �artlar�n�n d�zelmesinin mutlaka ba��ml�l�k duygusunun kaybolmas�yla neticelenece�ini ve dolay�s�yla da madd� yokluklardan do�mu� ha-yal� bir yap� olan dinin kaybolma noktas�na var�p dayanaca��n� d���nmekteydi.
Din Bilimleri1 bu tezattan kurtulamamaktayd�. Ancak, baz�lar�n�n savun-mac� (apolojetik) tercihlerine, di�erlerinin ele�tirilerine ra�men ara�t�rmac�lar�n �o�u bu �at��mada ancak nadiren a��k bir taraf benimsemi�tir. Bu belki de a��r� kapsay�c� yarg�lardan korktuklar� i�indi.
Ara�t�rmac� �evrelerinin haricinde, baz� felsef� ya da teolojik ak�mlar tara-f�ndan yap�lan tercihler a��k olarak g�r�nmektedir. B�ylece Fenomenoloji ve Libe-ral Teoloji din savunmac�l��� hareketlerini te�vik ederken, Pozitivizm ve Diyalek-tik Teoloji ele�tirel temay�le kat�lmaktayd�.
Burada arz etmi� oldu�umuz �ekliyle Din Bilimlerinin ilk ad�mlar�, Alman entelekt�el tarihininkileriyle birbirine kar��maktad�r. Fransa'da daha ziy�de kurum-sal din ile laik tav�r aras�ndaki m�c�dele, �ngiltere'de ise vahyedilmi� din ile tabi� din aras�ndaki muhalefet hakimdi.
2- Geli�me d�nemi
Din Bilimleri, geli�mesini bir �ok d�� etkilere bor�ludur. XIX. asr�n orta-s�ndan bu yana d�rt ara�t�rma sahas�n�n, �zellikle ke�if y�n�nden m�mbit oldu�u ortaya ��km��t�r. Bunlar, dinler hakk�ndaki bilgilerimizi zenginle�tirmeye devam etmektedirler. Bu d�rt ara�t�rma alan� : Fen Bilimleri, Be�er� Bilimler (�zell�kle Filoloji ve Tarih), Sosyal Bilimler, Derinlikler Psikolojisi ve Parapsikolojidir.
Din Bilimleri, din� tav�rlar ve temsilleri daha iyi anlatmak amac�yla i�le-yecek olan genel kanunlar� hemen ara�t�rmaya ba�lam��t�r. �zellikle Do�a Bilimle-ri, Din Bilimlerine uygulanm�� olan teorik modeller sunmaktayd�.
Be�er� Bilimler, Filoloji ve Tarih vas�tas�yla kutsal metinlerin ve genel ola-rak din� edebiyat�n incelenmesi yolunu a�m��t�r. Tarih� ara�t�rma kendine has me-totlarla donanm�� ve Dinler Tarihini, Din Bilimlerinin bir ana dal� h�line getirmi�-tir. Ancak belirtelim ki tarih� sebeplilik kavramlar�nda oldu�u gibi b�t�n ara�t�rma metotlar� da, son as�rdan bu yana g�zle g�r�l�r bir bi�imde ilerleme kaydetmi�tir. Bug�n buna, uygulamal� hermen�ti�in yorumlar incelemesini tercihinden �te, ara�-t�rma �artlar�n� ve bizzat ara�t�rmac�lar�n kendi varsay�mlar�n� da g�n �����na ��-karma imk�n� sa�layan �nemli katk�s� eklenmektedir.
Be�er� Bilimler, sanat, din ve edebiyat�, kendili�inden var olan ara�t�rma sahalar� olarak de�erlendirmekteydi. Din Bilimleri taraf�ndan yeniden ele al�n�nca bu tercih, ara�t�rmac�lar�, inceleme konular�n� detaylar� biriktirerekten par�alama yerine, dinlerin b�t�n� ve daha genel meselelerle ilgilenmeye g�t�rm��t�r. Bu, ayn� zamanda bir�ok dine ortak olan meseleleri ortaya ��karan ve inceleyen kar��-la�t�rmal� bir �al��ma imk�n� sa�lam��t�r. Ayn� �ekilde Be�er� Bilimlerden do�an "anlay��" (Verstehen) �zerine dayanan ara�t�rma ak�mlar�, dini, din� olmayan se-beplerle a��klamay� reddedip bizzat din� ifadelerin kendilerinden hareketle �al��-may� tercih etmekteydi. O zaman din, m�stakil, metafizik, hatta ilah� bir hakikat olarak d���n�lmekteydi.
Sosyal Bilimlerin ortaya koydu�u bilgilerin a��rl��� git gide artm��t�r. Burada da, inceleme konusunun a��r� sistematik b�l�mlenmesinden vazge�erek bir taraftan k�lt�r� ve toplumlar�, di�er taraftan bunlar�n tarihlerinin belirli d�nemlerinde dinlerin kendi aralar�ndaki etkile�imlerini anlamak hedeflendi�i zaman, yeni ba��ml�l�k �ebekeleri g�r�nm��t�r. Bu yakla��mlara birka� misal verece�iz. Ancak, K. Marx'�n biraz fazla mekanik�i yakla��mlar�n� bilin�li olarak bir kenara b�rakaca��z.
W. Robertson Smith (1846-1894), t�renlerin ve sosyal m�esseselerin, din-ler b�nyesinde oynam�� oldu�u role dikkatini �eken ara�t�rmac�lar aras�nda say�l-maktad�r. Emile Durkheim (1853-1917)'a g�re, kolektif temsillerin ferd� temsiller-den �nce geldi�i gibi sosyal davran��lar da ferd� davran��lardan �nce gelmektedir. Bu yolda ona, "ilkel" zihniyet hakk�ndaki �al��malar�nda, kolektif temsillerin ferd� tel�kkilere ne kadar a��r bast���n� g�steren L. Levy Bruhl (1857-1939) kat�lacakt�r. Bu g�r��, temelde Frans�z Sosyolojisi b�nyesinde temsil edilmi�tir. Manche �tesi, Anglo-Saxon �lkeler ise, ferd� vicdanlar�n sosyal kurumlar� etkileyip de�i�tirmeye muktedir olmaya devam etti�ini g�steren yakla��mlar geli�tirmi�tir.
Almanya'da Max Weber (1864-1920), her �eyden �nce, be�er� fiillerin ve sosyal davran��lar�n s�bjektif taraf�n� incelemi�tir. Weber'in �al��malar�nda rasyo-nellik fikrinin d���n�len sosyal tabakaya oranla de�i�ti�i ve b�ylece de farkl� din� y�nelimler do�urdu�u ortaya ��km��t�r. Weber'e g�re, din� fiil esasen, �b�r d�nya ya [Ahiret'e] uzanmay�p, bir anlam atfetmeye �al��t��� bu d�nyayla ilgilidir. Bu s�fatla, din� fiil belli bir rasyonelli�i haizdir. Weber, iki t�r din�li�i birbirinden ay�rt etmektedir: bu d�nyada sel�met pe�inde ko�an kitleler ve sel�metlerini d�nyan�n haricinde aramay� tercih eden "�st�n maharet sahipleri" (Virtuose) denen kitle.
Ge�en elli y�l esnas�nda, Sosyal Bilimler, �zellikle ABD'de ba�lat�lan ara�-t�rmalarla �ok �nemli geli�meler kaydetmi�tir.
Son olarak Derinlikler Psikolojisi taraf�ndan elde edilen bilgilerin tesirin-den bahsedelim. Hen�z R.R. Marett (1866-1943), din�, duygusal gerilimlerin psi�ik [zihinsel] planda "cathartique" [yani insan� yaralayan hadiselerin �uur alt�ndan hat�rlanmak suretiyle d��a at�lmas�na dayanan psikoterapik] bir etki icra eden, onlar�n yerine ge�en sembolik fiillere d�n��mesi olarak de�erlendirmekteydi. Avustur-ya'da Sigmund Freud (1856-1939), din� temsillerin, libidonun i�e itilmesiyle tabu h�le getirilmi� t�rensel davran��lara dayand���n� iddia eden psikanalitik teorisini geli�tirmi�tir. Ayn� zamanda Tanr�'n�n temsilleri ile baba motifi aras�nda b�y�k bir benzerlik ke�fedilmi�tir. B�ylece, Freud'a g�re, dinin men�ei ve tarihi, be�eriyetin evrimi esnas�nda ge�irmi� oldu�u sars�nt�lardan ibarettir. Freudcu ekolden gelen C.G. Jung (1875-1961) bu fikirleri geni�letmi�tir. Ancak Jung, bir�ok din� temsilin, asl�nda, ki�isel olmaktan ziyade, kolektif bir bilin� alt�yla ilgili oldu�una dikkat �ekmi�tir. B�ylece ruh, din� fonksiyonunu bu kolektif bilin� alt�n�n baz� asl� misal-lerinden [arch�types] almaktayd�. B�yle telakk� edildi�inde din, sadece libidoya m�nhas�r kalmay�p, ruhun derinliklerinde kendileri de asl� misallerden ne�et eden m�stakil psi�ik y�ntemlerle beslenmekteydi. Jung'a g�re, t�renler ve doktrinler, kolektif bilin� alt�n�n muhtevas�n� y�nlendirmekte ve onlar� insan�n d�nyadaki hayat� i�in verimli k�lmaktad�r. Neticede, psi�ik fertle�me kanunlar�, dinin genel tarih ve ferd� tarihlerdeki geli�melerinin fark�na var�lmas�na imk�n sa�lamaktad�r.
Zikretmi� oldu�umuz bu bir ka� vak�a, Din Bilimlerinin, di�er bilimlerin (tabi�, be�er�, sosyal) genel ilerlemesinden, m�stakil bir bilim dal� olarak kabul edildikten sonra bile, ne derecede faydaland���n� g�stermektedir.
3- �zg�rle�me D�nemi
�yi bilinmektedir ki Kit�b-� Mukaddes, Kilise ve H�ristiyan dogmalar�n�n tarih�-ele�tirel incelenmesi, XIX. as�r bilim adamlar�n�, geleneksel H�ristiyanl���n iddialar�n� sert�e ele�tirmeye sevk etmi�tir. Tarih� deliller eksikli�ini ileri s�rerek, tenkit, �sa'n�n tarih� varl���n� ��pheye d���recek seviyeye ula�m��t�r. B�ylece ten-kit, H�ristiyan dininin bizzat temellerine sald�rmaktayd�. �stelik, b�y�k dinler hakk�nda, mitoloji hakk�nda ve H�ristiyan d�nyay� �evreleyen dinler hakk�ndaki yeni ke�ifler, H�ristiyanl���n, neticede di�er dinler aras�ndan bir din olup, geli�mesi ba��ms�z olmak bir tarafa, ba�ka d���nce sistemlerinin ve ba�ka dinlerin tesiri al-t�nda kald���n� da ortaya koymu�tur. Ka��n�lmaz olarak, yeni Din Bilimleri, �stelik Fen Bilimlerinin m�ktesebat�yla beslenmi� olarak, geleneksel H�ristiyan inanc�yla m�c�deleye giri�mi�tir. Tart��ma, �zellikle "ilim-iman" ihtilaf� etraf�nda odakla�-m��t�r.
Din Bilimleri taraf�ndan g�n �����na ��kar�lan bilgiler, -hesaba katmak is-tedi�i kadar�yla- Teolojiyi hi� g�r�lmemi� y�ntemler olu�turmaya sevk etmi�tir. �o�u zaman, akademisyen �evreler, bu bilgileri uygun olarak kar��lam��t�r, ama bu, Sistematik Teolojinin neredeyse her zaman, iman ad�na, onlar�n de�erini ve sonu�lar�n� asgariye indirmeyi engellememi�tir. Bu, teolojiyle Din Bilimleri ara-s�ndaki u�urumun neden derinle�meye ba�lam�� oldu�unu k�smen a��klamaktad�r. Nih�yet, ba�ka teolojik ak�mlar, Kit�b-� Mukaddes�e dayal� bilgilere ya da Kilise doktrinine ba�l� delillere dayanarak, bu yeni bilgilerin kar��s�nda kulak asmama karar� alm��lard�r.
Almanya�da Protestan Teoloji iki meseleyi �n plana ��karm��t�r: insano�-lunun din� vicdan ve istidatlar� meselesi ve dinler b�t�n�n�n i�indeki H�ristiyanl���n yeri meselesi. B�ylece, �zellikle Alfred Ritschl (1822-1889), dini her �eyden �nce etik (ahlak�) bir etkinlik olarak de�erlendirmekteydi. Ona g�re H�ristiyan iman kapasitesinin, insan�, ahlak� ve manev� bir ba��ms�zl�kla donatmas�, H�risti-yanl���n de�erli olmas�n� sa�l�yor ve hatta onu di�er dinlerden daha �st�n k�l�yor-du. Otto Pfleiderer (1839-1908)'e g�re, Tanr� fikri evrenseldir ve b�t�n be�eriyet i�in m��terektir. O, bu varsay�mdan hareketle, tecr�b� verilerin m��ahedesi s�ye-sinde, "din� vicdan" kavram�n� ortaya koymay� �mit etmekteydi. Ernest Troeltsch (1865-1923)'e gelince o, insanda fitr� olarak bulunan bir mutlak ya da ilah� varl�k hissinden ��kard��� bir "din� a priori" kavram�n� geli�tirmi�tir. Herkeste m��terek olan a priori [deney �ncesi verilere dayanan d���nce, inan�], Troeltsh'a g�re tarih� dinlerin geli�mesinin temelini olu�turmaktayd�. Bu dinlerin farkl� olu�lar� sadece a priorinin, farkl� psikolojik ve tarih� tahakkuklar�ndan kaynaklanmaktayd�. Bir ta-rih�i olarak Troeltsch, H�ristiyanl���n, Dinler Tarihindeki yeri ve ayn� zamanda onun mutlak�yet iddia etme meselesini b�y�k bir incelikle sezmi�tir. Troeltsch, H�ristiyanl���n etik ve din� icraatlar�n� �ne s�rerek, H�ristiyanl��a, inan�ta mutlak ve tarihte izaf� bir de�er tan�maktayd�.
Din Bilimleri, ele�tirel ara�t�rmalar�n�n konular�n�n bir k�sm�n� Kit�b-� Mukaddes'teki metinlerin filolojik ve tarih� incelemelerinden elde etmekteydi. "Dinler tarihi" diye adland�r�lan okul (religionsgeschichtliche Schule) bu konuda iyi bir misal te�kil etmektedir. Ancak, XX. asr�n ortas�na kadar, Din Bilimlerinin b�y�k meseleleri, Teoloji ve H�ristiyan gelene�i taraf�ndan �nemli �l��de �artlan-d�r�lm��t�r. Daha iyi s�n�rland�r�lm�� ve daha az �apl� meseleler, daha tecr�b� yakla-��mlara uygun d��mekteydi.
XIX. as�r esnas�nda, mitoloji �zerinde �al��an ara�t�rmac�lar, dikkatlerini iki mesele �zerinde yo�unla�t�rm��lard�r: "Tabi�" denen (yani tabiat taraf�ndan veri-len) vahiy ile insan�n evrensel ve ebed� olarak telakk� edilen b�y�k sorgulamalar�n baz�lar�na buldu�u cevaplar�n sembolik s�ylemi. Din Bilimlerinin kurucular�ndan biri olan Max M�ller (1823-1900)'in durumu budur. O zamanlar, dinin, tarih� de-�erlendirilmesine inan�lmaktayd�. C.P. Tiele (1830-1902), bu evrimde, dinin din� olmayan unsurlar�ndan kurtuldu�u bir tedric� tasfiye s�recini g�rmekteydi. Nih�yet, tarih� geli�melerin sorgulanmas� s�reci, ka��n�lmaz olarak men�eler meselesine ve buna ba�l� olarak dinin �z� meselesine sevk etmi�tir. Dinlerin kar��la�t�rmal� incelenmesi, bu durumda, kendini �zellikle de, "ilkel" denen dinlerde geli�im ve men�e meselelerine cevap verecek durumda g�rmekteydi.
Katolik cephede, Din Bilimleri , genelde Felsefeye ba��ml�yd�. Netice iti-bariyle Felsefe de Teolojiye var�p dayanmaktayd�. Bu �emaya uygun olarak Wilhelm Schmidt (1868-1954) gibi bir ara�t�rmac�ya g�re monoteizmin Dinler Tarihindeki yeri ve men�ei meselesine tecr�b� olarak yakla��lsa da bu meselenin mutlaka Tanr�n�n tabi� olarak bilinmesi olan teolojik meselesi ile ili�kileri bulunmaktayd�.
O d�nemde, Teoloji Fak�ltelerinde, ya�ayan dinlerin incelenmesi, Din Bilimlerini bir yan bilim dal� olarak telakk� etmekte olan bir "missiologie" den ibaretti. Dolay�s�yla Din Bilimlerinin uzun bir s�re bilimsel tabiatl� meseleleri teolojik meselelere ba�lanmas�n�n tamamen a��klanabilir oldu�u g�r�lmektedir. �stelik, unutmayal�m ki Birinci D�nya Sava��'ndan �nce, Teoloji, �niversite b�nyesinde �nemli bir yer i�gal etmekteydi ve bu Teolojinin, "liberal" denen kanad� b�y�k bir zihin a��kl���yla, k�lt�rel d�zeydeki meseleler �zerinde �al��maktayd�. Tabi� ki, daha ele�tirel y�nelimli ara�t�rmac�lar, "g�lge din olay�n�n" "hakik�" sebeplerini kavramay� hedeflemi�lerdir. Ancak bu temay�l, Teoloji (�lahiyat) Fak�ltelerinde hi�, Edebiyat Fak�ltelerinde ise �ok az temsil edilmekteydi.
Teoloji ��renimi g�rm�� baz� ara�t�rmac�larda, temel Teoloji problemlerini, Din Bilimlerinin ara�t�rmalar�yla birle�tiren b�y�k bir akrabal�k ba�� bulunmaktad�r. B�ylece, Nathan S�derblom (1866-1931)'a g�re, iki ay�rt edici i�aret, herhan-gi bir otantik dini tespit etmeyi m�mk�n k�lmaktad�r: kutsala olan sayg� ve bundan kaynaklanan mutlak mecburiyet hissi. B�t�n d�nya dinleri, bu �zellikleri ta��mak-tad�rlar ve g�r�n��te farkl� olmalar�na ra�men, daha ileri bir seviyede, bir birim (din) olu�turmaktad�rlar. Bir cemiyet taraf�ndan ele al�n�nca bir din, �zel ve yeg�ne bir tarih� geli�im s�recine girmektedir. B�ylece, mistik dinler, tarihin d���nda bulunmakta ve el�ili dinler [religions proph�tiques], Tarihi, Tanr�'n�n faaliyetine ba�-lamaktad�rlar. S�derblom, inanan ara�t�rmac�n�n, dinlerde ilah� bir hakikatin yans�mas�n� fark edecek durumda oldu�una inanmaktayd�. Sonu�ta o, Dinler Tarihini, eski Tabi� Teolojinin yerine koymu� ve b�ylece onu teolojik bir disiplin yapm��t�r.
Yine bu d�nem boyunca, Alman bilgin Rudolf Otto (1869-1937), Schleiermacher gelene�inde kalarak, kendi din� duygu kavram�n� geli�tirmi�tir. Otto, din� a priori teorisini, Troeltsch'den alm��t�r ama teolojik bir anlamda yeniden d�zenlemi�tir. Nas�l ki Kant, insanda f�tr� olarak var oldu�unu d���nd��� iyilik, hakikat, g�zellik gibi kategorileri i�lediyse, Otto da temel kategori olarak "Kutsal"'� �al��m��t�r. Sadece s�bjektivitenin saf bir �r�n� olmak ��yle dursun Kutsal, din� duygu ve Kutsal hissinin �e�itlilikleri i�erisinde dinlere ve ayn� zamanda bu dinle-rin ortak din� zeminlerine ge�i� sa�layan objektif bir ger�eklik olarak kendini g�s-termektedir. "Numineux" din� tecr�besinde, kutsal, profandan tamamen farkl� bir "bamba�ka" olarak alg�lanmaktad�r. Otto'ya g�re, din� tecr�be dolay�s�yla ahlak� ya da estetik tecr�beye benzer bir ba��ms�zl��a sahiptir. Fakat insanda uyand�rd��� "mahl�k olma duygusu" ve Kutsal'�n tecr�besiyle ondan ayr�lmaktad�r.
Bu t�r �nc�ller, tabi� olarak Otto'yu, ara�t�rmac�n�n g�revini, din� fenomen-lerin i�inde "Kutsal"� bulmay� hedefleyen kahinvari temel bir faaliyet olarak tarif etmeye sevk etmi�tir. Kendisinde de din� a priori bulunan ara�t�rmac�, sadece din� tecr�belerin ifadelerine de�il, ayn� zamanda bu tecr�belerin en derin temeline u-la�mak i�in, tamamen donat�lm�� g�r�nmektedir. Din Bilimlerinde Otto taraf�ndan kullan�lan "kutsal" kavram�, teolojide "ilah�" kavram�na tekab�l etmekte ve verilen rasyonel tarife ra�men, b�y�k �l��de irrasyonel kalmaktad�r.
Ayn� ba�lamda, neo-romantik ilhaml� bir eser olan Din Fenomenolojisi i-simli eseri ile daha �ok tan�nan Hollandal� Gerardus van der Leeuw'un bu eseri �zerinde biraz durmak uygun olur. Leeuw'a g�re, din� bir fenomenin anla��lmas�, ara�t�rmac�n�n kendi �ahs� tecr�besiyle ba�lamaktad�r. S�derblom misali, van der Leeuw, eski Tabi� Teolojiyi, yeni bir y�ntemle de�i�tirmek istiyordu. De�i� toku� objesi, Dinler Tarihi de�il, Din Fenomenolojisi olacakt�. O d�nemde, h�l� b�y�k �l��de Teolojiye ba��ml� olan bu yeni yakla��m, van der Leeuw'a g�re vak�alar� tespit eden Filolojik ve Tarihi Teoloji ile hakikat meseleleri �zerinde �al��an Sis-tematik veya Dogmatik Teoloji aras�nda arac� bir konum i�gal etmeliydi.
Van der Leeuw, Fenomenolojiyi, anlam yap�lar�n� ve ba�lant�lar�n� kavra-maya y�nelik bir dal olarak tasavvur etmekteydi. Bir tecr�be olarak din, Van der Leeuw'a g�re, bizzat insan ve sonsuz bir g�� aras�ndaki kar��la�ma yerini olu�tur-maktayd�. Bu vas�fla din� tecr�be, insan ya�am�nda u� bir durumu temsil etmektey-di. Onu kavramak i�in, Psikoloji ve Varolu��u Felsefeye ba�vurmakta teredd�t etmemi�tir. S�derblom ve Otto'da oldu�u gibi Van der Leeuw i�in de, "din" feno-meni, ger�ek ve hakik� bir vahyin yerini almaktad�r. Son olarak, Fenomenoloji ve Dinler Tarihi �al��malar�n�n d���nda, Van der Leeuw, antropolojik ve teolojik mese-lelere ve baz� edebiyat, din� sanat ve lit�rji meselelerine de s�rekli bir ilgi g�ster-mi�tir.
Almanya'da Friedrich Heiler (1892-1967) de, temelde teolojiye dayanan bir din kavram� geli�tirmi�tir. Ona g�re, a�k�n ger�eklik ve otantik din� tecr�benin tek olu�u, bir ve tek hakikat i�inde kurulmu� olan b�t�n dinlerin ve b�t�n ilah� vahiylerin �zdeki birli�ine tan�kl�k etmektedir. Heiler'e g�re her dinin g�revi, b�t�n dinlerin temel birli�i i�inde en saf �eklini ger�ekle�tirmektir. Bu y�zden Heiler, dinlerin �zlerinin kendilerini ancak en yetkin ifadeleri i�inde g�sterdiklerini s�ylemektedir. Karl Barth'�n, Tanr� yarg�s�yla her dinin "ilga" oldu�unu savundu�u h�lde, Heiler, dinlerin bir tek ilah� �st�nl�k i�erisindeki "tek�m�l�" g�r���n� tercih etmekteydi. Konumlar�na uygun olarak Heiler ve Otto, daha ziy�de, dinlerin kar��l�kl� anlay��� lehine u�ra��rken, S�derblom daha ziy�de, H�ristiyan �k�menizmini ve di�er dinlere a��lmas�n� te�vik etmi�tir.
�nce Almanya'da, daha sonra 1935'te yerle�mi� oldu�u ABD'de Joachim Wach (1898-1955) iki sava� aras�ndaki Din Bilimlerinin metodolojik ve teorik temellerini atm��t�r. Wach, kariyerinin ba�lang�c�ndan itibaren, herm�netik problemati�inin tarihine �zel bir dikkat g�stermi� ve Din Bilimlerine sa�lam bir teorik temel temin etmeye gayret etmi�tir. Max Weber'in fikirlerine yak�n olan Wach, Din Sosyolojisi isimli eserinde, �zellikle cemiyet hayat�n�n incelenmesi ve dinlerin sosyal ifadeleriyle geni��e ilgilenmi�tir. Wach'da oldu�u kadar, zikredilmi� olan di�er m�elliflerde de din� tecr�be, bask�n bir yer i�gal etmektedir. Fakat Wach'a g�re bu din� tecr�be teorik ve metodolojik tercihlerden ibaret oldu�u h�lde, di�erlerine g�re, �nc�ller teolojik d�zeydedir.
Buraya kadar zikredilmi� olan ara�t�rmac�lar�n �o�unlu�u, Protestan teolojik formasyonlar�n�, Birinci D�nya Sava��'ndan �nce tamamlam��lard�r. Sava�, Avrupa'da, h�l� inan� ve idealizm ta��yan pozitif din tasavvurlar�n� ciddi bir �ekilde sarsarak, sosyal, k�lt�rel ve ideolojik yap�lar�n derin bir de�i�imini do�urmu�tur. �svi�re ve Almanya'da, Protestan diyalektik ideoloji, tenkit�i bir din tasavvurunu ortaya ��karm��t�r. Bu yakla��m, y�r�rl�kte olan din tasavvurlar� �zerine, kiliseler d���ndaki pozitivist ya da Marksist din tenkidi kadar g��l� bir tesir b�rakm��t�r. Karl Barth (1886-1968), Friedrich Gogarten (1887-1967), Eduard Thurneysen (1888-1974) ve Emil Brunner (1888-1966), iki sava� aras�, genel olarak dinin ve �zel olarak tecrub� H�ristiyanl���n ac�mas�z tenkit�ileri olarak tarihe ge�mi�lerdir.
Bu teolojik d���nce, H�ristiyanl�k kadar di�er dinlerin t�m�n� de ortadan kald�raca�� zannedilen �sa'daki Tanr� Kelam�n�n tecellisinden oldu�unu iddia et-mekteydi. Bu ekol�n ana tezlerinden �� tanesi, Din Bilimlerinin stat�s�n� g�zle g�r�l�r bir bi�imde etkilemi�tir: Tabi� Teolojinin gayri me�rulu�unun ilan�, insan�n �sa'da tecell� eden Tanr� ile ili�kisi d���nda d���n�ld��� bir genel antropolojinin reddi, ve nih�yet bazen inan�s�zl��a kadar varan ger�ek "vahyin" yerine ge�mi� olarak dinlerin tasavvur edilmesi. Yukar�da zikredilmi� olan dinin pozitif de�erlen-dirilmesinin savunucular�, bu tezleri, yaln�zca Din Bilimlerine bir sald�r� olarak de�il, ayn� zamanda bizzat kendi teolojik �nc�llerine vurulmu� bir darbe olarak de�erlendirmi�lerdir. Bunu takiben, tart��ma maalesef teolojik delillerle destekle-nen epistemolojik meseleler etraf�nda d�n�p durmu�tur.
Beklenilenin tersine, Din Bilimlerini, Teoloji ile olan ili�kilerini kesin ola-rak koparmaya sevkeden at�l�m, yine de bu Teolojiden gelmi�tir. Liberal Teolojiyle beraber din� olana "pozitif' bir yakla��m� payla�t�ktan sonra, Din Bilimleri teolojik varsay�mlardan kurtularak kendi ara�t�rma yolunu takip etmi�tir. �� geli�mesi ve Teolojiden kurtulmas�yla Din Bilimleri, ara�t�rma alan�nda oldu�u kadar kurumsal organizasyon alan�nda da ba��ms�zl���n� iddia edecek neden bulmu�tur. Nazi d�-nemi, bir dinin menfi ya da m�spet etkisinin mutlaka din� muhtevas�na ba�l� olma-d���n� �iddetli bir bi�imde g�stererek, din� olan�n pozitif de�erlendirilmesiyle ele�-tirel de�erlendirilmesi aras�ndaki alternatife b�t�n do�rulu�unu kaybettirmi�tir.
Katolik cephede, durum farkl�yd�. Orada, Din Bilimleri ve Felsefe beraber-ce Teolojinin tecrub� ve rasyonel temelini olu�turmaktayd�. Max Scheler2 (1874- 1928), Dinin Felsef� Fenomenolojisi adl� eserinde din� fiilleri insan vicdan�n� olu�-turan bir unsur h�line getirmekte, kutsal�n de�i�mez ve ebed� de�erlerini b�t�n di�erlerinin �zerine koymaktad�r; her mahl�ku, sembolik bir ili�ki vas�tas�yla yara-t�c�s�na irca etmektedir. B�ylece insan, Kilisenin pozitif dininde do�rudan, "tabi�" dinde dolayl� olarak, bir vahiy ya da felsef� ak�l vas�tas�yla Tanr�'ya ula�abilmekte-dir. Katolik teolojide, Tabi� Teoloji ve analogia entis doktrini, dine ve tarih� dinle-re, �nceden tespit edilmi� bir yer vermektedir. Protestanl���n durumunda oldu�u gibi, Din Bilimlerinin tedric� ba��ms�zl���, ka��n�lmaz olarak resm� doktrini tekzip eden ke�iflere sevk etmi�tir. B�ylece ara�t�rmalar�n herhangi bir ku�at�c� teolojik ya da ideolojik sistemin haricinde devam edece�i a�ik�r h�le gelmi�tir3.
4- Bilim Dal�n�n Fransa'daki Tarihi4
Almanca konu�ulan �lkelerde, Din Bilimlerinin geli�mesi ve kurumsalla�-mas�na etki eden genelde Protestan Teoloji olmu�tur. Fransa'da, �kinci Cumhuriyet d�neminde kurumlar�n laikle�tirilmesine ba�lanmas�ndan dolay�, bu bilim dal�n�n �zg�rle�mesi, daha ziy�de Katolik Kilise'nin aleyhine ger�ekle�mi�tir.
Ayd�nlanma �a��n�n, dini, akl�n emirlerine sunmas�na ve �htilalin, din� ku-rumlar� de�i�ikli�e u�ratmas�na ra�men, romantik hareket, Din Bilimlerindeki Frans�z ara�t�rmas�na yeni bir nefes sunuyor gibi g�z�kmekteydi. O d�nemde, Frans�zlar ve Almanlar ayn� bilimsel ilgileri payla��yordu ve birincilerin ikincilerden baz� tezleri ald�klar� az g�r�lm�yordu. Romantizm, s�k�a orijinal "vahiyler" olarak tel�kki edilen, mitler, semboller ve dilin incelenmesi i�in �nemli bir kaynak olu�turmaktayd�. Bu ortam, bilgin Benjamin Constant'a5 (1767-1830), dinlerin, tarih� ve din� duygunun ifadeleriyle ilgili kapsay�c� �al��malar �retme imk�n� vermi�tir. Alman ara�t�rmalar�nda oldu�u gibi Fransa, ayn� zamanda, mitleri, daha ziyade tabi� fenomenler �zerine insan� projeksiyonlar olarak yorumlayan Kar��la�-t�rmal� Mitler Bilimini geli�tirmi�tir. Romantik hareket, ara�t�rmac�lar� fenomenlerin din� ve�heleriyle ilgilenmeye itmi�se de, Auguste Comte (1798-1857)'un pozitif felsefesinden ilham alan Tarih, Filoloji ve Sosyoloji, dini, bir pozitif vak�alar b�t�n� olarak incelemi�tir.
Filolojiye, �zellikle de Kar��la�t�rmal� Filolojiye g�sterilen dikkat, Do�ulu dinlerin ve ayn� zamanda Yahudilik ve H�ristiyanl���n kutsal metinlerinin de yeni bir a��dan tekrar okunmas�na olduk�a katk�da bulunmu�tur. Geleneksel din� oku-malar, metinlerin muhtevalar�n�n �z�msenmesi ve h�fz�n� hedeflerken, Filoloji, onlar�n dilsel ifadelerini, te�ekk�l�n� ve tarihini tahlil ederek, bunlar�n kutsall���n� gidermekteydi. A��r� uca itilince, bu yakla��m, baz� ara�t�rmac�lar�, metinlerin manev� ama�lar�na hi�bir ilgi g�stermemeye ve sadece onlar�n filolojik pozitifli�i �zerine yo�unla�maya sevk etmi�tir. Eug�ne Burnouf (1801-1852), Hint-Avrupa� dinler alan�nda ve Ernest Renan (1823-1892) Sam� dilleri ve Eski H�ristiyanl�k Tarihi alan�nda uzmanla�m��lard�r. Bunlar, din� metinleri, kaynakland�klar� dinlerin tarih� seyrini yeniden ortaya koymak i�in dakik bir incelemeye tabi tutmu�lard�r.
Ara�t�rman�n ilerlemesi akabinde, Din Bilimlerinin art�k filolojik bir bilim dal� olarak de�erlendirilemeyece�i a�ik�r h�le gelmi�tir. Ger�ekten metinlerin �te-sinde tarih� ger�eklik, Hint-Avrupa� ve Sam� dinlerin �tesinde daha da eski olan ba�ka dinler uzanmaktayd�. Metinler taraf�ndan sunulan bilgiler a��k�a yetersiz kalmaktayd�. Bu da tarih, arkeoloji ve folklorik ya�am kal�nt�lar�na m�racaat� gerekli k�lmaktayd�. Metinlerle s�n�rl� tabiat� itibariyle Filoloji, tarih� ger�eklik i�in bu yeni ilgi kar��s�nda eli kolu gittik�e daha �ok ba�lanmaktayd�. Sonu�ta, tarih� pers-pektif galip gelerek yeni Din Bilimlerinin ana temeli h�line gelmi�tir.
Az bir zaman sonra, mevcut toplumsal ger�ekli�in, dolay�s�yla da ya�ayan toplumlar�n incelenmesiyle herkesin ula�abilece�i sosyal ger�ekli�in, zengin bir bilgiler yelpazesi sundu�u fark edilmi�tir. Anglo-Sakson antropolojiye tepki olarak Emile Durkheim (1853-1917) taraf�ndan, Marcel Mauss (1873-1950), Henri Hubert (1872-1927) ve Marcel Granet (1884-1940) gibilerin i�tirak etti�i bir sosyolojik ekol kurulmu�tur. Bu ekol i�in din, temelde sosyal ili�kiler ve kurumlar bak�m�n-dan tahlil edilmekteydi. Saf Filoloji ve olgusal tarihten �ok uzak olan bu yakla��m, ayn� zamanda dini, manev� ya da a�k�n bir ger�eklik h�line getirmekten ka��nmaktayd�. Durkheim i�in, din� vak�alar� di�er sosyal fenomenlerle ili�kili olarak ince-lemek en uygun hareket tarz�n� olu�turmaktayd�. Bizzat kendisi �zellikle aralar�nda din� tav�rlar�n da bulundu�u sosyal tav�rlar�n d�zenleyici fonksiyonunu a���a ��karmaktayd�. Ancak, bir�ok Etnografya alan incelemelerinin �nc�s� olan Arnold van Gennep'in6 (1873-1953) vurgulad��� gibi Durkheim ekol�, ideolojik varsay�m-lar hakk�nda, tenkide geni� �l��de neden olmaktayd�. Bu d�nem esnas�nda, sosyo-lojik ara�t�rmalar, Fransa'da giderek artan bir ilgi uyand�rm�� ve b�ylece tarih �a-l��malar�n� sosyolojik bak�mdan zenginle�tirmi�tir. Bu m��terek �al��mas�ndan mesel�, bir "zihniyetler tarihi" (Y�ll�klar Ekol�) do�mu�tur.
Fransa�da Din Bilimleri ara�t�rma ve e�itim alan�ndaki kurumsalla�ma, �s-vi�re ve Hollanda�da kurulan ilk Dinler Tarihi k�rs�lerinin kurulmas�ndan az sonra ger�ekle�mi�tir. Hen�z 1870�te, Renan gibi, Emile Burnouf da H�ristiyanl��a ele�ti-rel bir yakla��m� savunmakta ve Katolik Kilisesi'nin Frans�z toplumundaki bask�n konumuna kar�� ��kmaktayd�7. Bilimsel ve Liberal Protestan �evrelerde bu bak�� a��s� olduk�a desteklenmi� ve ayn� sene Cumhuriyet, �mparatorlu�un yerine ge�in-ce ve 1876'da laik sol se�imleri kazan�nca, daha da kuvvet kazanm��t�r. 1880'de, �lkenin ilk Dinler Tarihi k�rs�s�, Coll�ge de France'da do�mu�tur8. Az bir s�re sonra Devlet deste�inden mahrum kalan be� Teoloji fak�ltesi kapanm��t�r. 1885'de �cole Pratique des Hautes �tudes (1868'de kurulan Y�ksek �ncelemeler Uygulama-l� Okulu), �alkant�l� siyas� �arp��malarla birlikte "Din� Bilimler B�l�m�" (Section des Sciences Religieuses) isminde bir be�inci b�l�m a��lm��t�r. �lk ders 30 Ocak 1886 tarihinde verilmi�tir9. Bu b�l�m�n finansman� �niversitelerdeki Katolik Teoloji Fak�ltelerinin iptali (Sorbonne kendininkini 1885'te kaybetmi�tir) neticesinde elde edilen bir�ok �denek sayesinde m�mk�n olmu�tur. B�t�eleri y�ksek ��renim-de taksim etmesiyle, Frans�z Devleti'nin h�zl�ca Katolik Teolojisini, H�ristiyanl��� herhangi ba�ka bir din gibi sorgulayan ve ��reten bir Din Bilimleriyle de�i�tirmi�tir demekle m�bala�a edilmez.
Orada burada, bir Teoloji Fak�ltesi b�nyesinde bir Din Bilimleri k�rs�s�-n�n do�du�u Almanya'n�n aksine, Fransa'da Din Bilimlerinin kurumsalla�mas�, fak�ltelerin haricinde ve kilise kar��t� a��r bir polemik zemininde, kamu alan�nda ger�ekle�mi�tir. Bu durum 1905'te Kilise ve Devlet'in ayr�lmas�yla istikrara ka-vu�mu�tur. Dolay�s�yla Fransa'da, Din Bilimleri geli�mesini sadece bilimsel moti-vasyonlar ve liberal teolojik tasavvurlara de�il, a��k�a Kilise kar��t� niyetlere de bor�ludur. Ger�ekten, yeni bilim dal�, bilimin, terakk�nin ve h�rriyetin cumhuriyet-�i yanda�lar�n�n uzla�maz Katolisizm, siyas� muhafazakarl�k ve entelekt�el karamsarl�k diye tavsif ettikleri �eylere kar�� �etin bir siyas� kavgan�n hedefini olu�tur-maktayd�. Bu kesintisiz �at��ma, entelekt�elleri, e�itimi ve Frans�z meden� hayat�n� derinden etkilemi�tir. Bir ka� �zel kurum d���nda, Din Bilimleri Fransa'da, ba�ka �lkelerde ger�ekle�mi� olan�n aksine, geli�mesini teoloji fak�ltelerinin haricinde sa�lam��t�r.
Laikle�tirici bir ideolojinin bask�nl��� kar��s�nda, baz� ara�t�rmac�lar dinle-rin manev� y�nleri �zerine yo�unla�may� tercih etmi�ler veya bunlar� iyice manevi-le�tirilmi� inceleme konular� h�line getirmi�lerdir. Mesel�, Louis Massignon (1887-1962) ve Henry Corbin (1903-1978) �slam misti�ine ve hakikat bilgisine (gnose) "de�erler" ve "ger�ek" a��s�ndan yakla�m��lard�r. Mircea Eliade (1907-1986)'ya g�re din� inan�lar ve tanr�lar son derece manev� mahiyettedirler ve bu vas�fla hi� bir �ekilde din� olmayan durumlara indirgenemezler. Bu birka� �rnek, laikle�tirici yakla��mlara paralel olarak, Frans�z Din Bilimlerinin ayn� zamanda maneviyat�� ak�mlara da u�rad���na i�aret etmeye k�fidir.
�cole Pratique des Hautes �tudes'�n [Y�ksek �ncelemeler Uygulamal� Okulu'nun] 5. B�l�m�nde verilen Dinler Tarihi, k�sa bir s�rede, temelde Filoloji, Tarih ve metin incelemelerine y�nelmi� olan ve �ok genel teori ya da fazla cesur hipotezlere kar��, g��l� bir teredd�t g�steren uzmanla�m�� bir bilim dal�na d�n��-m��t�r. Bazen bu durum, herhangi bir sentez giri�imini yok ediyordu. Daha sonra bu 5. B�l�m, �nceden var olan filologlar ve tarih�iler ekibini tamamlamak i�in gelen sosyologlar�n ve antropologlar�n hizmetlerinden yararlanm��t�r. Ancak yak�n bir d�nemde, �zellikle (CNRS) Bilimsel Ara�t�rmalar Mill� Merkezi �er�evesinde, Din Bilimleri ara�t�rma ekipleri olu�turulmu� ve bilim dallar� aras�nda kolokyumlar d�zenlenmi�tir.
Sosyoloji Ekol�, Durkheimci oldu�unu iddia ederek Filoloji ve Tarihin yakla��mlar�ndan �ok farkl� bir yakla��m teklif etmekteydi. Din� vak�alar�n ve tem-sillerin e�it �nemde ba�ka bir�oklar�na s�k�a ba�l� sosyal vak�alar oldu�unu telakk� ederek, Sosyoloji Ekol� �zellikle, bu vak�alar�n arkas�nda g�zlenebilecek sosyal kanunlar, a��k�a g�r�nemeyen yap�lar ve gizli menfaatler �zerinde durmaktayd�.
Gizli veya kapal� yap�lar�n sentetik ara�t�r�lmas�, ancak �kinci D�nya Sava-��'ndan sonra h�z kazanm��t�r. Bir taraftan Georges Dumezil'in (1898-1986) Hint-Avrupa� medeniyetleri ve dinleri �zerindeki detayl� ara�t�rmalar�, mitolojik temsilleri, insan tav�rlar�n� ve sosyal hayat�n �ekillerini, yine muhayyel, entelekt�el ve sosyal makamlar� birle�tiren yap�lar�n benzerli�ini ayd�nl��a kavu�turmu�tur. L�vi-Strauss, kendi cephesinde, kendisinin de saf bir fantezi olarak telakk� etmeyi reddetti�i mitik d���ncenin mant���n� ortaya ��karmaya �al��m��t�r. B�ylece, cemiyet-lerin ve k�lt�rlerin, ileti�im ve al��-veri�lerle akrabal�k ba�lar�, ekonomik hayata, dil ya da mitoloji kadar farkl� bir s�r� ili�kiyi zenginle�tiren ikili dengeli sistemler h�linde bir araya gelen genel bir teoriye ula�m��t�r. "Yap�sal" denen bu �ok formel yakla��m, din� vak�alar� di�erlerinden ay�rt etmemektedir.
Frans�z sosyolojik ve yap�salc� ekollerinin �al��malar�, o zamana kadar �ok yayg�n olan �� d���ncenin kesin olarak terk edilmesine sevk etmi�tir: B�t�n din� tecr�belere m��terek olan basit ve evrensel bir �ekirdek fikri, farkl� din� �ekillere temel g�revi yapan bir tanr�sal�n tecr�besi fikri ve nih�yet din� vak�alar�n ve dinlerin b�t�n ge�erli incelenmesine has bir Bat� kaynakl� ya da H�ristiyan model fikri. Bu �nemli teorik ve metodolojik geli�meyi m�teakip, inceleme objesinin bizzat kendisi de yeniden de�erlendirilmeliydi. M�ste�rikler i�in "�ark" kavram� misali, "din" kavram�, art�k spesifik bir ger�eklik olarak de�il, ara�t�rmac� taraf�ndan olu�turulan bir ara�t�rma konusu olarak d���n�lmeye ba�lanm��t�r.
Sosyoloji ve yap�salc�l���n genellemeci yakla��mlar� kendi b�nyelerinde somut vak�alar�n �zel y�nlerini ihmal eden ve ideolojik sapmalara �ok kolayca m�ruz kalan �ok aceleci teorilere muhalif, hareketler uyand�rmada geri kalmam��lard�r. Kurumsal planda, "Dinler Sosyolojisi Ar�ivleri"ni10 (Sosyolojik �ncelemeler Merkezi �er�evesinde 1954'te kurulan) Dinler Sosyolojisi grubuna bor�luyuz. Bu �al��ma grubu, sosyologlar, antropologlar, psikologlar ve dinlerin Sosyal Bilimlerinden ba�ka uzman ki�iler toplayarak geni� bir boyuta ula�m��t�r.
1963'te CNRS'in katk�s�yla Paris Katolik Enstit�s�nde bir din� ara�t�rmalar merkezi kurulmu�tur. Bir s�re sonra dinle ilgisi olan b�t�n yay�nlar�n say�m�n� yapan "Le Bulletin Signal�tique"in11 ne�riyat�, burada ba�lam��t�r. Fransa'da Din Bilimleri taraf�ndan uyand�r�lan ilgi, 70'li y�llarda Kilise kar��t� d���ncenin eski kalesi olan Sorbonne'da bir Kar��la�t�rmal� Dinler Tarihi k�rs�s�n�n kurulmas�yla da kendini g�stermi�tir.
D�PNOTLAR
* Des dieux qui se rapprochent : introduction syst�matique � la science des reli-gions,
Gen�ve, Labor et Fides, 1993 isimli eserin 26-42 sayfalar� aras�ndaki b�l�m�n Frans�zcadan
terc�mesi.
** Profes�r Jacques Waardenburg 15 Mart 1930�da Hollanda' n�n Haarlem �ehrinde d�nyaya geldi.
Hukuk tahsilinden sonra Amsterdam �niversitesi�nde �l�hiyat tahsili yapt� ve 1952�de �l�hiyat
lisans mezunu oldu. 1952�de Profes�r C.J. Bleeker�in da-n��manl���nda Fenomenoloji ve Dinler
Tarihi alanlar�nda master e�itimini tamamlad�. Daha sonra Leiden �niversitesi�nde, La Haye
Institute of Sociale Studies�de ve Paris �cole Nationale des Langues Vivantes (Ya�ayan Diller
Mill� Okulu)�ta Arap Dili ve �sl�m� �ncelemeler alan�nda ihtisas yapt�. Bir�ok Arap �lkesini
ziyaret ettikten sonra Paris�te Louis Massignon�un dan��manl���nda ara�t�rmalar yapt�.
1961�de Amsterdam �niversitesi �l�hiyat Fak�ltesi�nde L�Islam dans le miroir de l�Occident
(Bat��n�n Ay-nas�ndaki �slam) konulu doktora tezini savundu ve bu �al��may� 1963 senesinde
yay�n-lad�. Daha sonra, Montr�al McGill �niversitesi Institute of Islamic Studies (�sl�m�
�n-celemeler Enstit�s�)�de, Paris CNRS ( Bilimsel Ara�t�rmalar Mill� Merkezi)�te
a-ra�t�rmalar�na devam etti ve bu merkez hesab�na Arap �lkelerindeki �niversiteler hak-k�nda
bir ara�t�rma ger�ele�tirdi (1963-1964). 1964-1968 y�llar� aras�nda Los Angeles California
�niversitesi�nde okutman, daha sonra Yard�mc� Do�ent olarak g�rev yapt�. 1968-1980 aras�
Utrecht Devlet �niversitesi�nde Do�ent, 1980-1987 y�llar� aras�nda da �slam ve Fenomenoloji
Profes�r� olarak g�rev yapt�. 1987 y�l�nda Lozan �niversitesi �l�hiyat Fak�ltesi�ne Din
Bilimleri Profes�r� olarak t�yin edildi. Muhtelif dillerde bir�ok eser ve iki y�ze yak�n
makalesi yay�nlad�. 20 Haziran 1995�te ��slam ve H�-ristiyanl�k, Bir Diyalo�un Me�hulleri�
isimli veda dersini verdikten sonra ya� haddin-den dolay� emeklili�e ayr�lm��t�r. Profes�r
Jacques Waardenburg �u an hayat�n� �s-vi�re�nin Lozan �ehrinde, Alp Da�lar��n�n ete�inde
s�rd�rmektedir. Profes�r Jacques Waardenburg�un en �nemli eserleri �unlard�r : Les
universit�s dans le monde arabe actuelle. Documentation et essai d�interpr�tation (G�n�m�z
Arap D�nyas�ndaki �niversiteler. Dok�mantasyon ve Yorumlama Denemesi). c. 1 : Metin; c. 2 :
�statisti-kler, Paris-La Haye : Mouton, 1966; L� Islam dans le miroir de l� Occident
(Bat��n�n Aynas�ndaki �slam), 3. bsk. Paris-La Haye, Mouton, 1970; Classical Approaches to
the Study of Religion : Aims, Methods and Theories of Research (Dinin �ncelenme-sine Klasik
Yakla��mlar : Ara�t�rma Ama�lar�, Metotlar� ve Teorileri), 2 c. ; c. 1 : In-troduction and
Anthology, The Hague : Mouton, 1973 ve 1974; 2. bsk., Berlin : Walter de Gruyter, 1999; c. 2
: Bibliography, The Hague : Mouton, 1973 ve 1974; Reflec-tions on the Study of Religion ;
Including an essay on the work of Gerardus van der Leeuw (Din �ncelenmesi �zerine D���nceler
: Gerardus van der Leeuw�un �al��-mas� �zerine Bir Deneme Dahildir). The Hague-Paris-New York
: Mouton. 1978; L�enseignement dans le monde arabe (Arap D�nyas�nda E�itim), Louvain-La-Neuve
: C.E.R.M.A.C. (Centre d��tudes et de Recherche sur le Monde Arabe Contem-porain), 1983;
Religionen und Religion : systematische Einf�hrung in die Reli-gionswissenschaft (Din ve
Dinler : Din Bilimlerine Sistematik Giri�); Berlin-New York : W. de Gruyter, 1986;
Frans�zcas� : Des dieux qui se rapprochent : introduc-tion syst�matique � la science des
religions (Biribirlerine Yakla�an Tanr�lar : Din Bi-limlerine Sistematik Giri�), Gen�ve :
Labor et Fides, 1993; L�islam : une religion.
Suivi d�un d�bat : Quels types d�approches requiert le ph�nom�ne religieux ? ( Pierre Gisel
ile birlikte), Gen�ve : Labor et Fides, 1989; Islamisch-christlische Bezie-hungen :
Geschichtliche Streifz�ge (�slam-H�ristiyan M�nasebetlerinin Tarihi Seyri).W�rzburg : Echter
Verlag & Altenberge : Oros Verlag, 1992; Perspectiven der Religionswissenchaft (Din Bilimleri
Perspektifleri). W�rzburg : Echter Verlag & Al-tenberge: Oros Verlag, 1993; Profiles and
International Developements in the Scho-larly Study of Religion ( Dinin Bilimsel
�ncelenmesinde Profiller ve Uluslararas� Ge-li�meler), Bern : Swiss Science Council, 1995;
Islam et occident face � face. Regards de l�histoire des religions (�slam ve Bat� Kar��
Kar��ya. Dinler Tarihinin Bak�� A��s�), Gen�ve : Labor et Fides, 1998; Islam et sciences des
religions. Huit le�ons au Col-l�ge de France (�slam ve Din Bilimleri : Coll�ge de France�da
Sekiz Ders), Diffusion Les Belles Lettres : Paris, 1998; Muslim Perceptions of Other
Religions : A Histori-cal Survey, (ed.), New York-Oxford : Oxford Univ. Press, 1999. (terc.)
*** Erciyes �niversitesi �lahiyat Fak�ltesi Dinler Tarihi Ara�t�rma G�revlisi. E-mail :
[email protected]
**** Frans�zca, La science des religions, Almanca Religionswissenchaft �eklinde kullan�lan bu
tabirin tam terc�mesi Dinler Bilimi olacakt�. Fakat �lkemizde yerle�mi� bir �st�lah oldu�u
i�in bu tabiri, Din Bilimleri olarak terc�me etmeyi uygun g�rd�k (terc.)
1 Din Bilimleri tarihi i�in Bkz.: M. Meslin "L'histoire des religions" in H.C. Puech,
His-toire des religions, Encyclop�die de la Pl�iade, Paris, Gallimard, 1976, , c. III, s.
1279-1328. E.J. Sharpe, Comparative Religion. A History, 2. Bask�, Londra, Duckworth, 1986.
Bkz. Method and Theory in the Study of Religion, c. I, no 1, To-ronto, 1989. J. De Vries,
Perspectives in the History of Religions, Berkley, Univer-sity of California Press, 1977. J.
Waardenburg, Classical Approaches to the Study of Religion, 2 cilt La Haye-Paris, Mouton, c,
I : Introduction and Anthology, �zellikle bkz. s. 7-82; c. II: Bibliography, 1973-l 974; J.
Goulet, Construire une science de la religion, Montreal, Fides,1987 ile kar��la�t�r�n�z. F.
Whaling, Contemporary Ap-proaches to the Study of Religion, 2 cilt, Berlin, Mouton, c. I :
The Humanities. c. II : The Social Sciences 1983-1984.
2 M. Dupuy, La philosophie de Max Scheler. Son Evolution et son unit� & La philo-sophie de la
religion chez Max Scheler, Paris, PUF, 1959.
3 C.J. Bleeker, "Comparing the religio-historical and the theological method". Numen 18
(1971). s. 9-29.
4 M. Despland, La tradition fran�aise en science des religieuses Pages d'histoire. (Les
cahiers de recherche en sciences de la religion, 10), Qu�bec, Universit� Laval, 1991. H.C.
Puech & P. Vignaux, "La science humaines des religions" (1937), in H. Desroche & J. Seguy,
Introduction aux sciences humaines des religions, Paris, Cujas, 1970, s. 9-35. E. Poulat, "Le
d�veloppement institutionnel des sciences religieu-ses en France". A.g.e, s. 79-98. B.
Pulman, "Aux origines de la science des religions. Lorsque le savoir Prend la chaise",
Confrontation no 14, Paris, Aubier, 1985. J.P. Vernant, Religions, histoires, raisons, Paris,
Maspero, 1979.
5 P. Deguise, Benjamin Constant meconnu. Le Livre de la religion avec des docu-ments, Gen�ve,
Droz, 1966.
6 K. Van Gennep, Bibliographie des oeuvres d'Arnold van Gennep, Paris, Picard, 1964. Arnold
van Gennep hakk�nda b.k.z: N. Belmont, Arnold van Gennep, le cr�ateur de l'�thnographie
fran�aise, Paris, Payot, 1974.
7 E.L. Bumouf, La science des religions, Paris, Maisonneuve, 1870.
8 College de France'da Dinler Tarihi k�rs�s� 10 Ocak1880 y�l�nda kurulmu�tur. S�ras�y-la
Albert Reville (1880), Jean Reville (1907), Alfred Loisy (1909) Jean Baruzi (1933), H.-Ch.
Puech (1952) g�rev yapm��t�r. Bu sonuncunun emekli olmas�ndan sonra 1972 y�l�nda bu k�rs�
kald�r�lm��t�r.
9 Cent ans de sciences religieuses en France a L' �cole Pratique des Hautes Etudes. Paris,
Cerf, 1987. Probl�mes et m�thodes d'histoire des religions. �cole Pratique des Hautes
Etudes'�n Din� Bilimler B�l�m� taraf�ndan ne�redilen derlemeler, Paris, Puf, 1968.
10 Les Archives de Sociologie des Religions 1956 y�l�nda ne�redilmeye ba�lanm��t�r. 1971
y�l�nda ismi Archives des sciences sociales des religions olmu�tur.
11 Le Bulletin Signal�tique 527. Histoire et science des religions, �� ayl�k ne�riyatt�r,
1964'ten bu yana Paris'teki Bilimsel Ara�t�rmalar Mill� Merkezi taraf�ndan ne�redil-mektedir.
295
Web Kaynak : Erciyes �niversitesi
Sosyal Bilimler Enstit�s� Say�: 16 Y�l: 2004/1 (281-295)