Sol; Romalıların güneş tanrısı, aya ışığını veren tanrı ve Luna; Romalıların ay tanrıçası, ışığını güneşten alan tanrıça.Düşüncenin eyleme dönüştüğü ilk andan, şu yazıların okunduğu ana kadar insan hep yargıladı. Duyumlarını tarttığı düşünceden terazinin hep boş tarafını doldurabilecek maddeyi aradı. Dolu taraf sonuç tarafıydı. Neden-sonuç dengesini sağlayabilmek için doğadaki her sonucun karşısına koyabileceği bir neden aradı. Binlerce yıllık süreçten sonra, neden tarafı git gide sonuç tarafını kaldırabilir bir hal almaya başladı. Artık konuşabilen, yorumlayabilen, inşaa edebilen, problem çözebilen, ve bilen bir halde idi. Şimdi onu bekleyen, çözülmesi öncekilerden çok daha uzun zaman alacak bir problemdi; yaptıklarının amacını sorgulamasının zamanı gelmişti.Geride bıraktıklarına baktı, kendinden bir şeyler buldu. Doğaya baktı, kendinde olmadığını zannettiği güzellikler gördü. Kendi yarattığı ve doğada bulunan eserlerden neden hoşlandığını düşünmeye gelmişti sıra. Neden ilk-kez gördüğü manzaraya güzel diyordu? Işıktan daha hızlı çalışan aklı, ışığın tek başına gösteremediklerini düşünür oldu.Şimdi zıt bir şey yapalım ve ilkel insana modern bir eseri gösterelim. Kendisi henüz bir eser yaratacak eğitime sahip olmayan ilkel insan, kendine göre bir tarihi olan modern eserden, doğadaki diğer nesnelerden aldığından daha fazla bir zevk almayacak, bilgisi ve birikimi modern eserden zevk almasına yeterli olmayacaktır. Bir zıtlık daha yapacak olursak; ilkel bir mağra resmini günümüz insanına gösterdiğimizi düşünelim. Resmi çok basit bulacak fakat kendi neslinin ilk eserlerinden olduğu için ondan zoraki bir zevk alacak, ve hatta bu zevki saygıya bağlı olacaktır. Buradan, bir eseri anlamak için birikimin gerektiği ve belirli bir düzeyde birikime sahip olan insanın eserin yapıldığı zamanda yaşamamış olmasına rağmen eserden zevk alabileceği sonucunu çıkartabiliriz.O zaman cevaplamamız gereken bir soru da; "Bir eserin bize güzel olması için onu anlamamız gerekir mi?"dir. Bu soruya çok kısa bir cevap verilebilir. Hiç birimiz suyun içindeki hidrojen ve oksijeni ayrı ayrı hissetmiyor, sadece belirli oranlarda karıştırılmış bu maddelerin ortaya çıkardığı bütünden bir zevk alıyor ya da almıyoruz. Öyleyse, kişi ortaya çıkan eserden onu ortaya çıkaran maddeler hakkında bir bilgisi ya da onlarla önceden birebir ilişkisi olmamasına rağmen zevk alabilir, eserden zevk almak onu anlamaya %100 bağlı değildir.İnsan, neden ilk kez gördüğü manzaraya güzel dediğini de buldu. Onda, kendinde henüz olmayan bir şeyler bulmuştu. Onda, kendinde henüz onu anlamasını engelleyen bir karmaşıklık söz konusuydu. Düşünerek biten her ömür bu karmaşıklığı açıklayabilme yolunda ufak bir adım niteliği taşıdı. Ama bugün, bu milyarlarca kez atılmış ufak adımlar sayesinde hem bizden önce bırakılan eserleri anlayabiliyor, hem günümüz eserlerini yaratabiliyor ve hem de yarının eserlerinin inşaası için temeller atabiliyoruz.Şimdi isterseniz dünden bugüne bir kaç örnekte güzel denilen şeylere neden güzel denildiğine birkaç örnekle bakalım.MÖ 1000 < 0Güneş: Güzel; güçlü, gökyüzündeki en büyük cisim, erişilmez0 > 1000Güneş: Güzel; tarımda önemli, hayat kaynağı, güçlü, gökyüzündeki en büyük cisim, erişilmezMS 1000 > 2000Güneş: Güzel; mucizevi bir yapıya sahip, çok çeşitli işlere yarıyor, insanlığın merak hissini giderme konusunda ona diğer gezegenlere açılmada yardımcı olabilecek en iyi alternatif enerji kaynağı, tarımda önemli, hayat kaynağı, güçlü, gökyüzündeki en büyük cisim, erişilmez...Görüldüğü üzere insanlar bir nesneye önceleri belirli birkaç neden dolayısıyla güzel sıfatını yakıştırırken, günümüzde bu nedenler git gide artmaktadır. Günümüz insanlarının sahip olduğu bilginin kapsamlılığı ve farklılığı bir nesnenin güzel diye sıfatlandırılma şansını arttırmakta.Bilgi ve öğrenmede sınır tanımayan insan, bundan sonrasında da aklının her an daha da sınırlardan uzak bir hal alması sonucu, bir nesneye çok daha farklı açılardan yaklaşım kabiliyetine sahip olabilecek ve bunun sayesinde estetikte, kendisinden önceki kuşaklardan daha bilinçli ve dolayısıyla daha seçici olacaktır. Seçici olması demek, bir nesneyi güzel bulmaması için daha fazla nedeni olacağı gibi beğenmesi için de daha fazla nedeni olacağı anlamına gelmelidir.İnsan, çağ ya da yer neresi olursa olsun, fazla bir anlam taşımayan nesnelere anlam ve dolayısıyla güzellik yüklemeyi ve yüklediği bu güzelliğin anlaşılabilmesi için bu güzellik yükleme kabiliyetini de diğerleriyle paylaşmayı sevecektir. Tıpkı güneşin kendi kudretiyle ölü aya her gece bir hayat geceliği giydirip, bunun sırrını her gün insanlarla paylaştığı gibi, insanda kendisi eserler yaratıp, nasıl yarattığını anlatmaya devam edecektir.Dünden tek bir farkla; bir zamanların masalı olan Utopia(olmayan diyar)'a ulaşmak için çok daha zengin bir mirasa ve çirkini güzelden ayırmek için her gün keskinlediği bir kılıca sahip artık.Bundan az bir zaman sonrasını merak ediyorum. Devamlı bir gelişme içinde olan insan, sonuçta güzel olanla daha da yakınlaşmanın bir yolunu bulmuş olacak. Her gün içimizden geçen binlerce çifte-kodlanmış güzellik (radyo dalgaları) ve doğanın kendi kodunu taşıyan saflığın birbirine uyum içinde olacağı bir noktaya erişmemesi olanaksız. Eskiden saf nesnelerin güzelliği sorulurken, yarının dünyasında nesneleri, hisleri ve duyguları doğanınkine benzer bir şekilde kodlamanın, yani insanın doğayı taklit edişinin güzelliği de sorulacak. İnsanlar bir çok eksiklik içinde mükemmele ulaşmak için yol alırken, öğrenimleri sayesinde daha kolay ayırt edebilir bir duruma gelecek. Mükemmele ulaşana dek her eser eksikse, insan da kendi mükemmeliyetine ulaşana dek bu gerçeğin farkında olarak, önceleri "iyi" diye, sonraları "daha iyi" diye aradığı şeyleri kendi mükemmeliyetinde bulacak. Doğayı taklit yeteneği, onu çözmesiyle her geçen gün artan insan, ilerde o ana kadar yaşamış olduğu ve olacağı tüm çirkinlikleri yaşantısında sadece örnek olarak tutup, güzelin ve güzelin bir çok filozofa göre ayrılmaz bir parçası olan iyinin hayatındaki yerini genişletecek ve sonuç olarak, dünya ya da başka bir gezegende, önceden hayali kurulan, olmayan diyar adı verilen düşünce ve yargının kesin hüküm sürdüğü diyarlara ulaşabilecek - Her şey başta bir hayal değil miydi?, Her güzel şeyin hayali kurulmaz mı?, Bugüne kadar sayısız güzel hayal, güzel gerçeklere dönüşmedi mi?, Ya bir hayali gerçeğe dönüştürmek daha da artan bilgi ve bununla paralel artan daha şiddetli bir arzu ve özlemin olduğu bir dünyada önceye nazaran artık daha kolay değil midir?, Güneş aya verdiği ışıkla onu bize nasıl güzel gösterebiliyorsa, biz de her nesneye kendi içimizde bulunan ışıktan bir parça bahşedemez miyiz?"Bize mutlak bir uyumun masalını söyleyenler, bize yarınımızı söyledi." - Nomad Soul"Güzel olan, çirkinin aynasıdır. Her ayna gibi düzü ters gösterir. Ve her aynaya bakan bunun farkına varmadığı ölçüde kendinden haberdar sayılmaz." - Nomad SoulYazan,Çetin Sert