.: Neden Matematikten Korkarız ? :.
Sonsuzluk düşünce tarihinin en eski problemlerinden biridir. İnsanlar
``varolan"ın ötesine geçip ``varolabilecek olan"ı düşünmeye
başladıkları andan itibaren sonsuz kavramı insan düşüncesindeki
yerini almıştır. Yüzyıllar boyunca metafizikte özellikle
Tanrı'nın, uzayın ve zamanın doğası konu
edildiğinde felsefeciler sonsuzluk hakkında giderek derinleşen
yorumlar yapma fırsatı bulmuşlardır. Kavramın
mantığın ve matematiğin ilgi alanına girmesi ise
epey daha geç olmuştur. Sonsuzluğun metafizikçilerin gözde
konularından olmasının sebeplerinden biri doğru dürüst
tanımlanmasında ve dolayısıyla anlaşılmasındaki
güçlüktür. Gene aynı sebeple sonsuzluk mantıkçıların
ve matematikçilerin yakın zamana kadar kaçındıkları
bir konu olmuştur. Hatta 19. yüzyıla kadar matematikçiler
vebilimadamları arasında sonsuzluğun anlamlı bir
kavram olup olmadığı konusunda kuşkular vardı.
Ancak 19. yüzyıldaki gelişmelerden sonra bu kavram
matematiğin uğraş alanına girmiş ve bugün bunu
anlamlı bir şekilde kullanmamızı sağlayacak bir
temel kazanmıştır. Bu yazının konusu da
matematikte 19. yy. sonu-20. yy. başı
görülen bu gelişmelerdir.
Galileo Paradoksu Bir en büyük sayı olmadığını
herkes bilir. Yani sayıların sonu yoktur. Diğer bir değişle
sonsuz tanedirler. Bu durumda sonsuz kavramını ilk benimsemesi
gerekenler matematikçiler olmalıyken neden uzun süre buna
soğuk bakmışlardır? Bunun cevabını Galileo
paradoksu denen örnekle görebiliriz. Galileo her sayı ile onun iki
katı arasında aşağıdaki gibi bire-bir eşleme
yapılabileceğini gördü:
1,2,3, ..., n,...
2,4,6, ..., 2n,...
Yani üst sıradaki her sayıya karşılık gelen
bir çift sayı bulmak mümkün. Diğer bir değişle iki
sırada da aynı sayıda sayı var gibi görünüyor. Oysa
biliyoruz ki çift sayılar bütün sayıların sadece yarısıdır.
Şu halde ortada bir çelişki var. Bu dizilerde ``sonsuz"
tane sayı olduğunu söylemekten kaçınmak gerekir. Birazdan
göreceğimiz gibi bazı kabuller yaparak görünürdeki bu çelişkiyi
gidermek mümkün. Ama örnek, sonsuzluğun matematikçiler arasında
neden kabul gören bir kavram olmakta geciktiğini gösteriyor.
Bolzano ve Dedekind'in Tanımları Sonsuzluğu sağlam bir
temele oturtabilmek için işe küme kavramıyla başlıyoruz.
İlk tanımımız şu: Eğer iki kümenin
elemanları arasında bire-bir eşleme yapılabiliyorsa,
yani birinci kümedeki herbir eleman diğer kümedekilerin bir ve yalnız
biriyle eşleştirilebiliyorsa, bunlar eş
kümelerdir. Buradan kardinal sayı kavramına şu tanımla
geçiyoruz: Birbirine eş kümelerin oluşturduğu kümelerin
herbirine bir kardinal sayı karşılık gelir. Mesela ,
{küme, sayı, sonsuz}, vb. kümeleri eş kümeler olarak bir üst
küme meydana getirirler ve bu üst kümeye 3 kardinal sayısı
karşılık gelir.
Kardinal sayıları bu şekilde tanımlamanın avantajı,
bizi sonsuz sayı diye birşey olup olmadığı
konusunda önceden bir hüküm vermek zorunda bırakmamasıdır.
Sonsuz kümeler varsa sonsuz diye bir sayı da olacaktır. Yani
mesele sonsuz küme diye bir şey olup olamayacağına
indirgenmiştir. Bolzano sonsuz küme için şu basit görünüşlü
tanımı yapar: Boş olmayan A kümesini ele alalım ve bu
kümenin altkümelerinin bir dizisini oluşturalım.
Öyle ki dizideki her bir altküme kendisinden önce gelenin içindeki bütün
elemanlardan, artı bir yeni elemandan oluşsun. Bolzano'ya göre
altkümelerini bu şekilde dizdiğimizde bir son altkümeye, yani
içine artık yeni bir eleman koyamayacağımız bir altkümeye,
ulaşıyorsak A kümesi sonludur. Eğer her bir altkümeden
sonra bir diğerini oluşturmak mümkünse A kümesi sonsuzdur.
Bu çarpıcı görünmeyen tanımın özelliği
sonsuzluğu sayı kavramını kullanmadan tanımlamayı
başarmasıdır. Dedekind de benzer bir tanım yapar: Eğer
bir kümenin öz altkümelerinden biri kendine eşse bu sonsuz bir
kümedir. Hiçbir altkümesi kendine eş olmayan kümeler ise
sonludurlar. Bu tanımla Galileo paradoksundan da kurtulmuş
oluyoruz. Paradoks şu dört önermenin hepsinin birden kabul
edilmesine dayanıyordu: Bir küme bütün öz altkümelerinden daha
çok sayıda elemana sahiptir. Doğal sayılar kümesinden çift
sayılar kümesine bire-bir eşleme yapmak mümkündür. Bire-bir
eşleme yapılabilen kümeler eşit sayıda elemana
sahiptir. Her kümeye sadece bir kardinal sayı karşılık
gelir. Dedekind yaptığı tanımla birinci önermenin
sadece sonlu kümeler için doğru olduğunu kabul etmiş
olur. Sonsuz kümeler söz konusu olduğunda ise bir küme diğerini
öz altkümesi olarak kapsadığı halde (doğal sayılar
ve çift sayılar kümeleri gibi) onla aynı sayıda elemana
sahip kabul edilmesinde bir sakınca yoktur.
Cantor'un Sonluötesi Sayılar Teorisi Yukarıdaki tanımlara
göre doğal sayılar kümesi sonsuz bir kümedir. Her kümeye ait
bir kardinal sayının varolduğunu da kabul edersek doğal
sayıların (ve ona eş her kümenin elemanlarının)
sonsuz tane olduğunu söyleyebiliriz. Cantor bu sayıyı en küçük
sonlu ötesi sayı kabul ederek (alef sıfır) adını
verdi ve sonlu sayılar üzerinde kullanılan birçok aritmetik işleminin
bu sayıya da uygulanabileceğini gösterdi. Mesela aşağıdaki
eşitlikler doğruydu:
Fakat, Cantor bu ilginç sonucun ispatını da şöyle
yaptı: sayısının n elemanlı bir kümenin altkümelerinin
sayısı olduğunu biliyoruz. Şu halde da elemanlı
herhangi bir kümenin, mesela doğal sayılar kümesinin, altkümelerinin
sayısını verir. İspatlayacağımız şeyin
yanlış olduğunu, yani olduğunu varsayalım. Bu eşitlik,
doğal sayılar kümesiyle onun altkümelerinin kümesi arasında
bire-bir eşleme yapılabileceği anlamına gelir. Yani
her altküme
bir doğal sayıyla eşleştirilebilir. Bu doğal sayıların
bazıları içlerinde bulundukları bir altkümeyle eşleştirilirken
bazıları da kendilerini kapsamayan altkümelerle eşleştirilecektir.
Eşleştirildikleri altkümenin içinde bulunmayan doğal sayıların
kümesine X diyelim. X elbette ki gene doğal sayıların bir
altkümesi olacaktır ve baştaki varsayımımıza göre
bir
doğal sayıyla eşleşmiş olacaktır. Bu doğal
sayıya da a diyelim. a X'in içinde midir değil midir? İçinde
olduğunu farzedelim. O zaman X'in içine, eşleştirildiği
altkümenin içinde bulunan bir sayı koymuş oluruz ki bu X'in
tanımına aykırıdır. İçinde olmadığını
farzedelim. O zaman a kendisini kapsamayan bir altkümeyle eşleştirilmiş
olur ki bu durumda tanımı gereği X'in içine alınması
gerekir. Yani bir çelişkiyle karşılaşmış
olduk. Demek ki başta yaptığımız varsayım
yanlıştı: ve birbirine eşit değildir. en küçük
sonlu ötesi sayı olduğuna göre daha büyüktür. Aynı
ispatı kullanarak 'ın da 'dan daha büyük olduğunu gösterebiliriz.
Bu da 'dan daha büyük sonsuz sayıda sonlu ötesi sayı olduğu
anlamına gelir.
Hilbert'in Sonsuzluk Oteli
Vardığımız bu sonuçların bildiğimiz dünyaya
nasıl uygulanabileceğini görmek için Hilbert'in Sonsuzluk
Oteli adlı örneğine bakalım. Buna göre, her katında
bir oda olmak üzere sonsuz sayıda kattan oluşan bir otel vardır
ve bu otelde sonsuz sayıda müşteri kalmaktadır. Yani otel
tamamen doludur. Otele yeni bir müşteri geldiğini farzedelim.
Bu müşteriye yer bulunabilir mi? Cantor'a göre bulunabilmesi
gerekir, çünkü 'dır. Bunun nasıl mümkün olduğu da
kolayca görülebilir. Otelde kalan her müşteri bir üst kata aktarılır.
Bir en üst kat olmadığı için bunda bir sorun çıkmaz.
Yeni müşteri de boşalan ilk kata yerleşir. Sonlu sayıda
her müşteri için aynı işlem tekrar tekrar yapılabileceğinden
eşitliğinin de nasıl mümkün olduğunu görebiliriz.
Peki yeni gelenlerin sayısı sonsuz olursa ne olur? Cantor'a göre
bu durumda da yer bulunabilmesi gerekir. İlk akla gelebilecek
yollardan biri şudur: Oteldeki her müşteri çift sayılı
katlara kaydırılır, yeni gelenler de tek sayılı
katlara yerleştirilir. Bu işlem her yeni gelen sonsuz müşteri
kafilesi için tekrarlanabilir. Diğer bir değişle, 'dır.
Şimdi de farzedelim ki otele sonsuz kere sonsuz yeni müşteri
geldi. Yani sonsuz müşteri içeren sonsuz sayıda kafile.
Bunlara nasıl yer bulunabileceğini görebilmek için önce asal
sayılarla ilgili iki özelliği gözönüne alalım:
Asal sayılar sonsuzdur. p ve q birbirinden farklı asal sayılar
ise her n ve m doğal sayısı için ve farklı sayılardır.
Bu durumda şöyle bir yöntem izleriz. İlk gelen sonsuz
kafiledeki müşteriler ilk asal sayı olan 2'nin üssü olan
katlara yerleştirilir. Üs olarak doğal sayıları
kullandığımızdan hiçbir müşteri açıkta
kalmaz. İkinci kafiledeki müşteriler ikinci asal sayı olan
3'ün üssü olan katlara yerleştirilir. İkinci kurala göre bu
katlarla ilk kafilenin yerleştirildiği katlar arasında bir
çakışma olmayacaktır. Bu şekilde her yeni kafile bir
sonraki asal sayının üssü olan katlara yerleştirilebilir.
Sonuçta sonsuz kere sonsuz sayıda müşteri sadece sonsuz odaya
sahip otele yerleşmiş olur. Bu işlemi tekrar tekrar yapmak
mümkün olduğuna göre eşitliğinin nasıl mümkün
olabileceğini de görmüş oluruz. Bu noktada akla, yeni gelen müşteri
sayısı olduğunda bunların neden otele yerleştirilemeyeceği
geliyor. Yazının hacmini ve bunla ilgili zaten kapsamlı bir
ispat verdiğimi gözönüne alarak bunun gösterilmesini de okuyucuya
bırakıyorum.
Fiili Sonsuz ve Potansiyel Sonsuz
Cantor sonluötesi sayılar teorisiyle sonsuzluğun çelişkilere
yol açmadan matematiğin içine alınabileceğini gösterdi.
Ama bu, sonsuzluğa felsefi açıdan yapılan karşı
çıkışların önünü kesmedi. Bunların en
temellerinden biri, ilk olarak Aristoteles tarafindan ortaya atılan
ve sonradan Kant tarafından geliştirilen fiili sonsuz/potansiyel
sonsuz ayrımıdır. Buna
göre sonsuzluğun ``fiilen" varolduğunu söylemek çelişkilidir;
sonsuzluktan ancak potansiyel anlamda bahsedilebilir. Mesela gece-gündüz
dizisini düşünelim. Her geceden sonra bir gündüz gelir, her gündüzden
sonra da bir
gece. Bu sürecin ötesine geçemeyeceği bir sınır noktası
yoktur, yani potansiyel olarak sonsuzdur. Ama bu sonsuz dizi hiçbir zaman
``gerçekten" varolamaz: Geriye baktığımızda
``Sonsuz sayıda gece geçti" diyebileceğimiz
bir zaman asla olmayacaktır.
Ayrım sonsuzlugun sadece fiziksel dünyada varolamayacağını
iddia etmekle de kalmaz. Sayıların da sonsuz olduğunu söylemek
doğru değildir, çünkü ne kadar sayarsak sayalım hiçbir
zaman sonlu sayıların ötesine geçemeyiz.
Sayılar da ancak potansiyel anlamda sonsuzdur. Cantor da, aslında
potansiyel sonsuzlukla uğraştığı halde teorisini
fiili sonsuzlukla ilgiliymiş gibi göstermeye çalışmakla
suçlanmıştır. Yapılan ayrımın geçerli olduğu
ve fiziksel dünyadaki hiçbir şeyin sonsuz olamayacağı
kabul edilebilir. Ama bu Cantor'un teorisini ve fiili sonsuzun varolduğunu
reddetmek için bir sebep değildir. Mesela hiçbir zaman sonsuz sayıda
gece geçmeyecek olsa bile bahsi geçen gece-gündüz dizisinin
``gerçekten" sonsuz olduğunu söylemenin bir sakıncası
yoktur. Ortada bir çelişki olmadığı sürece sonsuzluğun
gerçek olduğunu reddetmek kişisel felsefi tercihlerle ilgili
bir sorundur. Cantor'un teorisindeki tek güçlük, sonsuzluğu çelişkilerden
arındırılmış olarak kullandığının
gösterilmesinin önündeki tek engel, teorinin dayandığı kümeler
teorisinin karşılaştığı güçlüklerdir. Gödel
1930'da yaptığı ispatla kümeler teorisinin çelişkisiz
olduğunun ``sonlu" zamanda
ispatlanamayacağını göstermiştir. Ama bu sadece sonluötesi
sayılar teorisiyle değil, matematiğin kendisiyle ilgili çok
daha temel bir sorundur. Sonluötesi sayılar teorisinin ``ancak"
kümeler teorisi kadar sağlam olduğunu söyleyebilmek hiç de küçük
bir başarı değildir.
Mutlak Sonsuz
Konumuz sonsuz olduğuna göre son olarak bunun en nihai derecesini,
yani mutlak sonsuzu ele alalım. Bu daha spekülatif bir yazı
olsaydı, üstünde çok söz söylenebilecek bir konu, hatta belki de
söz söylenmeye değecek tek
konu olurdu. Ama yazının kapsamı gereği burada sadece
bazı olumsuz sonuçlar çıkarmakla yetineceğim.
Birbirinden farklı sonsuzlar olduğuna göre mutlak sonsuz da
bunların en büyüğü olmalı. Veya sonsuzluğu kümelere
uygularsak, kendisinden daha büyüğü düşünülemeyecek bir küme.
Yani bütün kümelerin kümesi. Ama bu
kavrama biraz daha yakından bakarsak pek tutarlı olmadığını
görüyoruz. Nasıl doğal sayıların sonsuz olması
bir en büyük doğal sayı olmadığı anlamına
geliyorsa, sonsuzların da sonsuz olması bir en büyük sonsuz
olmadığı anlamına gelir. Bütün kümelerin kümesi de
ilk bakışta göründüğü kadar basit bir kavram değil.
Tanımı gereği bu kümenin diğer daha küçük kümeler
yanında kendisini de kapsaması gerekir. Ama bunu söylediğimiz
zaman bu kümenin dışında başka kümeler de olduğunu
kabul ediyoruz ki bu bir çelişki. Bundan kurtulmanın tek yolu
bu kümenin içinde kendisinden
başka hiçbir kümenin olmadığını varsaymak.
Buradan felsefedeki Birlik/Çokluk tartışmasına geçilebilir.
Dünyadaki
herşeyi birleştirecek tek bir prensip bulmak mümkün müdür,
yoksa ``herşey" dediğimiz şeyler hiçbir zaman
biraraya getirelemeyecek bir çokluk mudur? Yukarıda vardığımız
sonuç bu soruya kesin bir cevap vermese de mümkün olan
cevapları oldukça kısıtlıyor: Eğer başlangıçta
birden çok şey olduğunu kabul edersek bunların hepsini
biraraya getirmek mümkün değil: Çokluktan birliğe ulaşamayız.
Diğer taraftan ``herşey"in zaten bir tek şey olduğundan
yola çıkarsak ortada bir biraraya getirme problemi kalmıyor:
Varolan herşey zaten o şeydir. Bu ikinci varsayım aslında
matematiğin ve
hatta neredeyse bildiğimiz herşeyin reddi anlamına geliyor.
Ama ``gerçek" gerçekten buysa bunu neden yapmayalım ki.
|