|
HACI
HASAN
BURKAY (K.S.)

Bursa, 1930 - Ankara, 18 Temmuz 2005
“Uyan! Ki
Allah’ın evliyası ne üzerine korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar."
Ayet-i
Kerime
"Üstazın göçmez kardeş,ağlama sen yakın ol
Ruhen yaklaş sen ona,deme uzaktır sakın
Andıkça isimleri hayat bulacak sırrın
Adı olurmuş deli, Mevla’yı sevenlerin…”
HASAN BURKAY
Bursa’nın Orhangazi ilçesinin
Sölez Köyünde Hicri 1350, miladi 1 Ocak 1930 yılında dünyaya teşrif etmişlerdir.
Hasan Burkay Hz.lerinin dünyaya
gelişlerinde harikulade bir olay vuku bulmuştur: Silsile-i Saadat’ın 37. altın
halkası Şerafeddin Zeynelabidin Hz, Hasan Burkay’ın babası olan Mehmed Hulusi
Efendi ile daha önce hiç tanışmamış oldukları halde; “Bugün erenler durağı,
Bursa’mızın Orhangazi ilçesinin Yukarı Sölez köyünde bir bebek dünyaya geldi.
Varıp onu ziyaret edelim.” diyerek dostları ile birlikte köye giderler. Oradan
Hasan bebek kucaktan kucağa dolaşır. Şerafeddin Zeynelabidin Hz. evde
dostlarıyla birlikte bir hatim indirir ve evden ayrılırlar.
Hasan Burkay Hz.leri gençliğini
ilim tahsiliyle geçirmiştir. Hazret yaptıklarını yalnız Allah rızası için
yapmıştır. Halkın içinde her zaman ve her mekanda daima Hakk’la beraber olmayı,
Hakk’tan haberdar bulunmayı istemiştir ve yüreği Hakk için halka hizmet
arzusuyla dolup taşmıştır.
TASAVVUFİ ŞAHSİYETİ
Hasan Burkay Hz.leri Nakşbendi
tarikatına mensuptu. Konuşmalarında Nakşbendi yolunu tavsiye ederdi.
Hasan Burkay Hz.lerinin
tasavvufla ilk ciddi alakası askerlikte gördüğü bir rüya ile başlar. Rüya
şöyledir: Silsile-i Saadat’ın 38. altın halkası olan Mehmed Necati hz.leri
Bursa’ya teşrif etmiş, Altıparmak Semtinde bir evde misafir kalmaktaymış...
Hasan Hoca, Zat'ı kendi evine
davet etmek üzere oraya gider. Burası alt katı bir çeşit boşluktan oluşan iki
katlı bir evdir. Hasan Burkay, boşluğu doldurmuş olan kalabalığın arasından
geçmeye çalışırken; kısaya yakın, orta boylu, sarıklı pek güzel bakışlı ve
üzerinde cübbe bulunan bir zat, ona eli ile işaret eder. Ve merdivenleri
gösterir...Hasan Hoca merdivenleri çıkar, bir odaya girer. Orada Mehmet Necati
Hz.leri seccade üzerinde kıbleye doğru, dizleri üzerine oturmuş, Kur’an-ı Kerim
okumaktadır. Genç Hoca, Mehmet Necati Hz.lerine “fakirhanesine davet” için
geldiğini söyler. Hazret, “Peki Bayram sabahı gelirim.” Diye cevap verir. Baş
eyip odadan çıkar Hasan Hoca, bir tereddüt geçirir. “Bayram amma hangi bayram?”
deyip tekrar dönünce M.Necati Hz.ni “Dela-ilül Hayrat” okurken bulur. “Yarın”
cevabını alır. Bu arada Hasan Burkay Hz.leri uyanır.
Hasan Burkay Hz.leri gördüğü bu
rüyayı Mehmet Necati Hz.ne duyurmak için bir mektup yazar ve onu seven bir
arkadaşına gönderip, ulaştırmasını ister. M.Necati Hz. Mektubu okuyunca; “Bu
rüya değil, hakikati görmüştür. O sarıklı ve cübbeli zat Küçük Hüseyin
Efendidir. “Bundan otuz yıl kadar önce bu alemden göçmüştür. Şimdi bize
yardımcıdır, gidip kendisini ziyaret etsin.” der.
Hasan Burkay Hz.leri bu
ziyaret için Eyüb’e gider. “Acaba nasıl bulacağım?” diye içinden geçirirken, o
anda birden rüyadaki Küçük Hüseyin Efendinin bizzat “Buyrun” hitabıyla
karşılaşır. Ve önünden yürüyerek kendisine yol gösterir, türbeye gelince
kaybolur. Hasan Efendi Hz. Ziyaretini yapar ve döner.
21 yaşında iken “Nasibi onu
arar bulur.” Müjdesi gerçekleşir. Mehmet Necati Simavi Hz. , Hasan Burkay’ı
dükkanında ziyaret eder.bu ziyaret Hasan Burkay ile M.Necati Hz’nin ilk maddi
buluşması olmuştur. Bundan sonra Simavi Hz. Bursa’ya birkaç kere Hasan Burkay Hz.leri
için gidip gelir. Mehmet Necati Hz. Bir Bursa’ya teşriflerinde Emekli Öğretmen
Hacı Tevfik Efendi’nin evine misafir gider. Hasan Burkay Hz. Oraya çağırır. Üç
noktadan imtihan eder. Hasan Burkay muvaffak olur ve M. Necati Simavi Hz. Orada
Hasan Burkay’a “Bundan sonra ben yokum sen varsın.” Diyerek ders talimi yapar.
M.Necati Hz.lerinin “Bundan
sonra ben yokum sen varsın.” Ayrıca “cemaat bir hayli kalabalık, çünkü bütün
sahipsiz yolar sizde birleşecek.” Diye buyurmasından sonra, Hasan Burkay Hz.leri;
“Allah razı olsun Hazret, vazifem güzel ancak bu görevler daha sağlıklı bir
kişiye tevdi edilse, benim mazeretim var, sağlığım yerinde değil, görevimi
gereği gibi yapamamaktan korkarım.” Der. O’da: “ Bu vazifeleri veren ben değilim
ki geri alabileyim, vazife size verilmiştir. Takdir O’nundur. Siz endişe
etmeyin! Büyükler yardımcınızdır. Arkanızdan pek çok kişi gelecektir. Şimdiden
sizi ve onları tebrik ederim.” Der. O zamanlarda Hasan Burkay Hz.leri 21-22
yaşlarındaydı.Hasan Burkay Hz. Buyurmuşlardır
ki: “ O gün bu gündür hizmette kusur etmemeye çalışıyoruz. Rabbim
kusurlarımızla, küsurlarımızla kabul buyursun.”

O’na göre tasavvuf, İslam
dininin özüydü. Tasavvuf ilminin içinde muhabbet gizliydi ki; bu yolun
yolcularını her iki cihandan da vazgeçirir, sevdiğinden başkasını düşünemez
olurlardı. Tasavvuf yolunun mürşidi de mücahede sahibi, zühd ve takvaya sımsıkı
bağlı olmalıydı. Rabıtaya çok önem verirdi. Rabıta; kişinin gönül verdiği zatın
şemalini her an aklında tutarak, ondan gayrısını unutup, daim onunla meşguliyet
halidir. Bize, bu yolda benlikten ve keramete takılı kalmaktan sakınılmasını
bildirirdi. Onun görüşü, tasavvuf ehlinin benliğinden sıyrılmış, alçakgönüllü
olmasıydı. Ayrıca asıl kerametin Allah’a(c.c) yerli yerince kulluk yapabilmek
olduğunu, İslam’dan habersiz birinin, havada uçtuğu dahi görülse, ona itibar
edilmemesi gerektiğini söylerdi. Keramet sadece gerektiğinde yolu
kuvvetlendirmek içindi. Çokça zikir ve şükürde bulunulmasını, kendisi bizzat
örnek olarak tavsiye ederdi. O’na göre zikir, kendini gafletten kurtarmak
demekti, zikir tasavvuf ehlinin en önemli kelamıydı. Ayrıca dikkat çektiği bir
diğer nokta da; amelin ihlas ile olması, arkasını da tevkküle bırakmasıydı.
“İhlas; ameli riya ve hileden korur, tevekkül de tam teslimiyeti sağlayarak
kişiyi Allah’a (c.c.) yakınlaştırır.” Görüşünü benimsemişti.
O, Peygamber
Efendimiz’(s.a.v.)in yaşayışına, görünüşlerine, hal ve hareketlerine ayna
vazifesi gören bir şahsiyetti. Her iki cihan saadeti için benimsediği
görüşleriyle bizlere Hakk yolda ışık oldu…
Sosyal hayatta en önemsediği
konu yetişen nesildi. Yüzden çocuk terbiyesine çok önem verir, bu
terbiyenin de ancak din terbiyesiyle birleştiğinde fazilet sağlayacağını
bildirirdi. İnsanlara çok değer verirdi. Hasta ve kabir ziyaretlerinde bulunur,
bunları islami bir vazife kabul ederdi. “İnsanoğluna en büyük nasihat ölümdür.”
görüşündeydi. Ayrıca selamlaşmayı tavsiye eder, selamda Hakk’ın rahmeti olduğunu
söylerdi. İnsanlara olduğu kadar hayvanlara karşı da şefkat sahibiydi, onlara
zulmetmezdi. Ona göre mide ve ruhun dinlenmeye ihtiyacı vardı; midenin
dinlenmesi oruç ile, ruhun dinlenmesi de ibadet ile mümkündü ve en büyük ibadet
olan namazı manevi reçete sayardı. “Şöhret afettir.” der, yapılanların
Allah(c.c.) ile kul arasında olmasına işaret ederdi. Kul hakkı ve haram
kazançtan sakınmak için ticaret usulüne mesleklere dikkat buyururdu. Edebiyata
karşı ilgiliydi, kulağa hoş gelen bir uyumla yazıma ve konuşmaya özen
gösterirdi.

Son
yıllarında...
Zamanımızın maruf
mutasavvıflarındandı. Tasavvufi görüşleri kendi zatında da aynen zuhur etmişti.
Fakat O, bu yoldaki derecesinin yükseldiği kadar da tevazu
sahibiydi. Yaşadığı bu hal üzere de alem değiştirdi…
ANKARA'YA GELMELERİ:
Hacı Hasan Burkay Hz.leri,
Bursa’da Ulu Cami civarında bir billuriye mağazası işletirken, 1962’den itibaren
O’na Ankara yolu gözükmüştür. Ve Ankara’ya gidiş gelişlerden sonra 1967 yılında
Ankara’ya yerleşmiştir. Şehir hayatından uzaklaşmak maksadıyla Ankara’nın
Gölbaşı ilçesinde halkın desteğiyle Hacı Hasan Köyü kurulmuştur. Hasan Burkay Hz.leri
1977 yılında buraya yerleşmiştir.
VEFATI:
18 Temmuz 2005 Pazartesi günü,
Hasan Burkay Hazretleri dünya evinden ahiret yurduna hicretini gerçekleştirdi.
Kabr-i şerifleri Hacı Hasan Köyü’ndedir.

Kaddesallahu Sırrahu'l-Aziz...
|