|
Ey gönül bak kâinata gör
cihânun hâlini
Âhir olmuşdur semânın vâdesi
gözle bunu
Zirâ çok dürlü alâmet zâhir
oldu bir birin
Maşrık u mağrib arası geydi
cehlin zulmünü
Fakîrin hâlin sorarsan pür-şikâyet
Tanrı’dan
Hırs u nefsin igvâsıyla şeytân almış
sabrını
Hubb-ı dünyâ balçığıyla yapdı hayrın
kapısın
Kaplamışlardır hırs u gaflet ağniyânın
gönlini
Âlimin ilmin sorarsan şöyledir
bahsi müdâm
Ebced öğrense bir oğlan satmak
ister ilmini
Hırs-ı dünyânın elinden bak
mürîdin cengine
Açmak isterler meşâyıh
perdesinden sırrını
Pîrlerin gönlünde yokdur hergiz ölüm korkusu
Sanki şol hubb-ı zamândır gözler isen kavlini
Ne hatunlarda hayâ var ne kız-oğlanda edeb
Ne yiğitlerde kemâlât var göreler fi’lini
Mescidin kapılarına yapdı evler
ankebût
Çün cemâat yok imâmun te’sîr
eylemez ünü
Pâdişâhlar dürdü adlin
defterin yakdı oda
Saçdılar beğler hakîmler halka
zulmün odunu
Zulm ü gafletden cihân uş tutuşup par par
yanar
Gussasından kimse bilmez kimsenin ahvâlini
Ârif olan bildi iblîs çerisinin cengini
Her kişinin üstüne kıldı havâle cehlini
Fâil-i mutlakdır ol Hak kün
fe-kân emrindedir
Her ne isterse kılar ol kimse
yıkmaz hükmünü
Lutf anındır kahr anındır derd
anın dermân anın
Lutf içün kıldı havâle
kullarına kahrını
Ey Sinan Ümmî nazar kıl olma tevhîdden cüdâ
Pâdişâhlar pâdişâhı pek bilir ef’âlini (S.31-32)
Zikr edeyin Rabb’im seni
Mevlâm inleyi inleyi
Derdinle doyur beni
Mevlâm inleyi inleyi
Derdini derman bileyin
Hüsnüne hayran olayın
Zâr-ı sergerdân olayın
Mevlâm inleyi inleyi
Bakmayam dünyâ âhirne
Meyl eylemeyem vaslına
Ko gark olayın hazrete
Mevlâm inleyi inleyi
Şöyle mecnûn eyle beni
Bilmeyeyin beni seni
Dost diyeyin dün ü güni
Mevlâm inleyi inleyi
Yok eyle bu cân u tenim
Helâl olsun sana kanım
Göklere boyansın ünüm
Mevlâm inleyi inleyi
Gözlerimi giryân eyle
Ciğerimi biryân eyle
Cânı aşka kurbân eyle
Mevlâm inleyi inleyi
Derdinden gayrısı yokdur
Beni derdin ile tutdur
Derdin bana iyilikdir
Mevlâm inleyi inleyi
Habîbin şefâ’atin
Lâyık gör bana himmetin
Doldur câna muhabbetin
Mevlâm inleyi inleyi
Müfti Derviş eydir ey şah
Kıl du’âyı kabûlu’llah
İşim eyle vâsılu’llah
Mevlâm inleyi inleyi (S.39-40)
Teslîm ol mürşide yolda kalırsın
Mürşidsiz varılmaz dost illerine
Bin cânın da var ise ver yoluna
Mürşidsiz varılmaz dost illerine
Hak gönderdi Cebrail’i Ahmed’e
Mürşid oldı ol server Muhammed’e
Elbet mürşid lâzım oldu ümmete
Mürşidsiz varılmaz dost illerine
İşitmedin mi Hazret-i Musâ’yı
Arayıban buldu Hızır Nebî’yi
Önce Hızır oldu anın delîli
Mürşidsiz varılmaz dost illerine
Her mürşide varıp olma sen bende
Dükkân ara gör sattığı ne anda
Ara bul kâmili kalma yabanda
Mürşidsiz varılmaz dost illerine
Mürşid ile vardı yolu varanlar
Dost cemâlin bunda ayân görenler
Mürşid kılavuzdur gelin yârenler
Mürşidsiz varılmaz dost illerine
Ey nice girer lezzet alamaz
Ya neylesin anlar teslim olamaz
Maksûda murâda vâsıl olamaz
Mürşidsiz varılmaz dost illerine
Ol Uşşakî Şeyhî Muslihüddin’e
Derman etdi Ümmî Sinan derdine
Her vechile mûti oldu emrine
Mürşidsiz varılmaz dost illerine (S.46-47-48)
Âşıkların eğlencesi ism-i Zâtın yâ
Rabbenâ
Cânlarının dinlencesi zikr-i zâtın yâ
Rabbenâ
Fazlın kime beyân olur gizli râzı duyan olur
Ana katı ıyân olur keşf-i zâtın yâ Rabbenâ
Ne gelmiş ne gelesidir ne olmuş ne olasıdır
Ne bulmuş ne bulasıdır misl-i zâtın yâ
Rabbenâ
Halkın çoğu Hakk’ı bilmez ister râhı arar
bulmaz
Değmelere nasîb olmaz vasl-ı zâtın yâ
Rabbenâ
Gerçek erlerin hâlidir gidenin uğrar yoludur
Cümle âleme doludur hüsn-i zâtın yâ Rabbenâ
Hûr u cinân sohbetine mağrûr olma devletine
Eremezler lezzetine kurb-ı Zâtın yâ Rabbenâ
Cezb eylesin kime sırdan eğer geçden eğer
erden
Hergiz ayrılmaz nazardan resm-i zâtın yâ
Rabbenâ
Bahr-i muhrikdir dalınmaz bu bahre gavvâs
bulunmaz
Lâ-ta’ayyündür bilinmez kevn-i zâtın yâ
Rabbenâ
Bilen sensin ilme’l-yakîn gören sensin
ayne’l-yakîn
Bulan sensin Hakk’el-yakîn bahr-i Zâtın yâ
Rabbenâ
Seni bildim diyen bilmez seni buldum diyen bulmaz
Dile gelip şerh olunmaz vasf-ı Zâtın yâ
Rabbenâ
Bilmeyenler bildim sanır bulmayanlar buldum
sanır
Görmeyenler gördüm sanır nûr-ı Zâtın yâ
Rabbenâ
Ger enbiyâ ger evliyâ ger asfiyâ ger atkıyâ
Oldular mazhar-ı ziyâ vech-i Zâtın yâ
Rabbenâ
Her kimi nûrun cezbeder aşkın yolun durmaz
güder
Dâim anı ihrâk eder aşk-ı Zâtın yâ
Rabbenâ
Sensin âlemlerden ganî ister bu cân senden seni
Ayırmasın cân u teni kevn-i Zâtın yâ
Rabbenâ
Ümmî Sinan fazlın ile gitmek dilerler ol ile
Sen mahrem eyledin hele sırr-ı Zâtın yâ
Rabbenâ (S.56-57-58)
Meded Allah sana sundum elimi
Bizi güzel Muhamed’den ayırma
Gayrı kime arz edeyim hâlimi
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Gerçi kim günâhın bahrine daldım
İllâ ki âcizim bî-çâre kaldım
Sâilim kapına yalvara geldim
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Ey keremler kânı Ganî Celîlim
İbrâhim’e dedin dostum Halîlim
Zahirde bâtında oldur delîlim
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Göster cemâlini bize görelim
Ayağı tozına yüzler sürelim
Kabul et cânımız kurbân verelim
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Gerçi kim katında karadır yüzüm
İllâ ki fazlına bağlıdır özüm
Cümle yârânlara budur niyâzım
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Ol gün İsrâfil’in sûru urucak
Silkinip toprağın kalkıp durucak
Bölük bölük dîvânına varıcak
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Pîrimin himmeti yoldan ırmasın
Meleklerin gelip haber sormasın
Sırâtı mîzânı gözüm görmesin
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Âsiler azâb ile gamlarında
Mü’minler safâ ile demlerinde
Hazîre-i Kudüs makamlarında
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
N’ola bizi ganî kılsan fakîrken
Tûtîler kumrular ötüp şâd iken
Er-Rahmânu sûresini okurken
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Furkân’ı okuyup açdığı vaktin
Şarâben tahûrâ içdiği vaktin
İzzet hicâbını geçdiği vaktin
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Ebubekr ü Ömer Osman Ali’nin
Burhânıdır anlar selâm yolunun
Hürmetine Mevlâ’m cümle velînin
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Enbiyâ evliyâ çıkar köşküne
Mest olurlar anberine miskine
İmâm Hüseyin’in kanı aşkına
Bizi güzel Muhammed’den ayırma
Ümmî Sinan söyler sözü gümânsız
Hûr-ı cennet gerekmez bize ansız
N’iderler içinde cesedi cânsız
Bizi güzel Muhammed’den ayırma (S.58-59-60)
Ey bana dermân soranderdi haber ver sen bana
Dost yolında cân veren merdi haber ver sen bana
Ayn u şın u kâf içinde gördüğüm seyrân-ı
Hû
Ayn-ı vuslat harfi kim gördü haber ver sen bana
Kâmil insânın yolunda cânı kurbân itmeden
Sohbet-i sultâna kim erdi haber ver sen bana
Kimdir ol hânın yolunda var varından vaz gelen
Aşkına fermân olan ferdi haber ver sen bana
Ehl-i derdin tapusunda zâr ü giryân olmadan
Devlet-i Hak devri kim sürdü haber ver sen bana
Kul gerek sultân önünde kulluğa bel bağlaya
Ol mübârek pâye kim girdi haber ver sen bana
Bu Sinan Ümmî olupdur pây-ı aşkın bendesi
Ol kapudan anı kim ırdı haber ver sen bana (S.61)
Zâhid benim aşka yâr olduğum mudur hatâ
Işıkla yokluğu kâr kıldığım mıdır hatâ
Çün buyurdu ol Resûl mûtû kable ente mûtû
Ölmezden ön aşkıla öldüğüm müdür hatâ
Ben bu mülke gelmeden çâr anâsır olmadan
Aslımdaki ummâna daldığım mıdır hatâ
Geçip akdan karadan istediğim Yaradan
Mâsivâyı aradan sildiğim midir hatâ
Dilimdeki zikrimin kalbimdeki fikrimin
Ma’nâsına özümde bulduğum mudur hatâ
Gördüm vücûd ilinde Kur’ân okur dilinde
Tıfl-ı ma’nâ dersini bildiğim midir hatâ
Kılıban derd ile âh dilimdeki ol İlâh
Saltanat tahtında şâh olduğum mudur hatâ
Bir kişinin yüzünden bin kişiye lutf olur
Anca gönül pasını sildiğim midir hatâ
Ümmî Sinan der hoca fikrim bu irte gice
Işk ile cân mi’râca saldığım mıdır hatâ
(S.61-62)
Sır hümâsı pervâz edip sırru’llaha erdi
yine
Mahabbeti niyâz edip aşku’llaha erdi yine
Hakîkatin nihâyeti neydiğini bilmek içün
Kodı cân u akl u gönlü ilmu’llaha erdi yine
Ma’rifetin lübbüdür bu kâmil insân
gıdâsıdır
Anlar isen mu’ammâyı sırfu’llaha erdi yine
Her kemâlin lezzetinin hakîkatın anda bulup
Terk edip gayrı varlığı keşfu’llaha erdi
yine
Nûr-ı siyâhın neydiğin anlayanadır
sözümüz
İzzim Celâlim dediği zıllu’llaha erdi yine
Dilimdeki ism-i zâtın müsemmâsıdır
gördüğüm
Be vallahi inanırsan hüva’llaha erdi yine
Ben sözümü söylemekden söylemesem hoş yeğ
idi
İhtiyârım elde değil mahvu’llaha erdi yine
Sır gözüyle görenlere çok değildir sözüm
benim
Aydan günden ayân oldu seyru’llaha erdi yine
Zât-ı hakâyık dediğim hakîkatin esfelidir
Sırdan öte sır denilen kenzu’llaha erdi yine
Nûr-ı amâ menziline konup göçen ayân bilir
Görmeyene gümân gelir nûru’llaha erdi yine
Ümmî Sinan eydür bu sır vuslatının
pertevidir
Söylediğim aceblemen vaslu’llaha erdi yine (S.72-73)
Görün aşkı nice hayrân eyledi
Görün aşkı nice uryân eyledi
Mahabbet âteşi yanar yürekde
Görün aşkı nice büryân eyledi
Atar münkir olan taşı cânıma
Görün aşkı nice nişân eyledi
Zâhide vermedi zâkirin zevkin
Görün aşkı nice devrân eyledi
Bulunca gönülde genc-i nihânı
Görün aşkı nice vîrân eyledi
Bir zerrece on sekiz bin âlemi
Görün aşkı nice seyrân eyledi
Cân gözün katrede yedi deryâyı
Görün aşkı nice ummân eyledi
Hakk’ın tevhîdinin zâtın sıfâtın
Görün aşkı nice ayân eyledi
Ârifin nutkunu hakke’l-yakînden
Görün aşkı nice irfân eyledi
Zâhidin korkusu tamu yerini
Görün aşkı nice bostân eyledi
Cemâl-i bâğının âb-ı revânı
Görün aşkı nice reyhân eyledi
İçel’den cür’asın bezm-i elestin
Görün aşkı nice mestân eyledi
Olupdur vücûdum meye kârhâne
Görün aşkı nice dükkân eyledi
Yedi iklîm dört köşenin hânıyım
Görün aşkı nice sultân eyledi
Bu nefsin yediği inkâr aşını
Görün aşkı nice îmân eyledi
Bu akl u bu nefsi cânı emrine
Görün aşkı nice fermân eyledi
Unutdu iğvâsın hannâs u şeytân
Görün aşkı nice insân eyledi
Bu derdin çâresi bulunmaz derler
Görün aşkı nice dermân eyledi
Ledünnî ilmini bildirmek içün
Görün aşkı nice erkân eyledi
Bilmez Ümmî Sinan ağ u karayı
Görün aşkı nice fettân eyledi (S.74-75-76)
Dervîşliğin vasfını demeğe irfân gerek
Ma’rifet yemişini yemeğe insân gerek
Küfr-i zulmet kapusu kâl ü kîlden açılmaz
Ağır çevgân salmağa âlemde merdân gerek
Devlet topun atmayan nefsin burcun yıkamaz
Hû deyip cân vermeğe aşk ile mihmân gerek
Kevn ü mekân çirkini irkindi su ayırmaz
Dalıban oynamağa tâlibe ummân gerek
Dışın düzen dem be-dem Hak’dan nazar bulur
mu
Kâlin bâbın açmağa zikr ile devrân gerek
Dört kitâbı okuyan ilme muhtâc olur mu
Sırrın seyrân etmeğe delîl ü bürhân gerek
Aç gözüm Ümmî Sinan dostu bunda göre gör
Dostu bunda görmeğe ehline fermân gerek (S.76-77)
Aç gözünü bir dem uyan
Sen ey gönül gel ey gönül
Mahabbet rengine boyan
Sen ey gönül gel ey gönül
Aldanma nefsin âline
Yapış bir mürşid eline
Eresin ol dost iline
Sen ey gönül gel ey gönül
Tevhîde döndür sözünü
Dergâha döndür yüzünü
Pâk eyleyigör özünü
Sen ey gönül gel ey gönül
Bilirsin bu cihân fânî
Senden evvel gelen hani
Aşka ulaşdır bu cânı
Sen ey gönül gel ey gönül
Ümmî Sinan eydür sana
Sözüm budur önden sona
Çevir yönün Hak’dan yana
Sen ey gönül gel ey gönül (S.77-78)
Ey gönül doğru git Hakk’ın yoluna
Erenlerin çığrından çıkma gel
Dilersen maksûdun ayân buluna
Cihânın nakşına becid bakma gel
Ne gördünse evliyânın yüzünden
İzle ayrılma erenlerin izinden
Hazer eyle sakın İblîs sözünden
Dergâhdan nâmını varıp yıkma gel
Niçe bir ben diyü da’vâ kılasın
Her ne diledinse bugün bulasın
Sözi doğru söyle mü’min olasın
Yılan gibi irdiğini sokma gel
Âlimler ilm ile erkân ederler
Âşıklar âlemi seyrân ederler
Ârifler isyânı pinhân ederler
Görüp işitdiğin ilip çatma gel
Yarın cennet kapıları açıla
Hakk’ın rahmetleri halka saçıla
Ola kim eksiklerinden geçile
Kimsenin suçuna lakap takma gel
Sular gibi çağla aslını gözle
Fâş itme câhile sırrını gizle
Alçağa meyl edip ummânı gözle
Dağılıban her yanaya akma gel
Bu dünyanın yokluğuna darılma
Sinek gibi ankebûta sarılma
Bülbül gibi gülistândan ayrılma
Arı gibi her çiçeği kokma gel
Gör e bu dünyâyı irkip dereni
Anca bir sâatdir anın vîrânı
Lokmanı pâk eyle, ele gireni
Hayvan gibi boğazına tıkma gel
Ümmî Sinan eydür fânîdir cihân
Anca bir kâmiller olupdur nihân
Bir adım türâbda sana da mekân
Bulunur şimdi hevâdan bakma gel (S.79-80)
Söylemesem derim ammâ söylemeden geçemedim
Derd hâniyle âşıkları toylamadan geçemedim
Söylenenin söylememek hasînesinin hâsıdır
Ol hâs olan hazîneyi fâş eylemeden geçemedim
Gördüceğim bildiceğim söylemesem derim illâ
Erenlerin ahvâlini haylamadan geçemedim
Bülbül ericek bahâra sabr edemez turmaz dili
Men isem ol vahdet gülün yıylamadan geçemedim
Hikmet ile âriflerin makâmına erdi yolum
Erenlerin menzilini söylemeden geçemedim
Ehl-i hâlin haberidir ehl-i kâle ni’met olan
Men hâl ile hân ehlini toylamadan geçemedim
Ümmî Sinan eydür özüm sencileyindir bu
sözüm
Âşıkları irfânile toylamadan geçemedim (S.82-83)
Âşık olan kişi dâim
Dostun yolun düze dursun
Âşıklara ta’n eyleyen
İmân evin boza dursun
Sabreden münkir taşına
Bilmez ne gelir başına
Ebû Cehil kuyusunu
Bugün kendi hâlin bilen
Oldur varıp manzil alan
Ele bakıp yolda kalan
Yol erine göze dursun
Bil Tanrı’ya kulluk iden
Toğru gider dost iline
Şudur budur diyen tâgî
Yoldan çıkıp aza dursun
Buldu bulan ma’nâ yüzün
Kesb eyleyip irfân özün
Geldin câhil, ilmin yüzün
Okusun hem yaza dursun
Mürşid gönül vermeyen
Meydâna doğru girmeyen
Hâlin anda göre yarın
Bugün bunda beze dursun
Hakk’ı gerçek sevenlerin
Aşk odına girenlerin
Nişânı budur anların
Kalbi yanıp sıza dursun
Yedi tamu ne şeydür ki
Yakabile yanmışlar
Aşk âteşine yanmayan
Yanıcağın seze dursun
Derd üstüne derd isteyen
Bilin oldur merd isteyen
Bülbül olup verd isteyen
Güzden geçip yaza dursun
Gerçeklere eren kişi
Dostu ayân gören kişi
Açma bu sırrı nâdâna
Ferdâ çekip geze dursun
Kim ki şâha lâyık ola
Çirkini ol sâfî kıla
Kâl olmağa tarîkatın
Potasında sıza dursun
Gerçek âşık dost bağında
Kevser şarâbın nûş eder
Nerfsinin gamında gezen
Mercimeğin süze dursun
Hak kalbine ilhâm eder
Anın içün söyler dili
Ümmî Sinan sır ilinde
Gördüceğin yaza dursun (S.86-87-88)
Kalb içinde bulduğum ol evliyânın sırrıdır
Hamdüli’llah çok şükür hem Mustafâ’nın
sırrıdır
Dersini hatm eyledin diyü işâret eyleyen
Oldur ol mahbûb-ı âlem cümlenin ol varıdır
Zulmet-i nefsin azâbından beni şâd eyleyen
Cân u dilden evliyâya gönlümün ikrârıdır
Kim bu sırra ermese insan gelir hayvân gider
Cûş edip âb-ı revân bu zikrimin envârıdır
Evliyânın himmeti kıldı fenâ-ender-fenâ
Tevhîd-i zât-ı İlâhî gönlümün
mi’mârıdır
Hamdüli’llah çok şükür doğdu sa’âdet
şemsi mâh
Bir kula kılsa hidâyet dâimâ nusretidir
Küfr-i zulmet perdesinden kurtulal’dan
cânımız
Der Sinan Ümmî şükür her dem dilin
tekrârıdır (S.92-93)
Ya İlâhî her nefesde cân sana mihmân diler
Bahr-i zâtın pertevinden lutf ile ihsân diler
Âşıkın yokdur murâdı dü-cihândan zerrece
Küntü kenzin varlığında sırr-ı cân seyrân
diler
On sekiz bin âlemi ref eyleyip önden sona
Bî-nişân u lâ-mekân illerine pinhân diler
Zât-ı deryâ-yı hakîkatdir murâdı ârifin
Anın içün bağrı biryân gözleri giryân
diler
Yokluğu yok varlık denizine atıp Ümmî Sinan
Varlığı yok var ile bir katrede ummân diler (S.93)
Dur yola gir kârbândan kalma kim yağı basar
Hânumânın elde iken eylegil ana hisâr
Korkarım ben kimseye kılmaz vefâ çarh-ı felek
Gaflet içinde bu ömrüm yayını bir gün yasar
Bunda vü anda belâdan olmadı hergiz halâs
Her kim İblîs’in yoluna uğrayıp ayak basar
Her ki gafletden uyanmaz kim nasîhat dinleye
Ol kişinin gözünü yarın cehennem açısar
Halk içinde adımız dervîş ü sûfî ehl-i dil
İllâ meğer ehl’içinde olmuşuz ki
bî-şümâr
Ger inâyet olmaya ferd-i Çalap’dan âh u vâh
Akl u rûhânî çerisin leşkeri nefsim basar
Gör Sinan Ümmî cihân mâlın derenler hırsla
Rızkını yer içer ancak artığın lâ-büd
kusar (S.93-94)
Dilde Hak’dan gayrı güftâr eylemez
dervîşler
Cânda aşkdan gayrı bir kâr eylemez dervîşler
Lâ-mekândan geldiler evvel yine andan âhir
Konmağa bir mülke ikrâr eylemez dervîşler
Dünye vü ukbâ hevâsın dem be-dem medh eylemen
Hubbunu kalbinde hiç var eylemez dervîşler
Cân verip cânânı bulmakdır murâd ancak
hemân
Bunda bundan özge bâzâr eylemez dervîşler
Zikr olunsa dost kanda gözlerden akar acı yaş
Sevmeğe Allah’ını âr eylemez dervîşler
Mürşid-i kâmil yüzünden seyr edip
dildârını
Hak bilir kim meyl-i ağyar eylemez dervîşler
Yâr elinden yaralansa yandığından şâd olur
Gam çekip ol derde tîmâr eylemez dervîşler
Kanda varsa aşka uyar kalbi arşu’llâh olur
Hırsa verip gönlünü dar eylemez dervîşler
Döşeği sabrın tevekkül yasdığına söykenip
Hak’dan âher kimseden çâr’eylemez
dervîşler
Gelse kaçmaz kaçsa kovmaz cengi yok dünyâ ile
Nahnü kasemnâ dan ikrâr eylemez dervîşler
Mâsivâ rengin koma dilden sakın Ümmî Sinan
Zât-ı Hak’dan gayrı efkâr eylemez
dervîşler (S.94-95)
Mest ü hayrân ister isen bak gözünden bellidir
Doğru kârbân ister isen sor izinden bellidir
Nûr-ı imân berk urup yüzünden envârlar
saçar
Kâmil insân ister isen benizinden bellidir
Sanasın kim her kelâmı la’l ü mercândır
dizer
Ârife yâr olmağa dinle sözünden belidir
Şol kişinin aklı vardır ağzının dadın
bilir
Elini şol işe sunmaz kim tozundan bellidir
Ehl-i zerkin hîlesinden gâfil olma ki sakın
Yiyip içdiği harâmdır boğazından bellidir
Ma’rifet kamışı dadın bilmeyenden kıl hazer
Dem be-dem yeşil kabın yir cevizinden bellidir
Ehl-i küfrün kaç yanından sohbet etme fâriğ
ol
Hakk’a bâtıldır diyiben garazından bellidir
Her sözü bir zehr-i mârdır uğrasa bağrın
biçer
Câhili söyletme hemân kör gözünden bellidir
Cehl-i zulmet kaplamışdır müdde’înin
kalbini
Hak kelâmı doğru gelmez genizinden bellidir
Aslı esfel toprağının balçığıdır
münkirin
Açma râzın yokla gör evvel özinden bellidir
Âlim-i hâmil nasîhat ehli olan kişiler
Halkı Hakk’a da’vet eyler âvazından
bellidir
Mest ü hayrân âşıkın yolunda kurbân eyle
cân
Tut kulağın Hakk eşiğinde nâzından bellidir
Ehl-i kâlin kalbi çiğdir anın içün kan
döker
Bir vilâyet nev-bahâr olsa yazından bellidir
Değme kimse mansıb alıp erlik aşın yiyemez
Tâli’in tut kişinin gör yıldızından
bellidir
Bu Sinan Ümmî’yi tevhîd hâke yeksân eyledi
Esdiğince bâd-ı aşkın yol tozundan bellidir (S.95-96-97)
Ârifin kalbinde her dem “alleme’l-esmâ”sı
var
Âşıkın kalbinde her dem ma’şûkun sevdâsı
var
Sırrına hâlen tecellî eylemiş ol pâdişâh
Ehl-i vahdet ehl-i vuslat zevkinin ra’nâsı var
Kâmil insan on sekiz bin âleme câmi durur
Âlimin kalbinde her dem âyet-i kübrâsı var
Gerçek erler Hak yolunda varlığın eylen fenâ
Sâlikin kalbinde Hak’dan gayrının ifnâsı
var
Âr ider âriflere baş eğiben Hak görmeğe
Dahl ider dahhâlı gör nâ-hak yere Hak
da’vâsı var
Dersini İblîs’den alır küfrünü îmân
sanır
Münkirin kalbinde nakş olmuş kuru gavgâsı var
Küfr ü îmân n’idiğin fehm eylemez yokdur
necât
Fâsıkın kalbinde her dem İblîs’in iğvâsı
var
Vâhid ü Ferd Ahad’dir dâimâ zikr etdiği
Zâkirin kalbinde her dem tevhîdin deryâsı var
Hamdü li’llah çok şükür ihsânına yokdur
aded
Şâkirin kalbinde her dem şükr eder
Mevlâ’sı var
Hikmet ü kudreti çokdur Hâlık u
Yezdân’ımın
Münkirin kalbinde “lâ”sı mü’minin
“illâ”sı var
Âşinâsından haberdâr olmayıp gussa çeker
Zâhidin kalbinde her dem cennetin ferdâsı var
Gün gibi âşikâredir âşıklara tevhîd-i Zât
Kulle-i Kâf üzre turmuş âdemin ankâsı var
Mü’minin mir’âtı mü’mindir belî
hakke’l-yakîn
Ol Muhammed Mustafâ’nın nûrunun ziyâsı var
Der Sinan Ümmî bizim maksûdumuz Hû’dur
hemân
Anın içün gayrısından kalbin istiğnâsı var
(S.99-100)
Gelin girin bu âşıklar bu tevhîdin hisârına
Konar dahi kona geldi ezelden konuculardır
Gelin görün bu sâdıklar bugün aşkın
şarâbına
Konar dahi kona geldi ezelden konuculardır
Gelin ey merd-i âkiller nazar kılın bu sevdâya
Nice dil verdi bunlar görün Hazret-i Mevlâ’ya
Cenâb-ı İzzet’e karşı uçup dergâh-ı
a’lâya
Döner dahi döne geldi ezelden dönücülerdir
Salâdır ehl-i dermâna giden gelsin turağına
Kanı pervâneler yansın bu tevhîdin
çerâğına
Karâr itmez bu cân hergiz yine aşkın
burâğına
Biner dahi bine geldi ezelden binicilerdir
Kanı bir akl-ı evvel kim bu esrârı haber
versin
Kanı bir tâlib-i esrâr bu ilmi okuyup görsün
Budur âşıkların kârı ledünnî ilminin
dersin
Tanır gâhî tana geldi ezelden tanıcılardır
Halâs olup geçer gamdan düşerse bir kişi
aşka
İçer ol câm-ı vuslatdan yâr olursa başı
aşka
Sinan Ümmî sınanmışdır ezelden âteş-i
aşka
Yanar gâhî yana geldi ezelden yanıcılardır (S.102-103)
Zikrimiz esrâr-ı Hak’dır cânımız
hayrân-ı Hû
Fikrimiz bâzâr-ı Hak’dır bağrımız
biryân-ı Hû
Kalbimi ihyâ eden ol pâdişâhı Lemyezâl
Gönlümüz mi’mâr-ı Hak’dır katremiz
ummân-ı Hû
Ders-i Hak’dan görmeyen bilmez bizim
güftârımız
Dersimiz envâr-ı Hak’dır sırrımız
seyrân-ı Hû
Tevhîd-i Zât-ı İlâhînin kemâlin söyleriz
Sözümüz ahbâr-ı Hak’dır özümüz
mihmân-ı Hû
Dünyâ vü ukbâ hevâsın terk eden gelsin beri
Azmimiz dîdâr-ı Hak’dır derdimiz dermân-ı
Hû
Dört kitâbın ma’nâsın keşf eyledik
Hakk’el-yakîn
Sun’umuz ol kâr-ı Hak’dır keşfimiz ol
hân-ı Hû
Enbiyânın evliyânın menzilinden al haber
Cânımız ber-dâr-ı Hak’dır olmuşuz
mestân-ı Hû
Fakr içinde fakra erdik gayrı gitdi aradan
Seyrimiz dîdâr-ı Hak’dır vaslımız
vicdân-ı Hû
İhtiyâr elden gidicek n’eylesin Ümmî Sinan
Varımız ol var-ı Hak’dır nutkumuz irfân-ı
Hû (S.106-107)
Yağmaladı gönlümü benim bin bin bendeli
Düşdüm aceb sevdâya görün yine ben deli
Kodum nâmûs u ârı kılam âh ile zârı
Dağıdam berg ü bârı çün denildim ben deli
Ol hakîkat bahrinin dürrün dökem bâzâra
Ârif olan söylesin nedir anın sandalı
Sındı gönül şîşesi dökdü gülâbı yere
Reyhân edip almağa vay bir eli kandalı
Münkirlere karşı gel bâri uryân eyleme
Aklın evinde otur gel yeter uslan deli
Kâl ü kîlin bağına bağlıdır başdan başa
Nice pervâz eylesin şol ayağı kündeli
Her nefes âşıkların nutkundan yâ Hû gelir
Ağır basdı âr olur duymadın sen bendeli
Hayrân olan ezelden ayık olmaz tâ ebed
Yahşıların yahşısı halka ne yaman deli
Ümmî Sinan sen bugün açarsın gizli düğüm
Söylenecek söz müdür meğer oldun sen deli (S.111-112)
Tevhid zâtın bahrine aşk ile dalmayan bilmez
Ledünni bahrinin dürrün sarrâfı olmayan
bilmez
Âşıkları hayrân eden tevhid-i zât
envârıdır
Cân gözünden mâsivanın tozunu silmeyen bilmez
Muhammed nûrunu görmek men aref sırrıdır
bildim
Bir kâmil erin himmeti bürhânı olmayan bilmez
Erenlerin sözü Hak’dur inanmayan
münâfıkdır
Zann u gümânı terk edip sıdk ile gelmeyen
bilmez
Me’ânî bahrinin vasfın Sinan Ümmî kıldı
izhâr
Nişân-ı mekândan bir nişânı olmayan bilmez (S.116-117)
|