METODOLOJİK SORUNLAR
Eric J. SHARPE
Çeviren
Ömer Mahir Alper (Dr.)
Din çalışması, bir takım koşullar ve sınırlamalarla çevirilidir. İlkin, sahaya adım atmak için tek başına araştırmacının bir gerekçesi ve arzusu bulunmalıdır ki, kısmen ya da bütünüyle sübjektif olan bu mesele hakkında genelleme yapmak isabetli değildir. İkincisi, araştırmacının malzemeyi anlama ve analiz etme noktasında kişisel olarak yeterlilik sağlayabileceği bir düzeyi olmalıdır. Fakat, yeterli motivasyon ve ilgili malzemeye ulaşım var kabul edilse bile, yine de son tahlilde yöntemle ilgili sorunlar mevcudiyetini korumaktadır. Malzeme nasıl organize edilecek ve nasıl bir tasnife tabi tutulacaktır? Ele alınan konuya ne tür bir analitik prosedür uygunluk arzetmektedir? Ve bu prosedürler ne ölçüde genel yöntembilimsel prensipler düzeyine çıkarılabilir? Daha pek çok soru sökün etmektedir. Araştırmacının kişisel önkabülleri ne ölçüde mevcut malzemeler bütününe yaklaşım tarzını ve analiz biçimini etkilemektedir? Din çalışması "pür" bir bilim midir yoksa "uygulamalı" bir bilim midir? Ele alınan konunun entelektüel olarak anlaşılmasının ötesinde bir amaca yönelim söz konusu mudur, değil midir? Din çalışması kişisel bağlılıkları ihtiva eden meselelerden uzak kalmalı mıdır ya da bir araştırmacının, bir dinî geleneğin diğerlerine karşı daha değerli olduğunu kabul etmesine izin verilebilir mi (ya da bu ondan beklenebilir mi?)
Bu sorular ve benzer türde diğer pek çok soru son yıllarda ciddi bir biçimde tartışılmaktadır. Bir araya geldiğinde bunlar, neredeyse "yöntembilim"i din çalışması içerisinde bir alt-disiplin haline getirmektedir (ya da biri tarihsel, diğeri de sistematik olmak üzere iki alt-disiplin yapmaktadır). Birçok bakımdan bilim tarihiyle mukayesesi mümkün olan tarihsel yön, son iki yüz yıl boyunca bizzat araştırma ve incelemenin yönünü ayrıntılı olarak ortaya koymayı amaçlayan bir görüşle, geçmiş yöntem ve yaklaşımları incelemektedir. Diğer yön ise, bir yandan bilim felsefesiyle diğer yandan ise, sistematik teolojiyle ortak özellikler taşımaktadır. Bu yön, dünün yöntemlerinin bugün de etkili olması ölçüsünde geçmişe bakmaktadır; aksi halde o, bir yandan dinin doğası hakkında bugün bilinenler ya da kabul edilenler üzerinde durmakta, öte yandan araştırmacının ön-kabulleri üzerinde odaklaşmaktadır.
Din çalışmalarında en yeni yöntembilimsel meseleler bu ikinciyle, yani sistematik yönle ilişkili olarak tezahür etmiş ve bilginlerin kendileriyle birlikte sahaya taşıdıkları farklı ön-kabuller bütünü dolayısıyla da bu meselelerin ortaya çıkması hızlandırılmıştır. Araştırmacının başlangıçta mesela bir teolog, bir filozof veya bir klasik filolog olarak mı yetiştiği yoksa alan-çalışması yapan bir etnolog olarak mı eğitildiği konusu oldukça önem arzetmektedir. Bu alanda çalışma yapan bir bilginin dinin "tabiî" kökeni olduğunu kabul edip etmemesi de bir hayli mühimdir. Bu türden ön-yargılar nadiren açık bir biçimde belirtilir ve daha sonraki araştırmacı kuşağı kendi sonuçlarını çıkarmaları noktasında yönlendirilebilir. Bu nedenle yöntembilimsel meselelere yönelik bir fikirler tarihi yaklaşımı (diğerleri değil) neredeyse sistematik düşünüşe bir başlangıç olarak vazgeçilmezdir.
Tabiîki dinin kendisini dile düşmüş olması dolayısıyla tanımlamak ve belirlemek zordur. Bu böyle olunca, din çalışmaları alanında da buna tekabül eden zorlukların olmasını beklemek gerekir. Bir çok açıdan işlevsel olan (bireysel ve toplumsal, varoluşsal, entelektüel, sosyal ve ahlakî) din, teoride evrensel olarak tanınmakta iken, bunu pratiğe geçirmek zor olmaktadır. Bireysel araştırmacıdan kaynaklanan sınırlılıklara bağlı olarak din çalışması, diğerlerini dışarıda tutarak dinin tek bir fonksiyonu ya da yönü üzerinde odaklaşabilmektedir. Dinin "temel" unsurunun diğerlerinden ziyade onun işlevlerinin sadece birinde bulunabileceği yolundaki gözlemcinin öncel kanaati, gözlemlenebilir fenomenin sınırları içerisinde bir öncelikler ıskalası inşa etmeye sebebiyet vermektedir. Basitçe meslekî yeterlilik ve kişisel tercih meselesi olarak sosyolog, dinin bir işlevini incelerken psikolog bir diğer işlevini ele almaktadır. Filolog kelimeleri yorumlamak için eğitilmiştir ve metinsel malzemenin olmaması durumunda tamamen yanlış bir yöne gidebilmektedir. Bu tür uzmanlaşma tabiîki zorunludur, fakat alternatif yöntemler ve yaklaşımlar tanınmadığında ve değersiz bulunduğunda ya da dinî ifadeler alanı uzmanın yetiştiği alanla sınırlandırıldığında bir tehlike durumu söz konusu olabilmektedir: böyle durumlarda "indirgemecilik"ten bahsetmek uygundur. Bir dereceye kadar din çalışması gerçekten disiplinlerin buluşma noktası olup (ki, bu disiplinlerin pek çoğu akademik dünyada bağımsız bir varlığa sahip olmaktan hoşlanmaktadır), olası yaklaşım ve yöntemlerle ilgili büyük bir çeşitlili kabul etmelidir.
DEĞER YARGILARI
Bununla birlikte din çalışmalarında yöntem sorunları bütünüyle tek türde değildir. Yöntem, ya malzemeyle ya da araştırmaya sevkeden saikle ilişkili olabilir. Birinci durumda (malzemeyle ilişkili olan durumda) mesele, bireylerin dini tecrübeleri kadar, metinler ve anıtlar, mitler ve ritüeller ve ahlakî ilkeler ve değerler tarafından ortaya konulduğu veçihle bizzat dinin yapısıyla ilgilidir. Buradaki problem bu faktörler arasındaki ilişkiyi, her birinin tezahür ettiği ortama uygun gelen konumları içerisinde ortaya koyma noktasındadır. Dini tecrübe durumunda araştırmacının kişiliği öne çıkmaktadır. Bugün hiçbir araştırmacının belli bir malzemeyi önyargılardan uzak ya da "objektif" olarak değerlendiremeyeceği yönünde bir eğilim söz konusudur. Zira her araştırmacı bir döneme, ideolojiye, teolojiye, sosyal sınıfa ve/veya düşünce iklimine sıkı bir bağlılık içindedir. Ön-kabuller bilinebilir ya da bilinmeyebilir; ve din fenomenolojisinin ana hedeflerinden biri rasgele uygunsuz değer yargılarına yol açabilecek kişisel durumla ilgili ne varsa bunları tanımak ve onlardan kurtulmak (en azından "paranteze almak") olabilir. Yine de bu noktada kuşkuculuk günümüzde oldukça yaygın bir durumdur. Hatta, ön-kabullerden bağımsız olma durumu mümkün olabilse dahi (ki, nihayetinde bunun mümkün olmadığı sonucu çıkmaktadır), bizzat böyle bir durumun arzu edilirliğinin bile bir değer yargısı olduğu iddia edilmektedir. Böylece objektiflik boş bir emeldir ve birbirleriyle yarışan sübjektifliklerin zorunlu olarak buluşma yeri olan yöntembilimsel bir tartışmadır. Araştırmacı dine ait sembol-sistemleri konusunda teknik yetkinliğe ulaşabilir, fakat hermenötik seviyede değer-bağımsız yaklaşım kesinlikle elde edilemez.
Kaynak : Der. ve Çev. Ömer Mahir Alper, "Batı'da Din Çalışmaları", Metropol Yayınları, İstanbul, 2002, ss.79-82