TASAVVUFA  DAİR   ...

Tasavvuf  Portalı

Rasûlullah [s.a.v.]

Digital Ashâb

Hakkani Sohbet  {Buradasınız}

1  2  3  4  5  6  7  8

Digital Âsitane

Digital Mürşid

Digital Murabıt

Digital  Sufi

Digital Ziyaret

Digital Sanat

Tasavvuf  Literatürü

Güncel Tasavvuf

Tasavvuf Portalı Haritası

   Hakkani  Sohbet

1  2  3  4  5  6  7  8

 

 

 

 

 

 

31/01/08

 Tasavvuf & Sufiler  âsitanesi tasavvuf.info adresinde yayında...

DİGİTAL   HAKKANİ  SOHBET

1     2    3     4    5    6   7

*

ALLAH'IN   SEÇKİN   KULLARI

[ Yeryüzünde Seyahatin Hikmeti ]

Hazret-i Şeyh   Muhammed Nazım Kıbrısi  el-HAQQANİ  K.S.

Hazret-i Şeyh   Muhammed Nazım el-HAQQANİ, Kasr-ı Arifan'da  Nakşnbendlerin Şahı'nın K.s. makamında...

Buhara-Özbekistan  / TÜRKİSTAN

 

Bismillahir-Rahmanir-Rahim

 

 

Seçkin Kullar

İnsanların en iyileri, en seçkinleri peygamberlerdir aleyhimü's-selam. Ve seçkin dediğimizde gerek zahir yapıları, beden itibarı ile kemal üzeredir. İnsanoğlunun ayıp görebileceği bir şey onların üzerinde olamaz.

 

Elbette ki, yine insanların içerisinde en ziyade haya sahipleri peygamberlerdir, utangaç olma manasına. Ve onların vücudları selamettir, herbir ayıptan haya ettikleri cihetten vücutlarını setr eder ve göstermezler.

 

Hatta Musa Aleyhisselam onların içerisinde en ziyade haya sahiplerinden biri olarak meşhur idi. İsrailoğulları soyunup hamam yaparlar, soyunup banyo ederler, soyunup denize girerlermiş. Musa Aleyhisselam katiyyen… Onun soyunduğunu görmediler ve bazıları demişler ki halkın arasında; ´Musa´nın vücudunda beyaz lekeli olan bir hastalık vardır. Onun vücudunda o hastalık vardır ve o ayıptan dolayı soyunmak istemez. Ayıbı görünmesin diye´diyerekten söz etmişler.

´O hastalıktan dolayı vücudunu örtüyor´ derlermiş. Ve Cenab-ı Hak hikmeti ile Musa Aleyhisselam´ın aleyhinde olan o kimseleri yalanını meydana çıkartmak için… Bir gün Musa Aleyhisselam bir tenha yerde soyunup ve elbiselerini de taşın üzerine koymuş ve girmiş. Ve çıktığında o taş Allah´ın hikmetiyle birden hareket etti elbiseleriyle beraber.

Yetişeyim diyerekten o taşın arkasından koşarken farkında olmadan o İsrail  kavminin arasından geçiyor.

Bakıyorlar ki, Musa Aleyhisselam´ın vücudu maşaallah tertemiz. Hem kimsede olmayan heybet var Musa Aleyhisselam´da. ´Öyle gördüler´diyor.

 

Şimdi onun için enbiyaların vücudları salimdir; yani her türlü hastalıktan selamettir. Azaları tamdır; göz, kulak, ağız, burun ve el, ayakları mütenasip ve de baktığında insanı cezbedecek heybet te var üzerlerinde; yani Enbiya Aleyhimüsselamın hiçbirinde zahirde nefret ettirecek hiçbir şey yoktur. Bu zahirde olan kemalidir o enbiyaların. Ses itibari ile de güzel, çehre itibari ile yakışıklı, güzel ve vücut itibariyle kuvvetli. Zeka itibariyle kimsede olmayan zeka, hassasiyet itibariyle kimsede olmayan hassasiyet yani zahirde insanlarda bulunan bütün üstünlükler onlarda mevcut.

 

Sonra manevi cihetten ve ruhani cihetten üstün ruhaniyet sahipleridir onlar. Ruhları itibari ile en kemal mertebede olan kimselerdir. Onun için insanların en iyileri peygamberlerdir. Onlar sırf iyilik için yaratılmışlardır. Onlardan hiçbir kimseye zarar gelemez.

 

İyilik ki, kulların işlediği  amellerin içerisinde Allah´a en sevgili olan ameller yaptıkları

iyiliklerdir. ´İnsan 24 saat zarfında 16.000 defa hareket eder ve 36.000 defa da amel eder´ diyor. Bu kadar bin amel işliyoruz hergün; yani bir işler yapıp duruyoruz. Amellerimizin içerisinde Allah´a sevgili olanı iyiliklerimizdir. Peygamberler sırf iyilik için seçilmiş kimselerdir. Ki, onlardan hiç kimseye kötülük gelemez ve gelmesine de imkan

yoktur.

Bir koyundan bir kimseye zarar gelir mi? Gelmez! Onun her şeyi faydadır. Onun için rüyasında koyunları görse bir kimse, o gördüğü koyun müminliğe delalettir. Çünkü mümin olan kimselerden de kötülük gelmez. Böyle birşey olamaz.

Mümin mümin iken kötülük yapamaz. Onun için Peygamber aleyhissalatuve's-selam bildirdi: “Bir kimse mümin olduğu halde içki içemez. Bir kimse mümin olduğu halde zina edemez. Bir kimse mümin olduğu halde hırsızlık edemez. Bir kimse mümin olduğu halde katillik edemez.“ İlla onun kalbinden iman çıkar, başının üzerinde durur. İmansız olur, o zaman o kötülüğü yapar.  İman dairesinde iken, iman hükmederken o insan kötülük yapamaz.

 

İman hükmettiği müddetçe insan iyidir. İman hükmetmediği  vakit insana, insan tehlikelidir, her türlü kötülüğü yapabilir. Binaenaleyh; elbette ki peygamberlerin  şanı iyiliktir. Ve onlardan bir kimseye bir kötülük geldiği görülmemiştir. Bütün peygamberlerin tariflerine bakılırsa, “O peygamberlerden bir kimseye bir fenalık geldi“ diyerekten söylenemez.

Gelen peygamberler iyiliği getirdiler. İyiliği reddettikleri için Cenab-ı Hak gönderdiği peygamberlerin kavimlerini helak eyledi. Lakin Cenab-ı Hak helak eyledi onları; iyilik emrini kabul etmedikleri için. Cenab-ı Hak kendi hak sahibidir ve azab etmekte veya affetmektedir.

 

Yalnız peygamberlerin şanı iyiliği tebliğ etmektir.

İnsanların iyilik için seçilmişleri ve insanların en iyileri peygamberlerdir.

Onların vazifeleri iyiliği insanların umumuna veyahut da bütün insanlığa yetiştirmektir.

Emrolundukları husus odur. “İyiliği insanlara ulaştırınız.”

 

Enbiyaya; peygamberlere seyahatın farz olmasının sebebi iyiliği insanlara ulaştırmak içindir. Kendilerine ulaşamayanlara onlar ulaşsınlar diyerekten. Bu hikmetten dolayı peygamberler seyahat etmek ile emrolunmuşlardır. Onlara farz ve vacip kabilinden olmaktadır seyahat. Sana, bana iyiliği ulaştırmak kastı ile onlara seyahat emrolunmuştur.

 

Biz insanların seyahat etmesi de sünnettir. Farz olsa baş edemeyiz. Onun için bütün tarikatlar, dervişlerine seyahatı emreder.

 

Onlar seyahat ederler ve sebebi ise, o içlerinde olan iyiliği insanlara ulaştırmaktır.

Hazret-i Şeyh   Muhammed Nazım Kıbrısi  el-HAQQANİ  K.S. Semerkand'da  Kusem ibn Abbas R.a..  makamında...

 

 

İnşaallah! Bize de bu seyahat kapısı açılmıştır 1940'tan 1941'lerden itibaren...En az elli seneye yaklaşıyor. Biz de bu dünyada üç kıt´ada; Asya´da, Avrupa´da, Afrika´da bizi seyahat ettirmiştir Cenab-ı Allah. Ümit ederiz, tek-tük kimseler olsa da, dinin güzelliklerini dinimizdeki iyilikleri, imanın ulviyet ve nuraniyetini bildirmeye göstermeye; öğretmeye... Cenab-ı Mevla lütuf etti de, mağrıbla maşrık arasında bizi dolaştırıyor elli senedir...

 

Dün geri geldik Kıbrıs´a. Dört aya yakın bir seferimiz oldu. Bu seferimiz taat seferi idi, gezme seferi değil idi. Gezme seferi olmadığından taat seferi nefse ağırdır ve zahmettir. Bununla beraber Cenab-ı Mevla dört aya yakın sefer esnasında bize müşkülat göstertmedi. Önümüze müşkül olan birşey çıkmadı. Müşkül olarak çıkanlar da asan (kolay) oldu.

 

Elbette ki bu seyahatlarımızda batıl ehli bizi takip etmektedir. Batıl ehli fırsat bulsa, bizim üzerimize hücum etmek ister. Belki ellerinden gelse, bizi ortadan kaldırmak ister. Lakin onlara fırsat vermeyen Cenab-ı Allah´a şükürler  olsun! Hamd-ü sena olsun! Tesbih-ü tenzih O Allah´adır ki; bizi setrediyor. Batıl ehli ne kadar köpürse, karşımıza gelip dikilmekten çekiniyor, korkuyor. Cenab-ı HakHakk ehline heybet vermiştir. Tek tük avarelerden başka öyle ahım-şahım gelip Hakk’a ve davetimize karşı itiraz edecek adam olmuyor. Uzaktan uzağa dişlerini gösterir, hırlar, öfke ile kuyruk sallarlar ama Cenab-ı Allah onları yakınımıza yaklaştırtmıyor.

 

Ve dediğimiz gibi işimiz budur.

 

Bu dört ay zarfında belki 300 belki 500 kaset doldurulacak kelamı Cenab-ı Mevla´nın bize ilham edip; teyid edip çok kimselerin hidayetine İslam’a gelmesine ve Avrupa´da bir hareket olmasına sebep olunduğu gibi Türkiye´de bulunduğumuz zamanda da yine müminlerin hakikatı arayanların bizim şahsımızın temsil etmekte olduğu Hakk merkezine alakalarından dolayı rahatsız olan sınıflar oldu, zümreler oldu, şahıslar oldu.

 

Onlara rağmen davetimizi aksatmadan tebliğ ettik. Nitekim Cumhurreisimiz de söyledi: "-Avrupa´ya gidersin Avrupa´yı karıştırırsın. Türkiye´ye gidersin Türkiye´yi karıştırırsın..."

Ne yapalım?´dedik. “Uyandıracağız” He…he…heh  (Gülüyorlar)

“Çok uyuyorlar. Bir parça uyandırmaya uğraşıyorum” dedim. O da Allah´ın Lütf u Keremidir ki, vakit ve saat yaklaşıyor.

 

Bu dünyaya tayin olunan günlerde sonuna doğru yaklaşmaktadır. Uzaklaşmıyor kıyamet, yaklaşıyor. Onun için uyandırmaya çalışıyoruz.

 

Biz aciziz. Aciz derken manası; Bu elektrik teli cereyan olmadığı vakit acizdir. Cereyan verildiğinde bu tel kudretlidir. Benden aciz adam benden korkak adam benden daha faydasız adam benden daha pasif adam yok. Lakin o cereyan o kalbe verildiği vakitte onların maksadı ne ise, ışıksa ışık, yerine göre elektrikse elektrik…

 

Elektrik; kah sıcaklıktır, kah soğukluktur; kah muharriktir (hareket ettirendir) ve çeşitli hizmetler için gelen elektrik cereyanını ademoğlu istediği maksada göre kullanıyor. İsterse o elektrik televizyondadır, isterse videodadır, isterse gramafonlardadır, isterse teyplerdedir, isterse komputerlerdedir, bilgisayarlardadır. Elektrik, insanın eline teshir edilmiş olan ilahi kudret denizlerinden bir  şuadır (bir kaynaktır)... Ve; ´Elektriği çıplak elle tutayım´ derse bir kimse. Elektrik telin içinde görünmez de ´Ben buradayım demez´ tuttuğu anda insanoğlunun hakkından gelir; onun için elektrik teli çıplak bırakılmaz; lakin bataryanın içine gelip çöreklenip durur. Hacmi yok, rengi yok, ağırlığı yok, akünün içine gelir ve oturuverir. Kaybolmaz sızıp bitmez. Acayip.

 

Elektrik akımsa ne akımıdır? Belli değil. İşte ilahi kudret! Bu telin içerisinde ilahi kudret denizlerinden bir  şua yürür ve aklına gelen ve gelmeyen işleri yapar. O akımı o elektrik teline vermesek o cereyan olmasa o tel adi bir şeydir. O tele cereyan verdikten sonra o tel korkunçtur.

 

Onun gibi Allah´ın veli kuluna açtığı bir kuvvet menbaı (kaynağı) vardır. O kuvvet menbaı ile dünyanın mağribını maşrıkına; maşrıkını mağribına atar. Dünyaya da aya da bir tekme vurup atar. Onlara öyle bir kuvvet menbaı açılır, kalblerine dolar.

 

Biz aczimizi söyledik. Kendi halimizde aciziz lakin büyüklere bağlandığımız vakitte büyüklerde olan feyz bize dolar. Bizde lüzum eden yerde ışık veririz. Lüzum eden yerde harekete getiririz. Muharrik (hareket ettiren) kuvvet var.

 

Lüzum eden maksada göre Allah´ın veli kulu hizmet verebilir.

 

Allah bizi onlarla haşreylesin! Dünyada da bulalım onları, ahirettede onlarla birlikte olalım.

 

Bu kadar yetişir.

 

Bil-hürmetil-Habibihi, bil-hürmetil-Fatiha!

 

 

WEBSİTE İÇERİĞİ

 

 

  EDİTÖR NOTLARI

"Her dem yeniden doğarız..." diyen ustamız Yunus'un sözlerine uygun olarak yeniden ve yepyeni bir tarz ile huzurunuzdayız.

İlk editörial notumuzda "İslam'ı yaşama sanatı" olarak tanımladığımız tasavvuf konulu bu websitesinin hayrlara vesile olacağına inancı ile yeniden "merhaba".

Devamı için tıklayınız....

Linkler

Yazışma Grubu & Forum

Görüş ve Öneriler

Tasavvuf & Sufiler ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi bize iletiniz:

[email protected]

Tasavvuf & Sufiler web grubunun interaktif alanları

EditördenSunum  | Yenilikler | Öneriler | Site HaritasıLinkler

 

Başsayfaya Dönüş

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 31/01/08



 

Hosted by www.Geocities.ws

1