Neyse, gittik arkadaşlarla parkı geziyoruz. Bir de baktım adamın biri sürekli peşimizde, fotoğrafımızı çekiyor. Çağırdım kendisini, sordum "Kolay gelsin ne yapıyorsun? Bu fotoğrafları kime çekiyorsun?"
Adam biraz mahçup, "Abi ben bunları kendime çekiyorum. Buraya senin gibi karizmatik insanlar her gün gelmiyor. Bunları satıp eve ekmek götürücem. Evde 5 çocuk aç bekliyor, izin ver çekeyim abi." dedi.
"İyi," dedim "ama fazla ayak altında dolaşma uzaktan çek zum felan yap."
O gün epey bir dolaştık parkı, bütün Avrupa'yı gezmiş gibi olduk. 10 adım ötesi İspanya, 5 adım berisi Fransa derken epey geç oldu. Gitmeden arkadaşlara dedim ki "Şu bizim fotoğrafçıya bir uğrayalım, iki resim de biz alalım hatıra kalsın."
Neyse efendim, fotoğrafçının dükkanına gittik ama nafile ortada fotoğraf motoğraf kalmamış. "Hani" dedim, "nerde fotoğraflar? Bir tane de ben alıcam." "Abi" dedi gene mahçup mahçup, "ben fotoğrafları tab etmeyi tam bitirdim, senin burda olduğunu duyan ne kadar manken ajansı, reklam ajansı varsa hepsi geldi filmleri fotoğrafları tanesi 5000 dolardan aldılar. Ben de çaresiz vermek zorunda kaldım."
"Eh be," dedim "insan bir tane de bize ayırır. O kadar gelmişiz di mi?". Tam fotoğrafçı bahane bulup atmaya başlarken yandaki bilet gişesinde çalışan kız koşarak geldi.
"İstemeden kulak misafiri oldum. Ben bu anahtarlığı kendime saklamıştım ama isterseniz size verebilirim Şükrü Bey. Ne de olsa sizin kendi fotoğrafınız, sizin hatıranız."
"Sağol" dedim, "kaç para istiyorsun?"
"Yoo para istemem, hediyem olsun. Ama benimle bu akşam yemeğe çıkarsanız gerçekten çok mesud olurum."
Baktım ki kız küçük. Sordum: "Güzelim senin yaşın kaç?". 21 yaşındaymış. Güzel sanatların 3. sınıfında okuyormuş.
"Adın ne?"
"Melissa."
"Bak Melissa, ikimiz de biliyoruz ki senin bu yaşta benimle akşam yemeği yemeni sinirlerin kaldırmaz. Harap olursun."
Anladı Melissa, "Doğru söylüyorsun."
"Ama, bu anahtarlığın karşılığı olarak, 25 yaşına geldiğin zaman beni ara ve de ki 'Ben böyle böyle o anahtarlığı sana veren kızım.' O gün seni boğazın en kral restoranında yemeğe götürmeyen namerttir. Aha da anahtarlığa elimi basıyorum."
Bunları duyunca Melissa sevinçten kıpır kıpır oldu. İstemeyerek de olsa boynumu bıraktı ve vedalaştık.
Bakalım, bu anahtarlığın borcu daha ödenmedi...