|
Nurdan Beşergil GERİ DÖNMEK İÇİN TIKLAYIN Maximillian Cohen, annesinin sözünü dinlemedi ve altı yaşındayken çıplak gözle güneşe baktı. Sonraki yaşamı boyunca da o günden yadigâr kalan katlanılmaz bir başağrısından ve, ya ağrıkesicilerin ya da ağrılardan etkilenen yorgun beyninin |
|
|
hediyesi olan sanrılardan muzdarip oldu.
Rakamların, düşgücünün ve becerinin sınırlarını zorlamaya müsait büyüsü
Max'in yaşamını yönlendirdi. Herkesin mutlaka bir boy gidip geldiği soruya
doğru bir otoban döşedi ve rakamların eğilip bükülen geniş dünyasından öz'ün
ve temel'in gösterdiği istikamette indikçe indi: Her şey aslında bir tek
şeydi ve o "şey" de rakamla ifade edilebilirdi; o halde neydi o rakam... Pi, yönetmen Darren Aronofsky'nin de başrol oyuncusu Sean Gullette'in de ilk filmi. Aronofsky ve Gullette senaryoyu birlikte yazmışlar; birden fazla kişinin bir tek şey yazmasının güçlüğü göz önüne alınırsa büyük bir iş çıkardıkları ortada. Filmin siyah-beyaz çekilmiş olması, Maximillian'ın tekbaşınalığını ve görüşünün kilitlendiği sabit noktayı yansıtmakta oldukça başarılı. Max, amansız başağrılarından ve bilgisayarıyla borsa bilgi bandı arasında kurduğu köprüden onu izleyenlerin yüreğini ağzına getirecek şekilde aşağı sarkmaktan fırsat bulduğunda, yıllarını pi sayısının gizemine adamış Sol'le go oynayarak geçirirdi. Go ve pi ustası Sol, sayılarla yaşam arasında bir bağlantı olmadığı konusunda Max'ı ikna etmeye çalıştı durdu ama anlaşılan yaşam, kazın ayağının 'öyle' olmadığını kahramanımıza kanıtlamakta kararlıydı: Max bir gün, gene bilgisayar çıktılarıyla borsa bilgilerini karşılaştırırken Kabalist bir Yahudi yanına geldi, İbranice'yle sayılar arasındaki ilişkiden söz etti, ona etkileyici birkaç hesap gösterdi, Max'i Kabalist bir grupla tanıştırdı. İşte bu noktadan sonra rakamlar arasında boğulan Max'in araştırmaları ivme kazandı çünkü artık aradığının 216 basamaklı bir sayı olduğuna inanıyordu. Aronofsky'nin çok estetik bir dil yakaladığı söylenebilir. Max'in kremayı kahveye karıştırdığı sahnelerde ve kafasında döngüsellikle ilgili düşüncelerin belirmeye başladığı çekimlerde yönetmen, seyredeni rahatsız edebilecek kadar rafine görüntüler oluşturmuş. Kahramanın sanrıları sırasında süpermarket boyunca ve bir tür borsa mafyası peşine düştüğünde ara sokaklarda yaptığı koşu sırasında, oyuncuya sabitlenmiş ve hareket halindeyken oyuncunun döndüğü yanlara doğru hareket eden bir kamera kullanılmış. Rakamlar arasında boğulan Max'in araştırmaları ruhani dünyanın temsilcileri sayılabilecek Kabalistler dışında, tecimsel dünyanın simgesi sayılabilecek borsacıların da ilgisini çekti. Matematiğin soyut ve soğuk gerçekliği, bu 216 basamaklı sayıyı bulmak üzere kahramanın yaşamında baskı kurdu. Sonunda Max istediğini aldı, sayıyı elde etti ve onu ezberleyip yazılı olduğu kâğıdı atmayı akıl etti. Ruhun ve maddenin gizemine ulaştı. Yoğun ve yorgun geçen yaşamı, ona bunun bir zafer değil yıkım olduğunu öğretmişti oysa.Filmin sonu olarak Aronofsky'nin seçimlik bir durum sunduğu düşünülebilir. Yönetmen, çok şey bilenlerin hiçbir kasabada barınamayacağını göz önünde tutarak Max'in sahip olduğu bu bilgiyle yaşamına kaldığı yerden devam edemeyeceğine dikkat çekiyor. Ama unutmanın ne kadar güç olduğunu bildiğinden olacak, kahramanın unutmayı nasıl başardığını seyircinin seçimine bırakıyor.Max, 216 basamaklı sayıyı öğrenmek isteyen Kabalistleri şu savla geri çevirmişti: - Bu rakama, ancak ona sahip olabilecek kişiler erişebilir, bu yüzden ben buldum ve size söylemeye niyetim yok. Maximillian, Musevi mistizmine inananlar tarafından evrenin anahtarı olduğu düşünülen rakamı biliyordu ama asıl, o kapıya arkasını dönüp gitmekten başka yolu olmadığını biliyordu. |
|