TASAVVUFA  DAİR   ...

Tasavvuf  Portalı

Rasûlullah [s.a.v.]

Digital Ashâb

Hakkani Sohbet  {Buradasınız}

1  2  3  4  5  6  7  8

Digital Âsitane

Digital Mürşid

Digital Murabıt

Digital  Sufi

Digital Ziyaret

Digital Sanat

Tasavvuf  Literatürü

Güncel Tasavvuf

Tasavvuf Portalı Haritası

   Hakkani  Sohbet

1  2  3  4  5  6  7  8

 

 

 

 

 

 

30/01/08

 Tasavvuf & Sufiler  âsitanesi tasavvuf.info adresinde yayında...

DİGİTAL   HAKKANİ  SOHBET

1     2    3     4    5    6   7

*

Evliyâullah    Meydanı

Hazret-i Şeyh   Muhammed Nazım Kıbrısi  el-HAQQANİ  K.S.

 

Bismillahirrahmanirrahim

Mümin Çelik Gibidir

 

-Evliyâ Meydanı-

 

 

Şâh-ı Nakşibendi k.s. Hz.’leri bir gün kendi sevdiklerinden Şeyh Hüsrev adında garip fakir birinin

evine misafirliğe gitti.

 

Köylülerden biri o köye ehli keramet bir Evliyâ geldiğini işitince “Hakikaten keramet sahibi midir?”

diye bir torba armut alıp o veliye götürdü. “Birine bir işaret  koyayım,  âyet veliyse o bulup bana

versin” diye düşündü.

 

Lâkin o zâtın yüksek bir Evliyâ olduğunu, dünyanın yanında avuç içi gibi olduğunu nerden

bilsindi.

 

 

Şâh-ı Nakşibendi Hz.’leri dînin emirlerinden bahsediyordu ki sohbeti birden kesti:

“- Ey Hüsrev dışarıda elinde armut ile gelmiş bekleyen biri var…”

Gidip kapıyı açınca köyden birinin elinde bir tas armutla durduğunu gördü ve içeri buyur etti.

Köylü tabaktakileri arz eyleyip; “- Kusura bakmayın zîra çok az…” Büyük Zat onları ev sahibine verip;

“- Büyük kaba boşalt yine getir…” dedi ve onlardan bir armut alıp derhal o köylüye uzattı;

“- Bunu sen al…” Geriye kalanları ev sahibine verip,misafirlere dağıtmasını buyurdu, sonra o köylüye;

“- Bunları getirmekte senin gayen neydi?”

Mahcup bir vaziyette: “- Gerçek  şu ki, bu eve Evliyâ bir zat geldiğini işittim, imtihan etmek için bir miktar armut aldım, birine işaret  koyup sakladım, eğer hakiki veliyse işaretli armudu bize bulur verir.”

 

Şâh-ı Nakşibendi Hz.’leri:

“- Allah’ın Evliyâ bir kulunu imtihana kalkışmak uygun değil; bunu bil, zîra o veli kullar

Allah’ a çok yakındır, denemek câiz olmaz, bir daha yapma!..   İşaretli armudu bulup

vermeseydik, bizden bir zerre istifaden olmazdı. Mahrum kalmaman için onu bulup

verdik, bu gaye olmasaydı bunu asla yapmazdık…”

Köylü mahcup bir halde: “- Üzdüm sizi, affedin, yaptığıma pişmanım…”

 

***

 

Lâ havle velâ kuvvete illâ Billâhilâliyyül-Azîm

 

***

Şeyh Abdullah Dağıstani k.s. Hz.’leri (Allah sırrını takdis etsin) birgün ; “Mümin kimdir?”  diye

sormuştu.

 

Mümin bir cihetle dağa benzer, bir cihetle denize benzer.

Dağa benzeyişinin açıklaması  şudur; şimşekler, tipiler, yağmurlar, seller, kasırgalar veya

fırtınalar dağları yerinden oynatmaya muktedir değildir, lâkin dağ  başında fırtına çoktur. Müminin

de sıfatı dağa benzer, bazı defa fırtınalı günler olur, mümin başını eğmez, çünkü müminin başı

hak ile yükselmiştir.

 

Hak ile olan müminin başı dik ve yüzü aktır.

 

Başı önüne düşük olanlar kâfirlerdir, münâfıklardır ve bâtıldan yana olanlardır. Elbette insanın

dünya hayatında sükûnetli geçen günleri ve fırtınalı geçen günleri vardır. Herkes iyi günlerde

rahattır, yani başı önüne düşük değildir.

 

Lâkin fırtınalı ve şiddetli  günlerde çoklarının başları aşağıya düşer, boyunları eğrilir. Hakiki îman

taşıyanın sıfatı gerek kendisine, gerek çevresindekilere gelen hâdiselerde yıkılmayıp ayakta

durmasıdır. Zaten hak ile olan yıkılmaz.

 

Neden mümin yıkılmaz?

 

Mümin olan hak ile beraberdir. Bâtıl ile olan yıkılacaktır. Dünyada en kuvvetli veya en zengin

veya en iktidarlı olan biri bâtıl yöndeyse onun zengin olması onu ayakta tutamaz.

 

Neden?

Çünkü bâtıl kaybolduğunda onlar da kaybolacaktır.

 

Şeyh Abdullah Dağıstani k.s. Hz.’leri; müminin hâl ve şânı bir de denize benzer demişti.

* Deniz gibi oluşunun mânâsı; deniz pislenmez.

* Denize ne kadar pis sular aksa da deniz onu çalkalar, dağıtır,

* Hatta içine düşen pisliği de temizler.

 

İnsan, hayatında çok olaylarla karşılaşır ve çok defa kendisini kuşatılmış  görür. Lâkin müminin

karşısına hoşlanmadığı bir şey geldiğinde yıkılmaz ve şeytana teslim olmaz. İnsanın geri

tepmesinin diğer mânâsı şeytana teslim olmasıdır.

 

Mümin kimdir? Allah’a teslim olandır.

Kâfir kimdir? şeytana teslim olandır.

“Allah’a mı yoksa şeytana mı teslimsin?” diye kendi haline bakmalısın.

Allah’a teslimsen müslümansın, şeytana teslim olan kimse kâfirdir ve islâm dairesinden dışarıya çıkmış demektir.

 

Her zaman insanın istediği olmaz. Cenab-ı Hak’tan bir imtihan gelebilir. İşlerimiz doğru ve

istediğimiz gibi gittiğinde Allah ile beraber olup, işlerimiz bir parça istemediğimiz istikamete

döndüğünde Allah’ı bırakıp şeytanla beraber olmak şeytana teslimiyettir…(Allah muhafaza!).

 

İmanı gözetmek zordur ve mücâdele ister. Mücâdele eden îmanını koruyabilir, değilse şeytan

îmanını kaptığı gibi kaçar, gider.

Cüzî bir şeyden darılan, darlanan, geri tepen, şaşıran, yorulan, duran, yorulan veya ne

yapacağına karar veremeyen kimseler Allah’ın yanında makbûl sıfat sahibi değildir.

 

Büyük işler büyük adamlarındır.

 

Büyük adamlar da büyük işler başaranlardır. Küçük adamlar büyük işleri başaramazlar. Büyük

işlerde küçük adamlara verilmez, büyük adamlara verilir.

 

Osmanlı sultanlarının içerisinde, hanedanlık tahtına dokuz yaşında çıkan sultan vardır. Arslan

yavrusu arslandır. Tahtta dokuz yaşında çocuk sûretinde otursa da Cenab-ı Hak ona heybet giydirdiğinden; karşısında oturan vezir ve paşalar onun heybetinden padişâh-ı âlem diyerek titrerlerdi.

 

Büyük insanlar büyük işler için yaratılmıştır ve büyük insanlar büyük işlere mahsustur.

 

İman en büyük ilâhi lütuftur ve Allah onu bize takdir edip giydirdiğinde, biz o îman ile heybetli,

vakarlı, kudretli ve kuvvetli oluruz.

 

Çünkü o îman sebebiyle biz Allah’layız ve Allah da bizimledir.

 

Kıymaz isen baş ü câne

Geri dur girme meydâne...

Bu meydanda nice başlar

Kesilir hiç soran olmaz...

 

Yâni: ...Ey cana başa kıymayan adam; bu meydan çocukların oyun oynadığı meydan değildir,

Bu meydan erlerin meydanıdır.. Meydan (Evliyâlar meydanı) böyle bir meydandır.

 

“Rikabdır merdâne bas” mânâsı: atın üzerine binerken üzengilere sağlam  bas!

Onun üzerine iyice bin, korkak binme yiğit bin yâni merdâne bas!

 

Üzengilere ayak geçirdiğinde kalkıp oturmak erlerin sıfatıdır. Kılıç ile at üstünde koşmak kolay

değildir.

 

Bu işlere öyle adamlar lazımdır. Yapacaksa ne âlâ, yapmayacaksa geri durup erler meydanına

çıkmasın.

 

Allah için ayağa kalkacak olan bilecektir ki onun üzerine şeytan her taraftan hücum yağdıracak,

hücum ettirecektir.

 

Şeytanın hücumunun ona bir zarar vermediğini bilmelidir, çünkü her kim Allah ile ayağa kalktıysa

muzaffer olmuştur.

 

Her kim nefsi için ayağa kalktıysa rezil-rüsvay olmuş, bitmiş  ve tükenmiştir. Nefsin için kalkma

Allah için kalk!

 

(Allah ondan razı olsun) Hz. Ebubekir Sıddık, Efendimiz s.a.v.’e sormuştu;

“ - Mümin nasıldır? Münafığın sıfatı nedir? Bize tarif et yâ Resulallah”

 

Mümin: Uzun, yapraklarını dökmeyen ve her dâim yeşil olan selvi ağaçları gibidir. Bu ağaç yazda ve kışta kendi hâlini gözetir, hep aynı hâl üzeredir.

 

Mümin olan bir kimsede Cenab-ı Hak’kın ilâhi tecellileriyle hayrdan veya  şerden ne gelirse

hepsine hoşnutlukla ve râzılıkla bakar. Herşeyden hoşnut olmak imânın yüksek derecesidir.

Hoşlanmadığı bir şey olsa da yüzünden belli etmez. “Bu söz dokundu hali değişti” dedirtmez yâni

mümin bir hâl üzere olur. Kendini gözetir ve yıkılmaz.

 

Münafık: kavak ağacına benzer, suyu gördüğünde dal-budak salar ve genişler. Sulandıkça uzar

ve ortalık kavaklarla dolar. Yaz ve bahar mevsimlerinde çok ferahlanır, koca yapraklarının

altında küçük fidancıklar kalır.

 

Yazın güneş  sıcağını bastırdı mı o iri yapraklar devrilir, solar ve buruşur. Serin olduğunda gene

kabarır.

 

Güz geldiğinde artık o eski saltanatı kalmaz, yaprakları dökülür. Fırtınalar geldiğindeyse ne dalı

ne budağı kalır, kavak kaybolur. Bu münâfık âlâmetidir.

 

Ümmetin yükünü çekecek olanlar dayanıklı insan olmalıdır.

 

Çelik dövüldükçe sağlam olur, kırılmaz. Dökme demire bir darbe vurulduğunda kopar. Sağlam

su verilmiş demir kaç defa dövülürse o kadar kuvvet alır.

 

Ateşe girmeden çelik, çelik olmaz…

 

Çoğu insanlar kont demiri gibi azıcık bir darbe yese kopar, işe yaramaz. Çelikleşmiş, ateşe girip

çıkmış olan, mücahadeyle yetişen kimse darbelerden korkmaz. Bu tâlimatı bileceğiz. Dünyadaki

hâdiseler karşısında ya çelik sıfatında olacağız ve ya gösterişli ama bir darbede kırılan kont

demiri gibi.

 

Çelikleşen insan, iradesiyle çelikleşir.

 

Vücuduna veya atına zırh giydirmekle insan çelikleşmez. İradesiyle insan, insandır. İradesine

sahip olamayan insan, insan değildir, avam sınıfındadır.

 

Cenab-ı Hak dilediğini hükmeder.

 

Allah bizi kulluğundan ayırmasın ve kulluğundan meşgul edecek hallerden,  anlardan ve sıkıntılardan muhafaza eylesin.

 

Dünyanın hemm ü gamı insanı ahiretten mahrum eder, uzak tutar.

 

Allah bizi dünya kahrından muhafaza eylesin !..

 

el-Fatiha

 

 

WEBSİTE İÇERİĞİ

 
bullet Tasavvuf Âsitanesi
bullet Tasavvuf Önderleri ve Meşayih
bullet Digital Ziyaretgah

 

  EDİTÖR NOTLARI

"Her dem yeniden doğarız..." diyen ustamız Yunus'un sözlerine uygun olarak yeniden ve yepyeni bir tarz ile huzurunuzdayız.

İlk editörial notumuzda "İslam'ı yaşama sanatı" olarak tanımladığımız tasavvuf konulu bu websitesinin hayrlara vesile olacağına inancı ile yeniden "merhaba".

Devamı için tıklayınız....

Linkler

Yazışma Grubu & Forum

Görüş ve Öneriler

Tasavvuf & Sufiler ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi bize iletiniz:

[email protected]

Tasavvuf & Sufiler web grubunun interaktif alanları
bullet [email protected]
bulletTasavvuf & Sufiler Forumu

EditördenSunum  | Yenilikler | Öneriler | Site HaritasıLinkler

 

Başsayfaya Dönüş

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 30/01/08


 

Hosted by www.Geocities.ws

1