Pİ SAYISI
Bir çok kişinin bildiği,
fakat pek çoğunun sadece 3,14 olarak hatırladığı pi sayısı,
temelde,
1"çemberin
çevresinin, çapına oranı" olarak tanımlanıyor. Zaten, okul
yıllarında - matematik öğrencileri hariç - bizlerden sadece 3,14
olan p'yi
hatırlamamız, ezberlememiz beklenmişti. Bugüne kadar da
p'nin
ne olduğu üzerinde kafa yorma gereğini hiç duymadık. İşin aslına
bakarsanız, bu yazıyı hazırlamaya başlayıncaya kadar, bende de
kapsamlı bir merak uyandırmamıştı. Şimdi soruyorum kendime,
neden?
Neden, bize anlatılanı, öğretileni, doğru gösterileni hemen
kabul ediyoruz, sorgulamıyoruz. Belki, bilerek sorgulamamıza
izin verilmiyor. Belki, bize doğruyu öğrettiğini söyleyenler de
sorgulamadı ve sorularımıza cevap verememe korkusundan dolayı
bize nefes aldırmıyorlar, sorgulatmıyorlar.
Üniversite yıllarımda, ya Çocuk Psikolojisi ya da Gelişim
Psikolojisi Dersi'ydi. Şimdilerde prof. olan ve bir kaç kitabı
bulunan hocamıza, bize öğrettiği ve beni ikna edemediği bir konu
için "ispatlayabilir misiniz?" dediğimde sinirlenerek, "zorunda
değilim" gibi bir yanıt vermişti. Tabii ki zorunda değildi,
devlet öğretse de öğretmese de maaşını zamanında ödüyordu.
Performans Değerlendirme gibi bir sistem de olmadığından halen
üniversitede eğitim verebiliyordu. Dedim ya, artık profesör
oldu. Bilmiyordu ve bilmediği bir şeyi öğretemezdi de.
Diyeceksiniz ki,
p
sayısı ile ilgisi ne tüm bunların?
p
sayısı kimin umurunda, benim derdim sorgulamayan, hayal
kurmayan, sürü gibi davranılan ülkemin insanıyla. Haydi,
üzerindeki ataletten kurtul ve sormaya başla. Ben kimim, neden
buradayım, ne yapmalıyım, kime sormalıyım, nereden bulabilirim,
aklına gelen bütün mantıklı ve mantıksız soruları sor.
Sor ki, öğrenesin! Öğren ki, yeni sorular, yeni çözümler
üretesin! Farkına var kendindeki enerjinin. Enerjini korkularına
değil, hayallerine ver ki, mucizelere erişesin! Senin hayallerin
de, aşağıda okuyacağın hikaye gibi başkalarına ilham versin.
***
2
Kısa bir süre önce, benden kompozisyon türü bir sınav sorusunun
puanlanmasında hakemlik yapmamı isteyen meslektaşımdan çağrı
aldım.
Meslektaşım fizik sınavındaki bir soruya verdiği yanıt
nedeniyle öğrencilerden birine "sıfır" puan takdir etmişti.
Öğrenci de "eğer puan yöntemi adil olsaydı, yüksek bir puan
alacağını" iddia etmekteydi. Meslektaşım ve öğrencisi sonunda
verilen yanıtı, tarafsız bir hakeme puanlatmak için anlaşmaya
varmışlardı. Hakem olarak da beni seçmişlerdi.
Arkadaşımdan çağrıyı alır almaz, kendisine uğradım ve
sınavda sorulan soruyu okudum: "Barometre yardımıyla yüksek bir
binanın yüksekliğinin ne şekilde saptanacağını gösterin."
Öğrencinin yanıtı şöyleydi: "Barometreyi binanın en üst katına
çıkarırız. Barometrenin ucuna bir ip bağlar ve yukarıdan caddeye
sarktırırız. Tekrar ipi yukarı çeker ve ipin uzunluğunu ölçeriz.
İpin uzunluğu bize binanın yüksekliğini verir."
Yanıt çok ilginçti, fakat öğrenciye bunun için puan
verebilir miydi?.
Öğrencinin, soruyu tam ve doğru biçimde yanıtladığından, bu
sorudan tam puan almak için güçlü bir nedenle sahip olduğunu
anladım.
Diğer taraftan öğrenciye tam puan verilecek olursa, öğrenci
fizik dersinden yüksek bir notla geçecekti. Yüksek bir not ise
öğrencinin fizik dersiyle ilgili davranışları kazandığının
göstergesiydi, fakat sorunun yanıtı onun fizik bildiğini ortaya
koymuyordu. Bunun üzerine öğrenciye aynı soruyu bir daha
yanıtlamasını önerdim.
Anlaşmaya vardıktan sonra, öğrenciye soruyu yanıtlaması
için 6 dakikalık bir süre tanıdım ve yanıtın içinde onun fizik
dersinde kazandığı davranışları ortaya koyması gerektiğini
söyledim. Beş dakika geçmesine karşın, öğrenci hiçbir şey
yazamamıştı.
Başka bir sınıfta dersimin başlamak üzere olduğunu
söyleyerek yanıt vermekten vazgeçip, geçmediğini sordum; fakat
öğrencini yanıtı: "Hayır vazgeçmedim" şeklindeydi. Bu soruya
verebilecek pek çok yanıtı olduğunu, bunlardan en iyisini
seçmeye çalıştığını" belirtti. Karıştığım için özür dileyip,
soruyu çözmeye devam etmesini söyledim.
Bir dakika sonra öğrenci yanıtını verdi: "Barometreyi
binanın en üstüne çıkarırım ve çatı katından aşağı eğilerek
barometreyi bırakırım. Bırakır bırakmaz kronometreyle zaman
tutmaya başlarım. Barometre yere çarpar çarpmaz kronometreyi
durdurur ve S =1/2 at2 formülüyle binanın yüksekliğini
hesaplarım."
Bu yanıt karşısında, meslektaşıma devam etmek isteyip
istemediğini sordum. Meslektaşım öğrenciye hak ettiği puanı
vereceğini belirtti. Tam yanlarından ayrılırken, öğrencinin "pek
çok yanıtı bulduğunu" söylediğini hatırlayarak, diğer
yanıtlarının neler olduğunu sordum.
"Evet, barometre yardımıyla yüksek bir binanın yüksekliğini
bulmamın pek çok yolu vardır" dedi . "Örneğin, güneşli bir günde
dışarı çıkar, hem barometrenin gölgesini hem de barometrenin
boyunu, daha sonra da binanın gölgesini ölçerek, basit bir
oranlamayla yüksekliğini bulabiliriz".
"Çok güzel, diğer yöntemlerin nedir?" diye sordum.
"Çok basit bir yöntem daha var ki onu siz de
beğeneceksiniz. Bu yöntemde barometreyi elimize alır ve binanın
merdivenlerinden en üst kata doğru tırmanmaya başlarız.
Merdivenleri tırmanırken barometrenin boyu kadar duvar boyunca
işaretleyerek ilerleriz. Daha sonra işaretleri sayarız ve
işaretlerin sayısı bize barometrenin birimi cinsinden binanın
yüksekliğini verir. Bu yöntem doğrudan ölçmeye örnektir".
"Daha karmaşık bir yöntem isterseniz, bunun için
barometreyi bir ipin ucuna bağlar ve sarkaç gibi sallamaya
başlarsınız. Böylece en alt katta ve binanın en üstünde 'g'
değerini saptayabilirsiniz. Bu iki 'g' değerinin farkından ilke
olarak binanın yüksekliği bulunabilir".
Sonunda öğrenci sözlerini şu şekilde tamamladı: "Eğer çözüm
için, fizikle bir sınırlama getirmezseniz daha pek çok yanıt
bulunabilir. Örneğin, barometreyi alıp alt kattaki kapıcının
odasına gidersiniz. Kapıcıya eğer binanın yüksekliğini size
söyleyecek olursa barometreyi ona vereceğinizi bildirir ve
binanın yüksekliğini öğrenebilirsiniz".
***
Siz nasıl ölçerdiniz? Haydi kalın sağlıcakla...