DİGİTAL
HAKKANİ
SOHBET
1
2
3
4
5
6
7

*

Evliyâullah
Meydanı
Hazret-i Şeyh
Muhammed Nazım Kıbrısi el-HAQQANİ K.S.
Bismillahirrahmanirrahim
Mümin Çelik
Gibidir
-Evliyâ Meydanı-
Şâh-ı Nakşibendi k.s.
Hz.’leri bir gün kendi sevdiklerinden Şeyh Hüsrev adında garip fakir
birinin
evine misafirliğe
gitti.
Köylülerden biri o
köye ehli keramet bir Evliyâ geldiğini işitince “Hakikaten
keramet sahibi midir?”
diye bir torba armut
alıp o veliye götürdü.
“Birine bir
işaret koyayım,
âyet
veliyse o bulup bana
versin”
diye düşündü.
Lâkin o zâtın yüksek
bir Evliyâ olduğunu, dünyanın yanında avuç içi gibi olduğunu nerden
bilsindi.

Şâh-ı Nakşibendi Hz.’leri
dînin emirlerinden bahsediyordu ki sohbeti birden kesti:
“- Ey Hüsrev dışarıda
elinde armut ile gelmiş bekleyen biri var…”
Gidip kapıyı açınca
köyden birinin elinde bir tas armutla durduğunu gördü ve içeri buyur
etti.
Köylü tabaktakileri
arz eyleyip; “- Kusura bakmayın zîra çok az…” Büyük Zat onları ev
sahibine verip;
“- Büyük kaba boşalt
yine getir…” dedi ve onlardan bir armut alıp derhal o köylüye uzattı;
“- Bunu sen al…”
Geriye kalanları ev sahibine verip,misafirlere dağıtmasını buyurdu,
sonra o köylüye;
“- Bunları getirmekte
senin gayen neydi?”
Mahcup bir vaziyette:
“- Gerçek şu ki, bu eve Evliyâ bir zat geldiğini işittim, imtihan etmek
için bir miktar armut aldım, birine işaret koyup sakladım, eğer hakiki
veliyse işaretli armudu bize bulur verir.”
Şâh-ı Nakşibendi Hz.’leri:
“- Allah’ın Evliyâ
bir kulunu imtihana kalkışmak uygun değil; bunu bil, zîra o veli kullar
Allah’ a çok
yakındır, denemek câiz olmaz, bir daha yapma!.. İşaretli armudu bulup
vermeseydik, bizden
bir zerre istifaden olmazdı. Mahrum kalmaman için onu bulup
verdik, bu gaye
olmasaydı bunu asla yapmazdık…”
Köylü mahcup bir
halde: “- Üzdüm sizi, affedin, yaptığıma pişmanım…”
***
Lâ havle velâ
kuvvete illâ Billâhilâliyyül-Azîm
***
Şeyh Abdullah
Dağıstani k.s. Hz.’leri (Allah sırrını takdis etsin) birgün ;
“Mümin
kimdir?” diye
sormuştu.
Mümin bir
cihetle dağa benzer, bir cihetle denize benzer.
Dağa benzeyişinin
açıklaması şudur; şimşekler, tipiler, yağmurlar, seller, kasırgalar
veya
fırtınalar dağları
yerinden oynatmaya muktedir değildir, lâkin dağ başında fırtına çoktur.
Müminin
de sıfatı dağa
benzer, bazı defa fırtınalı günler olur, mümin başını eğmez, çünkü
müminin başı
hak ile yükselmiştir.
Hak ile olan müminin
başı dik ve yüzü aktır.
Başı önüne düşük
olanlar kâfirlerdir, münâfıklardır ve bâtıldan yana olanlardır. Elbette
insanın
dünya hayatında
sükûnetli geçen günleri ve fırtınalı geçen günleri vardır. Herkes iyi
günlerde
rahattır, yani başı
önüne düşük değildir.
Lâkin fırtınalı ve
şiddetli günlerde çoklarının başları aşağıya düşer, boyunları eğrilir.
Hakiki îman
taşıyanın sıfatı
gerek kendisine, gerek çevresindekilere gelen hâdiselerde yıkılmayıp
ayakta
durmasıdır. Zaten hak
ile olan yıkılmaz.
Neden
mümin yıkılmaz?
Mümin olan hak ile
beraberdir. Bâtıl ile olan yıkılacaktır. Dünyada en kuvvetli veya en
zengin
veya en iktidarlı
olan biri bâtıl yöndeyse onun zengin olması onu ayakta tutamaz.
Neden?
Çünkü bâtıl
kaybolduğunda onlar da kaybolacaktır.
Şeyh Abdullah
Dağıstani k.s. Hz.’leri; müminin hâl ve şânı bir de denize benzer
demişti.
*
Deniz
gibi oluşunun mânâsı;
deniz pislenmez.
*
Denize
ne kadar pis sular aksa da deniz onu çalkalar, dağıtır,
*
Hatta
içine düşen pisliği de temizler.
İnsan, hayatında çok
olaylarla karşılaşır ve çok defa kendisini kuşatılmış görür. Lâkin
müminin
karşısına
hoşlanmadığı bir şey geldiğinde yıkılmaz ve şeytana teslim olmaz.
İnsanın geri
tepmesinin diğer
mânâsı şeytana teslim olmasıdır.
Mümin
kimdir?
Allah’a teslim
olandır.
Kâfir
kimdir?
şeytana teslim
olandır.
“Allah’a mı yoksa
şeytana mı teslimsin?” diye kendi haline bakmalısın.
Allah’a teslimsen
müslümansın, şeytana teslim olan kimse kâfirdir ve islâm dairesinden
dışarıya çıkmış demektir.
Her zaman insanın
istediği olmaz. Cenab-ı Hak’tan bir imtihan gelebilir. İşlerimiz doğru
ve
istediğimiz gibi
gittiğinde Allah ile beraber olup, işlerimiz bir parça istemediğimiz
istikamete
döndüğünde Allah’ı
bırakıp şeytanla beraber olmak şeytana teslimiyettir…(Allah muhafaza!).
İmanı gözetmek zordur
ve mücâdele ister. Mücâdele eden îmanını koruyabilir, değilse şeytan
îmanını kaptığı gibi
kaçar, gider.
Cüzî bir şeyden
darılan, darlanan, geri tepen, şaşıran, yorulan, duran, yorulan veya ne
yapacağına karar
veremeyen kimseler Allah’ın yanında makbûl sıfat sahibi değildir.
Büyük işler
büyük adamlarındır.
Büyük adamlar da
büyük işler başaranlardır. Küçük adamlar büyük işleri başaramazlar.
Büyük
işlerde küçük
adamlara verilmez, büyük adamlara verilir.
Osmanlı sultanlarının
içerisinde, hanedanlık tahtına dokuz yaşında çıkan sultan vardır. Arslan
yavrusu arslandır.
Tahtta dokuz yaşında çocuk sûretinde otursa da Cenab-ı Hak ona heybet
giydirdiğinden; karşısında oturan vezir ve paşalar onun heybetinden
padişâh-ı âlem
diyerek titrerlerdi.
Büyük insanlar
büyük işler için yaratılmıştır ve büyük insanlar büyük işlere mahsustur.
İman en büyük ilâhi
lütuftur ve Allah onu bize takdir edip giydirdiğinde, biz o îman ile
heybetli,
vakarlı, kudretli ve
kuvvetli oluruz.
Çünkü o îman
sebebiyle biz Allah’layız ve Allah da bizimledir.
Kıymaz isen baş
ü câne
Geri dur girme
meydâne...
Bu meydanda nice
başlar
Kesilir hiç
soran olmaz...
Yâni: ...Ey cana başa
kıymayan adam; bu meydan çocukların oyun oynadığı meydan değildir,
Bu meydan erlerin
meydanıdır.. Meydan (Evliyâlar meydanı) böyle bir meydandır.
“Rikabdır
merdâne bas”
mânâsı: atın üzerine
binerken üzengilere sağlam bas!
Onun üzerine iyice
bin, korkak binme yiğit bin yâni merdâne bas!
Üzengilere ayak
geçirdiğinde kalkıp oturmak erlerin sıfatıdır. Kılıç ile at üstünde
koşmak kolay
değildir.
Bu işlere öyle
adamlar lazımdır. Yapacaksa ne âlâ, yapmayacaksa geri durup erler
meydanına
çıkmasın.
Allah için ayağa
kalkacak olan bilecektir ki onun üzerine şeytan her taraftan hücum
yağdıracak,
hücum ettirecektir.
Şeytanın hücumunun
ona bir zarar vermediğini bilmelidir, çünkü her kim Allah ile ayağa
kalktıysa
muzaffer olmuştur.
Her kim nefsi için
ayağa kalktıysa rezil-rüsvay olmuş, bitmiş ve tükenmiştir. Nefsin için
kalkma
Allah için kalk!
(Allah ondan razı
olsun) Hz. Ebubekir Sıddık, Efendimiz s.a.v.’e sormuştu;
“ - Mümin
nasıldır? Münafığın sıfatı nedir? Bize tarif et yâ Resulallah”
Mümin:
Uzun,
yapraklarını dökmeyen ve her dâim yeşil olan selvi ağaçları gibidir. Bu
ağaç yazda ve kışta kendi hâlini gözetir, hep aynı hâl üzeredir.
Mümin olan bir
kimsede Cenab-ı Hak’kın ilâhi tecellileriyle hayrdan veya şerden ne
gelirse
hepsine hoşnutlukla
ve râzılıkla bakar. Herşeyden hoşnut olmak imânın yüksek derecesidir.
Hoşlanmadığı bir şey
olsa da yüzünden belli etmez. “Bu
söz dokundu hali değişti”
dedirtmez yâni
mümin bir hâl üzere
olur. Kendini gözetir ve yıkılmaz.
Münafık:
kavak ağacına
benzer, suyu gördüğünde dal-budak salar ve genişler. Sulandıkça uzar
ve ortalık kavaklarla
dolar. Yaz ve bahar mevsimlerinde çok ferahlanır, koca yapraklarının
altında küçük
fidancıklar kalır.
Yazın güneş sıcağını
bastırdı mı o iri yapraklar devrilir, solar ve buruşur. Serin olduğunda
gene
kabarır.
Güz geldiğinde artık
o eski saltanatı kalmaz, yaprakları dökülür. Fırtınalar geldiğindeyse ne
dalı
ne budağı kalır,
kavak kaybolur. Bu münâfık âlâmetidir.
Ümmetin yükünü
çekecek olanlar dayanıklı insan olmalıdır.
Çelik dövüldükçe
sağlam olur, kırılmaz. Dökme demire bir darbe vurulduğunda kopar. Sağlam
su verilmiş demir kaç
defa dövülürse o kadar kuvvet alır.
Ateşe girmeden
çelik, çelik olmaz…
Çoğu insanlar kont
demiri gibi azıcık bir darbe yese kopar, işe yaramaz. Çelikleşmiş, ateşe
girip
çıkmış olan,
mücahadeyle yetişen kimse darbelerden korkmaz. Bu tâlimatı bileceğiz.
Dünyadaki
hâdiseler karşısında
ya çelik sıfatında olacağız ve ya gösterişli ama bir darbede kırılan
kont
demiri gibi.
Çelikleşen
insan, iradesiyle çelikleşir.
Vücuduna veya atına
zırh giydirmekle insan çelikleşmez. İradesiyle insan, insandır.
İradesine
sahip olamayan insan,
insan değildir, avam sınıfındadır.
Cenab-ı Hak
dilediğini hükmeder.
Allah bizi
kulluğundan ayırmasın ve kulluğundan meşgul edecek hallerden, anlardan
ve sıkıntılardan muhafaza eylesin.
Dünyanın hemm ü gamı
insanı ahiretten mahrum eder, uzak tutar.
Allah bizi dünya
kahrından muhafaza eylesin !..
el-Fatiha
