İSLAMI BİLMEK
Hilmi YAVUZ
Uzunca bir süredir Türkiye'de İslâm konuşuluyor. Özellikle medyada ve medya aracılığıyla da kamusal alanda İslâm'dan söz ediliyor. Hiç kuşku yok: İslâm'ın kamusal alanda, olumlu ya da olumsuz "konuşuluyor" olmasının büyük yararı var. İslâm'ın kamusal alanda 'görünür' olmasından çok, 'konuşuluyor' olmasının, zihinsel sınırların yeniden çizilmesine katkısı olacağını (hatta, olduğunu da!) düşünüyorum.
Apaçık olan şu ki, Türk entelijansiyası, bırakınız bir inanç objesi olarak alımlanmasını, bir bilgi objesi olarak da İslâm'ı kavramış, onu anlamış değildir. 'Bilmek'le inanmak arasındaki zihinsel sınırlar, kasıtlı bir tavırla silinmeye çalışılmış, bundan dolayı da bir bilgi objesi olarak İslâm'e temellük etmenin, tuhaf, ama anlaşılabilir bir fanatizmle 'gericilik', 'yobazlık' anlamına geldiği sanılmıştır. Buna, İslâm'a Oryantalist bir zihin çerçevesinden bakmayı da dahil etmek gerekir. Zira, Türk entelijansiyası İslâm'a bir Batılı müsteşrikin baktığı gibi bile bakmamış; İslâm'ı 'bilme'yi değil, 'bilmeme'yi tercih etmiş; hatta, bilmemek'le, bilmek istememekle iftihar etmiştir! Her zaman söylerim: Dünyada insanların cehaletleriyle övündükleri tek ülke, herhalde Türkiye'dir...
İslâm'a inanırsınız ya da inanmazsınız, bu insanın kendine kalmış bir şeydir, -kimse karışamaz elbet! Ama insaf edilsin, İslam'ın ne olduğu, neyi içerdiği, neyi kuşattığı konusunda en azından elemanter bir bilgiye, bir fikir sahibi olmaya, kısaca İslâm'ı bir bilgi objesi olarak kavramaya karşı tavır almanın makul bir gerekçesi olabilir mi? Bu karşı tavır, entelektüel olmanın 'olmazsa olmaz' koşulu olan önyargısızlığa ve açık zihinliliğe aykırı düşmekte değil midir? Bilgiyi daha başından peşin hükümle reddetmek, hangi entelektüel konumla bağdaşır, -sorarım size?
Türk entelijansiyası, uzun yıllar, bir deve (kuşu) inadıyla İslâm'ı (görmezlikten ve) bilmezlikten geldi. İslâm'ı konuşmak istemedi ve konuşmak isteyenlere de 'gerici', ya da 'yobaz' etiketini yapıştırıverdi! Ayraç içinde söyleyelim: Türk entelijansiyası etiketlemeye pek meraklıdır. Bu yanıyla da, körlerin fili betimlemelerine benzer bir zihin durumu sergiler: 'Yobaz', 'gerici', 'solcu'... ne kadar kolay yapıştırılan etiketler!... Ignazio Silone'nin o çok ünlü romanı Fontamara'da, hükümet yetkililerinin köylüleri sorgulayıp yaftaladıkları o gerçekten unutulmaz bölümü okurken, daima ve biraz da gülümseyerek, Türk entelijansiyasını hatırlarım...
Bilinmeyen konuşulmaz. Dolayısıyla da İslâm, kamusal alanda 'konuşulan' bir konu olmadı uzun yıllar. Ve tuhaftır, İslâm'ın kamusal alanda 'konuşulamaz' olması laikliğin bir gereği sayıldı! Gerçek anlamda laik olmak, İslâm'dan söz etmemek demek değildi kuşkusuz; ama Türk entelijansiyası 'aşırı Batılılaşma'nın' (deyiş Prof. Şerif Mardin'indir) olduğu gibi, 'aşırı Laikleşme'nin zihinsel kalıbına kolayca giriverdi. İslâm, kamusal alanda 'konuşulamaz' bir tabu oldu, çıktı...
Ahkam kesmek gibi bir niyetim yok, ancak Türkiye'de bugün İslâm bağlamında karşılaştığımız problemlerin nedeninin, İslâm konusundaki bilgi donanımı eksikliği olduğunu düşünüyorum. İslâm bilinmeden, neyin İslâm'ın kendisi, neyin 'irtica' olduğunu nasıl söyleyebiliriz? Dikkat edilsin: 'İrtica'yı asla mazur göstermeye çalışmıyorum. Bir kriterden, bir sınır çizme etkinliğinden söz ediyorum. Eğer İslâm'ın ne olduğunu bilmezsek, neyin 'irtica' olduğu konusunda yanılabiliriz demek istiyorum sadece, hepsi o kadar!
Bilinmeyen daima 'tehlikeli' sayılmıştır. Tipik bir örnek vereyim: 27 Mart 1994 yerel seçimlerinden sonra bir Tv programında sunucunun seçim sonuçlarını yorumlamak üzere davet ettiği bir bilim adamına 'Hocam, bunlar tehlikeli mi?' diye sorduğunu anımsıyorum, 'Bunlar' dediği insanlar konusunda en ufak bir fikri yoktu biçare sunucunun ve büyük bir ihtimalle, Müslümanları uzaydan gelmiş UFO'larla karıştırmaktaydı!!!
İslâm'ın 'konuşuluyor' olması, onun 'biliniyor' olması anlamına gelmiyor elbet. Dahası, 'konuşuluyor' olmasının, Türk entelijansiyasının bugünkü içler acısı durumuna baktıkça, 'bilme'yi teşvik edici bir yanı olduğu bile söylenemez. Gene de, kamusal alanda 'konuşuluyor' olması, bu alandaki görünmez zihinsel engellerin, kısmen de olsa, aşıldığını gösteriyor. Buna da şükür!...
Kaynak: Hilmi Yavuz, Türk Müslümanlığı ve İslam Üzerine, Zaman Cep Kitapları, İstanbul, 2001, ss.109-112