

1980'li
yıllardan itibaren gelişme belirtileri gösteren küreselleşme olgusu bir dizi
değişme ve dönüşme ile birlikte gerçekleşmiştir. Gerek Sovyetler Birliğinin
dağılması ile soğuk savaşın bitmesi, gerek teknolojik ilerleme ile haberleşme
ve bilgi işlem teknolojisinin hızlanması ve büyük oranda ucuzlaması ve gerekse
artan sermaye birikiminin zorladığı dışa açılmanın meydana getirdiği talepler
ve düzenlemeler küreselleşme olgusuna hız kazandırmışlardır.
Bu değişim sürecinde uluslararası ticaretin ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesi,
hacminin artması, hızlanması, yaygınlaşması ve yeni yatırım araçlarının devreye
girmesi söz konusudur. Yeni üretim teknikleri ve bilgi ekonomisinin avantajları
ile büyüyen dünya ekonomisi ve sermayesi, kayıt dışı ekonomi getirileri ve
karapara ilaveleri ile de önemli bir hacme ulaşmaktadır. Liberalleşme, dünya
ticaretinde serbestleşme, gümrük indirimleri ve sınır kontrollerinin azaltılması
gibi avantajları da kullanan karapara ve kayıt dışı ekonomi her yıl global
mali sisteme 80-100 milyar dolarlık bir kaynak ilave etmektedir.
Dünyada oluşmuş ve oluşmakta olan bu büyük sermayenin kısa vadeli karlar ve
rantlar elde etmek için ülke ekonomilerine giriş ve çıkışları büyük dalgalanmalar
meydana getirmektedir. Bu nedenle dünya ekonomilerinin küreselleşme ile tanıdığı
başka bir olgu da kısa vadeli sermaye hareketlerinin anlık atak ve geri çekilmelerinden
kaynaklanan finansal kaynaklı ekonomik krizlerdir. Dünya ekonomisi incelendiğinde
ortalama her on dokuz aya bir kriz düştüğü görülmektedir. Ülkemiz de 1994
yılında ve 1999 yılında benzer şekilde küresel karakterli finansal krizlere
uğramış, diğer ülkelerde olan finansal krizlerden de belli ölçüde etkilenmiştir.
Uluslararası finansal kuruluşların finansal krizleri önleme, öngörme ve etkilerini
giderme konusundaki yetersizlikleri ise uluslararası finansal sistemin yeniden
düzenlenmesi tartışmalarını gündeme getirmektedir. Özellikle IMF'nin uluslararası
denetim, gözetim ve yardım fonksiyonlarındaki yavaşlık ve finansal krizleri
önleme konusundaki yetersizlikleri de bu konudaki arayışları arttırmış bulunmaktadır.
Bu çalışmalar daha çok kısa süreli sermaye hareketlerinin engellenmesi ve
bu sermaye hareketlerine üslük yapan "Off-shore center" ler için
yeni düzenlemeler yapılması ekseninde yürütülmektedir. Yeni yapının hem gelişmiş
ülkelerin sermaye transferlerine, hem gelişmekte olan ülkelerin sermaye ihtiyacına
hem de kısa süreli dalgalanmaların oluşturacağı finansal krizlere karşı tedbirler
içermesi uluslararası mali sistemin uzun yıllar sağlam temeller üzerinde kalmasını
sağlayacaktır.
SUMMARY
The concept
of globalization, developing since the 1980s, has accompanied with a series
of changes. The end of the cold-war following the collapse of USSR, the acceleration
of communication and information technologies through technological improvements
and present demand and arrangements caused by increased capital accumulation
stimulated the globalization process.
In this period of change, international trade and capital movements are liberalized,
spread, accelerated and increased in volume, and new investment alternatives
are developed. The world economy and the global capital, growing by advantages
of new production techniques and information economy, has reached significant
volumes together with black-money additions and unrecorded economy returns.
Black-money and unrecorded economy, using advantages of liberalization, unrestricted
world trade, reduction in customs, lessening of frontier controls add 80-100
billion dollar to the global fiscal system.
This growing capital leads to great waves as a result of entering and existing
of the national economies in order to obtain short-term profits and rants.
Therefore, another issue that world economies has recognized with globalization
is financial-based economic crises caused by sudden attacks and drawbacks
of short-term capital movements. When analyzed, it is seen that one crisis
occurs in every nineteen-month period. Our country was also experienced financial
crises in 1994 and 1999 having similar global characteristics which were also
affected by financial crises emerged in other countries.
Insufficiencies of international financial institutions in preventing and
predicting financial crises and removing their effects put arguments about
re-arrangement of international financial system on the agenda.. Especially,
the slowness of the IMF in the functions of international control, observation
and support and its insufficiencies in preventing financial crises has accelerated
the studies of finding alternatives for these problems. These studies are
mostly focused on blocking short-term capital movements and making new arrangements
regarding 'off-shore centers' which are bases of these capital movements.
A new structure which involves measures for capital transfers of developed
countries, capital needs of developing countries and financial crises caused
by short-term waves will enable international fiscal system to remain on strong
foundations for many years.
KÜRESELLEŞMENİN FİNANSAL PİYASALAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ VE TÜRKİYE: FİNANSAL
KRİZLER-BEKLENTİLER
Doç.Dr.Muhammet
AKDİŞ
Pamukkale Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
http://makdis.pamukkale.edu.tr
1. GİRİŞ
Dünyamız
yeni bin yıla hızlanan küreselleşme olgusu ile birlikte adım atmıştır. Bir
dizi ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yenilikler getiren bu olgu, mevcut
kurum ve kuralları değişime zorlayacak bir gelişme göstermektedir.
Küreselleşmenin
finansal piyasalar üzerindeki etkileri ise konunun bir başka boyutunu oluşturmaktadır.
Bu boyut, küreselleşme ile birlikte sermayeye sağlanan giriş çıkış serbestliğinin,
kolay bilgi akışının, teknolojik imkanların sunduğu ortamın milli ekonomilere
yaptığı katkıları içermektedir.
Gelişmekte olan ülkeler, bu arada Türkiye, küresel sermaye giriş çıkışının
yararları ile birlikte zararlarını da yaşamışlardır. Makalemiz, küreselleşme
ile finansal piyasalarda sağlanan gelişmeler, bu gelişmelerin milli ekonomilere
etkileri, oluşan finansal krizler ve bu krizlerden korunmak için yapılması
gerekenleri kapsayacaktır.
2. KÜRESELLEŞME KAVRAMI
1980'li yıllardan itibaren
insanlık, tarihinin kritik dönemlerinden birisini yaşamaya başlamıştır. Bu
yeni dönemi iki önemli olay karakterize etmektedir. Bunlardan birisi 1900'lü
yılların bitmesi ile 2000'li yıllara yaklaşmamız; ikincisi ise soğuk savaşın
sona ermesi ile iki kutuplu dünyamızın ABD'nin başını çektiği tek kutuplu
dünya haline gelmesidir. Bu dönem farklı düşünürlerce yeni dünya düzeni, büyük
dönüm noktası, tarihin sonu, bilgi çağı, küreselleşme gibi kavramlarla da
isimlendirilmektedir(Turan,1994:1).
Küresel kelimesi, cihanşümul veya bütün dünyayı kapsayan anlamına gelmektedir.
Küresel kelimesinden hareket edilerek bugün toplum hayatının her alanında
yeni kavramlar üretilmektedir; küresel pazar, küresel şirket, küresel ürün,
küresel yönetici, küresel kültür, küresel siyaset, küresel işgücü, küresel
sermaye bunlardan bazılarıdır(Turan,1994:2).
Küreselleşme bir anlamda, milli ekonomik, politik, kültürel yapının bir dizi
ulusötesi gelişme ile koalisyonudur ve bir ideloloji olarak da her ülkenin
bir diğerini etkilemesini sağlamaktadır(Mittelman,1997:3). Bu etkileşimin
finansal karakterli işlem ve davranışlara da yansıması avantaj ve dezavantajları
beraberinde getirmektedir.
3. KÜRESELLEŞME OLGUSU VE FİNANSAL PİYASALAR
Küreselleşmeyi kavramak
için soğuk savaş sonundaki esaslı değişimleri içeren uluslararası politik
ekonomiyi anlamak gerekmektedir. Küreselleşmenin en önemli gelişmeleri olarak
üretimin yeniden tasarlanması, diğer ülkelerdeki teknolojik hamlelerin yeniden
yorumlanması, aynı tür tüketim mallarının bütün dünyada kullanıma başlanması,
finansal piyasaların yaygınlaşması; nüfusun güney ve doğudan batıya olduğu
kadar, güneyin kendi içinde de yoğun bir hareketlilik göstermesi, sıkı komşuluk
bağlarının yerini göçmenlerle mukimler arasındaki ihtilaflara terk etmesi
ve demokrasi taleplerinin yaygınlık kazanması sayılabilmektedir(Mittelman,1997:2).
Küreselleşme kavramıyla ifade edilen sürecin iki bileşeni bulunmaktadır. Bir
tanesi sermaye birikimi süreci ile ilgilidir. Burada esas olan sermaye dolaşımının
serbestleşmesi, hacminin artması, hızlanması, yaygınlaşması ve yeni yatırım
araçlarının devreye girmesidir. Küreselleşmenin esas itici gücü budur ve son
on yıl boyunca finansal piyasalar ufuklarını daha evvel hiç görülmemiş derecede
genişletmişlerdir(Freeman,1998;56).
Bu dönem büyük ölçüde;
i) 1970'li yıllarda Bretton Woods sisteminin çökmesi ile birlikte gelişen
serbest değişken kur sisteminden,
ii) 1980'li yıllarda zirvesini yakalamış olan liberalleşme döneminde hükümetlerin
finansal serbestleşmeye de imkan tanımalarından,
iii) Bazı daha büyük ekonomilerin dış ödemeler dengesinde ortaya çıkan yapısal
dengesizliklerden ve,
iv) Üçüncü dünya ülkelerinin borçlanmalarına yardım konusunda banka ve diğer
ödünç veren kurumların oldukça istekli olmalarından etkilenmiştir(Axford,1995:108).
Küreselleşme sürecinin ikinci bileşeni ise teknolojik ilerlemelerle ilgilidir.
Burada da bilgisayarların yaygınlaşmasından, haberleşme ve bilgi işlem teknolojisinin
hızlanmasından ve büyük oranda ucuzlamasından söz edilmektedir(Akkaya,1998:429).
Hayatın hiçbir alanı bu gelişmelerin dışında kalamamıştır. Para, mal ve diğer
faktörlerin akışkanlığı kullanımdaki farklı haberleşme teknolojileri ile büyük
bir hız kazanmıştır. Fiber optik ve uydu teknolojilerinin nerede ise devrimci
gelişmeleri, süper bir bilgi otobanı oluşturarak bütün dünyayı eskisinden
daha yakın ve daha etkilenebilir hale getirmiştir(Axford;1995:110). Teknolojik
gelişme ile ilgili bu ikinci bileşen, sermaye birikimi ile ilgili birinci
bileşeni de destekler mahiyettedir.
1990'lı yılların hemen
başında ABD'de tahvil piyasasının yabancılara açılmasını sağlayan "SEC
144 A Yasası", aynı yıllarda Japonya finansal piyasalarına yabancıların
girme serbestliğini sınırlandıran 65 sayılı yasanın yürürlükten kaldırılması
ve AB ülkelerinin tüm sınırları kaldırma girişimlerinin finansal piyasaları
da kapsıyor olması, küreselleşme olgusuna hız katmıştır(Parasız,1995:147).
Teknolojik devrimle elele gelişen, sermayenin yeni coğrafyaları hızla etki
alanına almasıyla ilerleyen bu sürecin, kapitalizmin 1870-1911 yılları arasındaki
hızlı yayılma ve gelişme dönemine benzediği de görülmektedir(Akkaya,1998:430).
Küreselleşme süreci finansal piyasalarla ilgili bir takım zorlukları da beraberinde
getirmektedir. Öncelikle küresel finansal sistemdeki gelişmeler ikili bir
yapı ortaya çıkarmıştır; bir tarafta üretilmiş mal ve hizmetlerin ticaretinin
yapıldığı reel ekonomi, diğer tarafta ise para tüccarları ile spekülatörlerin
yer aldığı kumarhane dünyası yer almaktadır(Axford,1995:108). Çünkü küreselleşme
ile birlikte bütün dünyada finansal sektör, sanayinin; rantiyeler de yatırımcıların
önüne geçmiştir. Gelir paylaşımında da sermayenin emeğe baskınlığı artmış
ve kar payları yükselmiştir(Bal,98:99). Bu durum uluslararası adalet ve eşitlik
duygularını zedeler hale gelmiştir. Ayrıca reel ekonomiye katkısı olmayan
ve sadece rant gözleyen sermayenin kriz oluşturan türden bir gelişmeye yol
açması da mümkündür(Aybar,1998:34). Küreselleşmenin finansal piyasalarda meydana
getirdiği bu değişikliklerin göz ardı edilmesi de mümkün değildir.
4. KÜRESEL FİNANSAL SİSTEM VE SERMAYE HAREKETLERİ
1970'li yıllardan itibaren
uluslararası banka etkinliklerinde büyük değişiklikler gerçekleşmiştir. OPEC
ülkelerinin 1973 yılında petrol fiyatlarını arttırmaları ile ulusötesi bankalar
daha önceki yıllarda görülmeyen oranda büyük bir sermaye akışına sahne olmuşlardır.
Petrol fiyatlarının artması ile petrol ihraç eden ülkelerde fazlalar oluşmuş,
petrol ithal eden ülkeler ise banka fonlarına daha bağlı hale gelmişlerdir.
Bunun sonucunda 1976-1980 yılları arasında uluslararası bankaların varlıkları
%95 oranında büyümüştür. Bu süreçte Off-shore banka sistemi ile eurodolar
piyasaları uluslararası mali sistemin önemli unsurları haline gelmişlerdir.
Finansal piyasalardaki bu gelişmeler, para hareketlerine, ilgili ülkelerin
kısıtlama ve düzenlemelerine uğramadan kullanabilecekleri büyük bir alan sunmuştur.
Bu ise ulusötesi bankaların büyüyen gücü ile Bretton Woods'un içerdiği sistemin
çözülüşünü göstermektedir(Sassen,1991:66). Dünya'da mevcut kapital hareketleri
Tablo.1'de gösterilmektedir.
Tablo:1 Küresel Sermaye Hareketleri (Milyar Dolar)
|
|
|
|
|
1984-1989 |
1990-1996 |
1994 |
1995 |
1996 |
1997 |
1998 |
1999 |
|
Toplam Net
Özel Sermaye Akımları |
|
|
|
13.5 |
144.2 |
155.7 |
195.3 |
214.9 |
123.5 |
56.7 |
129.2 |
|
Net Doğrudan Yatırımlar |
|
|
|
13.0 |
64.8 |
85.3 |
99.6 |
120.4 |
147.2 |
127.5 |
118.6 |
|
Net
Portföy Yatırımları |
|
|
|
4.4 |
64.0 |
104.4 |
40.7 |
80.2 |
69.9 |
35.3 |
41.9 |
|
Diğer
Net Yatırımlar |
|
|
|
-3.8 |
15.4 |
-34.0 |
55.1 |
14.2 |
-93.5 |
-106.1 |
-31.3 |
|
Net
Resmi Yatırımlar |
|
|
|
26.2 |
17.4 |
-2.1 |
23.2 |
3.2 |
22.4 |
53.4 |
-0.6 |
|
Rezervlerdeki
Değişmeler |
|
|
|
-14.4 |
-79.6 |
-75.4 |
-121.0 |
-106.2 |
-37.7 |
-31.7 |
-67.3 |
Kaynak: IMF,1998:60
Tablo.1'de
görüldüğü gibi dünya ölçeğindeki sermaye hareketleri 84-89 döneminde sadece
13.5 milyar dolar iken, 1996 sonlarına doğru 215 milyar dolara yaklaşmıştır.
Küresel krizin etkisi ile 1997 ve 1998 yıllarında yavaşlasa da, sermaye hareketlerinin
1999'dan itibaren
tekrar hızlanmaya başladığı görülmektedir. Uluslararası sermaye piyasalarında
bir günde el değiştiren döviz tutarı ise 1.5 trilyon dolardır. Bu miktar dünya
mal ve hizmet ticareti ile karşılaştırıldığında, ulaşılan mal ve hizmet ticaretinin
yaklaşık 50 katı tutarındadır(Yıldırım,1998:136).
Küresel sermaye hareketleri, yasal birikimler olduğu kadar yasadışı yollarla
elde edilen gelirleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu gelirlerin kendilerine
"Off-shore center"lar gibi barınabilecekleri güvenli sığınıklar
bulmaları ise sorunu büyütmekte, mali sistem açısından problemler taşıyabilmektedir.
4.1. Küreselleşme ve Karapara Olgusu
Toplumlarda yüksek kazanç sağlayan uyuşturucu, silah kaçakçılığı, terör, çocuk ve kadın ticareti, adam kaçırma gibi örgütlü işlenen suçlar sonucu elde edilen her türlü maddi menfaat ve değerlere karapara adı verilmekte(Günay-Şahbazov,1999:128), yasadışı ve kayıtdışı oluşan bu para uluslararası finansal sistemde dönen önemli bir büyüklüğü temsil etmektedir. Kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesinden elde edilen para veya para yerine geçen evrak ve senetlerin, mal veya gelirlerin, bir para biriminden diğerine çevrilmesi de dahil olmak üzere, çeşitli mali işlemlerle birinden diğerine dönüştürülmesinden ekonomik çıkar elde edilmesi amacını güden bu para(Gümüşkaya,1998:64), aklanabilmek için mali sistem içinde kendine yer edinmeye çalışmaktadır. Çeşitli şekillerde kontrol edilmek istenmesine rağmen, küresel mali sistem karaparanın mali sistemlere dahil olmasını da önleyememektedir.
4.1.1. Küresel Mali Sistem ve Karaparanın Boyutları
Dünya ekonomisinin küreselleşmesi,
birçok kapalı ekonominin açık hale gelmesini sağlamakta, dünya ticaretini,
dünya üretiminin üstüne çıkarmakta; uluslararası piyasaların gelişmesi, bireyler
ve kurumların fonlarını sınırsız olarak en yüksek getiriyi alabilecekleri
yerlerde değerlendirmelerine imkan tanımaktadır. Bunun yanında küreselleşme,
modern dünyamızın karakteristiklerinden biri olarak suç alanını da etkilemekte
ve organize suçluluk artan ölçüde küresel bir boyut kazanmaktadır. Küreselleşme
bir yandan piyasaların işlem hacmini ve araç çeşitliliğini arttırarak, diğer
taraftan da mal ticaretini arttırabilmek için gümrüklerdeki bürokrasiyi basitleştirmeye
dönük uygulamalar yaparak, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi karaparanın
elde edildiği suçların işlenmesini kolaylaştırmaktadır.
Bu ortamdan ülkelerin kendisini koruyabilmesi her zaman mümkün olamamakta,
bir ülkenin karapara aklaması diğer ülkeler ve küresel finansal sistem açısından
sorun oluşturabilmektedir. Bütün bir dünya mali sisteminin entegrasyonu anlamında
küreselleşme, para aklamayı gerçekten uluslararası bir olgu haline getirmiştir.
Organize suç örgütleri ve sistemin açıklarını bilen bilinçli fertler, açık
sınırlardan, özelleştirmeden, serbest ticaret bölgelerinden, sınır güvenliği
sağlayamayan devletlerden, kıyı ötesi bankacılık hizmetlerinden, elektronik
mali transferlerden, akıllı kartlardan, siber bankacılıktan faydalanarak her
gün milyonlarca dolarlık karaparayı aklayabilmektedirler(Günay-Şahbazov,1999:134).
Dünya çapındaki karaparanın boyutunu olayın esası yasadışı olduğu için kesin
olarak tespit edebilmek oldukça güçtür. IMF'in Uluslararası Mali İstatistikler
Departmanı dünyadaki toplam karapara miktarını 700 milyar ile 1 trilyon dolar
arası bir rakam olarak bildirmektedir. ABD gayrisafi milli hasılasının 8 trilyon
dolar civarında olduğu düşünüldüğünde bu miktar büyük bir rakamdır. Bu rakamda
yıllık 80 ile 100 milyar dolar arası bir artış da söz konusudur. Sadece uyuşturucu
ticaretinde yıllık yaklaşık 500 milyar dolarlık bir hacimden bahsedilmektedir.
Hatta bazı Latin Amerika ülkelerinin dış borç anapara ve faiz ödemelerinin
bu paralar sayesinde ödenebildiği belirtilmektedir (Özsoylu,1998:13).
Dünya üzerindeki mevcut karaparanın belli bir büyüklüğü her yıl mali sisteme
dahil olmak için aklama operasyonlarına konu olmaktadır. Yine IMF'nin tahminlerine
göre, karapara aklama miktarı küresel gayri safi milli hasılanın yaklaşık
%2 ile %5'i oranındadır. G-7 ülkeleri(Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya,
İngiltere ve ABD) ile Avrupa Toplulukları Komisyonu tarafından 1989 Temmuz'unda
Paris'teki G-7 zirvesinde, karapara aklama ile mücadelede uluslararası işbirliğini
gerçekleştirmek amacıyla kurulmuş FATF(Financial Action Task Force on Money
Laundering)(Zeldin,1994:219)'a göre, dünya bankacılık sisteminde her yıl 300
milyar dolar aklanmaktadır. Tablo.2'de görüldüğü gibi, 1990 yılında FATF Avrupa
ve ABD'de kokain, eroin ve esrar satışlarının toplam tutarının yaklaşık 122
milyar dolar olduğunu ve bunun yaklaşık 85 milyar dolarının aklanmış olabileceğini
tahmin etmiştir(Günay-Şahbazov,1999:135). Bu rakama dünyanın diğer bölgeleri
ile silah ticareti, kadın ve çocuk ticareti, sentetik uyuşturucu ticareti
gibi karapara miktarları dahil değildir.
Tablo:2 Avrupa ve ABD'de Uyuşturucu Ticareti Miktarı (1990-Milyar Dolar)
|
Uyuşturucu
Madde |
ABD |
Avrupa |
Toplam |
|
Kokain |
6.1 |
28.8 |
34.9 |
|
Eroin |
2.3 |
10 |
12.3 |
|
Hint
Keneviri |
7.5 |
67.2 |
74.7 |
|
Toplam |
15.9 |
106 |
121.9 |
Kaynağı itibariyle karapara
olarak adlandırılmasa bile, kanun ve denetim dışı elde edilen kayıt dışı kazançların
varlığı da ayrı bir problemdir. Dünya kayıt dışı ekonomisi Amerikan ekonomisinin
yaklaşık %90'ı kadar bir büyüklüğe ulaşmıştır. Bu büyüklük 1993 yılı rakamlarına
göre 5.8 trilyon dolardır. Kayıt dışı ekonominin GSMH'ya oranı, 1999 yılı
itibariyle, İsviçre için %7, ABD için %8, Japonya için %11, İngiltere için
%13, Almanya için %16, Belçika için %22, İtalya için %27, Yunanistan için
%29'a ulaşmış bulunmaktadır(The Economist, 2001:122).
Gerek bütünüyle kayıt dışı ekonomi ve gerekse karaparanın büyük boyutlara
ulaşan ve günden güne artan miktarları mali sisteme dahil olma çabaları içerisinde
olmakta, bu amaçla yapılan yurt içi ve yurt dışı işlemler uluslararası mali
sistemin denetlenmesi ve düzenlenmesi açısından önemli sorunlar doğurmaktadır.
4.2. Kıyı Bankacılığı-Vergi Cennetleri ve Uluslararası Mali Sisteme Etkileri
Dünyada geçmişte Vergi Cennetleri(Tax Havens) olarak isimlendirilen veya Kıyı Bankacılığının(Off-shore Banking) oluşumuna ve gelişimine destek veren, şu anda da Uluslararası Kıyı Ötesi Mali Merkezler(International Off-shore Financial Center-IOFC) olarak adlandırılan ülkeler veya adacıklar bulunmakta, bu merkezler sundukları çeşitli avantajlarla önemli miktarlarda fonun kendilerinde toplanmasını sağlayabilmektedirler. Bu sisteme Off-shore denmesinin sebebi, bu ülkelerin çoğunun İngiliz Milletler Topluluğu'na bağlı küçük ada devletleri olmalarındandır.
4.2.1. Kıyı Bankacılığı ve Vergi Cennetleri
Kıyı bankacılığı denilen
olgu 1960'lı yıllardan itibaren, genellikle vergi cennetleri denilen ülkelerde
oluşmaya başlamıştır. Bu ülkeler sağladıkları vergi avantajları ve denetimsizlik
ile fon yatırımları ve finansal hizmetler bakımından bir cazibe merkezi oluşturmuşlardır.
Vergi cennetlerinde gelir ve sermayeden vergi alınmamasının yanında, banka
ve ticari sırların korunması, aktif bir banka sektörü altyapısı bulundurulması,
iyi bir iletişim ağı ve teknolojisine sahip olunması, istikrarlı bir politik
ve ekonomik görüntü sergilenmesi, yabancı sermayeye de lütufkar davranılması(Kızılot,1999:173)
beklenmektedir.
1970'li yıllarda kıyı bankacılığının gelişmesine paralel olarak uyuşturucu
trafiğinde de bir artma görülmektedir. Karaparanın plasmanında en yaygın yöntem
olarak kıyı bankacılığı sistemi kullanılmaktadır(Naylor,1994:299). Ancak bu
olgu küresel kapitalist sistemin bir gereği olarak kabul edilmektedir. Dünyada
dolaşan yaklaşık 1-2 trilyon dolar karapara bir şekilde sisteme girmek ve
aklanmak istemektedir. Dünya, ya bunun Off-shore şirketler kanalıyla olacağını
kabul edecekti ya da bu para Amerika ve Avrupa bankalarını kullanacaktı. Bu
büyüklükteki bir paranın rantını almak isteyen ülkenin bankacılık sisteminin
çökmesi ve sistemin kokuşması ise kaçınılmaz olacaktı. Bu nedenle devletler
bir yandan karapara kaynaklarını kurutmaya ve engel olmaya çalışırken, bir
yandan da kendilerini bu paranın sistemlerine en az bulaşacak başka bir yerden
ekonomiye girmesine razı olmak zorunda hissetmişlerdir. Citibank ve Chase
Manhattan yöneticilerinin bile karapara akladığı düşünüldüğünde(Odabaşı,1999:37),
Off-shore'ların küresel finansal sistemin arıtma tesisleri veya sübapları
olduğu kabul edilebilir. Zaten Aralık/1981 tarihinde Amerikan Federal Rezerv
Bankası(FED) de Amerikan düzenlemelerinden kaçınmak için Off-shore'larda şube
açan ABD bankalarını tanımış ve International Banking Facilities kapsamında
legalize etmeye karar vererek(Pilbaem,1998:315), bu sistemi resmen onaylamıştır.
Off-shore bankalar denilince akla hemen Andorra, Arubas, Bahamas, Barbados,
Bermuda, British Virgin Islands, Cayman Islands, Costa Rica, Gibraltar, Guernsey,
Isle of Man, Jamaica, Liberia, Liectenstein, Madeira, Hollanda Antilleri,
Malta, Kıbrıs, Jersey, Panama, Manile, İsviçre, Lüksemburg, Bahreyn ve İrlanda
gibi ülkeler gelmektedir(Kızılot,1999:45). Ayrıca son yıllarda Turks and Caicos,
Cook Adaları ile bazı büyük devletler de vergi cennetleri listesinde yer almaktadır.
Karaipler'deki 35 bin kişinin yaşadığı Cayman Adalarında 32 bin uluslararası
ticaret şirketi, 550 banka, 900 uluslararası yatırım fonu, 400 sigorta şirketi
bulunduğu; Bahama'larda sigorta şirketi sayısının 3400'ü bulduğu; dünyadaki
büyük yatırım fonları Amerikan Fidelity, Japon Noumura'nın fonlarını Off-shore
üzerinden yönettikleri; dünyaca ünlü spekülatör Soros'un sahip olduğu 21 milyar
dolarlık fonun %90'ı ile danışmanlık yaptığı yüzmilyarlarca doları Off-shore'larda
tuttuğu gözönüne alınırsa, bu merkezlerin küresel finansal sistem açısından
taşıdığı önem daha iyi anlaşılabilecektir. Off-shore'larda yerleşmiş bankalardan
birkaçının aktif toplamı 400 milyar doları bulmaktadır. Orta büyüklükte bir
bankanın aktifi dahi 80 milyar doların üzerindedir. Bu miktarın büyüklüğünü
Türkiye'deki toplam mevduatın 35 milyar dolar olduğunu göz önünde tutarak
değerlendirmek mümkündür(Odabaşı,1999:36).
4.2.2. Vergi Cennetleri ve Kıyı Bankalarındaki Yatırımların Büyüklüğü
Vergi Cenneti olarak bilinen ülkelerde yerleşik kıyı bankalarında çok büyük miktarlarda fonlar tutulmaktadır. Citibank, Chase Manhattan, Swiss Bank and Trust Corporations, Schrodes, Midland, Barclays gibi dünyanın büyük ve saygın kuruluşlarının da bu merkezlerde şubeleri bulunmaktadır(Euromoney,1994). Son belirlemelere göre, yaklaşık 5 trilyon ABD Doları miktarındaki kapital Off-shore'larda tutulmaktadır. Bu tutarın büyüklüğünü vurgulayabilmek için, 31 Aralık 1991'de dünyadaki bütün merkez bankaları rezervlerinin yaklaşık 1 trilyon ABD Doları olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Bu fonların ayrımı da Tablo.3'deki gibidir:
Tablo:3 Off-shore'lardaki Fon Miktarları (Trilyon Dolar)
|
Fonun
Türü |
Miktarı |
|
Off-shore
Fonları Tröst |
2 |
|
Gemi
Nakliyatçılığı |
1 |
|
Banka
Hesapları |
1 |
|
Bağlanmış
Sigorta Şirketleri |
0.75 |
|
Yatırım
Fonları |
0.25 |
|
Toplam |
5 |
Kaynak: Kızılot,(1999:173)
Tablo.3'de gösterilen
miktara diğer kurumsal paralar ile fonlar da katıldığı zaman rakam 10-12 trilyon
dolara ulaşmaktadır(Odabaşı,1999:33). Federal Rezervin Ağustos/1998 raporuna
göre, dolaşımdaki 443.6 milyar ABD Dolarının yaklaşık üçte ikisi de Off-shore'larda
tutulmaktadır(Hanes,1999:37). Görüldüğü gibi, Off-shore bankalarda büyük miktarlarda
fon bulundurulmakta, dünyada yapılan para transferlerinin yaklaşık yarısının
bu merkezlerden yapıldığı belirtilmektedir(Kızılot,1999:173).
5. ULUSLARARASI SERMAYE HAREKETLERİ VE SPEKÜLASYON
Finansal sistemin liberalleşmesi
ve küreselleşmesi yeni finansal araçları gündeme getirdiği gibi, uygulanmakta
olan finansal araçlara da yeni fonksiyonlar yüklemiştir. 1980 sonrası artan
finansal yenilikler piyasalarda, ürünlerde, hizmetlerde ve teknolojide ortaya
çıkmışlardır(Lucas,1994:179). Dünyada paranın veya diğer finansal varlıkların
kullanılabildiği 152 dolayında enstrüman vardır(Odabaşı,1999:38).
Ortaya çıkışları itibariyle riskleri önlemek, ekonomideki aktörleri, döviz
kurlarından, faizlerden, mal fiyatlarında oluşan risklerden korumak gibi amaçlarla
oluşturulmuş olan çok çeşitli finansal yenilikler küreselleşmeye de hız kazandırmaktadırlar(Miller,1992:12).
Ancak bunların pek çoğu, esas çıkış amaçlarından çok farklı bir yapıya da
bürünmüşlerdir. Örneğin,11.y.y.'da Japonya prinç piyasasında işlem görmüş
olan "Options"lar(Lucas,1994:184), bugünkü piyasalarda gelişen "futures
obsen sbep" gibi uygulamalarla esas amacı opsiyon piyasalarından milli
paranın düşmesine karşı pozisyon almak iken spekülatif karakterli bir kumar
aracına dönüşmüşlerdir(Kozanoğlu,1998:141). Uluslararası piyasalarda işlem
gören finansal araçlardaki gelişmeleri Tablo.4'de görmek mümkündür.
Tablo.4'den de görüldüğü gibi, ulusal piyasalarda işlem gören future ve options
işlemleri yıllar itibariyle büyük bir artış göstermiş ve 1999 yılı sonu itibariyle
toplamda 13,5 trilyon dolara yaklaşmıştır. Finansal araçlar kullanılarak çok
çeşitli alım-satım işlemlerine konu olabilen bu fonların en fazla faiz oranları
üzerinde işlem yapmaları da kısa vadeli ve garantili karlılık arama çabaları
olarak yorumlanabilecektir.
Tablo:4
Uluslararası Piyasalarda İşlem Gören Finansal Araçların Miktarları (1993-1998)
(Milyar $)
| 1993 | 1994 | 1995 | 1996 | 1997 | 1998 | 1999 | |
| Faiz Oranı Future’leri | 4960 | 5875 | 5876 |
5978 | 7580 | 8019 | 7913 |
| Faiz Oranı Options’ları | 2362 | 2623 | 2714 | 3277 | 3639 | 4623 | 3755 |
| Döviz Future’leri | 34 | 40 | 33 | 37 | 42 | 31 | 36 |
| Döviz
Options’ları |
75 | 55 | 120 | 133 | 118 | 49 | 22 |
| Menkul Kıymetler Index Future’leri | 110 | 127 |
172 |
195 | 211 | 290 | 334 |
| Menkul Kıymet Index Options’ları | 232 | 242 |
338 |
394 | 810 | 916 | 1458 |
| Toplam | 7775 | 8897 |
9282 |
10118 | 12407 | 13931 | 13521 |
Kaynak: IMF, 2000.
Finansal piyasalarda işlem görmekte olan fonların her birisi ayrı ayrı spekülasyon konusu olabilmekle birlikte özellikle hedge fonlar bu alanda en çok tartışılan finansal araçlardır. Bu nedenle biz bu araç üzerinde daha ayrıntılı durmayı konumuz açısından önemli görmekteyiz.
5.1. Hedge Fonds ve Spekülasyon
Uluslararası
finansal piyasalarda son yıllarda görülen çalkantılar, dikkatleri kurumsal
yatırımcılara, özellikle hedge fonlara yöneltmiştir. 1992 ERM krizi, 1994
uluslararası tahvil piyasalarındaki dalgalanmalar ve 1997 ortalarında Güneydoğu
Asya'da yeniden canlanan çalkantılar, gözlerin hedge fonlara çevrilmesine
sebep olmuştur. Çünkü hedge fonlar, ya kendilerine ait olan menkul kıymet
fiyatları ile doğrudan ya da kendilerini izleyen diğer piyasa katılımcılarının
eğilimlerini etkileyerek dolaylı şekilde ulusal veya uluslararası menkul kıymet
fiyatlarında etkili olmaktadırlar(IMF,1998:4).
Hedge fonlar, riziko üstlenmeye hazır yatırımların fonlarını toplayarak bu
kaynakları dünya çapında, her türlü pazar veya mali aracı tercihen kısa vadeli
plase edebilen spekülatif insiyatiflerdir. Hedge fonların çok değişik kullanış
biçimleri bulunmakta, 9 stil olarak belirtilebilecek kullanılış tarzlarından,
bir stilin örneğin küresel hedge fon stilinin, international, established,
emerging gibi alt grupları da uygulamada yer almaktadır(OECD,1999:31). Belirli
bir spekülatif amaçla, hatta çoğu kez bir merkez bankasını sıkıştırmak için
kullanılan hedge fonlar, spekülatif hareketlerle kısa sürede milyarlarca doları
hareket ettirebilmektedir. Böyle bir yönelişin durdurulamaması halinde hiç
bir ülkenin serbest döviz piyasasının bu sıkılmış sermaye yumruğuna dayanması
mümkün olamamaktadır. Hedge fonların tanınmış ustası George Soros'un böyle
bir hareketle 1992 yılında İngiliz Sterlini'ne hücum ettiği ve bu girişimden
1 milyar dolar kazanç sağladığı bilinmektedir(İlyas,1998:32).
Her ne kadar IMF tarafından Asya krizinde hedge fonlarının etkili olmadığı,
en büyük suçlunun yabancı yatırım ve ticari banka kredileri olduğu belirtilse(Mctigue,1998:21)
ve hedge fonların rollerinin abartıldığı ironik bir tarzda incelense(Krugman,1998)
de, Güneydoğu Asya krizinde de hedge fonların büyük payı olduğu bilinmektedir.
Çünkü G.Kore, Endonezya, Tayland, Malezya ve Filipinler'de 1996 yılında toplam
93 milyar dolarlık özel sermaye girişi, 1997'de ise 12 milyar dolarlık sermaye
çıkışı kaydedilmiştir. Bu durum bir yılda her iki yönde 105 milyar dolarlık
bir sermaye hareketi anlamına gelmektedir ki, bu miktar söz konusu ülkelerin
toplam GSYİH'larının %11'ine denktir. Yine 1997'de gelişmekte olan ülkelere
256 milyar dolarlık özel fon akışı olmuştur. Oysa on yıl önce bu rakam sadece
35 milyar dolardır(Töre,1999:25). Dolayısı ile hedge fonların Asya krizinde
etkili oldukları anlaşılmaktadır. Zaten yapılmış olan ampirik analizler de
Güneydoğu Asya krizinde, doğrudan Soros'un fonlarının olmasa bile, en yüksek
10 hedge fon grubunun etkili olduğuna ilişkin bulgular elde etmişlerdir(Brown
v.d.,1998:13).
Hedge fonların sayısı ile idaresi altında bulundurduğu fonların gelişimini
Tablo.5'de görmek mümkündür:
Tablo:5 Küresel Karakterli Hedge Fon Sayıları ve Miktarları (Milyar Dolar)
|
|
1988
|
1989
|
1990
|
1991
|
1992
|
1993
|
1994
|
1995
|
1996
|
1997
|
|
-Fon
Sayıları |
1373 |
1648 |
1977 |
2373 |
2848 |
3417 |
4100 |
4700 |
5100 |
5500 |
|
-Fon
Miktarları |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kaynak: OECD,1999:29.
Tablo.5'de de görüldüğü
gibi, 1997 itibariyle hedge fon sayısı yaklaşık 5500 adede yükselmiş bulunmakta
ve bu fonlar yine yaklaşık 300 milyar dolarlık bir miktara hükmetmektedirler.
Bu fonların çoğunun sermayesi 100 milyon dolardan azdır. Ancak yaklaşık 10-12
adedinin fon miktarı 1 milyar doların üzerinde, bazıları ise, 5-12 milyar
dolar arasındadır. Hedge fonların yaklaşık 3800 kadarı ABD'de yerleştiklerini
beyan etmiş olmalarına rağmen, bu fonların büyük çoğunluğunun daha rahat hareket
edebilmek için Off-shore'larda tutulduğu tahmin edilmektedir(OECD,1998:28).
Finansal piyasaların küreselleşmesi ile büyük bir hareket serbestliği kazanan
kısa süreli sermaye hareketlerinin, faiz gelirlerini karşılayacak mal ve hizmet
üretimi yapılmadığı, yani reel kesim ile parasal kesim arasında uyum sağlanmadığı
sürece yapısal dengesizlikler ve büyük krizler oluşturacağına kesin gözüyle
bakılmaktadır. Mali piyasaların daha gelişmesi ve değişik enstrümanlarla derinlik
kazanması bütün ülkelerin yararına olabilecektir. Ancak ekonomiyi sadece para
ve sermaye piyasaları olarak görenlerin de finansal krizlerden darbe almaları
kaçınılmaz olmaktadır(Tunca,1998:34).
6. FİNANSAL KRİZLER VE SPEKÜLASYON
Milli ekonomilerin karşılaştıkları finansal krizlerde uluslararası kısa süreli sermaye akımlarının ve spekülatif saldırıların önemli bir rolü bulunmaktadır. Dünyada ve Türkiye'de karşılaşılan finansal krizlerde bu etkileri görmek mümkündür.
6.1. Dünyada Küresel Kaynaklı Finansal Krizler
Dünya üzerinde çok sayıda finansal kriz yaşanmıştır. O kadar ki küçüklü büyüklü krizler göz önüne alındığında her 19 ayda bir krizin olduğu anlaşılmaktadır (Krugman,1997). 1970'li yıllardan beri yaşanan finansal krizleri ise Aralık-1973 İngiltere Bankacılık Krizi, Haziran-1974 Herstatt Krizi, Ağustos-1982 Uluslararası Borç Krizi, Aralık-1986 Bono Krizi, Ekim-1987 Borsa Krizi, 1980'lerin başında ABD'de yaşanan tasarruf ve borç krizi(Davis,1992:167) olarak belirtmek mümkündür. Ancak bu krizlerin küresel etkileri de olan belli başlılarını 1970 ve 1980'li yıllardaki Latin Amerika krizleri, 1992-1993'te ortaya çıkan Avrupa Döviz Kuru Mekanizması(ERM) krizi, 1994-1995'te Latin Amerika'daki kriz, etkilerinin hala sürdüğü konuşulan Asya krizi, Rusya krizi, Brezilya krizi olarak kabul etmek mümkündür. Türkiye'de de, 1978 ve 1994 yıllarında benzer krizler yaşanmıştır.
6.1.1. 1992-1993 Yıllarındaki Avrupa Döviz Kuru Mekanizması(ERM) Krizi ve Spekülasyon
Avrupa Birliğinin parasal birlik konusunu kararlaştırdığı Maastricht Anlaşmasına 1992 Haziran ayında Danimarka'lılar red oyu vermişlerdi. Bu durum ERM içinde döviz kurları üzerindeki baskıların artması sonucunu doğurmuştur. Bu gelişme sonrasında ilk olarak, İtalyan bütçe açıklarının Liret'in desteklenmesine yol açacağı düşüncesi ile Liret üzerinde spekülatif işlemler gerçekleştirilmiştir. Finlandiya ve İsveç üzerinde denenen spekülatif atakların sonuç vermesi ve İtalyan Liret'inin baskılara dayanamayarak %7 oranında devalüe edilmesi, bu defa spekülatörlerin dikkatlerini İngiliz Sterlini'ne çevirmiştir. Para sihirbazı olarak anılan George Soros'un krizin tetiğini çekmede oynadığı rol tartışılmamaktadır. Soros daha işin başında sterlindeki devalüasyon ihtimalini fark etmiş, kısa dönemli krediler şeklinde yaklaşık 15 milyar dolarlık kısa pozisyon almıştır. İngiliz Sterlini'ne yönelik ataklar sonucu 16 Eylül 1992'de Bank of England'ın yoğun müdahalelerine rağmen İngiltere'de faiz oranları bir günde %5 oranında yükselmiştir(Pilbeam,1998:301).
6.1.2. Meksika Krizi ve Spekülasyon
Latin Amerika ülkelerinden
Meksika, Aralık/1994 tarihinde para biriminde ortaya çıkan büyük çöküş ile
sarsılmış, kriz konusundaki bekleyişlerin artması üzerine 20 Aralık 1994 tarihinde
ulusal para birimi pesoyu devalüe etmek zorunda kalarak finansal bir krizle
karşılaşmıştır.
1994 yılında Meksika'da yaşanan krize bakıldığında temel nedenin, 1980'lerin
sonunda ve 1990'ların başında olumlu konjonktürün etkisiyle ülkeye gelen çok
kısa dönemli sıcak paranın, değerlenmiş kur, yüksek cari ödemeler açığı, özel
tasarruflardaki düşme ve politik istikrarsızlıkları görerek ülkeden çıkmaya
başlaması olduğu görülmektedir. 1990-1993 arası dönemde ülkeye özel yabancı
sermaye girişi 72.5 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. 1994 yılına girildiğinde
kimse bir kriz öngörmemiştir. Aksine 1993 sonunda NAFTA'ya girişin Amerikan
Kongresi'nde onaylanması ile birlikte yabancı sermaye ile ilgili beklentiler
daha fazla artmıştır. Ancak 1994'ün sonuna doğru oluşan panik havası ile ülke
döviz rezervleri 26 milyar dolardan 6 milyar dolara gerilemiştir. Bu olayı
büyük bir devalüasyonun takip etmesi ise finansal krize ortam oluşturmuştur(Dorukkaya-Yılmaz,1999:1127).
6.1.3. Asya Krizi ve Spekülasyon
Son yılların en önemli finansal olayı Güneydoğu Asya'da görülen ve tüm dünya ekonomilerini etkileyen mali krizdir. 1997 yılı Şubat ayında başlayan ve Tayland'ın 2 Temmuz'da para birimi Baht'ı devalüe etmesi ile bölge ekonomilerine ve dünyaya yayılan finansal kriz, çeşitli yönleri ile önemli bir ekonomik olay olarak görülmektedir. Böyle bir krizin önceden tahmin edilememiş olması, krize uğrayan ülkelerin reel ekonomilerinde herhangi bir problem bulunmaması da, hem uluslararası mali sistemin yönetimi ve denetimi sorununu hem de krizde önemli rol oynayan spekülatif sermaye hareketlerini yeniden gündeme getirmiştir.
6.1.3.1. Güneydoğu Asya Ülkelerine Yönelik Yabancı Sermaye Akımları
Bölge ülkeleri
kriz öncesi yıllarda yabancı sermaye girişini değişik politika ve araçlarla
özendirmişlerdir. Ancak özellikle Çin, doğrudan yabancı yatırımları özendirirken,
krizden en fazla etkilenen G.Kore, Endonezya, Tayland, Malezya ve Filipinler
gibi ülkelere yönelen yabancı sermayede kısa vadeli borçların önemli bir yer
tuttuğu dikkati çekmektedir. Krize uğrayan Asya ülkelerine toplam sermaye
akımlarını Tablo.6'da izlemek mümkündür.
Tablo.6'dan da incelenebildiği gibi Asya ülkelerine yönelen toplam net özel
sermaye akımlarında 1994-1996 döneminde yaklaşık %100'lük bir artış görülmektedir.
Sadece portföy yatırımlarına bakılsa bile aynı dönemdeki artışın %150 dolaylarında
olduğu anlaşılmaktadır.
Tablo:6 Krizdeki Ülkelere(1) Yönelen Net Sermaye Akımları (Milyon Dolar)
|
|
1990 |
1991 |
1992 |
1993 |
1994 |
1995 |
1996 |
1997 |
1998 |
|
-Toplam
Net Özel Sermaye Akımları -Net
Doğrudan Yatırımlar -Net
Portföy Yatırımları -Banka
Kredileri ve Diğer Serm.Akım. |
|
26.8 17.3 |
|
|
|
|
|
|
-46.2 -44.5 |
Kaynak: IMF,1999:93. (1) 5 Asya Ülkesi:Endonezya, Kore, Malezya, Filipinler, Tayland.
Bölgeye açılan krediler ve yabancı sermayenin bölge ülkelerinin gayrisafi yurt içi hasılalarına oranları incelendiğinde de 1996 yılı itibariyle bu oranların %2.5 ile %10 arasında değiştiği görülmektedir(IMF,1998). Bu veriler ise Asya ülkelerine yönelen yabancı sermaye akımlarının kriz öncesi dönemde önemli boyutlara ulaştığını ortaya koymaktadır.
6.1.3.2. Güneydoğu Asya Krizinde Spekülasyon ve Sonuçları
1990'ların başından beri
Avrupa ve Japonya'da devam eden zayıf büyüme, cazip yatırım imkanlarını mevcut
tasarrufların gerisinde bırakmıştır. Büyük miktarlara ulaşan özel sermaye
akımları, yüksek getiri bekleyen uluslararası yatırımcılar tarafından mevcut
riskler göz önüne alınmadan, yükselen yeni pazarlara kaydırılmıştır(Ekonomik
Araşt..,1998:101). Güneydoğu Asya ülkelerine böylesine büyük miktarlarda kısa
süreli yabancı sermaye girişi, yerli mali varlıkların fiyatını yükseltmiş
ve finans piyasalarında suni ve spekülasyona açık bir kabarmaya sebebiyet
vermiştir(Dadush v.d.,2000:57).
Bu nedenle, Güneydoğu Asya krizinde spekülasyonun da çok etkili bir rolü olduğu
söylenmiştir. Özellikle Malezya Başbakanı Mahattir Mohammed, uluslararası
spekülatör George Soros'u tüm bu gelişmelerin sebebi olarak göstermiş ve kendisini
"moron-aptal, kuşbeyinli" olarak adlandırmıştır. Yine bu çerçevede
"currency trading"in ahlakdışı olduğunu ve yasaklanması gerektiğini
belirtmiştir(Ündül,1998:16).
Bu krizde uluslararası spekülatörlerin istikrar bozucu davranışlarının rolü
çok büyük olmuştur. Sadece Malezya Ringit'i dikkate alındığında hedge fonların
zaman zaman "boğa", zaman zaman da "ayı" şeklinde piyasalara
girip çıktığı görülmektedir(Brown v.d.,1998:13). Bu nedenle bölgeye akan yabancı
kaynakların bölge ülkeleri paralarının aşırı değerli hale gelmesine ve bu
politikanın belli bir süre sürdürülebilmesine imkan sağladığı bilinmektedir.
Ancak sınır tanımayan ve gün geçtikçe globalleşen uluslararası sermayenin
ortaya çıkardığı sorunlar sınırlı bir alanda da kalmamaktadır(Tunca,1998:33).
Bu yönüyle günümüz ekonomilerinde piyasaların, mali sermayenin ve özellikle
de spekülatif kazançların ağırlıklı bir yer kazandığı kumarhane kapitalizminin
kendine özgü koşulları tarafından belirlendiği(Işıklı,1998:11) ifade edilmektedir.
Asya krizinden sonra bölgede faaliyet gösteren şirketlerin hisselerinde olağanüstü
düşüşler oluşmuştur. 1997'de Endonezya sigara şirketi Sampoerna'nın bir hissesi
6.75 dolar civarında iken, kriz sonrasında 20 cente düşmüştür. Aynı şirketin
piyasa kapitalizasyonu 6 milyar dolar iken kriz sonrasındaki 18 ayda 200 milyon
dolara gerilemiştir. 1 dolar 2300 rupi iken, kriz sonrasında 1 dolar 14.000
rupi olmuştur. Değer kaybı %608'dir(Faber,1998:73). Bu nedenle de Asya şirketleri
batılı şirketlerce çok cazip bedellerle ele geçirilmişlerdir. Kriz sonucunda
Hong Kong, Endonezya, Güney Kore ve Tayland borsalarında 1997 yılında ortaya
çıkan sermaye kaybı 200 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır(İlyas,1998:38).
Bütün bunlar ise Güneydoğu Asya ekonomilerinde meydana gelen gelişmelerin
spekülasyondan ziyade manipülasyonu andırdığı iddialarını gündeme getirmektedir.
6.1.4. Rusya Krizi ve Spekülasyon
Rusya'da 1997'lerde başlayan
ekonomik sıkıntılar Temmuz 1998'de ağırlaşmaya başlamış ve 17 Ağustos 1998'de
ruble-dolar koridorunun 1 ruble 6 dolar'dan, 1 ruble 9.5 dolara devalüe edilmesi,
döviz üzerinden sermaye hareketlerinin sınırlandırılması ve 90 günlük morotoryum
ilan edilmesi ile sonuçlanan bir ekonomik kriz yaşanmıştır. Bu krizin kökleri
eskilere dayanmakla birlikte, oluşumda kısa vadeli karlar peşinde koşan kısa
süreli sermayenin spekülatif davranışlarının da etkisi bulunmaktadır.
Kriz öncesi 1996 ile 1997 yılları arasındaki dönemde Rusya'da finans ve kredi
faaliyetlerindeki yabancı yatırım miktarı yaklaşık %229 oranında artmıştır.
Bu dönemlerde Rusya'da bankalara düşük faizlerle(libor artı 1 veya 2) kolayca
para akıtılmış, bankalar da iç piyasada oldukça yüksek (%60 gibi) faizlerle
bu paraları plase etmişlerdir. Ancak gerek dünya petrol fiyatlarındaki düşme(%50
gibi) ve gerekse Rusya'nın dış gelirlerinin %40'ını sağlayan enerji hammaddeleri
sebebiyle uğranılan 10 milyar dolarlık kayıp, piyasaya verilen kredilerin
geri dönüşlerinde problemler meydana getirmiş, kriz başlama startı almıştır(Uludağ,1998:4).
Rusya krizinde de finansal boyut ön plana çıkmıştır. 1998 yılı başından itibaren
finansal piyasalarda çalkantılar boy göstermeye başlamış, şirket ve banka
iflasları art arda meydana gelmiştir. Rusya hükümetinin gümrük duvarlarını
yükseltmesi ile ithalat miktarında büyük düşüşler gerçekleşmiştir. Ünlü spekülatör
Soros'un Rusya'ya verdiği düşük "reyting" değerlendirmesi ise talihsizlik
olmuş ve yaşanan krizi iyice alevlendirmiştir(Mor,1998:8).
Rusya Merkez Bankası Başkanı Sergey Dublinin'e göre krizden yabancı spekülatörler
sorumludur, çünkü piyasaları onlar karıştırmışlardır. Macera arayan ve çoğu
genç olan batılı bankerler, ticaret yapmaktansa daha kolay bir kazanç yolu
olan büyük miktarlarda devlet bonosu almayı tercih etmişler, başlangıçta kazandıkları
faizlerle Moskova'da harika vakitler geçirmişlerdir(Stone,1998:4). Mayıs/1998
tarihi itibariyle yabancı yatırımcılar 20 milyar dolar değerinde hazine bonosuna
sahiptirler. Bu miktar ise mevcut hazine bonolarının üçte birine denktir(IMF,1998:18).
Güçlü petrol ve metal üreticilerinin ihracatlarını arttırmak için rublenin
değer kaybetmesini beklemeleri, bunların spekülatif beklenti ve davranışlarının
krizin oluşmasında rol oynaması da belirtilen bir diğer unsurdur(Ertan,1998:8).
6.1.5. Brezilya Krizi ve Spekülasyon
Dünyanın en büyük dokuzuncu
ekonomisi konumunda bulunan ve uygulamaya koyduğu "Real Planı" ile
son 4.5 yıl içinde enflasyonu %2700'lerden %1-3'ler düzeyine indirmeyi başaran,
daraltıcı politikalar ile birlikte yıllık yüzde 4'lük büyüme hızına ulaşan;
gerçekleştirdiği başarılı özelleştirme programı ile gelişmekte olan ülkelere
model olarak gösterilen ve yakın zamana kadar uluslararası sermayenin akın
ettiği Brezilya'da 13 Ocak 1999 tarihinde patlak veren mali kriz herkesi şaşırtmıştır.
Brezilya krizinde de spekülasyonun etkilerini görmek mümkündür. Dünyanın hızla
büyüyen bu ülkesine de kriz öncesi dönemlerde büyük oranlı bir yabancı sermaye
akımı gerçekleşmiştir. Ancak yabancı sermaye akımlarında 1998 ve 1999 yıllarında
belirgin bir azalma görülmüş, özellikle portföy yatırımları kriz yılında yaklaşık
18 milyar dolarlık bir gerileme göstermiştir(IIF,1999:3).
Latin Amerika ülkelerine yönelen özel sermaye akımlarında öncelikle Rusya
krizinin yaydığı güvensizlik etkili olmuş, bu kriz uluslararası kısa süreli
sermayenin gelişmekte olan ülkelerden çekilmesine hız kazandırmıştır. Rusya
krizini takip eden üç ay içinde 30 milyar dolarlık rezerv kaybına uğrayan
Brezilya'nın daha sonraki günlerde günde yaklaşık 1 milyar dolarlık bir sermaye
kaçışına sahne olduğu da bilinmektedir. Küresel finansal piyasalarda günde
yaklaşık 1.5-2 trilyon dolarlık işlem gerçekleştirildiği dikkate alındığında
bir ülkenin ekonomi politikasına güvensizlik oluşması halinde 50-60 hatta
70 milyar dolarlık rezervler bile piyasaları etkilemekte yetersiz kalabilmektedir
(Turagay,1999:13). Brezilya'da da böyle olmuş ve kısa süreli sermayenin ülkeden
kaçışı rezervlerle dengelenmek istenmesine rağmen durdurulamamış ve kriz yaygınlık
kazanmıştır.
6.2. Türkiye'de Küresel Kaynaklı Finansal Krizler ve Spekülasyon
Türkiye'de 1978, 1994 ve 2001 yıllarında önemli sayılabilecek finansal krizler görülmüştür. Ayrıca Asya ve Rusya krizi de Türkiye'yi önemli ölçüde etkilemiştir. 1978 yılında yaşanan, daha doğrusu 1980 öncesi Türkiye'de yaşanan krizler daha çok Türkiye'de mal ve emek piyasalarının gelişmediği, döviz piyasası ile para piyasalarının mevcut olmadığı ortamlarda doğmuş olan krizlerdi. Bu yapılarıyla da finansal liberalleşmeye bağlı veya küresel kaynaklı olmaktan uzaktılar. Bu nedenle biz 1980 sonrası ülkemizde karşılaşılan küresel kaynaklı finansal krizler üzerinde duracak ve bunları da 1994, Asya ve Rusya krizleri ve 2001 krizi başlıkları altında inceleyeceğiz.
6.2.1. Türkiye'de Yaşanan 1994 Finansal Krizi ve Sonuçları
Yukarıda da açıklandığı gibi Türkiye'de küresel özellikler taşıyan ilk finansal kriz 1994 yılında patlak vermiştir. Öyle ki, Türkiye'nin 1994'te aslında mini bir Güneydoğu Asya krizi yaşadığı belirtilmektedir(Yıldırım,1998:139). Bu kriz sadece finansal yapıdan kaynaklanmamış, krize öncülük eden gelişmelerde reel sektördeki aksaklıkların da önemli rolleri olmuştur.
6.2.1.1. Türkiye'de 1994 Krizinin Gelişimi ve Spekülasyon
Türkiye ekonomisinin yapısal
problemleri 1994 başlarında yüksek bir döviz talebi ortaya çıkarmış ve baskı
altında tutulan döviz kurları serbest piyasada büyük bir yükseliş trendine
girmiştir. 19 Ocak ve takip eden günlerde serbest piyasada dolar 1$=15.000
TL.'den 22.000 TL'ye yükselmiş, sonrasındaki gelişmeler ve tedaviye yönelik
düzenlemelerin gecikmesi sebebiyle de 5 Nisan kararları olarak da bilinen
bir dizi istikrar tedbirinin alınmasına yol açmıştır(Akdiş,1996:136). Bu kararlar
sonrasında bir ara 1$=42.000 TL. düzeyine yükselmişse de daha sonra 32-34
bin lira değerine geri dönmüştür.
Türkiye'nin 1994 yılında yaşadığı krizde de uluslararası sıcak paranın etkilerini
görmek mümkündür. Son on yılda Türkiye'ye giren sermaye 32 milyar dolardır.
Bu miktarın 14 milyar doları cari işlemler ve net hata noksanın telafi edilmesinde
kullanılmıştır. Geriye kalan 18 milyar doların da ödemeler dengesi dışındaki
faaliyetleri finanse ettiği düşünülebilir. 18 milyarın 7 milyar dolarını merkez
bankası kendi borçlanması ile sağlamıştır. Bu durumda Türkiye'ye merkez bankasının
borçlanması ve ödemeler dengesinin finansmanı amacı dışında 11 milyar dolarlık
bir sermaye girişi gerçekleşmiş olmaktadır. Türkiye'nin 1994'te krize uğramasının
sebeplerinden biri, tabii ki o günlerde hatta daha önceden başlayan birtakım
spekülatif girişimlerdir. Türkiye 1994'te, bu 11 milyar doların teşekkülüne
katkıda bulunan ve orada aşırı değerlenmiş olan bir Türk Lirasına yakalanmış,
bunun da bedelini ödemiştir(Yıldırım,1998:139).
6.2.2. Asya Krizinin Türkiye Finans Piyasalarına Yansımaları ve Sonuçlar
Asya'da meydana gelen kriz, ülkemizin daraltıcı ekonomik politikalar uygulamaya başladığı bir döneme rastlamıştır. Bu ortamda, krizin Türkiye'ye de yansıyabileceği endişesini taşıyan uluslararası sıcak para, çok kararlı da olmayan bir şekilde piyasalardan çıkmaya çalışmıştır. Asya'da meydana gelen kriz ortamının ilk etkileri Ekim/1997'de Türkiye'ye yansımaya başlamıştır. Ekim ayında Türkiye hisse senedi piyasasından yabancılar 313.1 milyon dolar çekmişlerdir. Yabancıların borsadan çekilişi yıl sonuna kadar azalarak sürmüş; Ocak/98 ortalarında kriz bölgelerinde yaşanan yeni bir kriz dalgasının etkisiyle, İMKB'dan yabancıların tekrar net 94.5 milyon dolar çıkardıkları görülmüştür. Yabancı yatırımcıların Ekim-1997/Ocak-1998 dönemini kapsayan dört aylık süre içinde borsadan toplam net 565.3 milyon dolar çektikleri anlaşılmıştır. Türkiye borsalarındaki yabancı plasmanların aylık 400-500 milyon dolarlık bir işlem hacmini kapsadığı bilinmektedir. Bu miktar, uluslararası para piyasaları için henüz geniş çaplı spekülatif davranışlarda dikkate alınacak boyutta değildir. Bu nedenle Asya krizinin mali piyasalara yansımalarında önemli etkiler görülmemiştir(İlyas,1998:47). Kriz ve sonrasının Türk piyasalarına etkileri daha çok reel piyasalarda hissedilmiştir.
6.2.3. Rusya Krizinin Türk Mali Piyasalarına Etkisi
Rusya krizinin Türkiye
ekonomisi üzerinde hem reel, hem de finansal anlamda önemli etkileri olmuştur.
Bu krizin ekonomimiz üzerindeki öncelikli etkisi reel piyasalarda görülmüş
ve ihracattaki gerilemeyle birlikte yaşanmıştır. Kriz sonrasında resmi ihracatımız
2 milyar dolardan 1.3 milyar dolara gerilemiş, bavul ticareti yoluyla yapılan
ihracatımız ise, 1996'da 8.8 milyar dolar iken, 1998/Kasım itibariyle 3.5
milyar dolara inmiştir(TCMB,1998:58). Günümüz itibariyle ise bu ticaret hemen
hemen tamamen durma noktasına gelmiştir.
Rusya'da yaşanan mali kriz gelişmekte olan piyasalardan yabancıların çıkışını
başlatmış ve bu gelişmeler sermaye hareketlerini olumsuz etkilemiştir. 1998'in
üçüncü üç ayında 10.5 milyar dolarlık sermaye çıkışı görülmektedir. Bu tutarın
yaklaşık 7 milyar dolarlık bölümü yurtdışında yerleşik kişilerin portföylerini
azaltmaları sonucu yapılan döviz transferlerinden meydana gelmektedir(TCMB,1998-IV:8).
Bu durumun sonucu olarak Ağustos ayında meydana gelen kısa vadeli sermaye
çıkışı, bir yandan mali sektörün küçülmesine, diğer yandan kamu kesiminin
yüksek borçlanma gereğinden dolayı reel faizlerin yükselmesine sebep olmuştur.
6.2.4. Türkiye'de 22 Kasım 2000-21 Şubat 2001 Krizleri ve Kısa Süreli Sermaye Hareketleri
Türkiye 22 Kasım 2000
ve 21 Şubat 2001 tarihlerinde finansal karakterli yeni krizlerle karşılaşmıştır.
Likidite ve döviz talebi krizi olarak adlandırılabilecek olan bu krizlerin
daha önceki krizlerden farkı kapsamlı bir istikrar programının uygulandığı
dönemlere rastlamış olmasıdır.
Her iki krizde de milli piyasaların tepkileri kadar uluslararası sıcak paranın
hareketleri de dikkat çekici özellikler göstermiştir. 22 Kasım krizinde yaklaşık
1,5 milyar dolarlık sıcak para hemen yurtdışına çıkmış, krizi takip eden günlerde
de bu çıkış devam etmiştir. 6 Aralık tarihi itibariyle yurtdışına çıkan yabancı
sermaye miktarı 7 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Sıcak paranın yurtdışına
çıkış isteği ise hem döviz talebi ve döviz fiyatları üzerinde baskı oluşturmuş
hem de likidite talebini üst seviyelere çıkararak faiz oranlarının olağanüstü
yükselmesine sebep olmuştur. Sıcak paradaki bu çıkışın 22 Kasım tarihinden
önceki aylarda başladığı ve bu tür hareketlenmenin krizi oluşturan süreci
hazırladığı da ayrıca tartışılmaktadır. 21 Şubat krizinde ise ilk günlerde
4.9 milyar dolarlık kısa süreli sermaye yurtdışına çıkmıştır. Bu süreçte ülkeden
çıkan toplam yabancı sermayenin ise yaklaşık 7,5 milyar dolarlık bir hacme
ulaştığı tahmin edilmektedir. Dövize olan aşırı talep borsayı çökertirken
gecelik faizlerin %7500'ler gibi astronomik yüksekliklere ulaşmasına sebep
olmuştur.
Elbette her iki kriz de ekonomi politika ve uygulamalarındaki hatalardan kaynaklanmışlardır.
Ancak gerek 22 Kasım ve gerekse 21 Şubat krizlerinde uluslararası kısa süreli
sermayenin ani çıkışlar gerçekleştirerek borsada, faizde ve döviz fiyatlarında
oluşan panik havasını yaygınlaştırdığı ve piyasa şoklarının büyümesine katkıda
bulunduğu söylenebilecektir.
7. TÜRKİYE'DEKİ MALİ YAPI VE FİNANSAL KRİZLER KONUSUNDAKİ BEKLENTİLER
Asya ve Rusya krizlerinin
Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri sınırlı kalmış, büyük dalgalanmalar
oluşturmamıştır. Bunun sebebi ise, Türkiye ithalat ve ihracatının en az yarısının
AB üyesi ülkelerle olmasıdır. Avrupa merkezli bir kriz Türkiye ekonomisinde
daha büyük etkiler meydana getirebilecektir(Mor,1998:11).
Türkiye'nin bundan sonra olabilecek finansal krizlerden etkilenmemesi veya
az etkilenmesi için finansal yapısını gözden geçirmesi gerekmektedir.
7.1. Türkiye'deki Mali Yapı ve Kısa Süreli Sermaye Hareketleri Açısından
Çekiciliği
Türk mali yapısının temel
sütunları, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası başta olmak üzere Hazine, bankalar
ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasından meydana gelmektedir. Sosyal güvenlik
kuruluşları, kooperatifler gibi diğer mali kurumların mali yapı içerisinde
önemli bir ağırlığı bulunmamaktadır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının canlı tuttuğu repo piyasası, hazinenin
borçlanma ihtiyaçlarının sürekliliği, bankaların kamuyu finanse etmeye devamlarındaki
cazibe ve bütün buralardan elde edilen vergi dışı yüksek faiz getirileri Türkiye'yi
önemli bir yatırım merkezi yapmaktadır. İşlem hacmi itibariyle diğer dünya
borsalarına göre nisbeten küçük olmakla birlikte, İMKB'deki karlılık avantajları
ülke ekonomisinin dinamizmini göstermektedir. Yabancı sermaye açısından bu
konuda olumsuzluk doğurabilecek faktörler ise yıllardır süregelen yüksek enflasyon
ve siyasi istikrarsızlıklardır(Akdiş,2000:122).
Devletin kamu finansman dengesinde oluşan büyük açığın borçlanma ihtiyaçlarını
sürekli kılması tahvil ve bono piyasasının canlılığını devam ettirmektedir.
Döviz kurlarındaki artışın ABD Doları bazında 2000 yılında %25 dolaylarında
bir yükselme ile enflasyon oranlarının altında olması, dış sermaye açısından
diğer uluslararası piyasalara göre Türk piyasasını etkileyici kılmaktadır.
Çünkü reel anlamda %25-70 arası bir kazanç dünyanın hiç bir ülkesinde söz
konusu değildir. Bütün bunlar ise Türkiye'yi kısa süreli sermaye açısından
önemli ve karlı bir ülke haline getirirken, sıcak paranın anlık çıkışıyla
oluşabilecek krizlere de muhatap edebilecek bir yapı göstermektedir.
7.2. Kamu Borçlanma Gereği-Yüksek Faizler ve Aşırı Liberalleşme Olgusu
Ülkemiz açısından bir
finansal kriz ortamına düşmek veya bu ortamla karşılaşmak konusunda en çok
üzerinde durulan konular kamu borçlanma gereği, yüksek faizler ve aşırı liberalleşme
olgusudur.
Kamu borçlanma ihtiyacının büyük boyutlara ulaşması, faiz oranlarının yüksek
olması yanında yurtdışı sermayeyi çekebilmek için finansal piyasalarda liberalleşme
olgusunu da gerektirmekte; aşırı liberalleşme ve yüksek faizler ise kriz ortamının
doğmasında ve kriz dalgalarının büyümesinde önemli etkilere sahip bulunmaktadırlar.
Ülkemiz kamu borçlarının genel ekonomi içindeki durumu Tablo.7'de gösterilmektedir.
Tablo:7'den de izlenebileceği gibi, yıllar itibariyle ödenen borçların GSMH
içindeki payı 1991 yılından itibaren dönemler itibariyle düşme eğilimleri
gösterse de sürekli bir yükselme trendi göstermiş, 1999 yılı itibariyle %32'ye
ulaşmıştır. Aynı şekilde konsolide bütçe gelirlerinin 1,5 katı tutarında bir
toplam borç ödemesi söz konusu olmuştur. Böyle bir ekonomide kamu finansman
dengesini sağlıklı yürütmek mümkün değildir. Bütçe gelirlerinin borç ödemelerine
yetmediği bir yapıda, para basmak veya yüksek faizlerle borçlanmak dışında
bir alternatif bulunmamaktadır. Her iki işlem de sonuçta faiz oranlarının
yükselmesi neticesini verecektir. Nitekim aynı tablodan kamu borçlanma senetlerinin
faiz oranlarına bakıldığında, bu oranın %100'lerin pek altına düşmediği görülmektedir.
Tablo:7 Kamu Borçlarının Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri (1990-2000) (Milyar TL)
|
Yıllar |
|
Konsolide
Bütçe Gelirleri(KBG) |
Toplam
Borç Ödemeleri (TBÖ) |
Kamu
Borçlanma Faiz Oranları(1) |
|
|
|
|
1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 |
634393 1129605 1997323 3887903 7854887 14978067 29393262 53518332 78282967 |
96747 174224 351392 745116 1394023 2702034 5700951 11811065 16845184 |
91722 221424 523877 1092621 1744208 4911403 5264587 14471509 25477769 |
72.99 77.83 89.23 106.42 -------- 109.38 109.00 113.47 104.68 |
0.14 0.19 0.26 0.28 0.22 0.33 0.18 0.27 0.32 |
0.94 1.27 1.49 1.46 1.25 0.86 0.92 1.22 1.51 |
|
Türkiye'nin borçlanma
ihtiyacı ve bu ihtiyacın zorladığı yüksek faiz oranları uluslararası sıcak
para için çok elverişli bir ortam sunmaktadır. Ancak uluslararası düzeyde
dolara sağlanan faizin Libor artı yüzde 7, en fazla yüzde 8 olduğu düşünüldüğünde,
bu oranı %16'ya, 26'ya, 36'ya çıkarmak makul görünmemektedir. İşte bu ortam
sıcak paranın tehlikeli olmasına yol açmaktadır. Önemli olan ise sıcak paranın
tehlike oluşturmayacağı, elde edeceği getirinin makul ölçülerde olmasının
sağlanacağı bir düzenin oluşturulmasıdır. Çünkü kontrol edilebilir olması
şartı ile bu tür parasal kaynaklardan yararlanmak gerekir; ancak kontrol edilemiyorsa
sıcak paradan sınırsız bir şekilde yararlanmanın da anlamı yoktur(Artun,1995:12).
Gerçi ülkemizdeki yüksek enflasyonun yabancı sermaye girişini caydıran bir
neden olduğu, kaçabilecek potansiyel sermayenin bunalım yaratacak boyutta
olmadığı düşünülebilir. Ancak krizin büyümesi ve globalleşmesi halinde uluslararası
finans piyasalarında meydana gelebilecek olumsuz gelişmelerin İMKB'na da yansıyacağı
unutulmamalıdır. İMKB'de yabancılara tanınan kota %20 olmakla birlikte, yabancı
yatırımcıların kotayı aşacak yollar bulabilmeleri mümkündür. Tam konvertibilite
içinde olmamız da sermaye kaçışını hızlandırabilecek diğer bir unsurdur(Tokyo,1998:68).
Tüm bu göstergelerin ortaya koyduğu gerçek ise, Türkiye'nin kamu borçlanma
ihtiyacını azaltmadan, kendini ulusal veya uluslararası krizlerden korumasının
mümkün olmadığıdır.
7.3. Şeffaflık ve Türk Mali Sektörü
Dünyada yaşanan finansal
krizlerin öğrettiği bir başka gerçek de kamu kesiminin ve mali piyasaların
yeterince şeffaf olmasının sağlanması ihtiyacıdır. Şeffaflığın sağlanamadığı
ekonomilerde kriz sinyalleri alınamamakta, ülkeler birdenbire patlak veren
krizlere hazırlıksız yakalanmaktan da kurtulamamaktadırlar.
Türkiye'de kamu kesimi son yıllarda şeffaflık konusunda büyük gelişme kaydetmiştir.
Hazine ve merkez bankasının bilgileri açıklamalarının yanı sıra bu açıklamaları
zamanında yapmalarında da önemli gelişmeler sağlanmıştır. Buna karşılık bankalarla
ilgili çeşitli rakam ve göstergelerin doğruluğu tartışmalıdır. Örneğin, Türkiye'de
batık kredilerin ya da şüpheli alacakların aslında bu oranların çok üstünde
olduğu ve bu anlamda sermaye yeterliliklerinin de açıklanan oranlarda olmadığı
tahmin edilmektedir. Finans kuruluşlarının tabloları şeffaf olsa bile tam
gerçeği yansıtmamaktadır. Bu durumda bilgi eksikliğinden kaynaklanan değerlendirme
hataları ortaya çıkmakta(Eğilmez,1999:42), mali krizler konusunda önceden
tedbir alınamamaktadır. Son dönemde ortaya çıkan, bazı bankaların hazine denetimine
alınması zorunluluğu da bu eksikliğin bir göstergesidir. Bu nedenle ülkemizde,
tüm finans kuruluşlarının bilançolarının şeffaflığını sağlayıcı daha kesin
düzenlemeler yapılmalıdır.
7.4. Türk Mali Sektörünün Yönetim ve Denetim Sorunu
Finansal krizlerin dikkat
çeken bir başka yönü de özellikle finansal piyasalardaki liberalleşmenin hızlandığı
1980 sonrasında, bütün finansal krizlerin bankacılık krizi ile birlikte ortaya
çıkmasıdır. Çoğunlukla banka sektöründe başlayan problemler ödemeler dengesi
krizinden önce gelmekte, banka krizinin altında yatan sebepleri çözmek de
gelecek parasal krizleri önleyebilecek özellikler göstermektedir. Ancak her
iki kriz de(finansal-bankacılık), reel ekonomideki durgunluğu, en azından
normal ekonomik büyümenin altında bir büyümeyi, ticarette kötüleşen bir süreci,
döviz kurlarındaki aşırı değerlenmeyi takip etmektedir. Banka sisteminin desteklenmeyen
borçları anlamındaki ekonominin finansal kırılganlığı da krizin yüksek seviyelere
tırmanmasına sebep olmaktadır(Kaminsky-Reinhart,1999:474).
Türk ekonomisinin en zayıf kaldığı konulardan birisi mali sektörün yönetim
ve denetimidir. Çünkü bu konu tümüyle siyasal bazda yürütülmektedir. Mevduat
%100 devlet güvencesi altındayken yeni bankaların kurulmasına izin verilmesi,
hazine gözetimine alınmış bankaların bu konumunu yıllarca sürdürmesine seyirci
kalınması, sistemden çıkış serbestisi bulunması gibi konular Türkiye'yi de
Asya ülkelerine benzer bir konumda tutmaktadır(Eğilmez,1999:43). Özellikle
Türkiye'de yaygın bir yapılanma içinde olan holding bankalarının kaynaklarını
verimli olmayan iştiraklerine ve haksız rekabet uyandıracak tarzda kullandırmaları
büyük bir sorun oluşturmaktadır(IMF,1999:116).
7.5. Kayıt Dışı Ekonomi ve Karapara ile Mücadele
Ekonomik hayatın içinde
kendine yer arayan karapara Türk mali sektörü için önemli bir tehlike oluşturmaktadır.
Türkiye'nin Asya ve Avrupa kıtalarının birleştiği yerde olması, doğusunda
üretim, batısında ise tüketim bölgeleri bulunması ve Balkanlar yolu üzerinde
yer alması uyuşturucu trafiğinde transit ülke konumunda olmasına yol açmıştır.
Eroin bakımından da, sentetik uyuşturucular bakımından da Türkiye köprü ülke
konumundadır. Bu nedenle Türkiye karapara için bir geçiş noktasıdır. Karaparadan
Türkiye'nin elde ettiği gelirin ise yıllık 50 milyar dolar civarında olduğu
telaffuz edilmektedir. Bundan ayrı olarak Türkiye'den 30-50 milyar dolar arası
bir karaparanın transit geçtiği de savunulmaktadır. Bu transferden de Türkiye'ye
yılda 5-6 milyar dolar kaldığı belirtilmektedir(Günay-Şahbazov,1999:152).
Karapara trafiği dışındaki faaliyetlerden elde edilen ancak resmi beyanlara
geçmeyen kayıt dışı ekonomi de Türkiye için başka bir problemdir. Ülkemiz
için bahsedilen kayıt dışı gelirler çeşitli hesaplama yöntemlerine göre Türkiye
GSMH'sının bir mislidir(Akalın,1996:11). Resmi hesaplamalara göre ise GSMH'nin
%45'idir (TİSK,2000:41).
Türk finans piyasaları için önemli olan gerek karapara ve gerekse kayıt dışı
olarak elde edilen ve denetim dışında tutulan paraların, yine kayıt dışı kalmasını
sağlayacak yasal imkanların mevcut olmasıdır. 80'li yıllardan itibaren devletin
iç borçlanma ihtiyacına paralel olarak ülkemizde çok büyük bir hazine bonosu,
devlet tahvili ve repo piyasası oluşmuştur. Bonolar ve tahviller hamiline
yazılı olmaları sebebiyle karaparanın aklanmasında kullanılabilecek uygun
araçlardır. Zaten ekonomimiz tümüyle hamiline yazılı bir ekonomidir. Devlet
kendi borçlanma senetlerine ödediği faizlerin bile kimler tarafından alındığını
bilmemektedir(Altuğ,1998:8). Üstelik, Gelir Vergisi Kanununda yapılan değişikliklerle
mevduat faizleri, kar-zarara katılma hesabı karşılığında alınan kar payları
ve repo gelirlerinin beyan dışı bırakılması da benimsenmektedir.
Dolayısı ile kaynağı itibariyle kayıt dışı olan, kullanılışı itibariyle de
kayıt dışı kalan bu kaynakların gerek ulusal ve gerekse uluslararası ajanlar
vasıtasıyla hem yasallık kazanmak, hem de nemalanmak amacıyla Türkiye ekonomisinin
finansal piyasalarında serbest hareket etmesi, ülkemizin kriz ortamına sürüklenmesine
zemin hazırlayacaktır.
7.6. Vergi Cennetleri-Kıyı Ötesi Bankacılığı ve Türkiye
Ülkemizdeki yabancı yatırımlarından
bazılarının sermaye yapısına bakıldığında bir kısım sermayenin Jersey, Isle
of Man, Guernsey gibi vergi cennetlerinden geldiği görülmektedir. Bunun nedeni
bellidir; Türkiye'deki yatırım nedeniyle elde edilen kar payı, gayri maddi
hak bedeli ve faiz gibi gelirler, bu ülkelerin çoğunda ya vergiye tabi tutulmamakta
veya çok düşük oranda vergilendirilmektedir(Coşkun,1997:41). Vergi cenneti
bir ülkede kurduğu şirket vasıtası ile Türkiye'deki şirkete dolaylı ortak
olan bir Türk vatandaşı, Türkiye'deki şirketin yabancı ortağa(yani vergi cenneti
olan ülkedeki şirkete) kar dağıtması sonucu, ortağı olduğu bu şirketten yurtdışında
rahatça gelir elde edebilmekte ve bunu da yurt dışında kullanabilmektedir(Kızılot,1999:172).
Resmi kaynaklar, 1998 Eylülü itibariyle uygulanması düşünülen ancak daha sonraki
hükümet tarafından Ağustos/99 itibariyle 3 yıl süre ile askıya alınan mali
milat duyurusu sebebi ile yaklaşık 5 milyar dolarlık bir fonun Off-shore'lara
kaçtığını belirtmektedirler. Ayrıca bankaları ve özel finans kurumları ile
Türk finans piyasası da bu yolu keşfetmiş bulunmaktadır. Türk bankalarında
tutulan mevduat toplamının sürekli artmakla birlikte yaklaşık dörtte birinin
Off-shore'larda tutulduğu, şu an itibariyle Off-shore'lardaki Türkiye mahreçli
mevduatın yaklaşık 5-8 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir(Odabaşı,1999:32).
Bütün bu gelişmeler ise Türk mali piyasalarının ulusal ve uluslararası güçlerin
etkisi altında olduğunu ve sorunların bu çerçevede değerlendirilmesi gerçeğini
ortaya koymaktadır.
8. KÜRESEL FİNANSAL SİSTEMİN GELECEĞİ VE YAPILMASI GEREKENLER
Bretton-Woods ile kurulan ve 1973 yılından sonra da şekil değişikliğine uğrayarak devam eden uluslararası finansal sistem hem küreselleşmeye hız katmış hem de uluslararası finansal sistemdeki açık ve boşlukları daha görülür hale getirmiştir. Bu nedenle ülkelerin finansal kriz riskleri artmıştır. Bu krizlerin gelişmekte olan ekonomiler kadar, gelişmiş ülkelere de zarar vermesi muhtemeldir. Bu nedenle uluslararası finansal sistemde finansal krizlere uğramayı azaltacak tedbirlerin hayata geçirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu konuya öncelikle uluslararası finansal sistemin işleyen iki büyük kurumu olan Dünya Bankası ve IMF'nin yeniden yapılandırılması ile başlanması gerektiği belirtilmektedir.
8.1. IMF ve Dünya Bankası'nın Yeniden Yapılandırılması Gereği
Dünya üzerinde hareket
eden sıcak paranın IMF'nin gözetim ve denetimi dışında cereyan etmesi ciddi
bir eksiklik olarak görülmektedir. IMF'nin denetim mekanizmalarının bu tür
özel sermaye hareketlerini kontrol etmede yetersiz kaldığı bir gerçektir.
Böyle bir ortamda bazıları artık IMF'ye gerek olmadığı ve hükümetlerin kendi
kendilerini korumaları gerektiği görüşünü savunmaktadır. Hatta IMF'nin nihai
kredi veren kuruluş rolünü bugüne kadar başarılı bir şekilde yerine getiremediğinden
hareketle, IMF dışında yeni bir uluslararası kuruluşun tesisi de önerilmektedir(Sağlam,1998:45).
Şili ve daha yakın zamandaki Malezya örnekleri IMF'yi kısmen de olsa dışlayan
çözümler olarak gösterilmektedir. Şili'de ülkeye gelen tüm yabancı sermayenin
%30'unun Merkez Bankasındaki faizsiz hesaba bir yıl süre ile yatırılması zorunludur(Mctigue,1998:23).
Bu da spekülasyon amaçlı kısa vadeli yabancı sermaye için büyük bir vergi
anlamına gelmektedir. Malezya ise 1997 krizinden sonra uluslararası sermaye
hareketlerine açıkça kısıtlama getirmiştir.
Son zamanlarda dünya mali sistemi ve IMF'nin geleceğine ilişkin önerilerde
bulunanlardan birisi de ünlü spekülatör George Soros'tur. Soros'a göre, küresel
çağda uluslararası sermaye hareketlerinin denetimi ciddi bir sorun oluşturmaktadır.
IMF bu konuda çok yetersiz kalmaktadır. Bu iş için bir Uluslararası Kredi
Sigorta Kurumu (International Credit Insurance Corporation) oluşturulmalıdır.
Soros'un daha radikal önerilerinden birisi ise IMF'nin gerçek bir uluslararası
merkez bankasına dönüştürülerek, hem uluslararası krizleri önleyecek, hem
de sıkıntıya düşen ülkelere kendi basacağı paralarla kredi açacak yetkilerle
donatılmasıdır(Töre,1999:25).
Ayrıca Güney Kore gibi krize muhatap olan ülkelerin cari açıklar, bütçe dengesi,
enflasyon hızı, kamu borçlarının GSYİH içindeki payı, şahsi tasarruf oranı
gibi temel göstergelerindeki performansları, IMF ve uluslararası kuruluşlar
için olabileceğin en iyisi durumundadır. Bu duruma rağmen bir krizle karşılaşılması
krizin devlet değil özel sektör kaynaklı olduğunu göstermektedir(Arın,1998:18).
IMF gibi uluslararası ekonomik yapıda önemli görevler üstlenmiş bir kuruluş
ilk defa özel sektör kaynaklı böyle bir kriz ile karşılaşmıştır. Öncelikli
tavrı kamu sektörünün sürekli izlenmesi olan bir politika yaklaşımı ile bu
tür krizlerin öngörülememesi de normal olmaktadır. Bu durumda ve bundan böyle
IMF özel sektör kaynaklı krizler için de alternatif politikalar geliştirmek
zorunda olmalıdır(İMKB,1998:31).
Bütün bu eleştiriler IMF'nin yeniden yapılandırılmasını zorunlu hale getirmekte,
eleştirilen yönlerini düzeltmiş bir IMF'nin küresel finansal sistemin işleyişinde
daha yararlı olacağı belirtilmektedir.
IMF'nin yeniden yapılandırılması ile birlikte yeni finansal krizlerin önlenmesi
konusunda dikkate alınacak farklı öneriler de bulunmaktadır.
8.2. Yeni Finansal Krizlerin Önlenmesine Yönelik Öneriler
Finansal krizlerin hiç olmaması temennisi sıcak para hareketlerinin hiç olmadığı veya yasaklandığı bir dünyada gerçekleşebilir. Küreselleşen bir dünyada ise bu hareketin durdurulması mümkün değildir. Ancak finansal krizlerle karşılaşmamak ya da karşılaşılan finansal krizleri en az zararla geçiştirebilmek için alınabilecek tedbirler de bulunmaktadır. Bunları döviz piyasalarının istikrarı ve diğer öneriler olarak sıralamak mümkündür (Birinci,1998:21).
8.2.1. Döviz Piyasalarının İstikrarına Yönelik Öneriler
Yeni finansal krizlerin
olmaması veya olabilecek krizlerin derinleşmemesi açısından döviz piyasalarında
alınabilecek önlemler aşağıdaki başlıklar altında tartışılmaktadır:
i) İşlemlerin vergilendirilmesi,
ii) Kurların sabitleştirilmesi veya kur limitlerinin belirlenmesi,
iii) Katlı döviz kuru uygulanması (sermaye piyasası işlemleri için ayrı, reel
piyasalar için ayrı kur uygulanması),
iv) Uluslararası bankacılık denetiminin arttırılması,sermaye kaçışının engellenmesi,
v) Trading halts uygulamaları (kriz ortamında finansal işlem piyasalarının
kapatılması),
vi) Target zone sistemi (uluslararası işbirliği ile gerçek olmayan kur değişikliklerinin
önlenmesi).
8.2.2. Diğer Öneriler
Finansal krizlerin önlenmesi konusunda diğer öneriler diyebileceğimiz öneriler
de bulunmaktadır. Bunlar;
i) Uluslararası uyarıcı bir sistemin kurulması,
ii) IMF kotalarının arttırılması,
iii) IMF garantili borçlanma kolaylığı,
iv) Finansal hareketlerin GATT'a benzer bir süreç çerçevesinde düzenlenmesi,
başlıkları altında incelenebilir.
Finansal krizlerle karşılaşmamak veya karşılaşıldığında bunu giderecek veya
yayılmasını önleyecek tedbirler konusunda farklı ülke ve iktisatçıların farklı
düşünceleri de bulunmaktadır. Buna göre(Eğilmez,1999:41):
· Interim komitenin (Interim
Comittee of The IMF) icra konseyine
dönüştürülmesi(Fransa),
· Uluslararası sistemin uluslararası geçerlilikte kurallara bağlanması(İngiltere),
· G-7'nin gelişme yolundaki ülkeleri de içine alarak G-15 şeklinde bir karar
organına dönüştürülmesi(J.Sachs),
· IMF'nin ABD Hazinesi'nin baskısından kurtularak bağımsız bir yapıya
yeniden kavuşturulması(J.Sachs, M.Feldstein, M.Eğilmez, E.Kumcu),
· Mali sektör reformunun bütün üye ülkelerde tamamlanması,
· Yolsuzluklarla mücadele ve daha iyi ve açık kamu yönetimi için dünya
çapında girişimlerde bulunulması,
· Uluslararası bir borç paneli kurularak çeşitli ülkelerin borç ertelemelerini
bu
panel aracılığıyla yapmalarına imkan sağlanması(UNCTAD),
bu konudaki başlıca tekliflerdendir.
9. SONUÇ
Yeni bin yıl, küreselleşmenin
hız kazandığı bir süreçte başlamıştır. Bu süreçte sermaye hareketleri daha
önceki dönemlerle kıyaslanamayacak boyutta büyümüştür. Öyle ki uluslararası
para ticareti, uluslararası mal ticaretinin yaklaşık 50 katına ulaşmıştır.
Küresel sermaye hacmine, gelişmiş ülkelerin ticaret fazlaları kadar uluslararası
kayıtdışı ekonominin büyüyen hacmi de katkı yapmaktadır. Bu katkılar Off-shore
merkezlerine sığınmakta, bir şekilde aklanarak, mali piyasalarda kullanılan
fonlara dönüşmektedirler.
Uluslararası sermayenin kısa vadeli karlara odaklanmış yapısı bütün mali piyasaları
hedef haline getirmekte, büyük miktarlı fonların milli piyasalara anlık giriş
ve çıkışları ise finansal krizlere yol açmaktadır. Spekülasyonun ve spekülatif
sermaye hareketlerinin yol açtığı dalgalanmalar bütün dünya ekonomilerini
etkileyebilecek ekonomik sonuçlar da doğurabilmektedirler. Avrupa'da ERM krizi,
Güneydoğu Asya krizi, Güney Amerika krizleri ve Türkiye'de yaşanan krizler,
kısa süreli sermaye hareketlerinin sorumluluk taşıdığı ekonomik olaylar olarak
kabul edilmektedir. Türkiye yapısal sorunları ve istikrarsızlıkları ile tereddütler
doğursa da, gerek ekonomik dinamizmi ve gerekse yüksek faiz oranları ile kısa
süreli sermayenin ilgi alanı içinde yer almaktadır.
Finansal kriz endişesinin bütün ülkeleri tedirgin eden yapısı, finansal krizlerin
yaşanmadığı bir finansal yapının kurulması ihtiyacını gündeme getirmektedir.
Bu ihtiyaç gelişmekte olan ülkeler kadar gelişmiş ülkeleri de ilgilendirmektedir.
Küresel mali sistemin iki önemli kurumu olan IMF ve Dünya Bankası'nın özellikle
Güneydoğu Asya krizi sonrasında aldığı büyük eleştiriler, küresel finansal
yapının yeniden tanzim edilmesi ihtiyacının da yüksek sesle ifade edilmesine
yol açmıştır.
Elbette kısa süreli sermaye hareketlerini yasaklamak küreselleşmenin yaygınlaşması
ile çelişen bir uygulama olacaktır. Ancak finansal hareketlerin, spekülasyonların,
paradan para kazanmanın öncelikli olduğu bugünkü yapının da uzun süre devam
etmesi mümkün değildir. Bu nedenle, IMF ve Dünya Bankasının yeniden yapılandırılması,
yeni bir uluslararası denetim ve gözetim kuruluşunun kurulması, kısa süreli
sermaye hareketlerine vergi veya sınırlama konulması gibi önerilerin tartışılması
gerekmektedir. Tartışmaların dış doğrudan yabancı yatırımların önünü açan,
ancak spekülasyonu ve manipülasyonu önleyen bir yapı ortaya çıkarması bütün
dünyanın yararına olacaktır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
1. Akdiş, Muhammet (2000),
Global Finansal Sistem Finansal Krizler ve Türkiye, İstanbul, Beta Yayınları,.
2. Akdiş, Muhammet (1996), Para Politikalarının Ekonomik İstikrar Üzerideki
Etkinliği ve Türkiye, Afyon, Kocatepe Üniversitesi Yayınları,No:2,.
3. Akkaya, Yüksel (1998), "Globalleşme: Neo-Korporatizmin Sonu mu?",
Prof.Dr. Metin Kutal'a Armağan, Türk Ağır Sanayi ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri
Sendikası Yayınları, , s.429-446.
4. Altuğ, Osman (1998), "Kayıt Dışı Ekonomi ve Ekonomik Büyüme",
Açık Oturum, Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Yıl:35, Sayı:4, (Nisan-),
s.4-15.
5. Artun, Tuncay (1995), "Söyleşi", Forum Dergisi, (Şubat-), s.10-13.
6. Axford, Barrie (1995), The Global System, New York, St. Martin's Press.
7. Bal, Harun (1998), "Güneydoğu Asya Ülkeleri, Dış Borç Krizi ve Gelişmekte
Olan Ülkeler", Ekonomi Başak Dergisi, Yıl:22, Sayı:101, (Eylül/Ekim),
s.98-105.
8. Bank for International Settelements (1999), 69th Annual Report, Basle,
7 June.
9. Birinci, Yüksel (1998), "Döviz Piyasası İstikrarına Yönelik Öneriler",
Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Yıl:35, Sayı:1, (Ocak), s.19-29.
10. Brown, Stephen J.-Goetzmann, William N.-Park, James (1998), Hedge Funds
and The Asian Currency Crises of 1997, Massachusetts, National Bureau of Economic
Research, Inc..
11. Coşkun, İsa, (1997), "Vergi Cennetleri", Vergi Dünyası Dergisi,
Sayı:192, (Ağustos-), s.27-42.
12. Dadush, Uri-Dasgupta, Dipak-Ratha, Dilip(2000), "The Role of Short-Term
Debt in Recent Crises", Finance and Development, (December), s.54-57.
13. Davis, E.P. (1992), Debt, Financial Fragility, and Systemic Risk, Oxford,
Clarendon Press.
14. D.P.T.(1999), Temel Ekonomik Göstergeler,1999..
15. DTM(1998), Başlıca Ekonomik Göstergeler.
16. Dorukkaya, Şakir-Yılmaz H.Hakan (1999), "Liberalizasyon Politikaları
Aşırı Borçlanma Sendromu ve Arkasından Yaşanan Finansal Krizler (Şili ve Meksika
Deneyimleri), Yaklaşım Dergisi, Yıl:7, Sayı:75, (Mart-), s.122-127.
17. Eğilmez, Mahfi (1999), "Global Finansal Kriz ve Türkiye'ye Etkileri",
MESS Mercek Dergisi, Özel Sayı, (Ocak), s.33-43.
18. Ekonomik Araştırmalar Dairesi (Dış Ticaret Müsteşarlığı) (1998), "Doğu
Asya Krizi", Dış Ticaret Dergisi, Asya Krizi Özel Sayısı, (Mart), s.100-104.
19. Ertan, Fikret (1998), "Rusya'nın Kafası Karışık", Zaman, 31
Mayıs, s.8.
20. Euromoney (1994), Guide To Offshore Financial Centers.
21. Faber, Marc (1998), "Ben Graham in Asia", Forbes Global Business
and Finance, August,10,p.73.
22. Freeman, Alan (1998), "Dünyanın Sonunun Sonu mu?", Çev:Sungur
Savran, İktisat Dergisi, Sayı:385, (Aralık), s.54-65.
23. Gümüşkaya, Hayrettin (1998), "Karapara Kavramı ve Kayıt Dışı Ekonomi
İlişkisi", Vergi Sorunları Dergisi, Sayı:115, (Nisan-), s.
24. Günay, Ayşe-Şahbazov, Rövşen (1999) "Küreselleşme Sürecinde Mali
Suçlar ve Mali Suçları Önlemeye Yönelik Olarak Yapılan Çalışmalar", Vergi
Sorunları Dergisi, Sayı:130, (Temmuz), s.122-162.
25. Hanes, Kathryn (1999) "Reserving The Euro", Global Finance,
Volume:13, Number:1, (January), s.36-37.
26. IIF (1999), Capital Flows To Emerging Market Economies, Institute of International
Finance, http://www.iif.com/. April-25.
27. IMF (2000), International Capital Markets, http://www.imf.org./.
28. IMF (1999), International Capital Markets, http://www.imf.org./.
29. IMF (1998), World Economic Outlook and International Capital Markets,
Interim Assesment, December.
30. Işıklı, Alpaslan (1998), "Asya Kaplanlarına Ne Oldu", Mülkiyeliler
Birliği Dergisi, Cilt:XXII, Sayı:206-209, (Nisan/Temmuz), s.7-12.
31. İlyas, Atilla İmrahor (1998), Asya Krizi Uzakdoğu Finans Krizinin Türkiye
Ekonomisi Üzerindeki Etkileri, İstanbul, İ.T.O. Yayını No:1998-47,.
32. İMKB Araştırma Müdürlüğü (1998), Güneydoğu Asya Krizi: Türkiye Ekonomisi
ve İMKB'ye Etkileri, İstanbul, İMKB Yayınları.
33. Kaminsky, Graciela L. and Reinhart, Carmen M. (1999), "The Twin Crises:
The Causes of Banking and Balance-of-Payments Problems", The American
Economic Review, Vol.89, No.3, (June), s.473-485.
34. Kızılot, Onur (1999), "Vergi Cenneti ve Avantajları", Yaklaşım
Dergisi, Yıl:7, Sayı:75, (Mart), s.172-173.
35. Kozanoğlu, Hayri (1998), "Türkiye Dünyanın Neresinde", Açık
Oturum, İktisat Dergisi, Sayı:380, (Haziran/Temmuz), s.140-143.
36. Krugman, Paul (1997), "Currency Crises", http://www.mit.edu./Krugman
Home Page, October.
37. -------------------(1998), "What Happened To Asia", http://www.mit.edu./Krugman
Home Page, January.
38. Lucas Charles (1994), "Financial Innovation", Current Legal
Issues Affecting Central Banks, Vol.2, Ed.By. Robert C. Effors, IMF, , s.179-188.
39. Mctigue, E.Guthrie(1998), "How to Fix Globalization", Global
Finance, Volume 12, Number 12, (December), s.20-24.
40. Miller, Merton H. (1992), Financial Innovations and Market Volatility,
Cambridge, Blackwell Publishers,.
41. Mittelman, James H.(1997), "The Dynamics of Globalization",
Globalization:Critical Reflections, Ed:James H. Mittelman, London, Lynne Rienner
Publishers, , s.1-19.
42. Mor, Hıdır (1998), "Kriz ve fırsatlar, Dış Ticarette Durum Dergisi,
Sayı:40, (Aralık-), s.6-13.
43. Naylor H.T (1994), Hot Money, Black Rose Books, Kanada.
44. Odabaşı Harun (1999), "Para Sihirbazları", Aksiyon, Sayı:33,
(10-16 Nisan), s.32-38.
45. OECD(1998), External Debt Statistics.
46. OECD(1997-1999), Financial Market Trends.
47. OECD(1998), International Direct İnvestment Statistics Yearbook.
48. Özsoylu, Ahmet Fazıl (1998), "Suç Ekonomisi ve Mafya", Forum
Dergisi, Yıl:5, Sayı:11, (Kasım-), s.12-17.
49. Parasız, İlker (1995), Kriz Ekonomisi, Bursa, Ezgi Kitabevi Yayınları.
50. Pilbeam, Keith (1998), International Finance, Second Edition, London,
Macmillan Perss Ltd.
51. Sağlam, Dündar (1998), "Meksika, Asya ve Rusya Ekonomik Krizlerinin
Mukayeseli Bir Analizi", İşletme ve Finans Dergisi, Yıl: 13, Sayı:152,
(Kasım-), s.41-45.
52. Sassen, Saskaia (1991), The Global City, New Jersey, Princeton University
Press,.
53. The Economist(2001), "Shadow Economy, 1999", The Economist,
(February 3rd-9th 2001), s.122.
54. TİSK(2000), Avrupa Birliğinde Kayıtdışı Çalışma Konusunda İzlenen Politikalar
ve Türkiye Açısından Değerlendirilmesi, TİSK Yayınları.
55. Tokyo Ticaret Müşavirliği (1998), "Asya Krizi", Dış Ticaret
Dergisi, Asya Krizi Özel Sayısı, (Mart-), s.56-73.
56. TCMB (1998), "Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler", TCMB Üç Aylık
Bülten, -IV, s.1-16.
57. TCMB(1998). Yıllık Rapor.
58. Töre Nahit (1999), "Küresel Kriz ve IMF'nin Geleceği", İşveren
Dergisi, Cilt: XXXVII, Sayı:5, (Şubat), s.23-26.
59. Tunca Zafer (1998), " Asya Krizinde Yapısal Sorunlar", İ.S.O
Dergisi, Sayı:386, (Mayıs), s.33-34.
60. Turagay R.Tuna(1999), "Brezilya'da Neler Oluyor?", Dünya Gazetesi,
5 Şubat, Cuma, s.13.
61. Turan, Kamil (1994), "Küreselleşen Çağımız ve Çalışma Hayatı",
Kamu-İş Dergisi, Cilt:3, Sayı:3, (Ocak),s.1-10.
62. Uludağ İlhan (1998), "1990 Sonrası 2. Krizi Yaşayan Rusya-1",
İ.T.O. Gazetesi, 16.10, s.4.
63. Ündül Z. Gonca (1998), "Güneydoğu Asya'da Neler Oluyor?", İ.S.O
Dergisi, Sayı:384, (Mart-), s.14-16.
64. Yıldırım Zekeriya (1998), "Türkiye Dünyanın Neresinde?", Açık
Oturum, İktisat Dergisi, Sayı:380, (Temmuz-), s.136-.139.
65. Zeldin, Michael F., (1994), "Money Laundering:Legal Issues",
Current Legal Issues Affecting Central Banks, Vol.2, IMF, , s.209-221.
![]()
KÜRESELLEŞMENİN FİNANSAL PİYASALAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ VE TÜRKİYE FİNANSAL KRİZLER-BEKLENTİLER
Doç.Dr.Muhammet
AKDİŞ
Pamukkale Üniversitesi
İktisadi
ve İdari Bilimler Fakültesi
http://makdis.pamukkale.edu.tr
Denizli-2001
