ÇORUM ADININ KAYNAĞI

Çorum; Danişmend Ahmet Gazi' nin fethi ile Türk yönetimine geçtikten kısa bir süre sonra yöre Oğuzlar' ın Alayuntlu boyundan ÇORUMLU oymağının başı İlyas Bey'in yönetimine bırakılmış ve "ÇORUMLU" (Çorumlu' nun yaylağı - kışlağı) adıyla anılmaya başlanmıştır. Çorumlu adının XVI. yy'a kadar kullanıldığı bu tarihlerde "-lu" ekinin bırakılarak "ÇORUM" biçimini aldığı bilinmektedir. Çorum adının kökeni hakkında Evliya Çelebi Seyahatname'sinde güzel bir öykü, bazı kaynaklarda ise kelime benzerliğinden yakıştırılmış bazı uyarlama isimler yer almaktadır. (Çor-em, Cevri-um, Cürümlü gibi)

ÇORUM TARİHİ

Çorum, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7000 öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Sırasıyla yontma taş devri, ilk tunç çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Roma, Galat, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemleri yaşanmıştır. Anadolu'da ilk kez organize devlet kuran Hititlerin başkenti olan Boğazköy'deki (Hattusas) Yazılıkaya Kabartmaları 1834 yılında keşfedilmiş ve gelişi güzel yapılan ilk kazılardan sonra 1906 yılında bilimsel kazılar yapılmaya başlanmıştır. Günümüzde bu kazılar Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir.

Alaca'nın bir köyü olan Alacaköy' de 1907 yılında başlatılan kazılar 1935'ten sonra Türk Tarih Kurumu tarafından sürdürülmüştür. 1990 yılında ise Ortaköy 'de (Şapinuva) kazılar başlamıştır. Ayrıca Pazarlı, Kuşsaray, Yalınkaya, Buget, Büyük Gülücek, Balınsultan ve Mahmudiye köylerinde bilimsel kazı ve sondaj çalışmaları yapılmıştır. Müzelerde bulunan envanterli eser sayısı 27.399 adettir. Hitit mimarlığının en önemli örneklerini barındıran Boğakköy'ün merkezini oluşturan Boğazkale surlarla çevrili bir içkale görünümündedir. En önemli bölümleri saray ve arşivdir. Arşiv bölümünden 3000'i aşkın çivi yazılı tablet çıkarılmıştır. Hattusas Ören Yeri ile Yazılıkaya Açık Hava Mabedi birer açık hava müzesi olarak Milli Park projesi kapsamına alınmış ve Dünya Kültür Mirası Listesi'ne dahil edilmiştir. Yazılıkaya; üstü açık bir kaya mabedi olup, bu mabed içinde Hitit Pantheonu'nun -tanrılar ailesi- kabartmaları bulunmaktadır.

ÇORUM’ A ULAŞIM

Bir transit geçiş merkezi olan Çorum; Doğu Karadeniz ve Batı Anadolu bölgelerine açılan bir kapı konumundadır. İl'de ulaşım karayolu ile yapılmaktadır. Toplam karayolu ağının uzunluğu ise 1.006 km'dir. Çorum, Ankara'ya 244, İstanbul'a 608, Amasya'ya 92, Sinop'a 294, Sivas'a 298, Tokat'a ise 188 km'dir.

İlçelerin merkeze uzaklığı ise; Alaca 50, Bayat 83, Boğazkale 84, Dodurga 45, İskilip 55, Kargı 116, Laçin 30, Mecitözü 37, Oğuzlar 84, Ortaköy 56, Osmancık 61, Sungurlu 70 ve Uğurludağ 66 km'dir.

Çorum-Ankara bağlantısı Doğu Karadeniz illerini de Ankara'ya ulaştıran tek bağlantıdır. Tek şeritten trafik akışının yapıldığı ve stratejik bir öneme sahip olan bu karayolunun bakımsız olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle Samsun-Çorum-Ankara güzergahının bir an önce rehabilite edilmesi gerekmektedir.

Sanayinin gelişmesine paralel olarak ulaşım kolaylığı en önemli sıkıntılardan biri haline gelmiştir. Özellikle sanayi mamüllerinin yurt içi ve yurt dışı nakliyesinde büyük avantaj sağlayacak olan ve bir anlamda Çorum sanayisinin önünü açacak olan hava ve demiryolu projeleri ise bir türlü yeterli hızda yürümemektedir.

Son yıllarda telefon abone sayısı 130.000'lere ulaşmıştır. 746 köyün tamamında telefon mevcuttur.

ÇORUM COĞRAFYASI

Çorum, Karadeniz Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesinin kesiştiği noktada bulunur ve doğuda Amasya, batıda Çankırı, güneyde Yozgat, güneybatıda Ankara, kuzeyde Sinop, kuzeydoğuda Samsun, kuzeybatıda ise Kastamonu ile komşudur.

39 54 ve 41 20 kuzey enlemleri ile 34 04 ve 35 28 doğu boylamları arasında bulunan Çorum toprakları yarı yarıya platolarla kaplıdır. Onda biri ise ovadır. Merkezinin denizden yüksekliği 770 metredir.

Çorum' un Karadeniz Bölgesindeki kuzey yarısı genellikle engebeli bir yapı gösterir. Çorum'daki en yüksek dağ bu kesimdeki İskilip-Kargı arasındaki Kösedağdır (2.087). Köroğlu dağlarının doğu ucu burada Kızılırmak vadisine geniş bir cephe ile dayanır ve vadinin duğusunda Kızılırmak'ın keskin dirseği Ada Dağı (1.129 m) ve Çal Dağı (1.730 m) ile Orta Karadeniz dağlarına geçer. İlin kuzey ucunda Kızılırmak-Devrez Çayı vadisinin geniş tabanı, kuzeyinde Ilgaz Dağlarının doğu uçları 1.750 metreye kadar yükselir. İlin kuzey kesimindeki dağlar; birinci ve ikinci zamanın çok kıvrımlı ve yer yer metaforik şistler, kireç ve kum taşlarından, güney yamaçlarında da üçüncü zamanın ilk yarısında oluşmuş kumlu ve killi tabakalardan oluşmuştur. Çorum,un güney yarısı ise daha alçak ve daha az engebeli bir görünüştedir. Burada yükseltisi 800 m'den aşağı hafif dalgalı düzlükler arasında yükseltisi 1.700 m'ye varan basık sırtlı dağlar belirir.

Çorum' da başlıca dağlar; kuzeybatısında Kösedağ (1.791 m), kuzeydoğusunda Eğerci Dağı (1.765 m), güneydoğusunda Kırklar Dağı (1.791 m), güneyinde de Aygar Dağı (1.641 m) sayılabilir. Ovalar ise; Çorum Ovası, Mecitözü Ovası, Hamamözü Ovası, Sungurlu Ovası'dır.

ÇORUM CAMİ VE TÜRBELERİ

Çorum'un en büyük camisidir. Birçok depremde hasar görmüşse de onarılmıştır.

Tamamen Selçuk Mimarisi özelliğini taşıyan Ulu Camii'nin Selçuklu sultanlarından Alaaddin Keykubat'ın azad etmiş elduğu kölelerinden Hayrettin Hazır tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Minberinin kapısının üzerinde 10 Sefer 706 (Ağustos 1306) yazısı bulunmaktadır. Minberdeki bu tarih caminin inşa tarihinden daha yeni olduğu için, bu minberin ya daha sonra yerleştirildiği ya da caminin o tarihlerde köklü bir tamirattan geçirildiği sanılmaktadır.

Minberin üst kısmında ise şu hadis-i şerif vardır; "Cuma fakirlerin haccı, müminlerin bayramıdır". Maun ağacından yapılmış olan minber; çok güzel üstün bir sanat eseridir. Tarihi minberin oyma ve aynaları Davutoğlu Ahmet tarafından yapılmıştır. Minberi camiye Ankara'lı marangozlardan Abdullah oğlu Hamit yerleştirmiştir. Fakat ne yazık ki sonradan bu minber bilinçsiz olarak siyah boya ile boyanmış, orijinalliğini ve tabii görünümünü büyük oranda kaybetmiştir.

II. Beyazıt zamanında (1509) meydana gelen depremde (Küçük Kıyamet) ve Yavuz Sultan Selim zamanındaki depremde (1514) şehrin üçte biri zarar görmüş olup; bu esnada Ulu Camii'nin de tahrip olduğu kayıtlara geçmiştir.

Osmanlı Padişahı III. Murat zamanında Mimar Koca Sinan tarafından yıkılmış olan cami yeniden tamir edilmiştir.

Osmanlı padişahı III. Selim zamanında (H 1208- M 1793) yılında depremden tekrar yıkılan Ulu Camii; Cebbarzade Süleyman Bey ile Oğlu Abdülfettah Bey zamanında yapılmak suretiyle bugünkü şeklini almış bulunmaktadır.

Caminin yapılması için Yusuf-u Bahri Efendi ve halktan bir heyet Süleyman Bey'e başvurur ve bunun üzerine caminin yapımına başlanır. Mimar Sinan tarafından yeniden dizayn edilen cami 9 kubbeli olduğu için Cebbarzade Süleyman Bey aynı şekilde yapılmasını emrediyor. Fakat kendisinin idam edilmesi üzerine oğlu Abdülfettah Efendi, taş duvarla örülmüş camininin derhal ahşap kubbeyle örtülmesini emrediyor. Bugünkü kubbenin ahşap oluşu bundan ileri gelmektedir.

Bir söylentiye göre cami içindeki çok kalın ahşap direklerin Kurtpınarı yöresindeki ormanlardan getirildiği söylenmektedir. Bu da Çorum'un merkezinin yakın civarının 175 yıl öncesinde ne kadar ormanlık olduğunu göstermektedir.

Ulu Camii'deki son cemaat kısmı halkın yardımıyla Mutasarrıf (Vali) Celal Bet zamanında (1905) yapılmıştır. Caminin batı yönündeki minaresi eskiden doğu yönündeki minaresi son cemaat kısmı ile birlikte yapılmıştır. Cami içindeki halılar yine halkın yardımı ile Celal Bey Zamanında getirilmiştir. Sülüs yazısı ile yazılmış iki kitabesi mevcuttur. Caiminin tavanı, şadırvanı ve bahçesi düzenlenerek bugünkü halini almıştır.

 

 

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1