
ÇİÇEKLER
Ne diyordu Konfiçyüs
"Tanrım!
Bana çiçek dolu bir bahçe ile kitap dolu bir ev ver, yeter!"
Ben de Konfiçyus'un dediklerine katılıyordum... Ta ki bazı olaylar başıma
gelene kadar..
Kitap konusunda fikrim pek değişmiş sayılmaz ama çiçekler konusunda aynı
fikirdeyim diyemem..
Artık çiçekler bana hüznü; çiçekler bana olumsuzlukları; çiçekler
bana ihaneti, çiçekler bana anlaşılmamayı; çiçekler bana işletilmeyi ve dalga
geçilmeyi; çiçekler bana sevgi ve aşkın "hiç"liğini hatırlatıyor...
Sevmiyorum artık çıçekleri...
Artık çiçek dolu bir bahçem olsun istemiyorum....
Gül: Yanmak
Menekşe: Anlaşılmamak
Papatya: Dalga geçilmek..
Leylak: Ulaşılmaz..
Lale: Kan
Orkide: Ruhsuzluk
Çiğdem: Umursamazlık
Nergis: Kendini beğenmişlik
Kardelen: Bir günlük vefasız
Hercai: Gün doğumundan gün
batımına kısa bir ömür..
Sümbül: Sıradan...
Hanımeli: O duygudan çok uzak
Zambak: Yapaylık..
Kasımpatı: Hiçlik
Karanfil: Bencil..
Nar Çiçeği: Hayalperestlik
Nilüfer: Hüzün
Gelincik: Yalnızlık
Berivan: (şimdi sildim)
Evet benim lugatımdaki yeni
anlamları bunlar... Bana bunları hatırlatıyor çiçekler..
Artık çiçekleri sevmiyorum... Koklamak istemiyorum... Görmek ve bakmak
istemiyorum..
Görmeye bile tahammül edemiyorum onları..
Nazım Hikmet'in dediği gibi makinalaşmak istiyorum:
Trrrum,
trrum,
trrum!
Trak tiki tak!
Makinalaşmak
istiyorum!
Beynimden, etimden, iskeletimden
geliyor bu!
Her dinamoyu
altıma almak için
çaldırıyorum!
Trrrum,
trrum,
trrum!
Trak tiki tak!
Makinalaşmak
istiyorum!
ve artık en önemlisi de SEVMEK sevilmek AŞIK OLMAK istemiyorum...
İnsanların..Müslümanların birbirlerine tahammülsüzlüğünü de görmek
istemiyorum...

|